Journal of Alevism – Bektashism Studies
Not a member yet
365 research outputs found
Sort by
Son Dönemin Güçlü Ozani Sidki Baba
Sıdki Baba, soy olarak Oğuz Türkleri'nin Bozok koluna bağlı, Anadolu'da çok önemli ocaklardan biri olan Dedekargın aşiretindendir. Alevi ve Bektaşi inanç ve an- layışına bağlı olan Sıdki Baba, söyleyişindeki rahatlık ve samimiyeti ile dikkat çeker. Yazdığı şiirlerinin sayısı tam olarak tespit edilmeiş değildir. Bunların binlerle ifade edildiği söylenebilir. Osmanlı Devleti'nin çöküş döneminde yaşayan Sıki Baba, bir- çok şiirini yazıya geçirmediği veya geçirilmediği için kayıp olduğu varsayılmaktadır. Oğlu tarafından bir araya getirilmeye çalışılan şiirlerinin zamanla başkaları tarafından kendilerine aitmiş gibi kullanıldığı veya adapte edildiği düşünülmektedir. Oğlu Ali Baki tarafından bir defterde toplanan şiirlerin önemli bir kısmı, kendisine emanet edilen biri tarafından yaprakları koparılarak talan edilmiştir. Sıdki Baba'nın yaşadı- ğı dönemin zorlukları nedeniyle yeterince tanınmadığı ve kendisinin önemine vakıf olunmadığı görülmektedir. Önce Pervane mahlasıyla şiir yazan ve söyleyen Sıdki Baba, Hacı Bektaş Veli'ye karşı büyük bir aşk ve muhabbetle bağlı biridir. Aşkıyla yanıp tutuştuğu Hacıbektaş Dergahına gitme konusunda büyük bir arzu duyan ozan, annesinin çocukluğunu bahane ederek izin vermemesi üzerine gidemez. Sonunda gözlice Hacı Bektaş'a gitmek üzere yola çıkar, ancak annesinin peşine taktığı adamlar tarafından yakalanarak geri getirilirSonunda emeline ulaşarak Hacı Bektaş'a gelir. Dergehe gidiş tarihi 1293/1876 tarihidir. Şiirlerinde sık sık buna temaDergah postnişi- ni Feyzullah Efendi ile tanışarak onun iltifatına mazhar olur. Harız Köyü'ne yerleşen Sıdki Baba, artık tam anlamıyla Bektaşi gelenekleri çerçevesinde eğitim almaya ve kendisini bu yolda yetiştirmeye koyulur. Cemaleddin Çelebi'nin kurduğu "Gönüllü Mücahidin Alayı"nda yüzbaşı rütbesiyle Ruslar'a karşı savaşan Sıdki Baba, savaş sonrasında kendini hayır işlerine adar. Tasavvuf edebiyetını önemli isimlerinden biri olan ve hem hayatı hem de sanat ve edebiyat anlayışı ile dikkat çeken Sıdki aba'nın hayatı ve eserlerinin günümüzde yeniden ele alınması ve incelenmesi kaçınılmazdır
Ortak Kültür Değerlerimizin Şifresi
Alevi-Islam faith comes to Anatolia from Khorasan via the immigration of the Turks. It is the synthesis based on Sufism philosophy interpreted with Qur'an and the cultures of Anatolia and Khorasan. It is known that they have maintained their rituals based on the love of ahl al-bayt and the reflection of Qur'an understanding into society by believing and having faith in cem houses at the present time manifestly for 1400 years. Turkmens adapted Islam into their faith-culture that they transmitted from father to son while most of them became migrants. While dedes were performing their worship related to dervish order, they prevented the society from assimilation. Dedes fell behind the people coming to the cities in terms of the accumulation of oral culture. Because of this, the intellectuals had a lot of works to do. Because of the grouping in cities, increase in communication media and change in worldview, the applications in cems did not satisfy our educated youth. Opening cem houses in every district was not sufficient. In order to turn them into a religion and culture center, they were supposed to be improved. The number of exploiters increased. The faith of Islam, which was adapted into traditional culture values that the society had decreased. Alevi Turkmens were a closed society, intermarried in villages and cities, performed their cem rituals in private because of the pressure, hid their identities when they were asked by Sunnis and as a result of the differences