Anadolu University

Anadolu Üniversitesi Akademik Arşive Hoş Geldiniz
Not a member yet
    27316 research outputs found

    Türkiye'de kalkınma planlarındaki kentleşme politikasında yaşanan değişimlerin incelenmesi

    No full text
    Kalkınma planları, Türkiye'nin kentsel büyüme ve gelişim stratejilerini belirleyen temel belgelerden birisidir. Ayrıca, kalkınma planları ülkelerin üst politika belgeleri olarak kentleşme politikalarının temel yönleri ve stratejilerini belirlemiştir. Türkiye’de özellikle, Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı (1979-1983) ile birlikte kentleşme politikaları ile ilgili daha kapsamlı açıklamalar yer almaya başlamıştır. Bu araştırmada, kalkınma planlarının kentleşme politika yapımındaki önemi ve Türkiye’deki kalkınma planlarında benimsenmiş olan kentleşme politikalarının ana hatları incelenmektedir. Araştırmada ayrıca, ülkelerin kalkınma planları ile kentsel büyüme ve genişleme, altyapı ve hizmetler ile çevresel sürdürülebilirlik politikaları arasındaki temel ilişkiden yola çıkılarak ilgili politikalar değerlendirilmekte ve eksiklikler tespit edilmektedir. Türkiye'de kentleşme süreci ile kalkınma planları arasındaki ilişkiler ele alındıktan sonra, birinci kalkınma planından on ikinci kalkınma planına kadar ki süreçte kentleşme politikalarının yukarıda ifade edilen eksene göre nasıl uygulandığı incelenmiştir. Araştırma kapsamında doküman incelemesi yoluyla ilgili kalkınma planları ele alınmıştır. Bu doğrultuda, Türkiye’deki kalkınma planlarında kentleşme politikalarının geçmişten günümüze ne ölçüde değişiklik gösterdiği incelenerek elde edilen bulgular ışığında tartışmalar gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, bölge planları, çevre düzeni planları, imar planları ve stratejik planların, kalkınma planları doğrultusunda şekillenen kentsel politikaların uygulanmasında önemli rol oynadıkları vurgulanmaktadır. Sonuç itibariyle, kalkınma planlarında kentleşme olgusu daha kapsamlı bir şekilde ele alınmasına rağmen, kentleşme politikalarındaki genel eksiklikler belirtilmiştir. Ayrıca, kalkınma planlarının kentleşme üzerindeki etkileri, Türkiye’nin kentsel sorunlarını çözmede önemli bir araç olmaya devam etmektedir

    John Locke'un tartışmalı yönü: İngiltere ulusal köle ticaretindeki rolü

    Full text link
    Klasik liberalizm ve liberalizm çalışmalarında, John Locke öncü düşünürler arasında ilk akla gelen isimlerden biridir. Locke'un liberal düşünceleri günümüzde birçok demokratik toplumda kabul görmektedir. Ancak, Locke'un Batı literatüründe bilinen ve buna nispeten akademik literatürümüzde daha az karşılaşılan tartışmalı bir yönü de vardır: bu da onun yaşadığı dönemde İngiltere'nin ulusal köle ticaretinde aktif rol almasıyla alakalı tartışmalardır. Bu makalenin gayesi Lock’un eserlerinde yer alan kölelik ile alakalı yazılarını ve bu konunun alan yazınında söylemsel açıdan nasıl ele alındığını ortaya koymaktır. John Locke’un fikirleri ve eserleri günümüz siyaset bilimi alanında temel kaynak olarak kabul görürken, özgürlük, eşitlik ve insan hakları gibi fikirleriyle de en çok okunan ve bilinen siyaset felsefecileri arasında yer aldığı gerçeğidir. Ancak, Locke'un bilinmeyen bazı yazıları, özellikle kölelik konusundaki görüşleri, tartışmalara neden olmuştur. Locke, özünde özgürlük ve mülkiyet haklarına vurgu yapan bir siyaset felsefecisi olarak bilinir, ancak Locke köleliği meşrulaştırdığı iddiasıyla da eleştirildiği bilinmektedir. Locke'un, on yedinci asırda Virginia Kolonisinde kölelik olgusunun yasallaştırılması sürecinde katkıda bulunduğu şeklindeki tartışmalar, onun yazdığı liberal düşünceleri ile doğrudan çatışmaktadır. Bazı düşünürler Locke'un ‘Two Treaties of Government’ adlı eserinde bulunan kölelik ile alakalı yazdığı kısımların, köleliği haklı göstermek adına argüman olarak yazıldığı iddiasıdır. Buna karşın, karşı duruş sergileyen bilim insanları ise Locke'un köleliği desteklemediğini ve hatta köleliğe karşı çıktığını savunmaktadırlar. Onlara göre, Locke, insanların doğal haklarının korunması ve devletin meşruiyetiyle ilgili fikirlerinde kölelik karşıtı bir tutum sergilediği şeklindedir. Bu makale, Locke'un liberal düşünce ekolünde bir otorite olduğu kadar, yapılan eleştirilerin de onun yaşadığı dönem itibariyle ciddiye alınması gerekliliği üzerine kurulmuştur

    Avrupa Birliği’nin temel politikaları kapsamında gıda temasının araştırma, kültür, güvenlik ve güvence perspektifinden incelenmesi

    No full text
    Gıda uluslararası ilişkiler, sürdürülebilirlik, güvenlik ve sağlık gibi disiplinlerarası perspektiflerden ele alınan ve küresel sorunlar arasında değerlendirilen bir konu olarak literatürde yer almaktadır. Avrupa Birliği (AB) de temel politika alanları içinde gıda konusuna araştırma ve yenilikçilik, kültür, güvenlik ve güvence gibi farklı perspektiflerde yer vermektedir. Bu çalışma, gıda konusunu AB’nin araştırma ve yenilikçilik, kültür politikası ve gıda güvencesi, veterinerlik ve bitki sağlığı politikaları açısından ele almıştır. Araştırma ve yenilikçilik kapsamında Ufuk Avrupa Programı’nın misyonları ve kümeleri altında gıdanın yeri incelenirken, kültür politikaları altında gastro-diplomasi konusu çerçevesinde tartışılmış, güvenlik ve güvence konuları ise üretim, tüketim, sağlık, denetim gibi farklı alanlarda değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden ikincil veri analizi kullanılmış olup, veriler doküman incelemesi tekniğiyle incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda AB’nin gıda konusunu tek bir alan ve disiplinle sınırlı tutmayıp çok uluslu aktörlerin katılımını teşvik edecek disiplinlerarası bir konu olarak ele aldığı görülmüştür. Görüldüğü üzere AB gıda politikası tek bir politika altında toplanmamıştır. AB’nin gıda konusunu farklı disiplinlerle ilişkilendirmesi, gıda alanında çalışmalar yürüten araştırmacılar açısından da farklı disiplinlerle ortak çalışmalar yürütülmesi konusunda teşvik edici bir nitelik taşımaktadır

    Looking at post-colonial feminism: a reading through the views of Maria Mies

    Full text link
    Post-colonial feminism was born as a reaction to Western feminism. Feminist movements created by Western ways of thinking did not address the problems of non-Western women. Therefore, in countries freed from colonialism, a new feminist movement emerged that addressed the problems of non-Western women. This movement, called postcolonial feminism, addresses the problems experienced by women in postcolonial societies from different perspectives, not in a Western and uniform way. Postcolonial feminism criticizes the patriarchal system to which women are subjected in former colonial countries, along with global capitalism, which brings about gender-based labor exploitation, and in this context, it differs from Western feminism. Although Maria Mies was a Western woman, she focused on the problems of "other" women and looked for the source of the problem not only in patriarchy, but also in global capitalism and labor exploitation. The purpose of this study is to look at postcolonial feminism through her feminist approach

    A conceptual study on quantum leadership: a new ıntrapersonal powers -environmental forces balance model

    Full text link
    Today, societies and organizations live in an atmosphere rapidly changing new dynamics. In-depth questioning of new facts requires an urgent responsibility. There is a need for leaders can wisely evaluate leadership opportunities with the quantum approach and master innovative and creative thinking and decision-making processes. The existence of leaders who can understand the contexts and move forward with the right vision, right goals, and strategies has become extremely essential to sustainability. Could it be that it is time to confront the new phenomena emerging from completely different anomalous dynamics, and to discover the new paradigm? For this, the leader's thinking, decision-making, and creative processes must be understood very well. How should the leader's thinking and decision-making processes work in order to be innovative by breaking old paradigms? How should the leader fundamentally balance his/her internal powers with environmental factors? This study contributes to the literature by seeking answers to these questions and developing a new conceptual model in this direction. In this conceptual review article, an original model is explainedbased on quantum leadership. It includes eight dynamics of the leader, namely introversion power, the power of creating a vision, the power of inclusiveness, the power of adaptation, the power of understanding, the power of decision-making, the power of face-off, and the power of solidarity. It also explains what kind of relationship network exists among the dynamics and what the underlying values of each dynamic are

    Gençlerin çay tüketim tercih motivasyonları: Anadolu Üniversitesi örneği

    Full text link
    Çay, her ne kadar Türk kültürüne sonradan girmiş olsa da kültürün ayrılmaz ve önemli bir parçası haline gelmiştir. Türk içecekleri dendiğinde ilk sıralarda yer alan çayın tüketimi kuşaklara göre farklılık göstermektedir. Özellikle düşük yaş grupları, yani gençler arasında çay tüketiminin azaldığı dikkati çekmektedir. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin çay tüketim motivasyonlarını araştırmaktır. Böylece üniversite öğrencilerinin çay tüketim tercihlerini etkileyen unsurlar belirlenmiş olacaktır. Araştırma alanı Anadolu Üniversitesi örneği ile sınırlandırılmıştır. Araştırmada nicel veri toplama ve analiz tekniklerinden faydalanılmıştır. Veri toplamada anket tekniğinden yararlanılmış olup, anketler elektronik ortamda Aralık 2022- Ocak 2023 tarihleri arasında kolayda örneklem yoluyla toplanmıştır. Toplamda 410 anket değerlendirmeye alınmıştır. Elde edilen verilere tanımlayıcı istatistikler, t testi ve ANOVA uygulanmıştır. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin çay tüketim tercih motivasyonunun ekonomik unsurlar ve onaylanma olduğu belirlenmişti

    Öğretmen adaylarının bazı astronomi konularındaki kavrama düzeylerinin incelenmesi

    Full text link
    Öğretmen adaylarının Dünya ile ilgili astronomi konularını kavrama düzeylerinin belirlenmesi bu araştırmanın amacıdır. Araştırmada durum çalışması deseni kullanılmıştır. Çalışma grubu fen bilgisi, okul öncesi ve sınıf öğretmenliği programlarında son sınıfta öğrenim gören on öğretmen adayından oluşmaktadır. Veriler araştırmacıların geliştirdiği, sekiz soru içeren yarı yapılandırılmış “astronomi görüşme formu” ile toplanmıştır. Dünya’nın oluşumu, Dünya’nın hareketleri ve sonuçları, atmosfer olayları, mevsimlerin oluşumu, mevsim farklılıkları, yerel saat farkları, yıldız kayması ve kutup ışıkları konularında sorular sorulmuştur. Veriler, betimsel analizle oluşturulan kavramsal kategorilerde incelenerek analiz edilmiştir. Öğretmen adaylarının Dünya’nın oluşumuna ilişkin kavramsal bilgilerinin çoğunlukla “kavram yanılgısı içeren kısmen anlama” ve “kavram yanılgısı” düzeyinde olduğu görülmüştür. Gece-gündüz oluşumunda tam doğru cevapların fazla olduğu, mevsimlerin oluşumunda “kavram yanılgısıyla kısmen anlama” kategorsindeki cevapların fazla olduğu, yerel saat farklarında tam anlamanın fazla olduğu; yıldız kayması ve kutup ışıkları ile ilgili sorularda kavram yanılgılarının fazla olduğu belirlenmiştir. Öğretmen adayları Evren’in ve Dünya’nın oluşumunu karıştırmaktadır. Dünya’nın Güneş etrafındaki dönme ve dolanma hareketleri, Güneş’in etrafında Dünya’nın hareketi, yıldız ve meteorların hareketi gibi konularda kavram yanılgıları belirlenmiştir. Araştırmada amaçlı örneklem yoluyla seçilen öğretmen adaylarının astronomi kavramlarına yönelik algılarının yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, astronomi eğitimine yönelik önerilerde bulunulmuştur

    Tarihsel perspektif bağlamında, siyonizm ideolojisinin İsrail ile Filistin arasında yaşanan çatışmalara temel etkileri

    Full text link
    Yahudiler için tarihi bir öneme sahip olan Siyonizm, tarihi Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulmasını hedefleyen Yahudi Milliyetçiliği olarak nitelendirilmektedir. Özellikle, 1897 yılında Theodor Herzl tarafından oluşturulan Dünya Siyonist Örgütü’nün etkisiyle, Filistin topraklarında Yahudi devletinin kurulması sürecini hızlandırmıştır. Yahudilerin, Filistin bölgesine 1897 yılından başlayarak, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden antisemetizm’in etkisiyle zorunlu göçe maruz kalmaları, Yahudiler ile Filistinliler arasındaki çatışma eğlimini her geçen gün giderek artırmıştır. 1948 yılında İsrail devletinin kuruluşu ile birlikte, başta Filistin ve bölgedeki Arap devletlerine karşı, günümüze kadar belirli aralıklarla devam ettirdiği savaşlar ve işgal girişimleri, Ortadoğu bölgesindeki jeopolitik konumunun İsrail lehine değişmesine olanak sağlamıştır. Özellikle İsrail’in 1948 yılından itibaren, Filistin topraklarına yönelik devam ettiği işgal girişimi, milyonlarca Filistinlinin kendi anavatanlarını terk ederek, mülteci durumuna düşmesine neden olmuştur. İsrail’in yasadışı işgallerini durdurarak, Filistinli halkın anavatanlarına dönmesini ve güvenliğinin sağlanması için kurulmuş olan FKÖ ile 1991 yılında kurulmuş olan Hamas, Siyonist hükümetin Filistinli halka karşı yürütmekte olduğu soykırım politikasını durdurması ile birlikte, Filistin direnişinin devamı bakımından önemli bir rol model üstlenmektedir. Özellikle Hamas ile İsrail’in bölge genelinde yaşamakta olduğu kısa süreli çatışmalar, 7 Ekim 2023 yılında Hamas’ın silahı paramiliter kolu olan Kassam Tugayları’nın İsrail’e topyekün saldırısı ile önemli bir boyuta evrilmiştir

    Medeni usûl hukukunda kanun yollarının mukayeseli analizi

    Full text link
    Yargılama sürecini denetleyen kontrol mekanizmaları, çeşitli amaçlar doğrultusunda hassas bir denge kurabilmelidir. Zira yargı süreci, özünde, yargı bağımsızlığı ile adil ve hızlı yargılanma hakkını gözetmelidir. Yargılama sürecinde hataları en aza indirme önceliği, bütün hukuk sistemlerinin ortak gayesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli hukuk sistemlerinde karşımıza çıkan bir diğer ortak gaye ise hukuki uyuşmazlıklara etkili şekilde ve makul sürede çözüm bulmaktır. Dolayısıyla modern hukuk sistemleri, hataları en aza indirmek için yargı kararlarını defalarca kontrol mekanizmalarına tabi tutmak ile adil yargılanma hakkını tesis etmek arasında bir denge kurmak için çaba göstermektedir. Bu çalışmada, çeşitli ulusal hukuk sistemlerindeki kanun yolu sistemleri hakkında yazılmış makalelerin derlendiği “Nobody’s Perfect. Comparative Essays on Appeals and other Means of Recourse against Judicial Decisions in Civil Matters” kitabı incelenip, incelenen sistemlerin mukayesesi yoluyla bu hassas dengeyi kurarken dikkat edilmesi gereken hususlar ortaya konulacaktır. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki mahkeme kararlarına karşı başvuru yolları ne kadar fazlaysa, bu kararların kalitesi o kadar artacak ve hata oranları azalacaktır. Fakat, hata oranlarını düşürme ve kaliteyi artırma süreci, aynı zamanda hukuki belirliliği ve adil yargılanma hakkını örselemek sonucunu doğurabilir

    Emile Durkheim ve Gabriel Tarde’ın devlet sosyolojisi analizlerine karşılaştırmalı bir bakış

    Full text link
    Emile Durkheim ile Gabriel Tarde’ın, sosyolojinin bağımsız bir disiplin haline gelmesi noktasında yürüttüğü tartışmalar, genellikle doğa bilimleri-sosyal bilimler ayrımı, sosyoloji psikoloji ilişkisi, biyolojinin sosyolojiye etkisi gibi başlıklarla değerlendirilmektedir. Bu tartışmaların odağının sosyolojinin kendisini karakterize etme biçimi olduğu dikkate alındığında, sonraki çözümlemelerin bu ve benzeri başlıklar üzerinden ilerlemesini olağan karşılamak gerekir. Fakat sosyolojinin kurucu isimleri olarak görülen bu düşünürlerin, siyaset sosyolojisi alanında da birçok esere, kuramsal çözümlemeye imza attığı ve dolayısıyla siyaset sosyoloğu olarak da değerlendirilebilecekleri unutulmamalıdır. Her iki isim klasik siyaset teorilerinin düşünce sahalarındaki devlet, iktidar, parlamento, demokrasi gibi unsurlara eğilmelerinin yanında bu unsurları toplumsallaşma, örgütlenme, suç gibi bileşenlere içkin olarak çözümlemekteydi. Her ikisi de sosyolojiyi kuramlaştırırken vurguladıkları teorik analizleri siyaset teorilerinin de içerisinde çalıştırmaktaydı. İki isim açısından bu noktadaki önemli konulardan biri devletin doğası ve devlet-toplum ilişkisine dair görüşlerdi. Hem Durkheim hem Tarde dönemin birçok siyaset bilimcisi ve siyaset sosyoloğu gibi devletin kökensel niteliği, gelişimi üzerine fikir sunmalarının yanı sıra devlet-toplum ilişkisinin düzenlenme biçimlerine ve ideal yönetim anlayışının gerekliliklerine dair de iddialar sunmaktaydılar. Bu çalışma, bunlardan hareketle, devleti çoklu bir zeminde irdeleyen ve devletin otoriterliğe savrulma risklerine eğilen Durkheim ile Tarde’ın devlet sosyolojisi analizlerine devletin evrimsel şeması ve devlet-toplum ilişkisi bağlamında karşılaştırmalı bir yaklaşım geliştirmektedir. Durkheim, evrimsel şemayı işbölümündeki gelişmelere dayandırırken, Tarde, aileden kabile ve devlete uzanan doğrusal bir tutum takınır. Durkheim, birçok klasik siyaset teorisindeki aileyi başlangıç noktasına koyan devlet analizlerini reddeder. Devlet-toplum ilişkisi odağındaysa her iki düşünür devleti toplumlar üzerindeki planlamacı, düzenlemeci işleviyle görmektedir

    14,147

    full texts

    27,316

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Anadolu Üniversitesi Akademik Arşive Hoş Geldiniz
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