Journal of Alevism – Bektashism Studies
Not a member yet
365 research outputs found
Sort by
Hatay Alevileri (Nusayrileri) Hakkında Bazı Notlar (1938-1950)
France that broke off Hatay from the Motherland with the 1921 Ankara Agreement wanted to connect it to Syria with a sleight of hand in 1936. Turkey that wanted to prevent this entered into an attempt to gain the Alevis in the region, who moved away from the Turkish culture with the influence of Arab propaganda when it was under the French. In this context, it developed political, social, cultural, economic and educational policies for the region both before joining and after joining as well. Alevis’ numerical superiority over the other communities in Hatay, led these policies to be focused especially on the Alevi community in Hatay. The policies followed achieved positive results, and in this process the majority of Hatay Alevis preferred to stay in Turkey, and some were forced to leave Hatay during this period. However, some of these then returned back to Turkey in the late 1940s. In this period, on the other hand, important political personalities involved in politics of Hatay such as Mehmet Cerep, Suphi Bedir Uluç, Ali Şelhum Devrim, Zeynelabidin Cilli, Abdullah Cilli in Hatay Alevis grew. Schools and courses opened to teach Turkish to them constituted the benchmark of policies oriented to Hatay Alevis. In this context, major tasks were also on the community chambers and community centers in the region which were CHP’s subsidiary. Turkish courses were opened by the departments of classrooms and courses of community centers and community chambers especially in the places inhabited by Turkish Alevis, sports activities were arranged and lectures were given for the placement of Turkish culture. Despite all the policy monitored, by the end of 1940, the problem of spoken language among Hatay Alevis was not fully solved and this situation was reflected even in the columns of the local press in early 1949. This topic became an issue discussed by intellectuals and bothering people of Hatay. On the other hand, within this period, some negative propaganda initiatives also occurred inside and outside the country facing Alevis in Hatay. Both the measures taken by the state and the prudent attitudes of Hatay Alevis disabled this propaganda. In short, in this article, provide information about Hatay Alevis according to some documents reached in Archive of the Prime Minister of the Republic and belonging to the period between the dates 1938-1950 of and the local Press; it has been tried to focus on the political, socio-cultural and educational activities towards Alevis living in the region both before and after the joining process; it has been tried to put forward the Hatay Alevis’ attitude towards the propaganda made against them.1921 Ankara Antlaşmasıyla Hatay’ı Anavatan’dan koparan Fransa, 1936 yılında bir el çabukluğuyla Suriye’ye bağlamak istemiştir. Buna engel olmak isteyen Türkiye, Fransız idaresindeyken Araplık propagandasının etkisiyle Türk kültüründen uzaklaşmış olan bölgedeki Alevileri kazanma çabası içerisine girmiştir. Bu çerçevede gerek iltihaktan önce gerekse iltihaktan sonra bölgeye yönelik siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve eğitim politikaları geliştirmiştir. Hatay’da Alevilerin diğer cemaatlere olan sayısal üstünlüğü, bu politikaların özellikle Hatay’daki Alevi cemaati üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. İzlenen politikalar semeresini göstermiş ve bu süreçte Hatay Alevilerinin çoğunluğu tercihlerini Türkiye’de kalma yönünde kullanırken, bazıları da bu dönemde Hatay’dan ayrılmak zorunda kalmışlardır. Ancak bunlardan bir kısmı daha sonra 1940’ların sonlarına doğru Türkiye’ye tekrar geri