arose out of the effects of village and city life they were settled in the suburbs of metropolitans in a village manner. Most of them hid their identities and were open to assimilation by narrating because of the effects of city culture and neighborhood pressure.Alevi-İslam inancı, Horasan'dan Anadolu'ya Türk göçleri aracılığı ile gelir. Ana- dolu ve Horasan kültürünün Kur'an yorumlu tasavvuf felsefesine dayalı sentezidir. Ehl-i Beyt sevgisine dayalı Kur'an anlayışının topluma yansıması bin dört yüz yıldır bu doğrultuda inanarak ve iman ederek ibadetlerini, bu gün de açık olarak cemlerde sürdürdükleri bilinmektedir. Türkmenler'in çoğunun göçebe oluşları sırasında, baba- dan oğla devam ettirdikleri inançsal kültürlerine Müslümanlığı da adapte etmişlerdi. Dedeler köy kültürü içinde tarikat nitelikli ibadetlerini icra ederken, toplumu asimile olmaktan kurtarmışlardı. Şehirlere gelen bu insanlara dedeler sözlü kültür içinde ki birikimleriyle yetersiz kaldılar. Bu nedenle, ileri gelen aydınlara iş düşmekteydi. Şe- hirlerin oluşturduğu bu kümeleşmede, iletişim araçlarının artması dünya görüşlerinin değişmesi ve eğitilen gençlerimizi cemlerde ki uygulamalar tatmin etmedi. Her semtte Cem Evleri açılması yeterli değildi. Bunların geleneksel din ve kültür yuvası olması için içlerinin doldurulması gerekirdi. İstismar edenler de çoğaldı. Toplumun sahip ol- duğu geleneksel kültür değerlerine adapte ettiği İslamiyet'e olan inançlar da zayıfladı. Alevi Türkmenler kapalı bir toplumken, köyünde ve kentinde kendi arasında kız alıp verirken, cem ayinleri asırlardır baskı altında tutulduğundan dolayı gizli yapılırken, Sünnilerce kimlik sorulduğunda saklarken, köy ve şehir hayatının etkisiyle ortaya çıkan farklılıklar sonucu, büyük şehirlerin varoşları köy koşularını aratmayacak şe- kilde iskan edildiler. Kent kültürünün ve mahalle baskısının etkiyle, büyük çoğun- luğu kimliklerini sakladılar, tahkiye yaparak asimile olmaya aday duruma geldiler. (Eröz,1977,79.
Alevilikte Kimlik Sorunun Değerlendirilmesi Ve Tartişilmasi
There is an intense debate in recent years about what Alevism is (its identity), how it is defined, its historical roots, its place in Islam, its religional and cultural dimensions and its change, instead of considering Alevism as a different religional group or an ethnicity. Therefore, the basic issue that should be resolved first is the Alevi identity. In this study, Alevi identity is evaluated and discussed in a critical way through considering the results obtained from scientific research studies about Alevism and considering the perceptions of Alevis and Alevi organizations about their own identity. Different viewpoints are defended about Alevi identity in the studies conducted about Alevism; in addition, Alevis themselves and Alevi organizations also have different viewpoints about Alevi identity and Alevis' position. Although there are intense debates about the definition of Alevism and its roots, it can be suggested that it is not correct to define Alevism only as a form and as a monotype according to objective and scientific research studies. In addition, Alevis should accept the fact that there are other Alevi groups that have a different past and cultural traditions and they should come to a union in terms of principles and then they should become organized.Son yıllarda Aleviliğin ne olduğu, nasıl tanımlandığı, tarihi kökeni, İslam içindeki konumu, din ve kültür boyutu ve değişimi gibi konular tartışılmakla birlikte, farklı bir dini grup ya da etnisite olması bakımından yeterince üzerinde durulmamıştır. Bu nedenle, Alevilikle ilgili öncelikle çözülmesi gereken en önemli sorun Alevi kimliği- dir. Bu çalışmada, Alevi kimliği, Alevilik hakkında yapılan bilimsel