27316 research outputs found
Sort by
İndirimli lüks moda ürünlerinde tüketiciler neyi hedefliyor? başarı hedefi teorisi perspektifinden bir profil araştırması
Bu araştırmanın amacı indirimli lüks moda ürünlerini satın alan tüketicilerin profillerini ortaya çıkarmaktır. Araştırmada başarı hedefi teorisine dayalı olarak tüketicilerin lüks moda ürünlerini indirimli satın alma hedefleri incelenmiştir. Çalışma nicel araştırma metodolojisine göre tasarlanmıştır. Araştırmada yargısal örneklem tekniğinden yararlanarak indirimli lüks moda ürünlerini satın alan 184 tüketiciye ulaşılmıştır. Veriler anket tekniğinden yararlanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde doğrulayıcı faktör analizinden, kümeleme analizinden, tek yönlü varyans analizinden ve betimsel analizlerden yararlanılmıştır. Faktör analizi sonuçları lüks moda ürünlerinde tüketicilerin indirim yakalama hedeflerinin; uzmanlaşma, gurur yaşama ve sosyal onay boyutlarından oluştuğunu doğrulamaktadır. Kümeleme analizi sonuçları bu hedeflere göre katılımcıların üç kümede toplandığını göstermektedir. Sportif tüketiciler, rekabet odaklılar ve mesafeliler olarak adlandırılan kümelerin uzmanlaşma, gurur yaşama ve sosyal onay düzeyleri anlamlı olarak farklılaşmaktadır. Her üç küme arasında lüks moda ürünlerindeki indirim karşısında duyulan memnuniyet ve markayı tekrar satın alma değişkenleri açısından da anlamlı farklılıklar bulunmaktadır
İflâsta ikinci alacaklılar toplantısı bakımından alacaklı özerkliği ve sınırları
İflâs prosedüründen doğrudan etkilenen alacaklıların, bu etki sebebiyle tasfiyede söz sahibi olmaları gerektiği ifade edilmiştir. Alacaklıların tasfiyenin süratli ve az masraflı sonuçlanmasındaki menfaati de göz önüne alınarak, iflâs tasfiyesinde alacaklı özerkliği prensibi kabul edilmiştir. İflâs alacaklılarının, devletin etkisinden olabildiğince uzak bir şekilde borçlunun mallarını tasfiye etmesi anlamına gelen alacaklı özerkliği prensibi, iflâs sistemimizde kendisini ikinci alacaklılar toplantısında geniş karar alabilme yetkisi şeklinde göstermektedir. Ancak ikinci alacaklılar toplantısının bu geniş karar alabilme yetkisi sınırsız değildir. Alacaklı özerkliğinin sınırlarını, kanun hükümleri, bireysel alacaklılar ile alacaklı gruplarının sahip oldukları menfaatler, müflis ile üçüncü kişilerin menfaatleri ve kamu yararı oluşturmaktadır. Bu çalışmada da, alacaklı özerkliği kavramı, ikinci alacaklılar toplantısının karar alma yetkisi ve bu yetkinin sınırları ile bu sınırlar ihlâl edildiği takdirde alınan kararlara karşı başvurulacak şikâyet yolu incelenmiştir
Konut veya çatılı işyerlerinin ihtiyaç sebebiyle tahliyesindeki arabuluculuk sürecinin TBK’nin 355. maddesine etkisi
Türk Borçlar Kanunu’nun 299 vd. maddelerinde düzenlenen kira sözleşmeleri, kanun koyucu tarafından üçlü bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Bu ayrımlardan biri konut ve çatılı işyeri kirası sözleşmeleridir. Konut ve çatılı işyeri kirası sözleşmeleri, bildirim ve dava yoluyla olmak üzere iki türlü sona erdirilebilmektedir. Dava yoluyla konut ve çatılı işyeri kirası sözleşmelerinin sona erdirilmesi hâllerinden bir tanesi ihtiyaç sebebiyle tahliyedir. Kiraya veren kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa kira sözleşmesini sona erdirebilir.
İhtiyaç sebebiyle kira sözleşmesinin sona erdirilmesinde açılacak davadan önce dava şartı arabuluculuk gündeme gelmektedir. Söz konusu arabuluculuk sürecinde tarafların tahliye hususunda anlaşmaları ve fakat kiraya verenin Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesindeki yeniden kiralama yasağına uymaması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçların incelenmesi gerekir. Özellikle arabuluculuk sürecinin Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesine etkisi üzerinde durulmalıdır. Çalışmada konut veya çatılı işyerlerinin ihtiyaç sebebiyle tahliyesindeki arabuluculuk sürecinin Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesine etkisi ve bunun olası sonuçları incelenmektedir
Jim Jones ve halkın tapınağı tarikatı: karanlık bir liderin toplu intihara götüren konuşmaları ve sonucun önlenemezliği
Bu çalışmada karanlık liderlik ve liderliğin karanlık yanları, tarihin en karanlık fenomenlerinden olan Jim Jones’un yaşamı ve konuşmaları üzerinden incelenmiştir. Karanlık çoğumuzu korkutsa da iyi yanları yok değildir, örneğin; fazladan ayrıntılarla uğraştırmaz, kiri-pası ve sevimsiz gerçekleri örter, renkleri siyahın tonlarına indirger. Dolayısıyla aydınlığı sevenler gibi, karanlığın gizemine kapılan da az değildir. Jim Jones’un liderliği derin karanlıklar barındırsa da kurucusu, hatta “babası” olduğu Halkın Tapınağı tarikatında, sadık takipçilerinin en çok gördüğü -veya görmek istediği- O’nun aydınlık yüzü olmuştur. Aydınlık arttıkça gerisindeki gölge ve karanlık görünmez olur. Halkın Tapınağı tarikatından 900’den fazla kişinin, Jim Jones’un isteğiyle 18 Kasım 1978’de Jonestown/Guyana’da bir saat içinde toplu intiharı (Bazıları toplu katliam demektedir.) nadir görülen felaketlerdendir. Nitel araştırmalardan fenomenoloji yaklaşımlı bu çalışmada Jim Jones ve onun yıllar boyunca ses kaydına aldırdığı yüzlerce konuşmasının önemli bölümü incelenmiş, bu felakete götüren konuşmalarının ipuçları irdelenmiştir. Aslında felaket geliyorum demiş, takipçilerinin bir kısmı fark etmiş, ABD hükûmeti ve kamuoyunda felaket olasılıkları tartışılmış, ancak sonuç yine de değişmemiştir. Çünkü karanlık liderlerin ellerinde sımsıkı tuttukları bir kozu vardır: Son ana kadar canlı tuttukları “Liderimizin mutlaka bildiği vardır!” şeklindeki sağlıksız umut, tersinin de kanıtlanamaz oluşudur. Bu bağlamda çalışmanın amacı; lider konuşmalarının karanlık liderlikteki rolünü/etkisini değerlendirmek, bu konuşmaların olası yıkıcı sonuçlarını gerçekleşmeden önleyebilmenin veya daha aza indirgemenin yollarını araştırmaktır. Araştırmada görülmüştür ki, karanlık liderlik çoğunlukla kazanan taraftır. Karanlık liderlikten kurtulmanın basit ve etkili yolu; lidere karşı koyabilecek sorgulayıcı, vicdanlı, cesur takipçilerden geçmektedir. Ancak bu takipçilere karşı oluşturulacak baskı ortamına ve hainlik benzeri damgalamalara dayanmak hiç de kolay olmayacaktır. Bu nedenle her yeni karanlık liderlikte benzer döngülerin tekrar edip durması şaşırtıcı olmamalıdır
William de Morgan’ın sanat hayatı ve İznik çinilerindeki üslupların sanatçının çalışmalarına yansıması
Avrupa’da 19. yüzyılda yaşanan Sanayi Devrimi sonrasında fabrikalar kurularak seri üretime
geçilmiş, standartlaşmanın sonucu olarak aynı tip kimliksiz eserler üretilmiştir. Ruhsuz,
tekdüze nesneler, üretici, zanaatkar ve sanatçıların fabrikasyon üretime karşı düşünceler
geliştirmesine ve estetik kaygıların ön plana konulduğu özgün eserlerin tasarlanmasına
sebep olmuştur. Bu dönemde sanatçılar ve üreticiler yeni tasarım arayışlarına girmiş, müze
ve özel koleksiyonlarda beğeni ile yer verilen İznik çinilerinin motif ve kompozisyonlarını
çalışmalarında kullanmıştır. Sanayileşme karşıtı olan “Sanatlar ve El Sanatları Akımının”
doğması ile birlikte İngiltere’de pek çok sanatçı bu eğilimde eserler üretmiştir. Akımı destekleyen
önemli isimlerin başında ise William De Morgan gelmektedir.
Makalede, William De Morgan’ın sanat hayatı, doğu kültürüne ait çini ve seramikler ile tanışması,
İznik çinilerinden etkilenerek ürettiği eserler üzerinde durulmuştur. Araştırmada
sanatçının Baba Nakkaş, Şah Kulu, Kara Memi üsluplarının özelliklerini gösteren eserleri
incelenerek; motif, renk ve kompozisyon açısından değerlendirme yapılmıştır. Amaç 16.
yüzyıl İznik çini üsluplarının 19. yüzyılda sanatçının çalışmalarına yansımasını ortaya
koymaktır. Bu sonuca ulaşmak için, sanatçının İngiltere’de bulunan müze ve koleksiyon
arşivlerindeki eserleri taranmıştır. William De Morgan’ın seçilen eserleri ile Osmanlı yapılarındaki
İznik çinilerinin karşılaştırması yapılarak etkileşim, benzerlik ve farklılıklar
ortaya konulmuştur
Eskişehir’s gastronomy businesses walking routes
At present, when tourism activities are differentiated and diversified in line with the demands and needs of people, there is a need for destinations and different routes that can meet these expectations and respond to current tourism demands. Although route identification studies are increasing daily in line with the need, no systematic studies exist. From this point of view, this study aims to create specific gastronomy routes in Eskişehir using a systematic approach. For this purpose, a multi-layered research was conducted. In the research, which was designed in a mixed design, the Delphi technique, focus group interviews, interviews including experts and businesses, and mapping were carried out in the last stage. For this purpose, the Delphi results were evaluated with descriptive statistics, and the data obtained from focus group discussions with expert participants and stakeholders representing different groups were evaluated using content analysis. It is thought that the walking routes proposed as a result of the research will contribute to the tourism activities in the city and will provide a source for similar studies in other destinations with the model proposed
Bibliometric mapping of the studies on noise related to tourism
This study aims to provide an overview of the development of tourism-related "noise" studies in the academic process. Thus, the most current research stream on the subject is clarified. First, a systematic literature review was conducted, and then bibliometric analysis was applied to the data obtained via VOSviewer. This article examines 102 studies published in the Elsevier SCOPUS database until January 2024. The journals in which the studies on the related topic were mainly published were identified, and it was found that in most of the tourism journals with a high impact factor, there were no related studies. The thematic evolution of the topic was determined in the framework of the network relationship drawn for the common keywords used. It was found that the Covid-19 pandemic shaped the field of study. In addition, a link map was drawn for all relevant researchers and studies. This paper provides a research agenda for future researchers
Transitional areas of digital game art
Digital games, which constitute a part of new media studies, offer different reality experiences
and new expressive environments to a player with multimodal interactions and hybrid
reality practices offered by game engines. The alternative environments offered by digital
game art create a kind of ‘transitional space’ in the participant’s experience process with
ambiguous structures such as reality-fiction. The phenomenon of the transitional area, discussed
by Donald W. Winnicott, is the cultural manoeuvring space in which the subject
experiences both internal and external reality while constructing the initial fiction of the
self, and is closely related to Jean Baudrillard’s concept of simulation in which fiction and
reality are mixed. In contemporary art, where the artistic image becomes a virtual reality,
phantasmagoria, in which meaning and reality are reconstructed and staged in new media
works referencing digital game practices, takes place in the transitional areas that Winnicott
sees as a dynamic and experiential playground. This research focuses on digital game
art works of different artists such as Olafur Eliasson, Hesam Jalili, Theo Triantafyllidis, Ian
Cheng, and Joon Yong Moon, who create a transitional space in their work with practices
such as ‘gamification of space’ and ‘counter gaming’
Sağlık çalışanlarının iş biçimlendirme düzeylerinin iş özerkliği ve işe tutulma üzerindeki etkisi
Bu çalışma ile sağlık çalışanlarının karar alma ve görevlere dahil etmekten başlayarak uygun bir çalışma ortamlarının sağlanması amacıyla ulusal düzeyde daha önce ele alınmayan ve sağlık yönetimi literatüründe ele alınması gereken sağlık çalışanlarının iş biçimlendirme düzeylerinin, iş özerkliği ve işe tutulma değişkenleri üzerinde etkili olup olmadığının araştırılması amaçlanmaktadır. Araştırma verileri Ankara’da faaliyet gösteren özel bir hastanede görev yapan hekim, hemşire, idari personel ve diğer sağlık personelinden anket yöntemiyle toplanmıştır. Bu çalışmada sağlık çalışanları kolayda örnekleme yoluyla seçilmiş olup, 306 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda sağlık çalışanlarının iş biçimlendirme, işe tutulma ve iş özerkliği düzeylerinin orta seviyenin üzerinde olduğu anlaşılmıştır. Yapılan regresyon analizi sonucunda iş biçimlendirme alt boyutlarından yapısal iş kaynaklarını ve zorlayıcı iş taleplerini artırmanın işe tutulma düzeyini olumlu yönde etkilediği bulunmuştur. Bunun yanında iş biçimlendirme alt boyutlarından zorlayıcı iş taleplerinin artmasının iş özerkliği üzerinde de olumlu yönde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır
En büyük plastik tüketicisi olan Çin’de plastik tüketimi, karbon emisyonu ve sağlık harcaması ilişkisi
Plastik günümüzde her alanda kullanılan bir materyaldir. Plastiklerin büyük bir bölümü kullanıldıktan sonra geri dönüştürülememektedir. Atıklar genellikle yakılarak yok edilmektedir. Plastik atıkların bu şekilde bertarafının karbon emisyonlarını ve sağlık hizmetleri etkileyeceği konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Çin'in dünyanın en fazla plastik tüketen ülkesi olması, plastik atıkların yönetimi açısından ciddi zorluklar ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, 1990-2019 dönemi için en fazla plastik tüketicisi olan Çin'de plastik tüketimi, karbon emisyonları ve sağlık harcamaları arasındaki ilişki Fourier Toda-Yamamoto nedensellik testiyle incelenmektedir. Çalışma sonuçları, plastik tüketiminden karbon emisyonlarına ve sağlık harcamalarına doğru bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermektedir. Ayrıca bulgulara göre karbon emisyonlarından sağlık harcamalarına doğru bir nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Bu sonuçlar plastik tüketiminin sağlık harcamaları üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda politika yapıcıların plastik atık yönetimine ilişkin politikaları gözden geçirmesi önerilmektedir