27316 research outputs found
Sort by
İlkokul 4. sınıf öğrencilerinin dijital oyun bağımlılık düzeyleri ile ders çalışma alışkanlıkları arasındaki ilişki: Ümraniye örneği
Bu araştırmadaki amaç, ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin algılanan dijital oyun bağımlılık düzeyleri ile ders çalışma alışkanlıkları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Genel amaç çerçevesinde oluşturulan alt sorular; öğrencilerin dijital oyun bağımlılık puanları ile ders çalışma alışkanlıkları puanlarının cinsiyet, dijital oyun oynama süresi, anne ve babanın oyun oynayıp oynamaması, oyun sürelerine ebeveyn tarafından sınırlama getirilip getirilmemesi, ebeveyn tarafından öğrencinin fiziksel aktivitesinin desteklenip desteklenmemesine göre farklılaşıp farklılaşmadığına yönelik sorulardır. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden olan korelasyonel model ile betimsel tarama modelinden faydalanılmıştır. Evren, 2022-2023 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Ümraniye ilçesinde yer alan 9.549 ilkokul 4. sınıf öğrencisi olarak belirlenmiştir. Evreni temsil etme yeteneğine sahip olan örneklem ise 465 ilkokul 4. sınıf öğrencisidir. Öğrencilere uygulanan formda kişisel bilgiler, “Çocuklar İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği” ve “Ders Çalışma Alışkanlıkları Ölçeği” vardır. Verilerin parametrik ve non-parametrik analizlerin yapılmasında SPSS 22.0 programından yararlanılmıştır. Analiz bulgularına göre araştırmaya katılan öğrencilerin dijital oyun bağımlılığı puanları ile ders çalışma alışkanlıkları puanları arasında anlamlı düzeyde negatif ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin dijital oyun bağımlılığı puanlarında cinsiyete, oyun oynama süresine, babanın oyun oynamasına, dijital oyun oynamada süre sınırlaması olmasına ve fiziksel aktiviteye teşvik edilmesine göre anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Öğrencilerin ders çalışma alışkanlık puanlarında cinsiyete, oyun oynama süresine, annenin oyun oynamasına, dijital oyun oynamada süre sınırlaması olmasına ve fiziksel aktiviteye teşvik edilmesine göre anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik iş birliği örgütü (ECO) ülkelerinin büyümesine etkisi : bir panel veri analizi
20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren şirket kârlarının arttırılmasında ve ülkelerin büyümelerinde doğrudan yabancı yatırımların (DYY) önemi ortaya çıkmaya başlamıştır. Çok uluslu şirketler bulundukları ülkelerden çok daha büyük pazarlara ulaşmakta, böylece bu şirketlerin büyüme ve kârlılıkları artmaktadır. Diğer yandan DYY yoluyla ülkelere hem fon transferi hem de teknoloji ve beşeri sermaye akışı olmaktadır. Bu sayede ev sahibi ülkeler ekonomik büyümelerini gerçekleştirebilmektedirler. Bu nedenle DYY, bir ülkenin ekonomisinin büyük bir bölümünü etkilemekte ve dönüştürmektedir. Bu çalışmada, 1990’lann başından beri hızlanma trendine giren bölgesel bir işbirliği girişimi olarak, içinde Türkiye, İran ve Pakistan gibi önemli bölgesel aktörlerin bulunduğu Ekonomik İşbirliği Örgütünün (ECO) özellikleri, hedefleri ve potansiyel işbirliği alanları incelenmiştir. Çalışmanın amacı ECO’ya üye ülkelerde ekonomik büyüme ile DYY arasındaki ilişki panel veri yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda bu ülklerde DYY ile ekonomik büyüme arasında pozitif bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Ancak Özbekistan gibi dışa açıklığı sınırlı olan ülkelerde bu etkinin çok düşük olduğu görülmüştür. Bu nedenle ECO üyesi ülkelerde sermayenin serbestleştirilmesine katkı yapacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve DYY’nin yasal çerçevede teşvik edilmesi bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarına çok daha fazla katkısı olacağı görülmüştür
Uzak mesafe evlilik ilişkilerinde fedakârlığın evlilik doyumu üzerindeki dyadic etkisi
