27316 research outputs found
Sort by
Evlenmede eşlerin farklı vatandaşlığa sahip olmasının aile soyadı üzerindeki etkisine ilişkin bazı AİHM kararlarının değerlendirilmesi
Evlenmenin kadın veya erkeğin soyadına etkisi üzerine her devletin hukuki düzenlemeleri farklı olabilmektedir. Bazı ulusal hukuk düzenlerinde, kadının kocasının soyadını alması kuralının kabul edildiğini; bazı hukuk düzenlerinde ise birbirleriyle evlenecek kişilere aile soyadlarını belirleme (örneğin ilgili taraflarca aile soyadı olarak kadının soyadının kullanılması) imkânı tanındığını görmekteyiz.
Hem kadının kocasının soyadını kullanma zorunluluğu hem kocanın evlenmekle karısının soyadını kullanmayı tercih etmesi ve bunun üzerine kocanın evlenmeden önceki soyadını kullanamaması hususlarının taraflara eşit davranma ve taraflardan birine ayrımcılık yapılmaması ilkelerine aykırılık teşkil edip etmeyeceği AİHM’in önüne gelmiştir. Çalışmamızda eşlerin farklı vatandaşlığa sahip olmalarının aile soyadına etkisi üzerine verilen ulusal mahkeme kararlarının ve bu mahkeme kararlarının dayandığı kanuni düzenlemelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) yer alan bazı haklara aykırılık oluşturup oluşturulmadığının değerlendirildiği kararlar ele alınacaktır
Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kapsamında Türkiye’de kilit personel istihdamına dair inceleme
2003 yılında yürürlüğe giren 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nda yatırım ile yatırımcı terimleri uluslararası mevzuata bağlı kalınarak tanımlanmıştır. Bu kanunda izin ve onay sistemi kaldırılmış, yatırım serbestisi, transfer serbestisi, kamulaştırma ve devletleştirme ile uluslararası alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının genişletilmesi düzenlemiştir. Çalışmamızda doğrudan yabancı yatırımın tarihsel gelişimi, kavramsal çerçevesi ve Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu genel standartlarına yer verilmiştir. Ayrıca bu çalışmada doğrudan yabancı yatırım kapsamında istihdam edilecek personele yönelik çıkarılan Kilit Personel Yönetmeliği incelenmiştir. Bu yönetmeliğe göre kilit personel terimi, çalışmada detaylı olarak açıklanacağı üzere, Türkiye’de kurulu bulunan ve tüzel kişiliğe sahip yabancı sermayeli bir şirkette önemli sorumlulukları olan yabancı uyruklu kişidir. Kilit personel statüsünde kabul edilen kişilerin Türkiye’de çalışmaları konusunda birtakım ayrıcalıklar yer almaktadır
Karşılaştırmalı analiz bağlamında İran ve Hindistan’ın Karabağ meselesine yönelik tutumu
Küresel düzendeki mevcut değişim ve dönüşüm, varlık kapsamlarını genişletmeye çalışan güçlerin büyüme ve yükselme çabalarıyla birlikte şekillenmektedir. Özellikle son zamanlarda Güney Kafkasya’da çarpan etkisi oluşturan Karabağ meselesinin çözüme kavuşturulmasından sonra söz konusu bölgede tekrar jeopolitik denge arayışları ortaya çıkmakta ve birçok farklı aktör bu arayış içerisinde pozisyon almaya çalışmaktadır. Bu bağlamda bölgeye sınırdaş olan İran ile son yıllarda Güney Kafkasya’nın en görünür aktörlerinden birine dönüşmeye çalışan Hindistan’ın bölgedeki faaliyetleri önem kazanmaktadır. Sorunun çok uzağında kalan Hindistan ile İran’ı ortak paydada buluşturan etmen ise Ermenistan faktörüdür. Her iki tarafı söz konusu devlete doğru iten esas dinamiğin ulusal çıkarlardan kaynaklandığı ve bu bağlamda onların Karabağ meselesinde kendilerine münhasır bir strateji benimseyerek konumlarını ve çıkarlarını hangi koşullar altında garanti almaya çalıştıklarını irdeleyen bu makalede örnek olay ve karşılaştırmalı analiz yöntemi kullanılmış, ayrıca daha net verilere ulaşılması ve özgün bir çalışmanın ortaya çıkarılması adına zaman sınırlaması yoluna gidilmiştir. Bu çerçevede çalışma kapsamında kısa tarihi arka plan oluşturulduktan sonra özellikle son Karabağ savaşı ve onun ışığında gelişen olaylar İran ve Hindistan ekseninde irdelenmiştir
Siyasi düşünceler tarihinde kadınların üzerindeki unutulmuşluk perdesini açmaya yönelik bir çaba: Mary Astell’in birey, toplum ve iktidar anlayışı
Bu çalışma kapsamında erken modern dönem filozofu Mary Astell’in yaşamı, eserleri ve filozof üzerine yapılan çalışmalar ışığında Astell’in birey, toplum ve iktidar anlayışı incelenmiştir. Böylece ilk İngiliz feminist olarak adlandırılan Astell’in siyasi düşünceler tarihi içindeki yerini, önemini ve bugüne bıraktığı mirasını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Astell’in yaşamında önemli dönüm noktaları esas alınarak 17 ve 18. yüzyıl İngiltere’sinin toplumsal ve siyasi yapısı incelenmiş ve bunun Astell’in düşüncesine yansımaları değerlendirilmiştir. Filozofun Kilise’ye bağlılığı, muhafazakârlık savunusu ve feminizmin ilk argümanlarını ortaya koyması, onu özgün kılan temel husus olarak görülmektedir. Bu noktada Astell’in siyasi iktidar analizinde ön plana çıkan üç mesele olduğu belirtilebilir. İlk ikisi, modernleşmeyle birlikte yükselişe geçen farazi bir kişi olarak tüzel kişilik ve sözleşmecilik düşünceleridir. Üçüncüsü ise bu iki modern kavrama aktarılan geleneksel ataerkilliğin modernleşmeyle aldığı görünümdür. Bu bağlamda Astell, evlilik sözleşmesinin kadınlar bakımından nasıl bir tahakküm ilişkisi yarattığını göstererek, çağının yaygın kanısı evlilik sözleşmesi-toplum sözleşmesi benzerliğinden hareketle liberalizme meydan okumaktadır
Etkileşimli sanat ve Cecil Kemperink’in seramikleri
İçinde bulunulan yüzyılın çok sesli, demokratik, sosyal ve etkileşimli ortamının bir yansıması olarak sanatta yaşanan değişim ve dönüşümün sonuçlarından biri olan etkileşimli sanat, sanatçılar kadar izleyicilerin de sanat eserinin parçası olmasına imkân vermiştir. Böylece; sanat eserleri, izleyici için alışılagelmiş durağan formundan uzaklaşmış, dinamikleşmiş, temas edilebilen, duyusal ve fiziksel deneyim fırsatına dönüşebilen etkileşimlerin oluşmasını mümkün kılmıştır. Bu çalışmada ilk olarak; geleneksel sanat anlayışı ile etkileşimli sanat kavramının alan yazında farklı şekillerde yorumlandığı vurgulanmaktadır. Değişen sanat anlayışı ve teknolojik gelişmelerden hareketle, bu çalışmanın ana temasının, izleyicinin katılımcı rolüne bürünmesi olduğu ifade edilebilir. İkinci olarak; etkileşimli sanat kavramından ve bu bağlamda yapılmış sanat örneklerinden bahsedilmektedir. Üçüncü olarak ise; seramik malzemeyi etkileşimli sanat eserlerinin öznesi konumuna getiren sanatçılardan Cecil Kemperink ve sanatçının etkileşimli seramik çalışmalarına odaklanılmıştır. Sanatçı, hareketle bütünleşik sesi sunduğu ve hangi yöne gideceğine kendisi karar veren çalışmalarının rastgele ve beklenmedik hallerinin kabulünü arayan etkileşimli seramik çalışmalarının izleyicisinin deneyimlenmesini incelemekte, seramik malzemenin sınırlarını, kurallarını sorgulayan izleyiciyle birlikte değişen hallerini ortaya koyan yeni bir tavra dikkat çekmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda; çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup veri toplama yöntemi olarak da “Doküman İncelemesi” kullanılmıştır. Alanda konu ile ilgili herhangi bir çalışma olmadığından Cecile Kemperink’in eserlerinden faydalanılarak oluşturulan bu metnin, literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Exploring artistic frontiers in the era of artificial intelligence
Artificial Intelligence (AI) has emerged as a groundbreaking force in the world of art, redefining the boundaries of creativity and offering new experiences. This article focuses on exploring the impressive realm of artistic endeavors shaped by AI and how it has changed the traditional art paradigm. The materials and techniques used in artworks produced by AI surpass traditional boundaries, incorporating elements such as virtual and augmented reality, robot technologies, and 3D printing. These approaches make significant contributions to the art world, expanding the boundaries of artistic expression and supporting the creative process for artists. Additionally, AI makes art more accessible to a broader audience, promoting inclusivity. However, these innovations also lead to significant debates in the art world. Questions about the reality of AI-generated art, the role of the artist in this process, and the future of art in the age of AI are prominent. AI-supported or AI-generated art redraws boundaries across a spectrum ranging from complex digital landscapes to interactive installations. The impact and future trajectory of these approaches depend on evolving values in the art world and society at large, holding the potential to transform artistic paradigms at the intersection of technological innovation and creative expression
Cumhuriyet döneminin sektörel stratejiler çerçevesinde ekonomik görünümü
Türkiye Cumhuriyeti'nin 100 yılına bakıldığında, ekonomik görünümünde önemli değişimler ve dönüşümler yaşandığı izlenmektedir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinin önde gelen sektörü olan tarımın gelişmesi için çeşitli farklı stratejiler izlenmiş, bu uygulamalar sanayi sektörünü geliştirmeye yönelik politikalarla desteklenmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisinin genel görünümünü farklı kaynaklardan derleyerek, bütüncül bir bakış açısıyla dönemsel ve sektörel olarak özet bilgiler sunmaktır. Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörü olan tarımın GSMH içindeki payının zamanla giderek azaldığı, sanayi sektörünün payında ise artış yaşandığı görülmektedir. Bu durum Türkiye’nin yapısal sürecindeki değişimin bir göstergesidir. Türkiye’nin dönemsel olarak gösterdiği ekonomik büyümenin unsurları da dönemsel olarak farklılık göstermekte, her dönem kendi içinde dönemin özelliklerini yansıtan ekonomik ve politik unsurların sonuçlarını yansıtmaktadır. Bu dönemlere ait bilgiler 1970-2024 yılları arasında yayınlanan akademik kaynaklardan derlenmiştir. Türkiye ekonomisinin dönemsel olarak genel görünümü, uygulanan sektörel stratejiler ve sonuçları genel hatlarıyla açıklanmış, tarım ve sanayi sektörlerinin gelişimi ve değişimi konusunda bilgiler ve tarım sektörünün kalkınmasına yönelik çözüm önerileri sunulmuştur
Avrupa siyasi haritasının yeniden çizilmesinde Viyana Kongresi’nin yeri ve şark meselesi
Fransız İhtilali Avrupa’nın siyasi yapısını hızla etkileyerek Avrupa monarşilerinin varlığını tehdit etmeye başlamıştır. Ancak Fransa kısa sürede ihtilal ilkelerinden geri ödünler vererek monarşiye evrilirken, ihtilal fikirleri Avrupa’yı sarsmaya başlamıştır. Napolyon’un Fransa’da iktidarını sağlamlaştırmak için başlattığı savaşlar rakipleri olan monarşilerin aralarındaki sorunları dondurup ittifak oluşturmalarına neden olmuştur. Napolyon Rusya’da mağlup edildikten sonra Avrupa’daki gelişmelerde Rusya Napolyon’u mağlup eden sıfatıyla etkin rol oynamaya ve Osmanlı topraklarındaki emellerini “Şark Meselesi” terimiyle her fırsatta ifade etmeye başlamıştır. Avusturya Başbakanı Metternich önderliğinde 1815’te toplanan