27316 research outputs found
Sort by
Kent kültüründe açık hava reklamcılığı, duvar ilan ve afişlerinin çağdaş sanata etkileri
Günümüz tüketim kültürü içerisinde insanlara ulaşmanın farklı yollarından birisi de görsel
bir iletişim aracı olan; açık hava reklamcılığı, duvar ilan ve afişleridir. İnsanları bilgilendirme
amaçlı bu iletişim araçları, insan eliyle değişimleri, doğal etki ve deformasyonlarla,
estetik ve görsel bir dil olarak çağdaş resim sanatına katkı sunmaktadır. Açık hava reklam,
duvar ilanı ve afişlerin kent kültürü içerisinde sanatsal olguya dönüşümünde sanatçılar,
yaşamış oldukları dönem özelliklerine de vurgu yaparak, kendilerinden sonraki sanatçılarda
toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlamışlardır. Sanatçılar, plastik ve estetik
deneyimlerin ötesinde, gündelik yaşamın görsel imajları olan bu unsurları, kent kültürü
içerisinde atık malzeme vurgusu ile ele almışlardır. Yine sanatçıların farklı bir bakış açısıyla
çevre bilinci, ele aldıkları dönemin kültür, sanat, siyaset, ekonomi, tüketim çılgınlığı ve
toplumsal farkındalık gibi konulara göndermeler yapmaları araştırmayı önemli kılmaktadır.
Bu çalışmada özellikle kent kültürüne vurgu yapılarak, açık hava reklamcılığı duvar
ve ilanlarının çağdaş sanata olan etkileri nelerdir? sorusuna cevap aranmıştır. Betimsel
tarama yöntemiyle ele alınan çalışmada, elde edilen veriler doküman analizi şeklinde bir
araya getirilmiştir. Sanatçılar eserlerinde, alışılmış plastik değerler dışında, kent kültürüne
gönderme yaptıkları ve bir kent kültürü arşivi oluşturdukları sonucuna ulaşılmıştır
Academic dishonesty in distance education courses: a quasi-experimental study
This research study focuses on the growing concern of academic misconduct in distance education courses. A quasi-experimental study was conducted to measure the impact of introducing webcam recording software as an online supervision tool for high-stakes exams in two separate online courses (Management and Accounting). Results revealed that overall performance decreased following implementation of the software, and persisted after taking potential confounding factors into account. Additionally, the explanatory power of the regression analysis was higher for scores under supervision, which suggests that cheating was occurring before online supervision was introduced. It can be concluded from this study that online supervision is an effective tool to combat academic dishonesty in distance education courses
Makedonya’nın isim sorunu ve prespa anlaşması’nın değerlendirilmesi
Soğuk Savaş sonrası Yugoslavya’nın dağılması sonucunda 8 Eylül 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Makedonya Cumhuriyeti tanınma konusunda Yunanistan ile sorun yaşamıştır. Bu sorun nedeniyle Birleşmiş Milletlere 1992’de Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (FYROM) adıyla üye olmuştur. Makedonya Cumhuriyeti, bağımsızlığını kazandıktan sonra dış politikada Kuzey Atlantik Örgütü Antlaşması (NATO) ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşların içerisinde yer almayı hedeflemiştir. Ancak Makedonya’nın AB ve NATO’ya üyeliğinin Yunanistan tarafından sürekli veto edilerek engellenmesi Makedonya’nın Yunanistan ile yaşanan sorunlarda tavizler vermesine neden olmaktadır. Bayrak şeklinin, havaalanı isminin değiştirilmesi konusundaki kararları kabul eden Makedonya son süreçte de Makedonya Cumhuriyeti olan resmi adının Kuzey Makedonya olarak değiştirilmesi adımı olan Prespa Anlaşmasını imzalamıştır
Tanık beyanı ve aleyhe değiştirme yasağı çerçevesinde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, E. 2016/135 K. 2019/32 T. 22.01.2019 sayılı kararının incelenmesi
İnceleme konusu yapılan karar esasen; tanığın önceki beyanlarının duruşmada okunup okunamayacağı, dolaylı tanığın beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağı ve şartları oluşmadan verilen haksız tahrik indirimine yönelik hükmün, sanık aleyhine temyiz başvurusu olmadığında temyiz aşamasında bozulup bozulamayacağı hususlarına dayanmaktadır. Karara konu olan olayda; ilk derece mahkemesi olayın doğrudan tanığını duruşmada dinlememiş, önceki beyanlarını okumakla yetinmiştir. Mahkeme, dolaylı tanığı ise bizzat duruşmada dinlemiştir. Haksız tahrik hükümlerinin uygulanması noktasında ise sanık beyanı ile dolaylı tanığın ifadeleri çelişkili olmasına rağmen mahkeme, dolaylı tanığın beyanını esas almış ancak bunun gerekçesini ortaya koymamıştır. Temyiz aşamasında, Yargıtay, haksız tahrik hükümlerinin olayda uygulanmasının mümkün olmadığını kabul etmekle birlikte