Uzak mesafe evlilikler, küreselleşme ile birlikte değişen iş ve yaşam koşullarına bağlı olarak eşler arasında giderek yaygınlaşmaktadır. Evliliği uzak mesafeden sürdürmek eşler için beraberinde birçok fedakârlık davranışı da getirmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada, ilişkilerini uzak mesafeli olarak sürdüren evli çiftlerin fedakârlıktan algıladıkları doyum ve zarar ile evlilikten sağladıkları doyum arasındaki ilişki ikili (dyadic) olarak incelenmiştir. Araştırmada uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya katılmak için ölçütler belirlenmiş, haftanın en az üç gecesi evinden uzak kalan ve başka bir bölgede ikamet eden bir eşin olduğu, en az 6 aydır uzak mesafeden ilişkilerini sürdüren evli çiftler örnekleme dâhil edilmiştir. Araştırma, uzak mesafeli evliliklerde bireylerin fedakârlıktan algıladıkları doyumun ve zararın hem kendi evlilik doyumları (aktör etkisi) hem de eşlerinin evlilik doyumları (partner etkisi) üzerindeki etkisinin araştırıldığı korelasyonel bir çalışmadır. Bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile değişkenlere ait aktör ve partner etkileri ise Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli ile incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 21-49 yaş grubundaki 101 çift (n= 202 birey) oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Fedakârlık Doyum Ölçeği ve Fedakârlıkta Algılanan Zarar Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, evli çiftlerin fedakârlık doyumlarının evlilik doyumları üzerindeki aktör ve partner etkilerinin pozitif yönde ve anlamlı olduğu, fedakarlıkta algıladıkları zararın evlilik doyumları üzerindeki aktör ve partner etkilerinin negatif yönde ve anlamlı olduğu bulunmuştur. Araştırmanın bulguları ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur
Noterlere taşınmaz satış sözleşmesi yapma yetkisi verilmesi üzerine bir değerlendirme
Hukukumuzda taşınmaz satış sözleşmesinin geçerliliği resmî şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu resmiyeti kazandıracak makam tapu sicil müdürlükleri ve 7413 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca noterlerdir. 1512 sayılı Noterlik Kanunu’na eklenen 61A maddesi ile noterler taşınmaz satış sözleşmesi düzenlemeye yetkili kılınmıştır.
Noterlerin taşınmaz satış sözleşmesi düzenlemesi, bir borçlandırıcı işlem niteliğindedir ve sadece satış sözleşmesinin yapılmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkının karşı tarafa devri ancak tasarruf işlemi olan tescil talebi ve tapuya tescil ile gerçekleşmektedir. Getirilen yeni düzenlemeyle taşınmaz satış sözleşmesi, noterlerce tapu bilişim sisteminden yevmiye numarası alınarak bu sisteme kaydedilecektir. Sözleşme, sisteme kaydedildikten sonra tapu müdürlüğünce taşınmazın tapu kütüğüne tescili öngörülmüştür. Noterlere tanınan satış sözleşmesi yapma yetkisinin ayrıntıları, Noterler Tarafından Düzenlenen Taşınmaz Satış Sözleşmelerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te düzenlenmiştir.
Noterlere verilen taşınmaz satış sözleşmesi yapma yetkisi, tapu sicil memurlarının bu hususta mevcut olan yetkisini ortadan kaldırmamaktadır. Öte yandan noterlerin sahip olduğu bu yetki sadece satış sözleşmesi yapmakla sınırlı olup taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan diğer işlemleri içermemektedir. Taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesi bakımından her iki kurumun da yetkili kılınmış olması, resmî işlemlerde hedeflenen hukuki işlem güvenliğinin sağlanması bakımından uygulamada güçlükler yaratma riskini beraberinde getirmektedir.
Noterlerin yaptığı işlemler sebebiyle hukuki sorumlulukları bulunmaktadır. Noterler, taşınmaz satış sözleşmesinin düzenlenmesinden dolayı oluşan zarardan da sorumludur. Bu sorumluluğun niteliği, doktrinde tartışmalı da olsa, kusursuz sorumluluk olarak kabul edilmektedir. Noterlik Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca noter yaptığı hukuka aykırı işlemler nedeniyle vermiş olduğu maddi ve manevi zararlardan sorumludur. Bu zararın Devlet tarafından ödenmesi hâlinde Devlet’in, sözleşmeyi düzenleyen notere rücu etme hakkı bulunmaktadır
Sosyal medya etkileyicilerinin yaptığı reklamlara ilişkin genel bir değerlendirme
Sosyal medya, tüm dünyada insanların yaşamlarını birçok alanda etkilemektedir. Bu alanlardan biri de satın alma alışkanlıklarıdır. Tüketiciler sosyal medyada gördükleri ve etki altında kaldıkları ürünleri satın alma eğilimi göstermektedir. Takipçilerinin satın alma tercihlerini yönlendiren ve reklam yöntemlerinin neredeyse tamamen dönüştürenler ise influencerlardır. Bu kişiler, ülkemizde “sosyal medya etkileyicisi” olarak adlandırılmaktadır. Sosyal medya etkileyicileri, ürün tanıtımı/reklamı için tanıttıkları ürünün üreticisi ile bir anlaşma yapmaktadır. Sosyal medya etkileyicileri bir ürünü tanıtırken genellikle ürünün kullanılması ve deneyimlenmesi sonucunda tavsiyede bulunmaktadır. Bu tavsiyeler sonucunda sosyal medyadaki etkileriyle ürünün satışı da artmaktadır. Sosyal medya etkileyicilerinin sosyal medya üzerinden yaptıkları reklamlar, dünyada uzun süre herhangi bir kanuni düzenlemeye tabi değildi. Başta ABD ve AB’nin bazı ülkelerinde ve özellikle Almanya’da, sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen ürün reklamlarına ilişkin önemli düzenlemeler yapılmıştır. Ülkemizde ise “Sosyal Medya Etkileyicileri Tarafından Yapılan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Hakkında Kılavuz” yayımlanmıştır. Bu çalışmada anılan tüm düzenlemeler ışığında sosyal medya etkileyicilerinin yaptığı reklamlara ilişkin bir değerlendirme yapılmıştır
