Istanbul Sabahattin Zaim University

DSpace@IZU
Not a member yet
    7495 research outputs found

    İsrail İşgaline Karşı Dünyadaki Boykot Uygulamaları ve Etkileri

    No full text
    Finansal, Toplumsal ve Fıkhi Boyutlarıyla:Boykot / Editör: Yunus Emre Aydınbaş -- İlke Yayınları -- E-ISBN: 978-625-7684-26-2 -- DOI: http://dx.doi.org/10.71174/ar19 -- 2025.Kişiler, organizasyonlar veya devletleri, karşı taraf(lar) nezdinde tasvip edilmeyen bazı tutum ve davranışlarından vazgeçirmek veya bunlara engel olmak maksadıyla muhtelif araçlara başvurul maktadır. Bu araç setinin bir ucunda söylemler ve karşılıklı iletişim yer alırken diğer ucunda askerî müdahaleler konumlandırılabilir. Bu iki uç arasında ise boykot, yaptırım, ambargo vb. kavramlar ile ifade edilen ve hedef alınan taraf üzerinde iktisadi, askerî, siyasi, kültürel ve akademik açıdan baskı kurmaya yarayan araçlar bulunmaktadır. Boykot daha çok bireyler ve STK'lar tarafından yürütülen bir vazgeçme eylemini ifade ederken yaptırım ve ambargolar devletler düzeyindeki sınırlandırıcı ve yasaklayıcı tedbirlerden oluşur. İsrail’in Filistin topraklarındaki işgali karşısında gerek devletler gerekse bireyler ve STK’lar yıllar içerisinde yukarıda bahsi geçen tüm araçlara başvurmuş ve İsrail’in işgaline engel olmaya ça lışmıştır. Şüphesiz ortaya konan bu çabalardan bir kısmı Filistin lehine sonuçlar vermiş ve işgali sekteye uğratmıştır. Ancak İsrail tarafından yürütülen işgal girişimleri, dönemsel olarak değişen yoğunlukta varlığını sürdürmekte ve sürekli genişlemektedir. Buna mukabil söylem düzeyinde iti razlar ve kınamalar her daim varlığını devam ettirse de araç setinin diğer ucunda bulunan askerî müdahaleler son 30 yılı aşkın süredir İslami Direniş Hareketi’nin (Harekâtü’l-Mukavemetü’l-İsla miyye-Hamas) mücahedesi dışında Lübnan, İran ve Yemen’den gelen etkisiz hamleler ile sınırlı kalmıştır. Boykot, yaptırım ve ambargolar ise İsrail’in işgaline engel olmak için halen farklı düzey lerde başvurulan araçlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda raporun bu bölümü, geçmişte ve 7 Ekim 2023 tarihli Aksa Tufanı sonrası dönemde muhtelif devlet ve milletlerin yaptırım ve am bargolar da dahil boykot kapsamına giren uygulamaları ve bunların İsrail’in işgal sürecine etkisine odaklanmaktadır. Bu yazıda boykotun farklı kademeleri ve paydaşları hakkında kısa bir girizgahtan sonra 20. yüz yılın ikinci yarısında İsrail’e karşı boykotun ana hattını teşkil eden “Arap Birliği Boykotu” ve İsrail üzerindeki etkilerine değinilmektedir. Raporun üçüncü kısmında ise 2005 yılında faaliyetlerine başlayan BDS Hareketi ve şimdiye kadar vesile olduğu kazanımlar ele alınmaktadır. Dördüncü kısım, Aksa Tufanı sonrasında farklı devletlerin ve milletlerin İsrail’in işgaline karşı atmış olduğu adımlar ve şu ana kadar ölçülebilmiş etkilerine odaklanırken bölüm, genel değerlendirme ve po litika önerileri ile sona ermektedi

    The Concept Of Tawhid As The Spatial Understanding Of Islamic Cities

    Full text link
    Bu makale, tevhit kavramının mekân ile ilişkisini Kûfe ve Bağdat şehirlerinin kuruluşu üzerinden incelemektedir. Oryantalizm etkisiyle İslam şehri üzerine yapılan çalışmalarda, şehrin düzeni genellikle cami, çarşı, hamam ve mahalle üzerinden ayrıştırılmış, şehirler çoğunlukla faydacı veya bölgesel açıdan ele alınmıştır. Ayrıca son yüzyıllarda müslüman toplumların karşılaştığı iktisadî ve siyasî sorunlar, inancın mekâna etkisinin yeterince araştırılmasına imkân vermemiştir. İnsanların inşa ettikleri ile inançları arasındaki yakın etkileşim göz önüne alındığında aslında mimari, inanca ait değerlerin mekândaki doğal bir ifadesi olarak karşımıza çıkabilmektedir. İslam şehrinin sahip olduğu değerler, ilahî bir bütünlüğü görünür kılmayı amaçlamaktadır. Makale, İslam şehrinin ilahî bütünlüğünü ortaya koyan mekân anlayışının müslüman toplumun şehir ve mimari anlayışında temel bir konu olması gerektiğini savunmaktadır. Çalışmanın özgün katkısı, tevhit kavramının mekân anlayışı olarak biçimlenmeye etkisini kavramsal bir bütünde anlaşılır kılma çabasıdır. Tevhit kavramının İslam şehrinin planlamasını ve mimari kararlarını nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu araştırma, İslam şehrinin mekân anlayışı ile tevhit kavramı arasındaki kavramsal ilişkiyi değerlendirmekte, İslam şehirlerinin tasarımı için yeni bakış açıları sunmaktadır. Bu yaklaşım, İslam şehirlerinin kavramsal bir model ile anlaşılmasına katkıda bulunurken, aynı zamanda İslam şehrinin biçimlenmesine etki eden kavramları değerlendirmek için bir çerçeve oluşturmaktadır.This article examines the relationship between the concept of tawhid and space through the establishment of the cities of Kufa and Baghdad. In Islamic city studies influenced by Orientalism, the urban order has generally been examined through mosques, bazaars, baths, and neighborhoods, whereas cities have been mostly considered from utilitarian or regional perspectives. Additionally, the economic and political challenges faced by Muslim societies in recent centuries have not allowed for sufficient research on the impact of belief on space. Considering the close interaction between what people build and their beliefs, architecture emerges as a natural expression of the values inherent in faith. The values possessed by the Islamic city aim to make divine unity visible. This article argues that the spatial understanding that reveals the divine unity of the Islamic city should be a fundamental topic in the urban and architectural understanding of Muslim society. The original contribution of this study makes comprehensible, in a conceptual whole, the effect of tawhid as a spatial understanding on the formation of the Islamic city by demonstrating how this concept influenced the planning and architectural decisions of Islamic cities. This research establishes the conceptual relationship between the spatial understanding of the Islamic city and tawhid, offering new perspectives for Islamic city design through its own conceptual framework. This approach not only deepens our understanding of Islamic cities but also provides a robust framework for evaluating how religious concepts shape urban formation

    Examining the Mediating Role of Self-Compassion in the Relationship Between Personality Beliefs and Eating Attitudes in Young Adult Women

    Full text link
    Bu çalışmanın temel amacı kişilik inançları ile yeme tutumları arasındaki ilişkide öz şefkatin aracılık rolünün incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini 18-35 yaş aralığındaki 385 kadın katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, Öz Anlayış Ölçeği (ÖAÖ), Yeme Tutum Testi (YTT-26) ve Kişilik İnanç Ölçeği-Kısa Türkçe Formu (KİÖ-KTF) kullanılmıştır. Değişkenlerin demografik bilgilere göre gösterdikleri farklılıkları belirlemek amacıyla bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA), değişkenler arasındaki lineer ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Korelasyon analizi ve aracılık etkisinin incelmesi için Process Macro 4.2 Bootstrap yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda öz şefkat ile yeme tutumları ve şizoid kişilik inançları dışında diğer tüm kişilik inançları alt boyutları arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Yeme tutumları ile kişilik inançları arasında ise pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Yapılan aracılık analizi sonuçlarında kişilik inançları alt boyutlarından; bağımlı, pasif agresif, obsesif kompulsif, antisosyal, narsisistik ve paranoid kişilik inançlarının öz şefkat üzerinde negatif yönde anlamlı yordayıcı etkisi ve yeme tutumları üzerinde pozitif yönde anlamlı yordayıcı etkisi olduğu bulunurken öz şefkatin belirtilen kişilik inançları alt boyutları ile yeme tutumları arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendiği saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar öz şefkatin koruyucu bir faktör olabileceğini işaret etmekle birlikte geliştirilecek koruyucu ve önleyici müdahale yöntemlerinde dikkate alınmasının önemine dikkat çekmektedir.The primary purpose of this study is to examine the mediating role of self-compassion in the relationship between personality beliefs and eating attitudes. The study sample consisted of 385 women participants between the ages of 18 and 35. Demographic Information Form, Self Compassion Scale (SCS), Eating Attitudes Test (EAT-26), and Personality Belief Questionnaire- Short Form in Turkish (PBQ-STF) were used as data collection tools. Independent samples t-test and one-way analysis of variance (ANOVA) were used to determine the differences between variables according to demographic information, Pearson Correlation analysis was used to determine the linear relationships between variables, and Process Macro 4.2 Bootstrap method was used to examine the mediation effect. As a result of the analyses, a negative relationship was found between self-compassion and all personality beliefs sub-dimensions except schizoid personality beliefs. A positive relationship was found between eating attitudes and personality beliefs. In the results of the mediation analysis, it was found that dependent, passive-aggressive, obsessive-compulsive, antisocial, narcissistic, and paranoid personality beliefs had a significant negative predictive effect on self-compassion and a significant positive predictive effect on eating attitudes, while self-compassion played a partial mediating role in the relationship between the mentioned personality beliefs sub-dimensions and eating attitudes. The findings indicate that self-compassion may play a significant role as a protective factor. Furthermore, they emphasize the importance of integrating it into developing protective and preventive intervention strategies

    Analyzing the Special Situations of Women in Republican Era Ilmihals

    Full text link
    Klasik fıkıh eserlerinin genel olarak ilk bölümlerinde ele alınan tahâret, namaz, oruç ve zekât gibi konular, "ibadetler" kapmasında yer almaktadır. Bu konulara akaid meselelerinin de eklenmesiyle ilmihal adıyla bilinen eserlerin ortaya çıkması daha ziyade Osmanlı döneminde söz konusu olduğu ifade edilebilir. Söz konusu zaman diliminde sistemleşmeye başlayan bu süreç, Cumhuriyet dönemiyle birlikte halkın günlük ibadet hayatında ihtiyaç duyduğu konular üzerine eserlerin yazılmasında önemli bir rol oynamıştır. Buna göre, halkın ihtiyaçları arasında özellikle kadınların özel hallerine ilişkin meseleler öncelikli bir yer tutmaktadır. Kadınların hayız, nifas ve istihâze olmak üzere üç özel hali bulunmakta olup, bunların fıkıh açısından oldukça kompleks ve detaylı hükümleri içermesi, ilgili konuların anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. İlmihal müellifleri de bu meselelere yer vererek halkın ihtiyaçlarına cevap vermeyi amaçlamışlardır. Bu araştırmada Cumhuriyet dönemi ilmihallerinde kadınların özel hallerine ilişkin ele alınan hususların incelenmesine odaklanmaktadır.Topics such as tahārah, prayer, fasting, and zakat, which are generally discussed in the first chapters of classical fiqh works, are included in the scope of 'acts of worship'. It can be stated that the emergence of the works known as 'ilmihal' during the addition of a vital al-'aqida to these subjects was mostly in the Ottoman period. This process, which started to be systematised in the aforementioned time period, played a vital role in the writing of works on the subjects that the people needed in their daily worship life in the Republican period. Accordingly, the needs of the people and issues related to the special conditions of women have a priority place. There are three unique states of women, namely menses, nifaas, and istihāza, and the fact that these states include very complex and detailed provisions in terms of fiqh makes it difficult to understand the related issues. İlmihal authors also aimed to respond to the needs of the public by including these issues. This study focuses on analyzing the issues related to women's search in the Republican period

    Investigation of the Relationship Between Attachment Styles, Life Satisfaction and Social Skills in a Sample of Middle School Students

