Karamanoğlu Mehmetbey University
DSpace@KMU Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Kurumsal Akademik ArşiviNot a member yet
9459 research outputs found
Sort by
Measurement of multijet azimuthal correlations and determination of the strong coupling in proton-proton collisions at s=13TeV
A measurement is presented of a ratio observable that provides a measure of the azimuthal correlations among jets with large transverse momentum pT. This observable is measured in multijet events over the range of pT=360–3170GeV based on data collected by the CMS experiment in proton-proton collisions at a centre-of-mass energy of 13TeV, corresponding to an integrated luminosity of 134fb-1. The results are compared with predictions from Monte Carlo parton-shower event generator simulations, as well as with fixed-order perturbative quantum chromodynamics (pQCD) predictions at next-to-leading-order (NLO) accuracy obtained with different parton distribution functions (PDFs) and corrected for nonperturbative and electroweak effects. Data and theory agree within uncertainties. From the comparison of the measured observable with the pQCD prediction obtained with the NNPDF3.1 NLO PDFs, the strong coupling at the Z boson mass scale is ?S(mZ)=0.1177±0.0013(exp)-0.0073 +0.0116(theo)=0.1177-0.0074 +0.0117, where the total uncertainty is dominated by the scale dependence of the fixed-order predictions. A test of the running of ?S in the TeV region shows no deviation from the expected NLO pQCD behaviour. © The Author(s) 2024
Exercise capacity and muscle strength in patients who have undergone the fontan procedure: A retrospective follow-up study
Background. Due to their relationship with clinical progression, follow-up of exercise capacity and muscle strength is important for optimal disease management in patients who have undergone the Fontan procedure. We aimed to retrospectively analyze exercise capacity and muscle strength trajectory over approximately 2 years. Methods. Exercise capacity was assessed using an exercise stress test with the modified Bruce protocol on a treadmill, hand grip and knee extensor strength using a hand dynamometer, and body composition using a bioelectrical impedance device. Exercise capacity, muscle strength, and body composition follow-up data recorded between 2020 and 2022 were compared. Results. Fifteen patients [median age from 17 (first assessment) to 18 years (last assessment), 5 females)] with a 20 -month median follow-up time were analyzed retrospectively. There was an increase in weight, height, body mass index, and body fat weight (p0.05). The changes in heart rate (HR) and oxygen saturation were higher in the last test than in the first test (p0.05). Conclusions. After 20 months of follow-up, exercise capacity and muscle strength did not decline; instead, the body mass index and fat weight increased. Patients who have undergone the Fontan procedure may not be experiencing a decline in exercise capacity and muscle strength over relatively short time periods during childhood, adolescence, and early adulthood
Investigating the potential of raman spectroscopy for characterizing osteoarthritic cartilage tissues
29.08.2026 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Fen Bilimleri Enstitüsü, Biyomühendislik Ana Bilim Dalı, Biyomühendislik Bilim DalıOsteoartrit (OA) öncelikle kalça, diz ve omurga gibi ağırlık taşıyan eklemleri etkiler. Sağlıklı bireylerde kıkırdak kalınlığı 1 ila 10 mm arasında değişir, ancak OA bu kalınlığın azalmasına neden olur ve genellikle ileri aşamalarda tamamen kıkırdak kaybına yol açar. Sağlıklı kıkırdak su, tip 2 kolajen ve proteoglikanlardan oluşur. Erken OA evrelerinde incelmiş kolajen ağları, zayıflamış üçlü sarmal yapılar, değişmiş proteoglikanlar ve su içeriğinde %10'a varan bir artış görülür. Kıkırdağın kendi kendini onarma yeteneği sınırlıdır. OA her yaştan insanı etkileyebilirken, yaşlılarda daha yaygındır. Geçici