araştırmalardan elde edilen sonuçlar, Alevilerin ve Alevi örgütlerinin kendi kimlik algıları da dikkate alınarak eleştirel olarak değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Alevilik konusunda yapı- lan araştırmalarda Alevi kimliği konusunda oldukça farklı görüşler savunulduğu gibi, Alevilerin kendileri ve Alevi örgütleri de Alevi kimliği ve Alevi duruşu konusunda farklı savları savunmaktadırlar. Her ne kadar Aleviliğin tanımı ve kökeni konusunda yoğun tartışmalar olsa da, tarafsız, objektif ve bilimsel olan araştırmaların sonucuna göre; Aleviliği sadece bir biçim ve tek tip olarak tanımlamanın doğru olmayacağı sa- vunulabilir. Ayrıca, Alevilerin kendilerinden farklı tarihe ve kültürel geleneklere sahip başka Alevi topluluklar da bulunduğunu kabul edip kendi içlerinde ilkelerde birlik sağlamaları ve öyle örgütlenmeleri gereklidir
Alevi Toplumsal Kimliği Tartişmalari Üzerine Yaklaşimlar
The recent studies on the debates of identity and culture have been a great interest for both national and international arena since the second half of the 20th century. The questions on the change of Alevi identity and culture have become agenda of academic world, the State institutions, and the public in Turkey and abroad especially since the 1980s. This study attempts to examine the recent debates on and reasons of the change and transformation of Alevi social identity. The principal subject matters of this study are the intensions and considerations on conceptualization of Alevi social identity and culture in terms of the condition and the boundaries of Alevis in Turkey. The effects of social associations such as Alevi foundations, associations and movements, and the influences of the concepts created by Western thought on the definition of Alevi social identity formation are analyzed in the limits of this study.Kimlik ve kültür üzerine yapılan çalışmalar ve açılan tartışmalar günümüzde hem ulusal çevrenin hem de Batı'nın ilgi odağı olmuştur. Alevi kimliği ve kültürü konusunda sorular ise Aleviler arasında, akademik çevrelerde, devlet katında ve halk arasında sıkça gündeme gelmektedir. Bu çalışma, son dönemde, yoğunlukla Alevi toplumsal kimliği, kültürü ve 1980'li yıllardan itibaren süregelen değişim ve dönüşüm ile ilgili açılan birkaç önemli tartışma ve nedenleri üzerinedir. Çalışmanın başlıca konuları, ortak kimliğin koşullarına ve sınırlarına bağlı olarak Alevi toplumu ve Alevi ortak kimliğinin kavramsallaşması için öngörülen değişimlerdir. Bu çalışmada Alevi toplumsal kimliğinin değişimi kapsamında ortaya çıkan toplumsal hareketlerin (vakıf, dernek vs.), Alevi kimliği algısını yönlendiren etkileri ve Batı düşünce sisteminin ürettiği kavramlarla Alevi kimliğini tanımlama girişimleri incelenecektir
Büyük Selçuklu Devleti Zamaninda Alevi-Sünni Çatişmalari
Alevism, no doubt, is one of the most complex topics and demanding multidis- ciplinar researches in the history of Islamic thought. History of Alevism is not impor- tant about it being a belief system but also the information given by Great Seljukian History sources. On of the most remarkable aspects of Alevism History is the relying of concept of Alevizm much earlier then XIth century. The spreading of Alevizm in Iraq, Iran, Turkistan, Azerbaijan and Caspian cost at the time of Umayyads and Abbasids is a seperate question. What were Alevids feeling after the Abbasid Revolution?. Historical sources about Great Seljukians are showing interesting views. How did Alevism spread among Turks and created a myth. Those questions are not easy to answer. One shoud collect historical data and analyze them with experiences of Alevids. The answers to those questions must provide some leads about those pe- oples social and political