    Full text link
    Bu araştırma, ortaokul öğrencilerinin bağlanma stilleri ile yaşam doyumu ve sosyal becerileri arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. İstanbul'da 640 öğrenci üzerinde yapılan çalışmada, "Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği", "Sosyal Beceri Ölçeği" ve "Yaşam Doyumu Ölçeği" gibi araçlar kullanılarak veriler toplanmıştır. Veriler SPSS 22.0 programıyla analiz edilmiş, betimsel istatistikler, t testi, varyans analizi ve çoklu regresyon analizi yöntemleri uygulanmıştır. Sonuçlara göre, Güvenli Bağlanma, sosyal beceri ve yaşam doyumu ile pozitif; Kaçınan ve Kaygılı-Kararsız Bağlanma ise bu değişkenlerle negatif ilişkilidir. Kız öğrenciler Güvenli Bağlanma, Sosyal Kurallar ve Yaşam Doyumu alanlarında erkeklerden daha yüksek puan alırken, erkekler Kaçınan Bağlanma ve genel sosyal becerilerde üstün bulunmuştur. Dışa dönük öğrenciler Güvenli Bağlanma ve yaşam doyumu açısından içe dönüklerden daha yüksek puan almıştır. Ayrıca, anne-babası evli olan öğrenciler sosyal beceri ve yaşam doyumunda daha olumlu sonuçlar göstermiştir. Sınıf düzeyine göre 5. sınıf öğrencileri, Kaçınan Bağlanma dışındaki tüm ölçeklerde daha yüksek puan almıştır. Regresyon analizleri, Sosyal Kurallar, Hoşlanılabilirlik ve Yaşam Doyumunun Güvenli Bağlanmayı pozitif; Kaçınan ve Kaygılı-Kararsız Bağlanmayı ise negatif yönde etkilediğini göstermiştir. Sosyal beceriler ile yaşam doyumu arasında güçlü bir pozitif ilişki bulunmuş, özellikle Sosyal Kurallar alt boyutu ile en güçlü ilişki tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, öğrencilerin bağlanma stillerinin duygusal ve sosyal gelişimlerini önemli ölçüde etkilediğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular, eğitimciler, ebeveynler ve psikologlar için öğrencilerin yaşam kalitelerini artırmak ve sosyal ilişkilerini güçlendirmek adına stratejiler geliştirilmesine rehberlik etmektedirThis research aims to examine the relationships between attachment styles and life satisfaction and social skills of middle school students. In the study conducted on 640 students in Istanbul, data were collected using tools such as the "Three-Dimensional Attachment Styles Scale", "Social Skills Scale" and "Life Satisfaction Scale". The data were analyzed with the SPSS 22.0 program, and descriptive statistics, t-test, variance analysis and multiple regression analysis methods were applied. According to the results, Secure Attachment is positively related to social skills and life satisfaction; Avoidant and Anxious-Ambivalent Attachment is negatively related to these variables. While female students scored higher than males in Secure Attachment, Social Rules and Life Satisfaction, males were found to be superior in Avoidant Attachment and general social skills. Extroverted students scored higher than introverts in terms of Secure Attachment and life satisfaction. In addition, students with married parents showed more positive results in social skills and life satisfaction. According to the grade level, 5th grade students scored higher in all scales except Avoidant Attachment. Regression analyses showed that Social Rules, Likeability and Life Satisfaction positively affected Secure Attachment and negatively affected Avoidant and Anxious-Ambivalent Attachment. A strong positive relationship was found between social skills and life satisfaction, with the strongest relationship being found especially with the Social Rules sub-dimension. The research results show that students' attachment styles significantly affect their emotional and social development. These findings guide educators, parents and psychologists in developing strategies to increase students' quality of life and strengthen their social relationships

    Gender and School Level in Relation to Homework Behavior, Intrinsic Motivation, and Parental Involvement

    No full text
    The objective of this study is to investigate the influence of gender and school level (middle and high school) on a range of homework-related behaviors and attitudes among students. The study's participants were 920 students from various middle and high school levels in Turkey. The study examined a number of variables, including homework completion, homework time, academic achievement, and intrinsic motivation. The findings of the study indicated that middle school students received a higher volume of homework, completed more homework, and exhibited greater intrinsic motivation than high school students. Female students demonstrated higher academic achievement and intrinsic motivation than male students at both middle and high school levels. Additionally, parental autonomy support was a significant predictor at the middle school level but declined at the high school level, while male students exhibited greater levels of parental control

    The Contributions of the Republican Era Qurras to the Qur'anic Education: The Cases of Ahmet Arslanlar, Kemal Hut and Abdullah Hatipoğlu