sanık aleyhine temyiz yoluna başvurulmadığı için kararı eleştirerek onamıştır. Ancak aleyhe değiştirme yasağı, cezanın değiştirilmesine gerek olmadan hukukun doğru uygulanması noktasında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir. Bu çalışma kapsamında Yargıtay’ın, tanığın önceki beyanlarının okunmasının hangi şartlarda mümkün olacağı hususunu yeterli olacak şekilde incelememesi, dolaylı tanığın beyanlarının hükme esas alınmasının hangi şartlarda mümkün olabileceğini ortaya koymaması ve haksız tahrikin şartları mevcut olmadığı için cezayı değiştirmeden haksız tahrik yönünden hükmü bozması gerekirken (aleyhe bozma yasağının doğru anlaşılmaması) kararı eleştirerek onaması hususları eleştirilmiş ve olması gerekene yönelik değerlendirmelerde bulunulmuştur
Sınıf egemenliği, hukuk ve sovyet hukuku
Normatif pratiklerin sınıflı toplum koşullarında verili sınıf egemenliğini korumaya özgülenmiş örgütlü birliği, hukuk adını verdiğimiz yapısal ilişki setlerini ortaya çıkarır. Dolayısıyla da hukuk, sınıf egemenliğinin bir sonucu ve ürünüdür. Hukukun anılan niteliği burjuva hukuk ideolojisi tarafından görmezden gelinmekte ve hukuk, ekonomik ve sınıfsal içeriği görmezden gelinen burjuva üretim ve bölüşüm ilişkileri içerisinde keşfedilmiş ama tarafsız birer değer olarak kabul edilen bir ilkeler manzumesi etrafında toplumsal sorunları çözen ve bu esnada da toplumsal ilişki ve sınıflardan bağımsız olan bir entite olarak kabul edilmektedir. Burjuva hukuk ideolojisinin anılan kabulü burjuva hukuk ideolojisi içerisindeki ilkeler demeti ile çelişen her toplumu hukuksuz olarak nitelemeye olanak vermektedir. Söz konusu olanak özellikle çok kutupluluğun etkilerini hissettiğimiz günümüzde Batı’nın iktisadi, siyasi ve ideolojik egemenliği ile bir şekilde çelişen toplumlara karşı kullanılmaktadır. Çalışmamız bu bağlamda çok kutuplu dünya koşullarında Batı merkezli burjuva toplumsallığı ve hukuku dışında bir hukukun var olduğu ve gelecekte de olanaklı olduğu iddiasına dayanak olarak Sovyet hukukunu ele almaktadır. Sovyet hukuku, hukuk ile sınıf egemenliği arasındaki ilişkinin kabul edildiği bir ideolojik düzleme yaslandığı ve üretim araçları üzerinde kamusal mülkiyete dayalı bir toplum içinde geliştiği için burjuva hukuk ideolojisinin sınırlarını aşmakta ve burjuva hukuku içinde olanaksız kabul edilen keşifleri bünyesinde taşımaktadır. Söz konusu farklılığın temelinde ise Sovyet toplumunun özgün sınıfsal karakteri yatmaktadır
The blood-brain barrier: a focus on neurovascular unit components
The blood–brain barrier (BBB) provides an optimum environment for neurons by ensuring the integrity and homeostasis of highly fragile brain cells under physiological conditions, protecting the brain from changes in the blood with both structural (tight junctions) and metabolic (enzymes) barriers, selective transport, and the metabolism and modification of substances in the blood and brain. The endothelial cells of the brain capillaries, located at the interfaces between the blood and the brain, are critical components that limit the permeability of the BBB. These cells have unique morphological, biochemical, and functional characteristics that distinguish them from those found in the peripheral vascular system. In addition to endothelial cells, astrocytic perivascular end-feet, pericytes, neurons, microglia, and smooth muscle cells also play significant roles in maintaining the homeostasis of the brain parenchyma. Thus, the BBB effectively prevents various molecules and therapeutic drugs from entering the brain parenchyma and reaching the target area at sufficiently high concentrations. The passage of a substance through the BBB and its entry into the brain depends on various factors, including the substance’s lipophilicity, diffusion capability, molecular weight, electrical charge, blood concentration, and multiple primary and secondary factors. Drug delivery systems developed in recent years, through techniques and methods aimed at controlled and safe opening or bypassing of the BBB, are believed to provide significant benefits in the lesion area by allowing therapeutic substances to optimally enter the brain from the circulation. This article provides a review of the BBB and its components, highlighting their significance among the brain’s different interfaces. It also discusses approaches for delivering therapeutic substances to the affected area under optimal conditions and concentrations in various brain pathologies
Cinsel suçlarda onarıcı adalet yaklaşımından faydalanmak mümkün mü?
Cinsel suçlar, mağdur üzerinde bıraktıkları yıkıcı etkileri ve derin psikolojik sonuçları nedeniyle olağan ceza adalet sisteminde dikkatli ve özenli yaklaşılması gereken bir alandır. Cinsel suçlar, bu özellikleri nedeniyle, olağan ceza adalet sisteminin alternatiflerinden olan onarıcı adalet yaklaşımının uygulanmasının uygulanabilirliği açısından daha da dikkatli ve özenli yaklaşılması gereken bir alandır. Bu nedenle her hukuk sisteminde cinsel suçlarda onarıcı adalet uygulamalarına izin verilmemektedir. Keza cinsel suçları onarıcı adalet sisteminden açıkça çıkarmayan hukuk sistemlerinde dahi cinsel suçlar açısından onarıcı adalet ya fiilen hiç uygulanmamakta ya da çok nadir uygulama alanı bulmaktadır. Keza Türk ceza muhakemesi hukukunda da kanun koyucunun Türk hukukundaki onarıcı adalet kurumu olan uzlaştırmanın pratiğini artırma eğilimine rağmen cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, aile içi şiddet ve kadına yönelmiş şiddetteki bazı suçlar ve ısrarlı takip gibi bazı zorlu suç grupları kategorik olarak uzlaştırma dışında tutulmuştur. Çalışmada, ilk olarak, cinsel suçlarda onarıcı adalet yaklaşımının tartışılmasına neden gerek duyulduğu ele alınacaktır. İkinci olarak, bu bağlamda Avrupa Konseyinin 2021 tarihli Tavsiye Kararı’ndaki yaklaşımına yer verilecektir. Sonrasında cinsel suçlarda onarıcı adalet pratiğine karşı çıkan ve böyle bir pratiği destekleyen görüşler özetlenerek ortaya koyulacaktır. Bunlardan sonra, cinsel suçlara onarıcı adalet anlayışı ile yaklaşılmasının mümkün olması ihtimalinde Türk hukuku açısından nasıl bir onarıcı adalet uygulaması dizayn edilmesi ve bu uygulamanın ne şekilde yürütülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerimizi ortaya koyacağız
Kadın milletvekilleri temsilinin toplumsal cinsiyet temelinde sosyoekonomik faktörlere göre mekânsal analizi
Bölgesel kalkınma ve sosyoekonomik gelişmişlik düzeyini istihdam, girişim, eğitim ve siyaset gibi alanlarda toplumsal cinsiyet kapsamında görülen farklılıklar olumsuz etkilemektedir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) verileri incelendiğinde kadın milletvekillerinin temsilinin çok düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Bu nedenle çalışmada sosyoekonomik faktörlere göre kadın milletvekilleri temsilinin mekânsal bağımlılığı, ikinci düzey İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasına (İBBS) göre 2009-2020 dönemi TÜİK ve TBMM verileri kullanılarak, mekânsal panel veri analiziyle araştırılmıştır. Olabilirlik Oran Testine göre en uygun model olduğu belirlenen Mekânsal Hata Modeline göre sınır komşusu olan bölgeler arasında kadın milletvekilleri temsilinin mekânsal bağımlılığı bulunmaktadır. Kadın milletvekilleri temsiline kişi başına gayri safi yurt içi hasıla, yükseköğretim mezunlarının sayısı ve kadınların evlenme sayısının pozitif yönde etkisi bulunmaktayken, kadın istihdam oranı, kadınların boşanma sayısı ve kaba doğurganlık hızının negatif yönde etkisi bulunmaktadır. Kadın milletvekilleri temsilini mekânsal panel veri analiziyle araştıran çalışmalara rastlanmaması nedeniyle çalışmanın yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında mülkiyetin enflasyondan korunması