dönmüşlerdir. Diğer taraftan bu dönemde, Hatay Alevileri içerisinde Mehmet Cerep, Suphi Bedir Uluç, Ali Şelhum Devrim, Zeynelabidin Cilli, Abdullah Cilli gibi Hatay siyasetinde rol oynayan önemli siyasi şahsiyetler de yetişmiştir. Hatay Alevilerine dönük politikaların mihenk noktasını, bunlara Türkçeyi öğretmek için açılan kurslar ve okullar oluşturmuştur. Bu bağlamda CHP’nin yan kuruluşu olan bölgedeki halkevleriyle halkodalarına da büyük görevler düşmüştür. Özellikle Alevi Türkleriyle meskûn yerlerdeki halkevi ve halkodalarının dershaneler ve kurslar şubeleri tarafından Türkçe kursları açılmış, Türk kültürünün yerleştirilmesi için spor faaliyetleri düzenlenmiş, konferanslar verilmiştir. İzlenen bütün politikalara rağmen 1940’ların sonuna kadar Hatay Alevileri arasında konuşulan dil problemi, tam manasıyla çözülememiş ve bu durum 1949 yılı başlarında yerel basının sütunlarına dahi yansımıştır. Bu konu, Hataylı aydınlar tarafından tartışılan ve halkı da rahatsız eden bir mesele hâline dönüşmüştür. Öte yandan bu dönemde Hatay’daki Alevilere dönük ülke içinden ve dışından bazı olumsuz propaganda girişimleri de meydana gelmiştir. Gerek devlet tarafından alınan tedbirler gerekse Hatay Alevilerinin sağduyulu tutumları bu propagandaları etkisiz kılmıştır. Kısacası, bu makalede Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde ulaşılan ve 1938-1950 tarihleri arasına ait bazı belgelere ve dönemin yerel matbuatına göre Hatay Alevileri hakkında bilgi verilmeye; gerek iltihak sürecinde gerekse sonrasında bölgede yaşayan Alevilere yönelik siyasi, sosyo-kültürel ve eğitim faaliyetleri üzerinde durulmaya; Hatay Alevilerinin kendilerine yönelik yapılan propagandalar karşısında sergiledikleri tutum ortaya konulmaya çalışılmıştır
Nev’î ve Ehl-i Beyt Hakkında Yazdığı Terkib-i Bend
The group that consists of the prophet of Islam Hz. Muhammed’s daughter Fatıma, his son-in-law Hz. Ali, his grandsons Hz. Hasan and Hüseyin is called “âl-i abâ”. Another name given to that group is “Ehl-i Beyt”. This concept meaning home or household has an important place in sects and ways like Alevi, Bektashi and Mawlaviyya. Ehl-i Beyt has inspired the poems of many poets who call themselves “bende-i âl-i abâ” (slave of the household). The son of Hz. Hüseyin -who is also the forth chain of the ancestry- Zeyne’l-âbidin has an important place among the 12 İmams. Zeyne’l-âbidin has a wide place also in our literature. 16th century divan poet Malkarali Nev’î has mentioned the concept of 12 İmams in terms of his allegiance in the poem we have studied. The intension of this studying is explain that how the love of “Ehl-i Beyt” affected the Classical Ottoman Literature by Nevî who is a poet of 16. century. Before, some general informations about “12 İmams” will be given. And then, the parts of Nevî’s Terkîb-bend will be handled and translated to today’s Turkish. And during these we will give some informations and explains about the poem and its includes when necessary.Kültür unsurlarından biri olan din, diğer kültür unsurlarını baştan ayağa etkilemektedir. Dolayısıyla din, edebiyatı da derin tesiri altına almıştır. Bu etkileme süreci sadece dinî kurallarda kalmamış olup dinî bir takım olaylar da bunda önemli rol oynamıştır. İslâm peygamberi Hz. Muhammed’in kızı Fatıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’den oluşan gruba âl-i abâ denmektedir. Bu grubun başka bir ismi de Ehl-i Beyt’tir. Hane veya ev halkı anlamına gelen bu kavram ve çağrışımları Müslümanlıkta özellikle Alevilik, Bektâşîlik ve Mevlevîlik gibi birçok tarikat, mezhep ve meşrepte önemli bir yere sahiptir. İslâm tarihinde Hz. Ali çok önemli bir yere sahiptir. Onun oğulları Hz. Hasan ve Hüseyin de kültür ve edebiyatımızda birçok esere konu olmuşlardır. Ehl-i Beyt; kendilerini bende-i âl-i abâ (ev halkının kölesi ) olarak nitelendiren birçok şairin şiirine ilham vermiştir. Bilhassa, Hz. Hüseyin’in oğlu ve silsilenin dördüncü halkası olan Zeyne’l-âbidin, on iki imam arasında önemli bir yere sahip olup, edebiyatımızda birçok eserde karşımıza çıkmaktadır. 