behaviors. In this study, we tried to reflect the mass actions of the layers od society under the rule of Seljuk state on the basis of the state’s appro- aches to them and their specific denominational beliefs. By this study we will have been investigated the thoughts and actions of Alevis among Seljukian community retsopectively.Alevilik, İslam düşünce tarihi için, şüphesiz en karmaşık ve çok yönlü incelemeye ihtiyaç gösteren araştırma konularının başında gelir. Alevilik tarihi, sadece inanç manzumesi olarak değil, Büyük Selçuklular tarihi kaynaklarının onlar hakkında verdikleri bilgiler bakımından da önemlidir. Alevilik tarihinin en dikkat çekici yönlerinden birisi, Alevilik kavramının 11. yüzyıldan çok öncesine dayanmasıdır. Emeviler ve Abbasiler zamanlarında Irak, İran, Türkistan, Azerbaycan, Hazar kıyılarında Aleviliğin nasıl yayıldığı da ayrı bir sorudur. Abbasi ihtilalinden sonra Aleviler neler hissediyordu? Büyük Selçuklulara dair tarih kaynakları ise çok ilginç tablolar sunmaktadır. Aleviliğin Türkler arasında yayılması ve bir mit oluşturması nasıl gelişmiştir? Bunlar kolaylıkla geçiştirilebilecek sorular değildir. Bunlar geçmişe dönük bilgilerin toplanıp, aynı zamandaAleviliğin fiili deneyimlerinin yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu sorulara verilecek yanıtlar, o insanların o devirdeki sosyal ve siyasal davranışları hakkında bir takım ipuçları sunacaktır. Bu araştırmada, Selçuklu hakimiyeti altındaki toplum katmanlarının, devletin onlara yaklaşımına ve belirli mezhepsel inançlara dayalı olarak, kitlesel eylemleri yansıtılmaya çalışılacaktır. Bu çalışmayla, geçmişe dönük olarak Alevilerin Selçuklu toplumu içerisinde neler düşündüğünü ve neler yaptığını araştırmış olacağız
Sytzigan - Baba Syrgiannes - Baba Saruca, Saltuk Et-Türki Ya Da Nam-I Diğer Sari Saltik Hakkinda
The fundamental sources used during the researches for Sarı Saltik are the legendary books like Saltikname and Haci Bektas Veli Velayetnamesi and also the chronicle written by Yazicizade Ali about The Anatolian Selcuks. However we can find the historical identity of Sari Saltik, by referring to the contemporary works. It is aimed to find the historical identity of Sari Saltik in a manner, by leaving the paradigms aside and make the readings such that we do not know anything about the subject, but referring to the contemporary works. As a result, Sari Saltik is found to be a Kuman/Kipcak origined, borned at Dest-i Kipcak and maybe lived in Anatolia for a short period of time. We can come across with Turkish onomastics pointing out Sari Saltik in the Greek chronicles, but with significant distortions, due to differing expressions at a different language writing habit. Hence the Greek Chronicles clearly states that the aforementioned character is a Kuman Turk, meaning that his name is also a Kuman-Turkish name. The date of born, place of birth, date of death and the place where Sarı Saltık had died is clarified in our article. Contrary to what is known and believed, his religious background seems to be mostly dominated by Karmati- İsmaili order, which is an obvious Alevi trend of Esoteric Islamic way, but may also be influenced by Haydari and/or Rufai orders.SarıSaltık'lailgiliçalışmalartemelde,SaltıknameveHacıBektaşVeliVelayetnamesi gibi menkıbevi eserlerdeki bilgiler ile Yazıcızade Ali'nin Selçuknamesi'nde yer alan ancak hiçbir çağdaş kaynak ya da belge ile doğrulanamayan bilgilere dayandırılmaktadır. Oysa ki dönemin çağdaşı eserlerden hareketle Sarı Saltık'ın tarihsel kimliğini çözümlemek mümkündür. Malum paradigmaları bir tarafa bırakıp, hiçbir şey bilmiyormuşçasına yani yeni baştan okumalarla ve çağdaş kaynaklara müracaat ederek, Sarı Saltık'ın tarihsel kimliği ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda Sarı Saltık, düşünüldüğü gibi aslında Anadolulu bir eren olmadığı, sadece olasılıklar düzlemi içinde, bir süreliğine Anadolu'da yaşamış, aslen Kuman/Kıpçak kökenli bir aileden gelen ve Deşt-i Kıpçak/Dobruca'lı olduğu ortaya konmuştur. Rum kroniklerinde, bozuk bir ifadeyle/onomastikle karşımıza çıktığı, ancak aslında, bu ifadenin Türkçe bir isim olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim Rum Kronikleri'nde ilgili şahsın, apaçık şekilde bir Türk (Kuman) olduğu söylenmektedir. Yani ismi de Türkçe'dir. Sarı Saltık'ın doğum yeri, doğum tarihi, vefat yılı ve vefat ettiği yer konusuna netlik kazandırılmıştır. Ayrıca sanıldığından farklı olarak, Alevi meşrep Batini İslami bir ekol olan Karmati-İsmaili anlayışıyla irtibatlı bir eren olduğu, ancak bununla birlikte ve bir şekilde, Haydari ve/veya Rufai tarikatlarından da etkilenmiş olabileceğine yönelik bulgular ortaya konmuştur
Nusayriler, İslamlaştirma Politikasi Ve Türklük Mefhumu
This article examines the relationship between Nusayris, Ottoman Empire and the Turkish Republic with a focus on Islamization and Turkification. Combining secondary sources and original archival data, this study argues that the Islamization of Nusayris failed but Abdulhamit II succeeded in gaining their loyalty to the Ottoman state while the Kemalist regime was able to largely Turkify the community. Yet, despite this success the hostile attitude of the Sunni community towards Nusayris reflects a continuum from the Ottoman Empire to Turkish Republic. The story of Turkey’s Nusayris is embedded in Turkish modernization and nation building as well as geopolitical ambitions. The Turkification of Nusayris was achieved through a combination of education, cooperation between the state and academia, and secularism. Likewise, Turkey’s annexation of the Sanjak of Alexandratta was key in drawing the boundaries of Nusayri identity and Arab nationalism in Syria as it broke both physical and emotinal connections between Nusayris of Turkey and Syria. The small size of the Nusayri community and grievances about the Ottoman past made it easy for the Turkish state to win the hearts and minds of Nusayris. The Nusayris in Turkey face an existential problem given the fact that young generation are assimilated through the education system and do not even speak Arabic let alone read or write.Bu çalışma Nusayriler, Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet arasındaki ilişkileri İslamlaştırma ve Türkleştirme siyasetleri üzerinden incelemektedir. Orijinal arşiv belgeleri ile ikincil kaynak taramasına dayanan bu araştırma, İslamlaştırma politikasının Nusayriler nezdinde başarısız olmakla beraber Sultan II. Abdülhamit'in devlet-Nusayri ilişkilerini tamir ettiğini, Kemalist rejimin Türkleştirme politikasının gayet başarılı olduğunu iddia etmektedir. Fakat devletin bu başarısına rağmen Sünni cemaatin Nusayrilere karşı olumsuz bakışı Osmanlı'dan günümüze bir devamlılık arz etmektedir. Türkiye'deki Nusayrilerin hikayesi Türk modernleşmesi ve jeopolitik hırslarla iç içe geçmiştir. Kemalist Türkiye'de Nusayriler eğitim, akademi ve devlet işbirliği ve laiklik politikaları kullanılarak Türkleştirilmiştir. Keza Sancak meselesi Nusayri kimliğinin ve Arap milliyetçiliğinin sınırlarının çizilmesinde fiziki ve duygusal sınırlar çizerek kilit bir rol oynamıştır. Türkiye'de kalan Nusayrilerin sayısının azlığı ve Osmanlı'ya ait acı geçmiş Kemalist rejimin Nusayrilerin kalbine ve zihnine girmesini kolaylaştırmıştır. Günümüzde Nusayri gençlerinin eğitim yoluyla asimile edilmesi ve anne-babalarının aksine Arapça konuşamaması ve öğrenememesi Nusayrileri varoluşsal bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmaktadır