27316 research outputs found
Sort by
The politics of building civil society in the south caucasus: a historical overview of Georgia and Armenia
This study discusses the development of civil society in Georgia and Armenia after the collapse of the USSR. Both countries in the South Caucasus have unique achievements in civil society activism, but in some ways, they share the same patterns. International donors and foreign assistance have played a crucial role in the development of civil society in both countries. International actors have tried to support civil society activism in these ex-Soviet countries to strengthen democratic values, beliefs, and institutions. While the Georgian ruling elites opened a new dimension of civil society, the Armenian elites did not respond in a way that created space for the development of civil society. One of the main reasons for this is that Armenian civil society has been characterised by the Karabakh issue and the Armenian diaspora has controlled civil society activism for many years. In contrast, relations with the West have become inherent in Georgia, opening up new avenues for the development of civil society
Impact of trustworthiness on tourist satisfaction in Nepal: the mediating role of civilized tourism behavior intention
Tourism spread across all over the globe because of easy global access. Along with it, tourism also expanding. Then, a tourism-based economy focuses on long-term and sustainable tourism growth. As trustworthiness evolved, it optimizes tourist satisfaction, which helps to increase tourist flow. CTBI also plays a vital role to improve tourist satisfaction and grow the economy. The CTBI structures connect tourism-related services to increase trustworthiness, which enhances revenue and stimulates economic growth. The current study CTBI applied as a mediator for effective trustworthiness on tourist satisfaction in Nepal. It also highlights how important credibility is for raising tourist satisfaction. The study selected 150 samples from the tourism sector to get information through the use of surveys, which were examined using PLS-SEM. The results point to a positive correlation between trustworthiness and tourist satisfaction. The results show that CTBI greatly affects tourist satisfaction. The results also suggest that CTBI mediates the relationship between trustworthiness and tourist satisfaction. To ensure that tourists would be satisfied to make CTBI a priority, the tourism industry and government policy-making agencies should collaborate
Anonim şirketler hukukunda kaçış klozuna ilişkin bazı sorunların değerlendirilmesi
Anonim şirketlerde, kural olarak, pay sahibinin payını serbestçe devredebilmesi ilkesi geçerlidir. Bu ilkenin varlığının birden fazla sebebi bulunmaktadır. Anonim şirketlerde, çıkma ve çıkarılmanın olmaması ve pay sahiplerinin kişiliklerinin önem taşımaması bu ilkenin temel gerekçeleridir. Ülke içindeki küçük birikimleri yatırıma dönüştürme amacına hizmet etmesi düşünülen anonim şirketlerin bu amacını yerine getirebilmesi için de yatırımcının istediği zaman payını kolayca nakde çevirebilmesi gerekmektedir. Aksi hâlde anonim şirket pay sahibi olmak, güvenli ve işlevsel bir yatırım aracı olmaktan çıkacaktır. Ancak bu ilke nama yazılı olan pay ve pay senetleri açısından kanun koyucu tarafından sınırlandırılmıştır. Doktrinde bu sınırlandırmalara “bağlam” denilmekte olup sınırlamalar, kanuni bağlam ve esas sözleşmesel bağlam olarak ikiye ayrılmaktadır. Kanun koyucu, “Esas Sözleşmeyle Sınırlama” yan başlığı altında Türk Ticaret Kanunu m. 492 vd. borsaya kote olmayan nama yazılı pay ve pay senetlerinin devrinin sınırlandırılmasını düzenlemiştir. Bu