Reform recommendations to overcome genderinequalities in tax systems
Gelir vergisi, vergilemede cinsiyete dayalı eşitsizliklerin temel kaynağını oluşturmaktadır. Ancak bu çalışmanın amacı ilaveten; tüketim harcamalarında, mülk ediniminde ve kullanım ücretlerinin tahsilindeki cinsiyete dayalı eşitsizlikleri de araştırmaktır. Çalışmada ülkelerin birincil mevzuatlarına ve kaynak taramasına dayalı bir yöntem kullanılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre, gelir vergisinde cinsiyete dayalı eşitsizliklerin giderilmesi için tamamen bireysel esaslı vergileme tercih edilmelidir. Ayrıca çocuk bakım masrafları için cömert indirimler sağlanmalıdır. Tüketim kalıplarındaki farklılıklardan kaynaklanan eşitsizlikleri gidermek için pembe vergiler kaldırılmalıdır. Ayrıca kadınların bu mallara erişimini kolaylaştırmak için amaçlı sübvansiyonlar yapılmalıdır. Arazi ve diğer mülklerin edinimindeki cinsiyet farklılığını azaltmak için kadınların mülk ediniminde vergi kolaylığı sağlanmalıdır. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere kamu hizmetine erişimdeki eşitsizlikleri gidermek için özellikle de kadınların bu hizmetlerden ücretsiz ya da düşük kullanım ücreti karşılığında yararlanması sağlanmalıdır. Vergilemede cinsiyete dayalı bu tür eşitsizliklerin giderilmesi temel bir insan hakkı olmanın yanında aynı zamanda refaha dayalı bir ekonomik büyüme için de son derece önemlidir.Income tax is the main source of gender-based inequalities in taxation. However, the aim of this study is also investigate gender-based inequalities in consumption expenditures, property acquisition and usage feescollection. In the study, a method based on the primary legislation of the countries and the literature review was used. According to the results, completely individual-based taxation should be preferred in order to eliminate genderbased inequalitiesin income tax. Generous discounts should also be provided forchildcare costs. Pink taxesshould be abolished to address gender inequalities resulting from differences in consumption patterns. In addition, purpose-based subsidies should be made to facilitate women's access to these goods. In order to reduce the gender gap in the acquisition of land and other property, women's property acquisition should be facilitated by taxation. In order to eliminate inequalities in access to public services, especially education and health, women should be able to benefit from these services free of charge or with a low usage fee. Elimination of such gender-based inequalities in taxation is not only a basic human right, but also extremely important for welfare-based economic growth
Yazının amacında aykırı bir üslup: Asemik yazı
Yazı, tarih boyunca çeşitli kültürlerden geçerek gelişmiş ve günümüzde kullanılan hallerine kavuşmuştur.
Bunların bazıları görsel imgelerden oluşurken, bazıları da belli bir alfabeye dayalı harf ve/veya benzeri
imgeler sistemi ile çözümlenmiştir. Harfler, sadece bilginin görselleştirilerek okutulmasının ötesinde resimsel
biçimler haline de getirilmiştir.
Tarihteki bu yolculuğunda yazı, kimi zaman sesin harf görünümüden sıyrılarak sanatçılara ilham kaynağı
olmuş, kimi zamansa kendi doğasına aykırı olarak okunamayan boyutta deneysellik ve özgünlük içeren
şekillere dönüşmüştür. Asemik yazı, anlamsızlıktan öte, işaretin yokluğunu vurgulayan bir tür ‘açık’ anlamlı
yazıyı ifade eder. Gizlediği özellik, yapım aşamasında olan ama içerdiği anlamı asla çözülemeyen bir dilmiş
gibi görünen saf estetik formlar ile ortaya çıkmaktadır. Asemik yazı ile yazı normunun dışına çıkan sanatçı,
konuşulan dil ve kullanılan alfabe fark etmeksizin, her izleyiciye ulaşabildiği eserler üretebilmektedir. Bu
sayede sağlanan kültürlerarası akışkanlık ile Asemik yazı küresel olarak yaygınlaşmaya devam etmektedir.
Bu araştırma kapsamında Asemik yazının tarihçesi, geçirdiği evrim, amacı ve temelleri ele alınmakta, modern
sanat akımlarındaki tipografik yaklaşımlar çerçevesindeki Asemik yazı anlatımları sorgulanmaktadır.
Asemik yazı türünde eserler üreten çağdaş sanatçılardan da örnekler verilerek, bu sanat anlayışına dikkat
çekilmektedir
Milletlerarası özel hukukta televizyon programları ve sinema yapımlarından doğan uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte sanatın da ülke sınırlarını aşması kolaylaşmıştır. Özellikle neredeyse her eve girebilen televizyon ve internet sayesinde sinema yapımları ve televizyon programları kolaylıkla milletlerarası niteliğe haiz olmaktadır. Yabancı sinema oyuncularının yer aldığı sinema filmleri veya bir devletin televizyonlarında çok beğenilen programların başka devletlerdeki televizyon kanalları veya yapımcılar tarafından talep görmesi günümüzde artık çok sık karşılaşılan bir durumdur. Bu çalışmanın konusunu da sinema yapımları ve televizyon programlarından doğan ve yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar oluşturmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde uluslararası ve bölgesel düzenlemelerde konunun nasıl ele alındığı anlatıldıktan sonra Türk hukukunun ve karşılaştırmalı hukukun maddi hukuk hükümleri anlatılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde sinema yapımları ve televizyon programlarından doğan ve yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk hak statüsü ve sözleşme statüsü bağlamında anlatılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türk mahkemelerinin sinema yapımları ve televizyon programlarından doğan ve yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıkları nasıl vasıflandırdığı ve uygulanacak hukuk anlatılmaktadır
Öğretmen ve öğretmen adaylarının edebiyat kavramına ilişkin metaforik algıları
Dil, insanoğlunu diğer canlılardan ayıran en belirgin vasfıdır. Genel anlamda bir iletişim aracı olarak görülen dil, estetikle de iç içedir. Dilin estetik boyutu ise edebiyat kavramıyla ilgilidir. Edebiyat insana ait olan yazılı ya da sözlü ürünlerde güzeli temsil eden bilim olarak tanımlanabilir. Duyguda, düşüncede, ifadede güzelliği arayan bu kavramın düşünce evreni içindeki yerini ve karşılığını tespit etmek bu çalışmanın temel amacıdır. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nitel veri toplama teknikleri içerisinde yer alan olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim-öğretim yılında İç Anadolu Bölgesinde bir devlet üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler ile aynı bölgede bir il merkezinde görev yapmakta olan Türkçe, Edebiyat ve Sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmada çalışma grubu amaçlı örneklem yöntemiyle oluşturulmuştur. Araştırmaya ilişkin veriler açık uçlu anket formu kullanılarak elde edilmiştir. Buna göre, öğretmen ve öğretmen adaylarının ürettikleri metaforlar birlikte değerlendirildiğinde katılımcıların zihinlerinde edebiyatın oldukça geniş bir anlam çeşitliliğine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada ulaşılan önemli bulgulardan birisi de öğrencilerin edebiyat kavramına yönelik ürettikleri metaforların anlam evreni yedi kategoride toplanırken öğretmenler altı farklı temada metafor üretmişlerdir. Geliştirilen kategoriler birbiriyle örtüşürken öğretmenler sadece edebiyatın bir “düşünce aktarım aracı” olduğuna ilişkin boyutta metafor üretmemişlerdir
HMK m. 353/1-a uyarınca verilen kararların kesinliği meselesi
Bölge adliye mahkemesince verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılıp gönderilmesi kararının kesin olduğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 353/1-a’da düzenlenmektedir. 7251 sayılı Kanun ile “Temyiz Edilemeyen Kararlar” başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 362’ye, gönderme kararlarının temyizi kabil olmadığı yönünde (g) bendi eklenmiştir. Çalışmamıza konu kararda Yargıtay, Kanun’da sayılan gönderme kararı verilebilecek durumlar mevcut değilken verilen gönderme kararının kesin olmadığını belirterek davanın esasını incelemiş ve bozma kararı vermiştir. Yargıtayın çeşitli gerekçeler ile benzer sonuca ulaştığı başka kararları da mevcuttur. Çalışmamızda HMK m. 353/1-a uyarınca verilen kararın temyizi kabil olup olmadığı ve gönderme kararındaki tespitlerin bağlayıcı olup olmadığı 7251 sayılı Kanun öncesi ve sonrası durum göz önüne alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca inceleme konusu kararda Yargıtay tarafından davanın esasına ilişkin tespitlerde bulunulması hususu da değerlendirilmeye çalışılmıştır