27316 research outputs found
Sort by
«Görüldüğünde ödenecek» bonolarda ibraz ve zamanaşımı süresinin başlangıcı ile ilgili bazı sorunlar ve görüşler
Vade kaydı taşımayan her bono (ve poliçe) “görüldüğünde ödenecek” sayılır (TTK m. 777/2). Bu tür bir bono (poliçenin), düzenleme tarihinden itibaren bir yıl içinde düzenleyene (veya kabul eden muhataba) ödenmek üzere ibraz edilmesi gerekir (TTK m. 704). Aksi takdirde tüm başvuru hakları düşer (TTK m. 730/1-a). Görüldüğünde ödenecek bonolarda vade “ibraz” sayesinde ortaya çıkmakta, bu andan itibaren de üç yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamaktadır. Bonoda düzenleyen asli borçlu olduğu için başvuru hakları düşse bile, kendisi vadeden itibaren üç yıl boyunca sorumlu olmaya devam eder (TTK m. 749/1). Ancak bono, bir yıl içinde ödenmek üzere ibraz edilmediğinde, senedin “görülmesi”, dolayısı ile borcun muaccel olması; bundan sonra da asli borçlu için üç yıllık zamanaşımı süresinin başlaması konusunda sorun ortaya çıkmaktadır. Tam bu noktada, öğreti ve yargı uygulamasında böyle bir bonoda üç yıllık zamanaşımı süresinin, bir yıllık ibraz süresinin “bitimi” ile başlayacağı savunulmakta ve bir yılın son günü adeta “vade” olarak değerlendirilmektedir. Bu görüşün arkasında genelde “görüldüğünden belirli süre sonra ödenecek poliçe (ve bono) için öngörülen TTK m. 705 hükmünün “kıyasen” uygulanması yatmakta; bir yılın son gününün “görülme tarihi” sayılacağı ifade edilmektedir. Türk, Alman ve İsviçre öğretisinde konu ile ilgili olarak bir yasa boşluğu olduğu belirtilmektedir. Bazı yazarlar ise bir yıllık sürenin dolmasını vadenin geçmesi ile eş değer görmektedir. Öncelikle bu sorunda bir yasal boşluk olup olmadığının, varsa bu boşluğun “kıyas” yoluyla doldurulup doldurulamayacağının irdelenmesi gerekmektedir. Yoksa bir yıllık ibraz süresini geçiren hamil bakımından, bir külfet olarak nitelendirilebilecek ibrazın yapılmamasının kendisi bakımından bir hak kaybına yol açıp açmayacağı, “kimsenin kendi kusuruna dayanarak bir hak iddia edemeyeceği” şeklindeki evrensel hukuk ilkesinin konu karşısındaki durumu da ayrıca incelenmeye değerdir
Öğretmenlerin bireysel yenilikçilikleri ile dijital okuryazarlık düzeylerinin, bilişim teknolojisi kullanım düzeylerine etkisi
Teknoloji alanındaki ilerlemeler 21. yüzyılda öğrenen bireylerin sürekli olarak kendilerini yenileme, teknoloji alanında yeterli olma ve bilişim teknolojilerini yetkin bir şekilde kullanma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Öğretmenlerin dijital okuryazarlık düzeyleri ile bireysel yenilikçi olmalarının, bilişim teknolojilerini kullanma düzeyine etkisinin incelendiği araştırma, Afyonkarahisar’da görev yapmakta olan 312 farklı branştaki öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada bireysel yenilikçilik ölçeği, dijital okuryazarlık ölçeği ve bilişim teknolojisi kullanım düzeylerini belirleme ölçeği olmak üzere üç farklı ölçek kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin bireysel yenilikçilik, dijital okuryazarlık ve Bilişim Teknolojileri kullanım düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yenilikçilik ile bilişim teknolojileri kullanımları ve dijital okuryazarlık ile bilişim teknolojileri kullanmaları arasında orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca kadın öğretmenlerin bireysel yenilikçi olmaları orta düzeyde, erkek öğretmenlerin bireysel yenilikçi olmaları düşük düzeyde bilişim teknolojileri kullanımlarını etkilemektedir. Kadın öğretmenlerin dijital okuryazar olmaları yüksek düzeyde, erkek öğretmenlerin dijital okuryazar olmaları orta düzeyde bilişim teknolojileri kullanımlarını etkilemektedir. Öğretmenlerin bilişim teknolojilerini kullanım düzeylerini dijital okuryazar olmaları yenilikçi olmalarına oranla daha fazla yordamaktadır
Güven endeksleri ile pay senedi piyasası ilişkisi: sektörel yaklaşım
Çalışmada, Ocak 2007 – Haziran 2023 tarihleri arasında ekonomik güven endeksi, tüketici güven endeksi, reel kesim güven endeksi ile 22 farklı Borsa İstanbul (BİST) sektör endeksi arasındaki ilişkiler Nazlioğlu vd. (2016) tarafından geliştirilen Fourier Toda-Yamamoto nedensellik testi ile analiz edilmiştir. Uygulanan testler sonucunda literatürde yer alan çoğu çalışmadan farklı olarak ekonomik güven, tüketici güven ve reel kesim güven endekslerinden sınırlı sayıda sektör endeksine nedensellik ilişkisi belirlenmiştir. Bununla birlikte ele alınan tüm güven endekslerinden sadece BİST Ticaret endeksine nedensellik ilişkisi belirlenmiş ve 8 BİST sektör endeksinin ise güven endeksleri ile nedensel ilişkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Sonuçlar güven endekslerinin BİST yatırımcıları açısından öncü gösterge niteliği taşımadığına işaret etmektedir
Sosyal bilgiler dersinde politik konuların öğretimi: Öğretmen görüşleri
Politika insanı doğrudan ilgilendiren ve toplumsal yaşama yön veren bir alandır. Fakat Türkiye’de temel eğitim ve ortaöğretimde bireylere doğrudan temel politik bilgi ve kavramları öğretmeyi amaç edinen bir ders bulunmamaktadır. Bununla beraber politikaya ilişkin konular çeşitli dersler aracılığıyla verilmektedir. Sosyal bilgiler de politik konuların ağırlıklı olarak yer aldığı ve öğrencilere temel politik bilgi ve kavramların aktif bir biçimde öğretildiği derslerden biridir. Dolayısıyla sosyal bilgiler derslerinde politik konuların öğretimine yönelik araştırmaların yürütülmesi önem arz etmektedir. Araştırmada sosyal bilgiler derslerinde politik konuların öğretimine yönelik öğretmenlerin görüşlerini incelenmek amaçlanmıştır. Temel nitel araştırma deseninin işe koşulduğu bu araştırmada, veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 10 sosyal bilgiler öğretmeninden elde edilmiştir. Verilerin analizinde ise tümevarımsal tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda sosyal bilgiler dersi ile politik konular arasında konu içeriği, öğretim programı, disiplinler arası yapı ve toplumsal konuları merkeze alma açısından ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal bilgiler dersinde politik konuların öğretiminin, öğrencilerin politik konularla ilgili ailelerinden veya sosyal çevrelerinden edindikleri yanlış bilgilerin veya olumsuz algının düzeltilmesi adına önemli olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte öğrencilerin politik konularla ilgili doğru bilgi ve kaynaklara ulaşması ve toplumsal yaşama hazırlık sağlaması gibi nedenlerde de politik konuların öğretiminin gerekli olduğu bulunmuştur. Öte yandan sosyal bilgiler öğretmenlerinin çoğunluğunun derslerinde politik konulara nadiren yer verdiği tespit edilmiştir. Bu durumun sebeplerinin ise öğretmenlerin politik konulara yer vermede çekince yaşamaları, haftalık sosyal bilgiler ders saatinin yeterli olmaması, öğretim programında ve ders kitaplarında politik konuların yeterince yer almamasıdır. Ayrıca araştırma sonucunda politik konuların öğretimi için çoğunlukla 5 ve 7. sınıf düzeyinin uygun görüldüğü ve politik konuların öğretiminde uygun yöntem-tekniklerin, somut kaynakların, objektif davranmanın ve kavram öğretiminin önemli olduğunu bulunmuştur. Araştırma sonuçlarından yola çıkarak politik konuların öğretimi için sosyal bilgiler öğretmen eğitimlerinin gerçekleştirilmesi, sosyal bilgiler dersinde politik konuların öğretimini derinleştirmek adına öğretim programı ve ders kitaplarında politik konulara ağırlık verilmesi ve sosyal bilgiler öğretmenlerinin politik konuların öğretiminde çekince yaşadıkları durumların ortadan kaldırılması veya en aza indirgenmesi için yetkili kurumlarca çalışmaların yürütülmesi önerilebilir
Ludwig Lachmann ve Avusturya iktisat okulundan kurumsal iktisada açılan eylem teorisi
2000’li yıllardan sonra Ortodoks neoklasizmin sınırlı rasyonalite, kural takibi, kurumlar, bilişsellik ve evrim gibi ilkeleri benimseyerek değiştiği ve yeni yaklaşımlara doğru açıldığı ileri sürülmüştür. Bu yeni yaklaşımlardan birinin de Avusturya iktisat okulu olduğu düşünülmektedir. Ancak 1970 sonrası Avusturya iktisat okulunun canlanışında büyük bir paya sahip olan Ludwig Lachmann’ın düşünceleri Ortodoks neoklasizmle uyumlu değildir. Lachmann’ın sürekli değişen dünya, akan zaman, farklılaşan beklentiler ve planlara dayanan insan eylemi düşünceleri neoklasizm başta olmak üzere Ortodoksinin hiçbir türüne uyum sağlayamaz. Bundan dolayı Lachmann’ın düşünceleri özelinde Avusturya iktisat okulunun Ortodoks neoklasizmle birlikte iktisat biliminin merkezine yerleşmesi mümkün değildir. Çalışma, Lachmann’ın Avusturya iktisat okulu içindeki söz konusu özel konumunu tartışmayı ve Ortodoks neoklasizmle uyuşması mümkün olmayan plan temelli insan eylemleri ile radikal öznelciliğe yaslanan yorumlayıcı kurumsal iktisat düşüncesi taşıdığını savunmaktadır. Çalışmanın temel iddiası, Lachmann’ın plan temelli eylem teorisi ile sadece Max Weber üzerinden Kıta Avrupa yorumlayıcı sosyolojisi iktisada taşınmamış, aynı zamanda Avusturya iktisat okuluyla kurumsal iktisat da yakınlaşmıştır
II. Uluslararası Eskişehir Kongresi Bildiri Kitabı
The increased visibility of certain groups in recent migration movements includes children as a prominent demographic. In both individual and mass migration events, children leave their home countries and face various challenges in the places they migrate to. One of the most significant challenges is poverty. In this context, a significant portion of refugees coming to Turkey, a route for migration, reside in Eskişehir. Therefore, the main aim of this research is to analyze the experiences of poverty and academic performance of refugee students who have come to Eskişehir from different countries and are continuing their high school education. The research sample consists of 27 refugee students attending different types of high schools. A 43-item semi-structured interview form was used to collect the targeted data for the research, and in-depth interviews were conducted with the students. Content analysis was performed for the obtained findings, and the results were evaluated in line with the purpose of the research. In the study, it was concluded that refugee students prefer Eskişehir more due to the recommendation of acquaintances (pioneer migrants). The decision is influenced by Eskişehir being perceived as a city of migration and education, the liveliness of its social and commercial life, and its status as a safe city, as well as its features such as health, industry, and transportation facilities. On the other hand, it was determined that the refugee students participating in the research experience multidimensional poverty, and this poverty negatively affects their academic achievements. The students were found to experience severe poverty in various indicators of poverty, primarily in their financial situation. Therefore, it reflects that poverty, one of the significant consequences of migration, continues to be a major issue for most refugee children, regardless of their country of origin.Son dönem göç hareketlerinde görünürlükleri artan gruplardan biri de çocuklar olmaktadır. Münferit ve kitlesel nitelikli göç hareketlerinde çocuklar, köken ülkelerini terk etmekte; gittikleri yerlerde farklı sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu sorunların en önemlilerinden biri de yoksulluk olmaktadır. Bu bağlamda, göç hareketlerinin rotalarından biri olan Türkiye’ye gelen mültecilerin önemli bir kısmı Eskişehir’de yaşamaktadır. Dolayısıyla, bu araştırmanın temel amacı, farklı ülkelerden Eskişehir’e gelmiş ve lise öğrenimlerine devam eden mülteci öğrencilerin yoksulluk deneyimlerini ve akademik başarı durumlarını analiz etmektir. Araştırmanın örneklemini farklı türde liselerde okuyan 27 mülteci öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında hedeflenen verileri toplamak üzere 43 soruluk bir yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış ve öğrencilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Ulaşılan bulgular için içerik analizi yapılmış ve bulgular araştırmanın amacı doğrultusunda değerlendirilmiştir. Araştırmada, mülteci öğrencilerin, tanıdıklarının (öncü göçmenler) Eskişehir’i tavsiye etmeleri üzerine daha çok tercih ettikleri; bu kararda Eskişehir’in bir göçmen ve eğitim kenti olarak görülmesi, sosyal ve ticaret hayatının canlılığı, güvenli bir kent oluşu; sağlık, sanayi ve ulaşım olanakları gibi özelliklerinin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer yandan, araştırmaya katılan mülteci öğrencilerin çok boyutlu bir yoksulluğu deneyimledikleri; söz konusu yoksulluğun akademik başarılarını olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Öğrencilerin, maddi durum başta olmak üzere farklı yoksulluk göstergelerinde şiddetli bir yoksulluğu tecrübe ettikleri tespit edilmiştir. Dolayısıyla, göçün doğurduğu önemli sonuçlardan biri olan yoksulluğun, köken ülke ülke fark etmeksizin mülteci çocukların çoğu için önemli bir sorun olmaya devam ettiğini yansıtmaktadır
Hekimlerin sağlık iletişim düzeyleri ve kullandıkları modellerin incelenmesi: odak grup çalışması
Sağlık hizmetlerinin sunumunda meydana gelen değişiklikler 1970 yılında küresel olarak yeni sağlık politikaları ortaya çıkartmıştır. Bunlardan biri olan sağlık iletişimi, ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile yakından ilişkili toplumsal ve bireysel sağlığın korunmasına yardımcı yeni bir uygulamadır. Sağlık iletişimi kavramı, ilk dönem, iletişim araştırmalarında sıklıkla hastalar açısından incelenmiştir. Fakat kavram temelde tüm sağlık çalışanları ile hasta ve hasta yakınlarını kapsamaktadır. Bu araştırma, alanda bulunan eksikliği kapatmak için hekimlerin iletişim düzeyleri ile iletişim modellerini belirlemek üzere nitel araştırma yöntemlerinden odak grup çalışması ile inşa edilmiştir. 10 hekim ile yürütülen araştırma sonunda doktorların “hekim-hasta” kategorisinde iletişim kurduğu saptanmıştır. Araştırmanın bir başka bulgusunda, hekimlerin sağlık iletişimi modellerinden retorik model dışında kalan 6 farklı modeli de hastanın sosyo-ekonomik ve psikolojik özelliklerine göre kullandıkları anlaşılmıştır. Araştırma sonunda hekimlerin, hastaları ile daha kaliteli bir sağlık iletişimi kurmaları için muayene sürelerinin uzatılması, günlük bakılan hasta sayısının azaltılması ve sağlık iletişimi politikalarının geliştirilmesi önerilmiştir
The effect of online scenario based learning on english writing motivation and self-efficacy beliefs of university students
The aim of this research is to investigate the impact of online scenario-based English writing instruction on the motivation for English writing and self-efficacy beliefs among university students. The research, conducted as action research, involved a group of 14 students enrolled in the English preparatory program at a state university in the Marmara Region of Türkiye during the fall semester of the 2020-2021 academic year. Eight scenario activities were prepared as part of the online scenario-based English writing instruction. Action plans were developed to enhance students’ writing motivation and self-efficacy beliefs. The