rahatlama seçenekleri mevcut olsa da kesin bir tedavisi yoktur. Kıkırdak bileşimindeki küçük değişiklikler nedeniyle erken OA teşhisi zordur. MR ve artroskopi yaygın olarak kullanılsa da, erken teşhis için kesinlikten yoksundurlar. Bu nedenle, daha iyi tanı araçlarına ihtiyaç vardır. Tahribatsız bir teknik olan Raman spektroskopisi, kıkırdakta OA ile ilişkili bileşimsel değişiklikleri tespit etmek için umut vaat etmektedir. Bu çalışmada, çeşitli OA evrelerine sahip sekiz donörden alınan on altı insan kıkırdak örneği Raman spektroskopisi kullanılarak analiz edilmiştir. Her kıkırdak örneği ikiye bölünmüştür: biri Raman spektroskopisi için, diğeri uzmanlar tarafından histopatolojik skorlama için kullanılmıştır. Çalışmada, Raman parametrelerini histopatolojik skorlarla ilişkilendirmek için tek yönlü ANOVA, doğrusal regresyon ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Sonuçlar, kıkırdak bölgeleri arasında hidroksiprolin/prolin oranında önemli farklılıklar olduğunu göstermiştir. Raman pik parametreleri I1245/I1270 ve I1003/Prolin kombinasyonu histolojik skorlardaki varyansın %84,9'unu açıklamıştır. Dolayısıyla, Raman spektroskopisi tahribatsız OA evresi tahmini için potansiyel göstermektedir.Osteoarthritis (OA) primarily affects weight-bearing joints like the hips, knees, and spine. In healthy individuals, cartilage thickness ranges from 1 to 10 mm, but OA causes this thickness to diminish, often leading to complete cartilage loss in advanced stages. Healthy cartilage is made up of water, type 2 collagen, and proteoglycans. Early OA stages see thinning collagen networks, weakened triple helix structures, altered proteoglycans, and an increase in water content, up to 10%. The cartilage's ability to self-repair is limited. While OA can affect people of any age, it is more prevalent in the elderly. There is no definitive cure, though temporary relief options exist. Early OA diagnosis is challenging due to subtle changes in cartilage composition. While MRI and arthroscopy are commonly used, they lack precision for early detection. Thus, there is a need for better diagnostic tools. Raman spectroscopy, a non-destructive technique, holds promise for detecting compositional changes in cartilage related to OA. In this study, sixteen human cartilage samples from eight donors with various OA stages were analyzed using Raman spectroscopy. Each sample was split into two: one for Raman spectroscopy and the other for histopathological scoring by experts. The study used one-way ANOVA, linear regression, and multiple linear regression to correlate Raman parameters with histopathological scores. Results showed significant differences in the hydroxyproline to proline ratio among cartilage regions. The combination of Raman peak parameters I1245/I1270 and I1003/Proline explained 84.9% of the variance in histological scores. Thus, Raman spectroscopy shows potential for non-destructive OA stage prediction
Digital Change in Food and Beverage Businesses: Understanding Consumers' QR Code Menu Experience
COVID-19 pandemisiyle birlikte basılı menülerin yerini QR kod menüler almaya başlamıştır. Akıllı telefonlar, dijital tabletler ve diğer elektronik cihazlar aracılığıyla okunabilen QR kod menüler tüketicilere hijyenik/sağlıklı, hızlı ve kolay bir deneyim sunmaktadır. Tüketicilerin bu teknolojiye dayalı algı, tutum ve davranışsal niyetlerinin belirlenmesi müşteri memnuniyeti ve işletme çıkarları açısından önemlidir. Çalışma, tüketicilerin QR kod menülere yönelik tutumları, bu menüleri benimseme durumları, arzu ettikleri özellikler ve gelecekte kullanım niyetlerini incelemektedir. Aynı zamanda kuşaklar arası deneyim farklılarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda görüşme tekniği kullanılarak 39 tüketiciden veri toplanmış ve veriler MAXQDA (24.2.0) paket programında analiz edilmiştir. Bulgular 7 temadan oluşmakta olup ana temalar ve kuşaklar değişkeni arasındaki ilişkiler, kod matrisi ile incelenmiştir. QR kod menü, basılı menüye göre hijyenik ve sağlıklı olarak algılanmakta ve özellikle Y ve Z kuşağının bu deneyime daha açık olduğu görülmektedir. QR kod menünün kolay/pratik, hızlı ve detaylı gibi pozitif özellikleri olmasının yanı sıra dikkat çekici biçimde negatif özelliklerinin varlığına karşın tüketicilerin gelecekte kullanım niyetini olumsuz biçimde etkilemediği ancak teknik açıdan geliştirilmesi gereken özellikleri olduğu tespit edilmiştir.With the COVID-19 pandemic, printed menus have been replaced by QR code menus. QR code menus, which can be read via smartphones, digital tablets and other electronic devices, offer consumers a hygienic/healthy, fast and easy experience. Determining consumers' perceptions, attitudes and behavioural intentions based on this technology is important for customer satisfaction and business interests. This study examines consumers' attitudes towards QR code menus, their adoption of these menus, their desired features and their future usage intentions. At the same time, it tries to reveal the differences in experience between generations. In this direction, data were collected from 39 consumers using the interview technique and the data were analysed in MAXQDA (24.2.0) package programme. The findings consist of 7 themes and the relationships between the main themes and the generations variable were analysed with the code matrix. The QR code menu is perceived as hygienic and healthy compared to the printed menu, and it is seen that especially Generations Y and Z are more open to this experience. Although the QR code menu has positive features such as easy/practical, fast and detailed, as well as remarkably negative features, it has been determined that it does not negatively affect consumers' intention to use it in the future, but it has features that need to be developed technically
The examination of digital game addiction levels in early adolescents based on participation in structured basketball activities
Tez No: 885986Bu çalışmada, basketbol etkinliklerine katılım durumlarının çocukların dijital oyun bağımlılığı düzeylerine etkisi incelenmiştir. Genel tarama modeline göre yürütülen bu çalışmada, veri toplama aracı olarak Çocuklarda Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği ve demografik özellikleri belirlemek için kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Karaman ilinde basketbol spor okullarını tercih eden çocuklar oluşturmaktadır. Örneklemini ise basketbol spor okullarına giden ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 323 çocuktan oluşmaktadır. Veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde öncelikle normallik analizi sonrasında ise tanımlayıcı analizler, bağımsız gruplar t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Analizler sonucunda, erkek çocukların dijital oyun bağımlılığı puanlarının daha yüksek olduğu, yaş arttıkça dijital oyun bağımlılığı düzeylerinin azaldığı tespit edilmiştir. Anne eğitim düzeyi ve spor geçmişi gibi faktörlerin dijital oyun bağımlılığı üzerinde anlamlı etkileri bulunmuştur. Özellikle, annesi lise mezunu olan çocukların dijital oyun bağımlılığı puanlarının, annesi lisans mezunu olan çocuklara göre daha düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca, profesyonel düzeyde spor yapan ebeveynlere sahip çocukların dijital oyun bağımlılığı puanlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgular, ebeveynlerin eğitim düzeyi ve spor geçmişinin çocukların dijital oyun bağımlılığına etkilerini ortaya koymaktadır. Literatürdeki diğer çalışmalarla karşılaştırıldığında, bulgularımız bazı çalışmalarla uyumlu iken bazılarıyla farklılık göstermektedir.This study examines the impact of participation in basketball activities on the levels of digital game addiction in children. Conducted using a general survey model, the study utilized the Digital Game Addiction Scale for Children and a personal information form to determine demographic characteristics. The population of the study consists of children attending basketball sports schools in Karaman. The sample includes 323 children who voluntarily participated in the research and attended basketball sports schools. Data were analyzed using SPSS 22.0 software. In the analysis of the obtained data, normality analysis was performed first, followed by descriptive analyses, independent samples t-test, One-Way Variance Analysis (ANOVA), and simple linear regression analysis. The analyses revealed that boys had higher digital game addiction scores and that digital game addiction levels decreased with age. Factors such as maternal education level and sports background were found to have significant effects on digital game addiction. Specifically, children whose mothers had a high school education had lower digital game addiction scores compared to those whose mothers had a university degree. Additionally, children with parents who were professional athletes had higher digital game addiction scores. The findings highlight the influence of parental education level and sports background on children's digital game addiction. Compared to other studies in the literature, our findings are consistent with some studies and differ from others. This study is important for understanding the impact of participation in basketball activities on digital game addiction and for addressing this gap in the field. Although there are numerous studies on digital game addiction in the literature, research specifically focusing on children participating in basketball activities is limited. This research aims to address this gap in the field
Impact Characteristics of S2-glass fibre/FM94-Epoxy Composites Under High and Cryogenic Temperatures: Experimental and Numerical Investigation
The aerospace industry uses glass fibre reinforced polymer (GFRP) composites to manufacture structural and non-structural parts of an aircraft as they possess superior strength to weight ratio and exceptional corrosion resistance. Commercial aircraft operate in a very wide temperature ranges from -54 to 55 degrees C. Potential GFRP laminates are susceptible to impact during aircraft operation, and the temperature at impact governs the nature of damage and failure mechanisms. As a result, the current study focuses on examining how aeronautical GFRP composites behave in various temperature environments that are encountered during high- and low-altitude operations. Using S2-glass fibre/FM94-epoxy unidirectional prepreg, GFRP plates were created. Drop weight impact tests were conducted at ambient (25 degrees C), high (50, 75, 100 degrees C), and low (-25, -55 degrees C) temperatures, as well as at various impact energies (75, 150, 225 J). The damages were assessed visually, along with their sizes. Each testing scenario's impact parameters, including the impact load, deflection, and energy absorption, were also examined. In Abaqus/Explicit, a coupled temperature-displacement numerical model was created to predict the onset of stress and damage. According to experimental findings, GFRP plates are stiffer and show less apparent damage at cryogenic temperatures (similar to 15-34 % lower displacement) than they do at other temperatures. Furthermore, it was observed that the matrix softens at high temperatures, showing larger damaged area at entry but with less obvious damage and increasing energy absorption, while semi-perforation occurred under cryogenic temperatures at entry with smaller damaged area. A strong correlation is shown between the experimental and FE data, confirming the capability of FE models to predict impact damage and deflections at different temperatures in the future.The authors would like to thank Mr Garry Shipley at Cardiff School of Engineering for their kind assistance with the manufacturing of the specimens
Hârizmşahlar Devleti - Irak Selçuklu Devleti ilişkilerine dair bir değerlendirme
Devletler arası ilişkiler tarafları siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik anlamda şekillendirdiği gibi çevre devletler ile toplumları da etkilemektedir. Özellikle var olan siyasi teşekkülün son dönemi ile tarih sahnesinden çekilmesi, yeni bir oluşumun ortaya çıkması ve kimlik kazanmasında etken unsurların başında gelmektedir. Bununla birlikte yeni oluşum çevreden etkilendiği gibi çevresine yeni bir dinamizm ve hüviyet de kazandırmaktadır. Bu bağlamda Büyük Selçuklu Devleti’nin zayıflaması ve son bulması, Irak Selçukluları ile Hârizmşahların tebarüz etmeleri neticesiyle sonuçlanmıştır. Irak Selçukluları, hanedan üyesi olarak ana gövdenin devamı niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla Irak Selçuklu Hükümdarları Büyük Selçuklu mirasının doğal temsilcisi olarak siyaset izlemeye özen gösterdikleri gibi zaman zaman da çevre siyasi teşekküller tarafından da bu hüviyetle kabul görmüşlerdir. Diğer taraftan Hârizmşahlar ise atanmış vali statüsünden öncelikle bağımsız ve muktedir hükümdar kisvesine dönüşmüş; akabinde de Selçuklu mirasının mirasçısı sıfatıyla bölgenin etkin güçlerinden biri haline gelmişlerdir. Bu bağlamda 1157 tarihinde Sultan Sencer’in vefatı önemli bir dönüm noktası olarak dikkatleri çekmektedir. Onun vefatıyla birlikte Selçuklu sahasında ileri gelen bürokrat ve hanedan mensupları gelecek arayışı içerisinde faaliyetlerde bulunmaya başlamışlardır. Şüphesiz dikkat çeken faaliyetlerden biri de İlarslan idaresindeki Hârizmşahların bağımsız bir devlete dönüşerek Selçuklu mirasçısı kimliğine bürünmesidir. Gerek Irak Selçukluları gerekse de Hârizmşahlar, Selçuklu sahası ve Abbasilerle olan ilişkileri bağlamında araştırmacıların dikkatini çekmiş diplomatik, askeri ve diğer yönleriyle ilgili kıymetli çalışmalar yapılmıştır. Biz ise bu çalışmamızda Hârizmşahlar ve Irak Selçukluları ilişkilerini tarihi seyre uygun ele alarak her iki devlet ve coğrafya bağlamında değerlendirip literatüre katkı vermek niyetindeyiz
Türkiye'de nesnel ve algılanan göreli gelirlerin sağlık sonuçları üzerindeki etkisi: Lıfe In Transıtıon Anketi'nden bulgular
This research examines the relationship between objective and perceived relative incomes and health outcomes in Turkey, drawing data from the Life in Transition Survey (LITS) III. The analysis is stratified by gender, employment status, marital status, and educational attainment. Objective income consistently correlates positively with health, with the relationship being particularly strong for employed males. On the other hand, perceived relative income significantly influences health, especially among female subgroups and the unemployed. Disparities in health outcomes based on marital status, age, and education emerge: married males, individuals below 35, and those with below-median education display pronounced associations between objective income and health. The findings emphasize the multifaceted relationships between objective income, perceived economic status, and health, highlighting the need for tailored interventions for health across distinct demographic segments in transitional settings like Turkey.Bu araştırma, Türkiye'deki nesnel ve algılanan göreli gelirle sağlık sonuçları arasındaki ilişkiyi incelemekte olup, veriler Life in Transition Survey (LITS) III'den alınmıştır. Analiz, cinsiyet, istihdam durumu, medeni durum ve eğitim düzeyine göre ayrıştırılmıştır. Nesnel gelir, sağlıkla sürekli olarak olumlu bir şekilde korele olup, bu ilişki özellikle çalışan erkekler için güçlüdür. Diğer yandan, algılanan göreli gelir, özellikle kadın alt grupları ve işsizler arasında sağlığı önemli ölçüde etkilemektedir. Medeni durum, yaş ve eğitim düzeyine göre sağlık sonuçlarında farklılıklar ortaya çıkmaktadır: Evli erkekler, 35 yaş altı bireyler ve medyanın altındaki eğitim düzeyine sahip olanlar arasında nesnel gelir ile sağlık arasındaki ilişkiler belirgin hale gelmektedir. Bulgular, nesnel gelir, algılanan ekonomik durum ve sağlık arasındaki çok yönlü ilişkileri vurgulamakta ve Türkiye gibi geçiş sürecindeki ülkelerde farklı demografik segmentler için özelleştirilmiş sağlık müdahalelerin gerekliliğini ortaya koymaktadır
3-6 Yaş çocuğu olan annelerin ebeveyn öz yeterlik düzeyleri ile çocukların psikososyal durumları arasındaki ilişki: Tanımlayıcı araştırma
Amaç: Ebeveyn öz yeterliği çocuk sağlığının korunması ve ge- liştirilmesinde önemli bir değişkendir. Ebeveyn öz yeterliği ve 3-6 yaş grubu çocuklarda psikososyal durum aras ındaki ilişkiyi açıklayan ka- nıtların araştırılmasına ihtiyaç vardır. Bu çalışmada, 3-6 yaş grubu ço- cuğu olan annelerin ebeveyn öz yeterli ği ile çocuklar ın psikososyal durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanm ıştır. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve ili şki aray ıcı türdeki ara ştırma 3-6 ya ş grubu çocuğu olan anneler ile yürütülmüştür (n=120). Veriler “tanıtıcı özellikler formu”, “Yenilenmiş Berkeley Ebeveyn Öz Yeterlik Ölçeği [Berkeley Parenting Self-Efficacy Scale-Revised (BPSE-R)]” ve “3-6 Yaş Çocuklar İçin Psikososyal Durum Değerlendirme (PSDD) Ölçeği- Ebeveyn Formu” ile toplanm ıştır. Verilerin de ğerlendirilmesinde ta- nımlayıcı analizler, Pearson korelasyon testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Annelerin çocuklar ının ya ş ortalamaları 4,58±1,14 ve %55,8’i erkektir. Annelerin çoğu yüksek öğretim mezu- nudur (%80,8). Annelerin BPSE-R toplam puanı ve çocuğa kazandırı- labilecekler alt boyutu puan ı ile 3-6 ya ş çocuklar için PSDD ölçe ği puanı arasında negatif yönde zayıf anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Annelerin ebeveyn öz yeterliğinin 3-6 yaş çocukların psikososyal du- rumlarını anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Ebeveyn öz yeterliğinin 3-6 yaş çocukların psikososyal gelişimi ve sağ- lığı üzerinde etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Planlanacak sağlık eğitimi ve dan ışmanlığı programlarında annelerin ebeveynlik beceri- leri, 3-6 yaş grubu çocukların gelişimsel gereksinimleri ve psikososyal sağlığı konularına yer verilmesi yararlı olacaktır
İlkokul yöneticilerinin hizmetkâr liderlik davranışları ile öğretmenlerin örgütsel mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ilkokul yöneticilerinin hizmetkâr liderlik davranışları ile öğretmenlerin örgütsel mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel (korelasyonel) tarama modelinin kullanıldığı bu araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Aksaray ili merkez ve merkeze bağlı ilkokullarda görev yapmakta olan toplam 1247 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Aksaray ili merkez ve merkeze bağlı resmi ilkokullardan basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle gönüllü olarak seçilen 412 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak “Yönetici Hizmetkâr Liderlik Ölçeği” ve “Örgütsel Mutluluk Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada betimsel istatistikler, t-testi, ANOVA testi, ölçekler arasındaki ilişkileri saptamak için Pearson korelasyon ve hizmetkar liderliğin örgütsel mutluluğun yordayıcısı olup olmadığını saptamak için de Regresyon Analizi yapılmıştır. Araştırmada, öğretmen algılarına göre ilkokul yöneticilerinin hizmetkâr liderlik davranışları ve öğretmenlerin örgütsel mutlulukları yüksek düzeyde bulunmuştur. Öğretmenlerin okuldaki örgütsel mutluluk düzeyleri mesleki kıdem ve mevcut okuldaki çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterirken; cinsiyet, eğitim düzeyi ve mevcut okul yöneticisiyle çalışma süresi değişkenlerine göre ise anlamlı farklılık göstermemektedir. İlkokul yöneticilerinin hizmetkâr liderlik davranışları ile öğretmenlerin örgütsel mutluluk düzeyleri arasında orta düzeyde ve pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. İlkokul yöneticilerinin hizmetkâr liderlik davranışları, öğretmenlerin örgütsel mutluluk düzeylerini yordamaktadır