Bu makale ekonomi alanında farklı dönemlerde gündem olan enflasyon konusunun uluslararası insan hakları hukuku açısından Avrupa bölgesi özelindeki karşılığının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları kapsamında nasıl ele alındığı sorusundan hareketle yazılmıştır. Makale içerisinde, öncelikle enflasyon kavramı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında enflasyondan devletlerin sorumluluğu konuları ele alınmıştır. Enflasyonun para ve fiyat istikrarı ile ilişkisi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokol’ün 1. maddesindeki mülkiyetin korunmasıyla bağlantısı bulunmaktadır. Bu bağlantı ortaya koyulduktan sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin enflasyonu ele alış biçimini açıklığa kavuşturabilmek için, bir hak olarak mülkiyetin korunması ve enflasyon Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına konu olmuş çeşitli olayların hangi konular bağlamında ele alındığı sınıflandırılarak incelenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi her ne kadar enflasyonun etkisini dikkate alarak bu etkiye karşı bir miktar koruma sağlamış olsa bile enflasyonun etkisini tam olarak ele almamış veya bu etkinin mülkiyet hakları üzerindeki sonuçlarını değerlendirmek için açık ve net kriterler oluşturmamıştır
Hiper-sürrealizm ve Eddy Stevens
Bilinçaltının bilinmeyen yönlerini keşfetme arzusu Sürrealizm akımı dâhilinde çalışan
sanatçıların başlıca ilgi alanı olmuştur. Gerçek sanatın yalnızca bilinç dışı bir durum ile
ortaya çıkabileceğini belirten Sürrealist sanatçılar bilinçaltını serbest bırakmanın çeşitli
yollarını aramışlardır. Fotoğrafı resmin ana konusu olarak ele almak ise pop eğilimli sanatçılardan
sonra gerçekleşmiştir. Objektif lensinden çıkan görüntüye birebir sadık kalarak
kendi duygu durumlarını reddeden Fotorealist ve Hiperrealist sanatçılar sadece fotoğraf
görüntüsünü çalışmalarına taşımışlardır. Bu iki yaklaşımdan yola çıkan Eddy Stevens olağanüstü
durumları fotoğraf gerçekçiliğine yakın bir dilde ele alarak Sürrealist yaklaşıma
yeni bir soluk getirmiştir. Sanatçının geliştirmiş olduğu bu yeni tekniğin tanımlanması ve
geleneksel Sürrealizm akımına getirmiş olduğu yenilikçi yaklaşımın tartışılması bu araştırmanın
temel problemini oluşturmaktadır. Fotoğraf gerçekliğine yakın olan fırça sürüşleri
ve köklerinin Belçika Sürrealizm’ine dayanması sanatçının bu araştırma içerisinde örneklem
olarak seçilmesinde etkili olmuştur. Betimsel analiz yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilen
araştırmada, Eddy Stevens’ın sanat anlayışı ve yapıtları ile ilgili literatür taraması
yapılmıştır. Sürrealist ve Hiperrealist etkiler gösteren çalışmalarından ilk dönem üç eserine
odaklanılmıştır. Aynı zamanda araştırma içerisinde sanatçının çalışmaları Sürrealizm
akımında bulunan bazı ressamların çalışmaları ile karşılaştırılmıştır. Sanatçı eserlerinde
ele aldığı rüya ve doğaüstü konularını fotoğraf gerçekliğinde bir teknik ile uygulamıştır. Bu
bağlamda Sürrealist ve Hiperrealist üsluplarına yeni bir soluk getirmiştir