Viyana Kongresi’nde Avrupa’da monarşilere karşı ortaya çıkacak eylemleri birlikte önlemeyi ve sınırların korunması kararlaştırılmıştır. Gerçekten de Avrupa’da ortaya çıkan 1830 ve 1848 ihtilalleri Avrupa’nın jandarmalığını üstlenen Çarlık kuvvetlerince şiddetle bastırılmıştır. Buna karşın Osmanlı vatandaşı Ortodoks ve Slavların devletten ayrılma teşebbüsleri siyasi, ekonomik ve askeri olarak Avrupalı güçlerce desteklenmiştir. Osmanlı Devleti’nin propagandaları etkisizleştirmek ve dağılmayı önlemek için hayata geçirdiği Tanzimat ve Islahat Fermanları yanında Osmanlıcılık ideolojisini hâkim kılma teşebbüsleri beklenen etkiyi göstermemiştir
Sanatta yapay zeka devrimi: yaratıcılığın yeni boyutları
Sanat ve teknoloji, tarih boyunca birbirlerinden etkilenerek değişim ve gelişimlerini sürdürmüşlerdir. Yapay zeka (AI), bu etkileşimin en son ve belki de en devrimci örneğidir. Yapay zekanın güncel sanat üzerindeki etkisi, geleneksel sanat anlayışını temellendiren olguları ve güncel sanatın ne yöne doğru evrildiği gerçeğini sorgulamamıza neden olmuştur. Yapay zeka tabanlı sanat eserleri, algoritmaların ve veri setlerinin kullanımıyla, görsel ve işitsel sanatların yanı sıra edebiyat ve performans sanatları gibi alanlarda da kendini göstermiştir. Bu eserler hem teknik beceri hem de yaratıcı ifade açısından değerlendirilmiş ve yapay zekanın sanatçılar için bir araç mı yoksa ortak bir yaratıcı mı olduğu sorusunu gündeme getirmiştir. Bulgular, yapay zekanın sanat alanındaki rolünün çeşitliliğini ve derinliğini
açıkça göstermektedir. Bu bağlamda, bazı sanat eserlerinde yapay zeka, anlatım ve ifade aracı olarak kullanılırken, farklı çalışmalarda ise izleyicilere yaratıcılığın potansiyelini ve sanat eserinin özerk varlığını sorgulatma rolü üstlendiği gözlemlenmektedir. Halen devam eden yapay zeka tartışmaları çok geniş bir çerçevede değerlendirilirken, etik, özgünlük, sahiplik, yaratıcılık, beceri gibi farklı birçok konuyu da gündeme getirmektedir. Bu çalışmada bahsi geçen kavramın güncel sanat pratikleri ile olan yakın ilişkisi, çağdaş eserler ve sanatçılar özelinde beceri ve yaratıcılık kavramlarına odaklanılarak değerlendirilecektir
Geronteknolojik açıdan konut mekânlarında akıllı tasarımın önemi
Yaşlılık, genellikle kültürel, tıbbi, sosyal faktörlere bağlı olarak değişen bir kavramdır. Yaşlılık, yaşlı bireylerin günlük yaşamlarını etkileyen çeşitli zorlukları beraberinde getirebilir. Teknolojinin gelişimi, akıllı mekân uygulamalarıyla da birleşerek, ‘geronteknoloji’ olarak adlandırılan yaklaşımla yaşlı bireylerin günlük yaşamını kolaylaştırmada kullanılmaktadır. Geronteknoloji, yaşlanan bireylerin istek ve ihtiyaçlarına odaklanan, yaşam boyunca canlılığı ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan bir teknoloji alanıdır. Günümüzde geronteknolojinin bir aracı olan akıllı konutlar sayesinde yaşlı bireylerin yaşam alanlarının düzenlenmesi ve ‘Yerinde Yaşlanma’ olgusunun sağlanması söz konusu olmuştur. Bu çalışma, geronteknolojik yaklaşımın akıllı konut tasarımıyla birleştirilmesinin yaşlı bireylerin yaşam alanlarını daha konforlu hale getirmesi üzerine odaklanmaktadır. Çalışma kapsamında literatür araştırmalarına dayalı olarak Hollanda, İspanya, İrlanda, Japonya, Güney Kore, Singapur ve ABD ülkelerinden örnekler incelenmiş elde edilen bulgular ile sonuçlar verilmiştir. Çalışmanın disiplinler arası bir yaklaşımla yaşlılar için tasarlanacak yaşam mekânlarında akıllı sistemlerin kullanımı ve bu sistemlerin geliştirilmesinin öneminin vurgulanması amaçlanmış ve bu konuda yapılacak gelecek çalışmalara yazılı bir kaynak teşkil etmesi hedeflenmiştir