sınırlamalardan ilki, esas sözleşmede öngörülen önemli sebebin ileri sürülmesidir. İkinci sınırlandırma, kaçış klozuna başvurulmasıdır. Üçüncüsü ise pay ve pay senetlerinin, kendi ad ve hesabına alındığının beyan edilmemesi sebebiyle pay devrinin sınırlandırılmasıdır. Kaçış klozu, şirketin devredilecek olan nama yazılı payların veya pay senetlerinin gerçek değerini ödemek suretiyle şirketin istemediği yeni pay sahiplerini saf dışı bırakan ve yabancılaşmayı önleyen bir kurumdur. Ancak kaçış klozuna ilişkin maddelerde geçen ifadelerle kanun koyucunun amacı bazen çelişmekte, bazen de amacı anlaşılamayıp yorum yapılması gerekmektedir. Bu sebeple bazı tartışmalar ortaya çıkabilmektedir. Çalışmada bu tartışmalı hususlar gerek kanunun lafzı gerekse kanun koyucunun amacından faydalanılmak suretiyle irdelenmeye çalışılmıştır
A bibliometric analysis of research on dropout in open and distance learning
The purpose of this study is to examine research on school dropout in open and distance education in the Web of Science (WoS) database using bibliometric analysis and to reveal trends in this area. In line with this goal, a total of 1,615 studies published between 1980 and 2022 were identified in the Web of Science (WoS) indexes. Descriptive and evaluative bibliometric methods were employed in the analysis of these publications, and the results were visualized using VOSviewer software. According to the research findings, studies on school dropout in open and distance education intensified in 2019. The analysis revealed that E.T. Pascarella is the most cited author, and F.D. Pereira has the highest co-authorship network. An examination based on institutions showed that the Universitat Autònoma de Barcelona has the highest number of publications, while the University of Michigan ranks first in terms of citation numbers. Furthermore, in terms of publication productivity and citation numbers, the United States is ranked first, followed by Spain. Looking at the keywords used in articles on the topic, early studies emphasized concepts such as “distance education”, “student retention”, “attrition”, “student success”, “social integration”, “academic integration”, “survival analysis”, “education policy”, “graduation”, and “financial aids”. In subsequent years, these were replaced by terms such as “learning analytics”, “educational data mining”, “systematic review”, “engagement”, “drop prediction”, “decision tree”, “student performance”, “gamification”, “massive open online course- MOOC”, and “artificial intelligence”. In this context, discussions were conducted within the framework of the literature, and various recommendations were provided based on the obtained findings
Alman siyasi mizah propagandasının Kut'ül-Amare Zaferi’ne bakışı
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nda Birleşik Krallık’a karşı kazandığı Kut'ül-Amare Zaferi, Batı Cephesi’nde kilitlenen savaşta yeni bir zafer bağlamında Alman İmparatorluğu için etkili bir propaganda aracı olmuş ve Alman mizah dergilerinde zaferi konu alan karikatürler yayımlanmıştır. Çalışmada Birinci Dünya Savaşı’nda Alman mizah dergilerinin Kut'ül-Amare Zaferi’ni propaganda boyutunda ne şekilde yansıttığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Alman mizah dergilerindeki karikatürler, Karl Bühler’in Organon Modeli ışığında göstergebilim yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada dergilerde Kut'ül-Amare Zaferi üzerinden doğrudan Birleşik Krallık’ın yenilgisine odaklanılarak Birleşik Krallık’ın güçsüz ve başarısız bir ülke şeklinde yansıtıldığı tespit edilmiştir. Bu şekilde Alman propagandasının Alman kamuoyunda İttifak Devletleri’nin Birinci Dünya Savaşı’nı kazanacağına yönelik inancı güçlendirmeye çalıştığı sonucuna ulaşılmıştır
Savaş Sanatı’nın ana hatları - Antoine Henri Baron de Jomini
Önemli savaş teorisyenlerinden biri olan Antoine Henri Jomini, 1779 yılında İsviçre’de doğmuş ilk önce Napolyon Bonapart komutasında görev alan sonrasında Rusya safına geçen başarılı bir generaldir. Tahsilini bitirip Paris’te bankacılığa başladıktan sonra Napolyon komutasındaki Fransız ordusunun çekiciliği mi yoksa ordu mensubu olmanın ticaretten daha prestijli bir meslek vaat etmesinden dolayı mı orduya katıldığı bilinmemekle birlikte on yedi yaşında kendini karargâhta ikmal işlerini düzenleyen düşük bir makamda bulmuştur. Jomini hırsı, çalışkanlığı ve zekâsı sayesinde zamanının en büyük askeri dehalarından biri haline gelmiştir. Onun için mesleki prestij her şeyden önce gelmiştir ve bu karakteri onun Rusya safhına geçmesinde en büyük etken olmuştur. Jomini ne kadar başarılarıyla askeri anlamda kendini Napolyon’a kanıtlamış olsa da Fransız ordusunda Napolyon’un Kurmay Başkanı Bethier’in engelleri yüzünden hedeflediği mevkilere gelmemiştir. Yüksek mevkilere ulaşmasında Bethier’in engel olmasına daha fazla dayanamayan Jomini, Rus Çarı Aleksandır’ın emrine girmiştir. Rus ordusu mensubu olarak da başarılarını kanıtlamış olan Jomini, yazdığı ciltlerce askeri strateji ve savaş tarihi kitaplarıyla birçok askeri kurumda askeri eğitimin temel esaslarının öğreticisi haline gelmiştir
Çalışma hayatında çok boyutlu bir kavram olarak tevazu
Tevazu kavramı; “kişinin, kendi imajını savunmak, onarmak ya da kendisini olduğundan daha iyi göstermek gibi bir zorunluluk hissetmeksizin ve kendine ilişkin bilgileri çarpıtmaksızın, kendi gücünü/sınırlılıklarını gerçekçi olarak görmeye istekli olması” şeklinde tanımlamaktadır. Alan yazınına bakıldığında, kavramın olumlu yönlerine dikkat çeken çalışmaların varlığının yanı sıra, karanlık yönüne vurgu yapan araştırma sonuçlarının da olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; işyerinde tevazu kavramının çalışanlar açısından algılanma biçimlerinin değerlendirilmesi, kavramın ortaya çıkmasına neden olabilecek bireysel/örgütsel öncüllerin tespit edilmesi, tevazu sahibi çalışanlara yönelik tepkilerin belirlenmesi ve tevazunun, günümüzdeki çalışma dinamikleri üzerindeki olası etkilerinin ortaya konulmasıdır. Nitel araştırma yönteminin tercih edildiği bu çalışmada, kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılan 15 kişiyle derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş ve araştırmadan elde edilen veri, içerik analizi yardımıyla çözümlenmiştir. Araştırma bulgularının, örgütsel davranış alanında az sayıda çalışmaya konu olan tevazu kavramının kuramsal yapısını zenginleştireceğine ve çalışma yaşamındaki yöneticilere yön göstereceğine inanılmaktadır
Küreselleşmenin ekonomik, siyasi ve toplumsal yönlerine yönelik Fırat Üniversitesi akademisyenlerinin görüşleri
Küreselleşme olgusuna yönelik nitel bir saha araştırması, konunun farklı yönleri hakkında güncel yaklaşımların gözlemlenebilmesi bakımından önem arz etmektedir. Bundan dolayı bu alan ile ilgili uzman görüşlerinin değerlendirilmesi, literatürde mevcut olan eksikliğe önemli bir katkı sunacaktır. Bu doğrultuda araştırma, ekonomik, siyasi ve toplumsal açıdan küreselleşme ile ilgili güncel akademik yaklaşımları anlamak ve gelecekte oluşabilecek yönelimleri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma yöntem bakımından fenomenolojik desendedir. Araştırma grubu, küreselleşme ile ilgili akademik birikimi olan, yükseköğrenimini doktora düzeyinde tamamlamış, iktisat, işletme ve siyaset bilimi ana bilim dallarında görev yapan sekiz akademisyenden oluşturulmuştur. Akademisyen görüşlerinin farklı ana bilim dallarından alınması, küreselleşmenin ekonomik, siyasi ve toplumsal yönlerine çok boyutlu yaklaşımlar üretmelerini mümkün kılmıştır. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen kayıtlara fenomenolojik azaltma uygulanmış, konu kapsamında kalan ifadeler ilk ve son kodlama süreçlerinin ardından odak kodlar elde edilmiştir. Her soru başlığı için hazırlanmış odak kod tabloları değerlendirildikten sonra elde edilen sonuçlar tartışılmıştır. Son tahlilde katılımcıların, ulus devletlerin ekonomik, siyasal, teknolojik açıdan geri kaldığı, küresel şirketlerin aşırı güçlendiği, devletlere karşı güvenin azaldığı, gelecekte devletler ve şirketlerin daha fazla iş birliği içinde olacakları, kültürel tek tipleşmenin ulusal kimliğe zarar verdiği yönünde söylemlerin ortak kanaate dönüştüğü gözlemlenmiştir
Estetize edilen trajedi ya da melek kanatlı illüstrasyonlar
Bu araştırmanın temel amacı, toplumsal trajedik olaylarda, trajedinin medyada karşılaşılan
temsil biçimlerinin estetize edilerek tüketim metasına dönüştürüldüğü savı üzerinden
şekillenmektedir. Özellikle ülkemizde yaşanan deprem felaketinin ardından ortaya çıkan
enkaz altındaki kızının elini bırakmayan bir babanın trajedik fotoğrafı hem geleneksel
medyada hem sosyal medyada üretilen ve tüketilen bir metaya dönüşmesi araştırmanın
yönünü belirlemiştir. Literatür taramasında sadece doğal afetlerde değil savaşın ve zorunlu
göçün yarattığı, örneklem olarak seçilen dramatik görüntülerde de benzer reflekslere rastlanmış
ve araştırma kapsamında değerlendirilmiştir. Araştırmanın yönteminde literatür
taramasıyla trajedi kavramı, simülasyon evrenine dönüşen dünyada, gerçek’in, hipergerçek
olarak değişimi üzerinden ele alınmıştır. Baudrillard’ın simülasyon kuramından hareketle
trajedinin, hipergerçek trajediye dönüşümünün yarattığı anlam yorumlanmaya çalışılmıştır.
Çalışmanın Geleneksel Tragedya’dan Günlük Dildeki Trajedi’ye bölümünde trajedi kavramının
tarihsel kökeni ve genel hatları örnekler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Trajedinin
tarihsel kökenindeki anlam ile modern dünyanın gündelik dilinde kullanılan trajedi
kavramının tanımı arasındaki benzerliklere ve farklılıklara değinilmiştir. Bir Simulakr Olarak
Trajedi bölümünde ise trajedinin, sadece konvansiyonel medyada değil aynı zamanda
sosyal medya mecralarında bireysel kullanıcılar tarafından illüstrasyonlarla, resimlerle
yeniden üretimini konu edinmiştir. Araştırmada toplumsal trajedilere neden olan savaşın,
zorunlu göçün ve depremin trajik görüntüleri, sanatçılar ve sosyal medya kullanıcıları tarafından
ele alınış biçimine ilişkin seçilen görsel örnekler üzerinden incelenmiştir. Bu görsel
örneklerden hareketle trajedi kavramının tahrifi ve suistimali açıklanmaya çalışılmıştır
Küçük devletlerin kamu diplomasisi uygulamaları: Lüksemburg ve Avrupa Birliği kurucu üyeliği
Lüksemburg 2586 km2’lik nüfusu ve 660.000 kadar olan nüfusuyla Avrupa’nın kalbinde yer alan küçük bir devlettir. Bu küçük devlet, NATO, Avrupa Konseyi, AGİT, BM gibi birçok uluslararası örgütün kurucu üyesidir ve bunlara ‘uluslarüstü’ bir yapı olan Avrupa Birliği de dahildir. Coğrafi ve tarihsel koşullarla açıklanabilecek bu üyelikler, ülkenin kamu diplomasisi faaliyetleri açısından da önem taşır. Lüksemburg günümüzde AB nezdinde kamu diplomasisi faaliyetlerini AB kurumları ve başarılı diplomatlar üzerinden gerçekleştirmektedir. Bunun da ötesinde birliğin ‘kurucu üyelik’ statüsü Lüksemburg’a uluslararası sistemde ayrı bir prestij kazandırmış durumdadır. Çalışma küçük devlet dış politika eğilimlerinden hareketle Lüksemburg’un AB kurucu üyeliği ve bu üyeliğin bir kamu diplomasisi aracına dönüşme nedenlerine odaklanmaktadır