    Full text link
    Kur'ân-ı Kerîm, inzâlinden itibaren gerek yazılarak gerekse ezberlenerek hiçbir tahrife uğramadan ilk ve orijinal şekliyle kıyamete kadar mevcudiyetini muhafaza edecektir. İlimler içerisinde kıraat ilmi de Kur'ân lafızlarının muhafazasıyla iştigal ettiğinden ilimlerin en faziletlisidir. Bu ilimle iştigal edenler de bu faziletten nasiplerini alacaklardır. Bu ilme hayatını vakfetmiş şahsiyetlerin hayat hikâyelerini gelecek nesillere aktararak onları yaşatmak da kıraat ilmine gönül vermiş kimselerin vazifesidir. Ahmet Arslanlar, Ali Kemal Hut ve Abdullah Hatipoğlu da son dönem kıraat âlimlerinden bu rolü bi hakkın üstlenen şahsiyetlerdir. Bu kişiler hocalarından aldıkları okuyuş inceliklerini müşâfehe yoluyla aynı hassasiyetle kendilerinden sonra gelen talebelerine aktarmışlardır. Çalışmanın amacı Kur'ân-ı Kerîm'i usûlünce okuyan ve bunu hocalarından aldığı şekliyle talebelerine aktaran Ahmet Arslanlar, Ali Kemal Hut ve Abdullah Hatipoğlu'nun hayatlarını ve Kur'ân eğitimine katkılarını ortaya koymaktır. Zira kıraat alanında bu denli hizmetleri bulunan mezkûr kişilerin haklarında bir araştırma yapılmamış olması bir eksiklik olarak düşünülmektedir. Araştırmanın bundan sonra yapılacak olan çalışmalara ışık tutması umulmaktadır. Araştırmada kullanılan yönteme gelince incelemede hayatları boyunca okuttuğu talebeleri ve arkadaşlarıyla yapılan röportajlar ve soru-cevap yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmanın Kur'ân-ı Kerîm'e hizmetleri ve katkıları bağlamında bu denli katkıları olan söz konusu kişilerin hayatlarının ve bu alandaki çalışmalarının açığa çıkarılmasıyla sonraki nesillere faydası olacağı kanaati hâsıl olmuştur.The Qur'an, from the moment of its revelation, has been preserved in its original form without any distortion, both through writing and memorization, and it will continue to exist in this way until the Day of Judgment. Among the various fields of knowledge, the science of al-qirāʼah (recitation) is the most virtuous, as it is concerned with the preservation of the words of the Qur'an. Those who engage in this field will also share in its virtue. It is the duty of those devoted to al-qirāʼah to keep alive the legacy of scholars who have dedicated their lives to this discipline by passing on their life stories to future generations. Ahmet Arslanlar, Ali Kemal Hut, and Abdullah Hatipoğlu are among the recent al-qirāʼah scholars who have fully undertaken this role. They meticulously transmitted the subtleties of recitation they learned from their teachers to their students through oral transmission (al-mushāfahah) with the same precision. The aim of this study is to highlight the lives and contributions of Ahmet Arslanlar, Ali Kemal Hut, and Abdullah Hatipoğlu, who recited the Qur'an in accordance with its proper rules and transmitted it to their students exactly as they received it from their teachers. It is considered a deficiency that no research has been conducted on these individuals despite their significant services in the field of al-qirāʼah. It is hoped that this study will serve as a guide for future research in this area. Regarding the methodology, interviews and question-and-answer techniques were conducted with students and colleagues who were taught by these scholars throughout their lives. It is believed that by uncovering the lives and contributions of these individuals in the service of the Qur'an, this study will be beneficial to future generations

    The Role of Social Media in Political Communication: The Use of Twitter (X) as a Propaganda Tool by the Leaders in Türkiye over the Gezi Park Protests