implementation of the prepared action plans consisted of four cycles and eight weeks. To collect data, the “English Writing Motivation Scale” and the “English Paragraph Writing Self-Efficacy Scale” were used. Dependent groups t-test was applied to compare the mean scores on the same sample group, and Wilcoxon signed-rank test was used when the data did not exhibit a normal distribution. Quantitative analysis revealed a significant increase in students’ intrinsic motivation to write in English following the online scenario-based English writing instruction. Additionally, it was observed that online scenario-based writing instruction enhanced students’ self-efficacy beliefs in writing in English. These promising results suggest the incorporation of online scenario-based writing activities in English writing instruction
Discovering the magical rewards of embracing green practices in the realm of hospitality, with a focus on luxury hotels in Oman
This study aimed to understand guests' perceptions of and satisfaction with green practices in luxury hotels. This study used a quantitative research approach and descriptive research design. A purposive sampling technique was adopted for this study, and data were collected through a survey of 153 participants. 79.7% stated that the purpose of their visits was leisure. Green practices include energy and water savings, eco-friendly services, and the recycling of materials. The study found a positive correlation between guest satisfaction, green products, service offerings, and guest content in green environments. However, no association was found between green prices, promotions, and customer satisfaction. Guests’ perceptions of luxury hotels in Oman that adopted green practices gained a competitive advantage (4.515). Finally, the study found a positive correlation between luxury hotels' green practices and visitor satisfaction, indicating a significant impact of these practices on guest satisfaction
An examination of natural and synthetic tyrosinase inhibitors
The enzyme responsible for this process is known as tyrosinase, which is sometimes referred to as polyphenol oxidase, monophenol oxidase, phenolase, or catecholase. It is present in humans, plants, microbes, and fungi. Melanin pigments, found in both plants and animals, require this enzyme as an essential component. Tyrosinase is present in animal creatures, particularly in the pigments of the skin, hair, and eyes. Tyrosinase can cause darkening in foods that is unrelated to their inherent color. Beverages such as fruit juice and wine may experience a decline in appearance and flavor, as well as the occurrence of turbidity and precipitation. The unwanted phenomenon of browning in fruits and vegetables, which is frequently caused by enzymatic processes, needs to be avoided. Tyrosinase enzyme inhibitors are employed to hinder the catalytic oxidations that lead to browning by the tyrosinase enzyme. Currently, these basic ingredients are commonly found in skin whitening solutions, particularly in the field of cosmetics. In addition, tyrosinase inhibitors have practical applications in the treatment of skin problems associated with melanin pigmentation. Furthermore, tyrosinase inhibitors competitively and reversibly hinder the activity of human melanocyte tyrosinase, hence impeding the production of melanin.
Numerous substances possess the ability to hinder the activity of the enzyme tyrosinase. Ongoing studies are being conducted on several derivatized compounds to increase inhibition. This article explores the inhibitory effects of many compounds, including kojic acid, azelaic acid, flavonoids, arbutin-deoxyarbutin, curcumin and its derivatives, and copper chelators, on the enzyme tyrosinase