    Full text link
    Çalışmamızın konusunu Türkiye'deki beş siyasi liderin Twitter (X) üzerinden 2013- 2020 yılları arasında yürüttükleri propaganda türleri oluşturmaktadır. Bu kapsamda Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli, Meral Akşener ve Selahattin Demirtaş'ın 2013-2020 yılları arasında Twitter (X)'de yaptığı paylaşımlar incelenmiş, Gezi Parkı Olayları üzerinden yürüttüğü propaganda türleri karşılaştırılarak benzerlik ve farklılıklar saptanmıştır. Örtülü nitel içerik analizi yöntemiyle yaptığımız araştırmamızda öncelikle siyasal iletişim tarihindeki önemli noktalar ve kullanılan yöntemler incelenmiştir. Daha sonra propaganda kavramı, türleri, amacı ve esaslarıyla birlikte irdelenerek Twitter (X)'in propaganda aracı olarak kullanımı ele alınmıştır. Bu beş liderin en çok paylaşım yaptığı konular, yıllara göre meydana gelen kırılmalar ve yürüttüğü farklı propaganda türleri de tespit edilmiştir. Ardından Türkiye siyasi tarihinde büyük etkiye sahip olan Gezi Parkı Olayları üzerinden beş siyasi liderin eylemleri nasıl birbirinden farklı şekil ve sıklıklarda propaganda aracına dönüştürdükleri paylaşmış oldukları örnek tweetler üzerinden incelemiş ve alt propaganda türleri tespit edilerek karşılaştırılmıştır. Buna bağlı olarak siyasi liderlerin resmi Twitter (X) hesapları üzerinden yaptıkları paylaşımların teorik olarak kaynağına göre beyaz ile gri propagandanın arasında konumlandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, Gezi Parkı Olayları ile birlikte Türkiye'de tepki amaçlı düzenlenen geniş çaplı sokak eylemlerinin sona erdiği tespit edilmiştir.The subject of our study is the propaganda patterns of five political leaders in Türkiye on Twitter (X) between 2013-2020. In this context, the tweets of Recep Tayyip Erdogan, Kemal Kilicdaroglu, Devlet Bahceli, Meral Aksener and Selahattin Demirtas on Twitter (X) were analyzed, and the similarities and differences were determined by comparing the forms of propaganda carried out over the Gezi Park protests. The latent qualitative content analysis method was followed in our research. At the beginning, the history of political communication in Türkiye were discussed, then used methods were examined. Afterwards, the concept of propaganda was discussed together with its purpose and principles, then propaganda types were analyzed, and the use of Twitter (X) as a propaganda tool was discussed. The most-covered topics by these five leaders, and the breakdowns that occurred between the years and the different forms of propaganda they carried out were also determined. Then, through the Gezi Park protests, how the five political leaders transformed the protests into a propaganda tool in different ways and frequencies was analyzed through the sample tweets they shared and sub-propaganda forms were identified and compared. Accordingly, it was concluded that the tweets of political leaders on their official Twitter (X) accounts should theoretically be positioned somewhere between white and grey propaganda according to their source. Finally, after the Gezi Park protests it has been determined that the major street protests in Türkiye have come to an end

    Determination of Urban Planning and Spatial Design Criteria in Waterway Rehabilitation Through the Example of Ayamama

    Full text link
    Dere nehir, ırmak ve akarsular yerleşim yerlerinin geliştiği düğüm noktaları olan medeniyetlerin, uygarlıkların doğduğu büyüdüğü veya sona erdiği mekanlardır. Tez çalışmasında kent içinde kalan doğal ve yapay kentsel akışların bütünü için "Su Yolları" terimi kullanılmıştır. Mezopotamya, Hitit, Çin, Hint medeniyetleri birer su uygarlığıdır. Su yolları ilk dönem içme ve evsel ihtiyaçlar için sonraları tarımda, su değirmenlerinde, kağıt üretiminde ve ulaşım-nakliye işlerinde kullanılmıştır. Bu kullanımlar sırasında kendilerine yapılan müdahale ve zararlar tolere edilebilir sınırlar içinde kalmıştır. Sanayi dönemi ile kırsal alanlardan kentlere göçler başlamış, dere ve nehir çevrelerine fabrikalar kurulmuş, limanlar yapılmış, ulaşım için yol ve kavşaklar inşa edilmiştir. Akarsu havzalarında yaşayan insan sayısı artmış, kanalizasyon ve sanayi atıkları akarsu yataklarına deşarj edilmeye başlanmıştır. Hatta belirli bir dönem kanalizasyon atıkları tarım arazilerine bile boşaltılmıştır. Kent içi akarsu havzaları doğal yapılarını kaybederek kentsel alanların bir parçası haline gelmiştir. Kent içi akarsu havzaları doğal özellikleri kaybettiği için dere ve nehirlerin su kaynakları azalmış ve düzensizleşmiştir. Sel olayları sürekli meydana gelen döngüsel olaylar olmasına rağmen kent içi akarsu havzalarının geçiririmlik özelliğini kaybetmesi ve taşkın yataklarının da işgal edilmesi ile sıklığı, yıkıcılığı ve şiddeti artmıştır. Gelişen mühendislik teknikleri yağışlar ile oluşan yüzeysel suların hızlı bir şekilde kent alanlarından uzaklaştırılmasında kullanılmıştır. Bu kapsamda su yolları düzleştirilmiş, beton kanallar içine alınmış ve çevrelerine de beton setler yapılmıştır. Sanayi alanları 20. Yüzyılın ikinci yarısında kent içinden kent eteklerine doğru yer değiştirmiş ve kent içi su yolları çevreleri ile kahverengi, güvensiz, fonksiyonlarını kaybetmiş bölgeler olarak ortaya çıkmıştır. Su yollarının havzaları kentlerin yapısının değişikliği ile eşdeğer olarak değişmiş, aşırı yapılaşmıştır. Aşırı yapılaşma gösteren bu havzalarda yağış sularından oluşan yüzeysel akışın miktarını azaltacak, yüzeysel akışın su yollarına ulaşım süresini arttırabilecek, aynı zamanda yüzeysel akış sularının buharlaşabileceği, depolanabileceği, sızabileceği planlama alternatifleri araştırılmış ve planlamada kullanılabilecek yeni çözüm arayışları sorgulanmıştır. Tez çalışmasında kent içi su yollarının yeniden planlanmasında kullanılabilecek kentsel planlama ve tasarım kriterlerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Ayrıca dere ve nehir yataklarının form ve şekilleri hakkında evrensel kurallar incelenmiştir. Doğal ve sürdürülebilir yapılarını devam ettiren, bozulan, geleneksel mühendislik yöntemleri ile ıslah edilen ve son dönemde projelendirilerek kentsel açık mekan işlevine sahip birçok kentsel akarsu incelenmiştir. Özellikle kentsel mekan ve rekreasyonel alan özelliklerine sahip su yollarından 17 örnek seçilmiştir. Seçilen örneklerde uygulanmış çözümler hidrolojik, ekolojik, kentsel planlama, ve rekreasyon çözüm yöntemleri olarak gruplandırılmıştır. Örnek olarak incelenen su yollarından elde edilen çözüm yöntemleri, İstanbul'da havzası ile en fazla deforme olan derelerden biri olan Ayamama üzerinde sınanmıştır. Ayamama Deresi üzerindeki sınama işleminde çözüm yöntemlerinin %50 den fazlasının uygulanabileceği, kalan çözüm yöntemlerinin de dere ve çevresi üzerinde belirli düzenlemeler yapıldıktan sonra uygulanabilmesinin mümkün olduğu tespit edilmiştir.Streams, rivers, and watercourses are spaces where civilizations and cultures have emerged, flourished, or vanished, serving as the focal points of settlements. In this thesis, the term "Waterways" is used to describe the entirety of natural and artificial urban flows within cities. Civilizations such as Mesopotamia, Hittite, Chinese, and Indian are examples of water civilizations. Initially, waterways were utilized for drinking and domestic needs, later extending to agriculture, water mills, paper production, and transportation. These uses inflicted tolerable levels of intervention and damage to waterways. With the advent of the industrial era, migration from rural areas to cities began, factories were established, ports were constructed, and roads and junctions were built around streams and rivers. The population in river basins increased, and wastewater and industrial discharges began to be dumped into watercourses. At one point, sewage waste even was dumped on the agricultural lands. As urban river basins lost their natural characteristics, they became an integrated part of urban areas, leading to decreased and irregular water supplies in rivers and streams. Although floods are cyclical events, the loss of permeability in urban river basins and the encroachment on floodplains have increased the frequency, destructiveness, and intensity of these events. Advancing engineering techniques were employed to rapidly remove surface water generated by precipitation from urban areas. In this context, waterways were straightened, placed into concrete channels, and surrounded by concrete barriers. During the second half of the 20th century, industrial areas moved from city centers to urban fringes. Consequently, urban waterways and their surroundings emerged as brownfield areas—unsafe, dysfunctional regions that had lost their value. The basins of waterways changed equivalently to the structural transformations of cities, becoming overdeveloped. In these overdeveloped basins, alternatives were explored to reduce surface runoff from rainfall, extend the time it takes for surface runoff to reach waterways, and create evaporation, storage, and infiltration opportunities. Also new solution approaches that could be utilized in planning have been explored. The thesis aims to determine urban planning and design criteria that can be utilized in the re-planning of urban waterways. Additionally, universal principles regarding the form and structure of stream and riverbeds were examined. Several urban streams—maintaining their natural and sustainable structures, degraded, rehabilitated through traditional engineering methods, or recently transformed into urban open spaces—were analyzed. Seventeen examples of waterways with urban space and recreational features were selected. Solutions implemented in these examples were categorized as hydrological, ecological, urban planning, and recreational methods. The solution methods derived from these case studies were tested on Ayamama Stream, one of the most deformed river basins in Istanbul. It was determined that over 50% of the solution methods could be implemented, with the remainder being applicable after specific modifications to the stream and its surroundings

    Religious Life Among High School Students: The Case of Bahçelievler

    Full text link
    İnsanoğlunun bu alemdeki konumunu belirlemek, yaşamını anlamlandırmak gayesiyle ilk insanın yaratılışı ile "Din" kavramı da tarih sahnesinde yerini almaktadır. Bu bağlamda, Allah yarattığı her toplumda bireyler arasındaki sosyal bağları güçlendiren, insanların uyması gereken emir ve yasakları düzenleyen kaideler vazetmektedir. Bu kurallar farklı toplumlarda değişik şekillerde yaşama alanı bulurken, içinde bulunduğu toplumların yaşam biçimlerini de derinden etkilemektedir. Bu etkileşim olumlu olduğu kadar olumsuz anlamda da gençleri kuşatmaktadır. Modernleşme süreci özellikle metropolleri derinden etkilerken; yeni bir kimlik ve yaşam tarzı çerçevesinde dönüşümlere neden olmaktadır. Bu bağlamda araştırma kapsamında, İstanbul'un özellikle Bahçelievler ilçesinde, farklı liselerde okuyan gençlerin dini hayat tarzları analiz edilmeye çalışılırken, modernleşme süreciyle birlikte liseli gençlerin yaşamında dini değerlerin nasıl bir değişim gösterdiği, belli değerlerin nasıl esnediği ve gençlerin dini bilgi kaynaklarına ulaşma yöntemleri incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden, tarama (survey) modeli kullanılarak saha araştırması yoluyla birinci elden verilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmaya 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Bahçelievler ilçesinde 10 farklı lisede öğrenimine devam eden, 14-18 yaş aralığındaki öğrenciler dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemini, basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 876 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler, dini tutum ve davranışları baz alan, dini dünya görüşleri alanında daha önce geliştirilmiş ölçekler dikkate alınarak, araştırmacı tarafından oluşturulan bir anket formu ile elde edilmiştir. Anket soruları, Google Forms üzerinden dijital platformda katılımcıların erişimine sunulmuştur. Verilerin incelenmesinde, IBM SPSS Statistics V31 programından yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre liseli gençlerin dini inanç düzeylerinin genel olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Ancak, dini ritüelleri ve davranışları uygulama düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar, günümüz gençlerinin, inanç boyutunda daha güçlü bir tutum sergilerken pratik yönden farklılaşmalar yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Diğer taraftan, gençlerin yetiştikleri aile ortamında anne-baba veya yakın çevresinin dini aidiyete yönelik tutum ve davranışları, onların dini değerleri algılama ve pratikte yaşama şekillerini derinden etkilemektedir. Ayrıca gençlerin eğitim gördükleri okul türleri ile dini eğitim aldıkları kurum ya da kişiler, onların dini yaşama pratiklerinde belirleyici rol oynamaktadır.The concept of religion has taken its place in the course of history with the creation of the first human being, as a means for humankind to determine their position in this world and to give meaning to life. In this context, God establishes rules in every society He creates—rules that strengthen social bonds among individuals and regulate the commands and prohibitions that people are expected to follow. While these rules find space to be practiced in different ways across various societies, they also deeply influence the lifestyles of the communities they are part of. This interaction surrounds young people both in a positive and in a negative sense. The process of modernization, in particular, has profoundly affected metropolitan areas, leading to transformations within the framework of a new identity and lifestyle. Within this framework, the present study aims to analyze the religious lifestyles of young people studying at various high schools in Istanbul's Bahçelievler district. It examine how religious values have changed in the lives of high school students along with the modernization process, how certain values have become more flexible, and the ways in which youth access sources of religious knowledge. In this study, a quantitative research method was employed, using the survey model to obtain firsthand data through field research. The study included students aged 14 to 18 who were enrolled in 10 different high schools in the Bahçelievler district during the 2024–2025 academic year. The sample of the study consisted of 876 students, selected through the method of simple random sampling. The data were collected via a questionnaire developed by the researcher, based on previously established scales in the field of religious worldviews, and focusing on religious attitudes and behaviors. The questionnaire was made available to participants digitally via Google Forms. For data analysis, the software IBM SPSS Statistics V31 was used. According to the findings obtained from the research, the level of religious belief among high school students was found to be generally high. However, their levels of practice regarding religious rituals and behaviors were found to be lower. The results indicate that today's youth demonstrate a stronger orientation in terms of belief, while showing variations and decreases in practice. Moreover, the attitudes and behaviors of parents or close relatives toward religious identity within the family environment significantly influence how young people perceive and practice religious values. In addition, the types of schools students attend, along with the institutions or individuals from whom they receive religious education, play a decisive role in shaping their religious practices

    2,824

    full texts

    7,495

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace@IZU is based in Türkiye
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