16. yüzyıl divan şairi Malkaralı Nev’î, bu çalışmada ele alınan şiirinde on iki imam olgusunu mensubiyeti bağlamında işlemiştir. Bu çalışmadaki amaç, ehl-i beyit sevgisinin edebiyatımıza nasıl yansıdığını, on altıncı yüzyıl şairlerinden Nev’î örneğinde ele almaktır. Çalışmamızda bu yapılmadan önce on iki imam ile ilgili genel bilgiler verilecektir. Daha sonra Nev’î’nin terkib-i bendindeki beyitler tek tek ele alınacak, Türkiye Türkçesine aktarılacaktır. Bu işlem esnasında gerekli görülen yerlerde açıklamalarda bulunulacaktır
Kazdağlarında Ayin Ve Şiir: Tahtacı Türkmenlerinin Sazandarlık / Zâkirlik Geleneği Üzerine
Known as Tahtaci Turkmens and living in Kazdaglari, they are connected to Alevi belief and have rituals in this context. As with other community of Anatolian Alevis, cem ceremonies have an important place in the religious and social life of Tahtaci Turkmens. There exist several of the owners of the service during the “cem” ceremony held at certain periods of the year and depending on special situations. More clearly, some tasks have to be fulfilled for “cem” ceremony regularly and in accordance with the rules. The indispensable part of the ceremony after “dede” are “sazandar” and “zakir” who take place among owners in “cem” ceremonies. The duties of these people are not limited to“cem” ceremony but also performing poetry accompanied by “saz”. “Zakir”s have an active role in the sacrifice and offerings, military departures, “head covering” ceremonies for brides in weddings, lamentation (rhythmic poems) ceremonies after death, “Hıdırellez” celebrations, “Sarıkız” visits and treating patients. In this article “sazandarlık” or “zakirlik” tradition which belongs to Tahtaci Turkmens of Kazdagi in Balıkesir is examined. Identifications and evaluations were made on the training of “sazandar”s and their patterns of profession, execution environments and times, their poems of the shape, structure, and content properties, tasks undertaken by the religious and social life and the current state of the “sazandarlık” tradition.Kazdağlarında yaşamakta olan Tahtacı Türkmenlerinin Alevîlik inancına bağlı oldukları ve bu kapsamda bazı uygulamalar yaptıkları bilinmektedir. Anadolu’daki diğer Alevî zümrelerde olduğu üzere Tahtacı Türkmenlerinin dinî ve sosyal hayatında cem törenlerinin önemli bir yeri vardır. Yılın belirli zamanlarında ve bazı durumlara bağlı olarak gerçekleştirilen cemlerde bazı hizmet sahipleri bulunur. Daha açık bir ifadeyle cem törenin düzenli ve kurallara uygun bir şekilde yürütülebilmesi için bazı görevlerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Cem törenlerinde “dede”den sonra cemin olmazsa olmazı olan sazandarlar/zâkirler de görev sahipleri arasında yer alırlar. Saz eşliğinde nefesler söyleyen bu tiplerin icra alanı sadece cemler değildir. Kurban ve adaklarda, asker uğurlamalarında, düğünlerde gelinlere uygulanan “baş bağlama” töreninde, ölüm sonrasında ölüye ezgili şiirlerin söylendiği ağıt törenlerinde, Hıdrellez kutlamalarında, Sarıkız ziyaretlerinde ve hastaların sağaltılmasında zâkirler aktif bir role sahiptirler. Bu makalede Kazdağının Balıkesir sınırları içinde kalan Tahtacı Türkmenlerinin sazandarlarlık/zâkirlik geleneği ele almıştır. Sazandarların eğitimi ve mesleğe geçişleri, icra ortamları ve zamanları, söyledikleri şiirlerin şekil, yapı ve içerik özellikleri, dinî ve sosyal hayatta üstlendikleri görevler ve sazandarlık geleneğinin günümüzdeki durumu üzerine tespit ve değerlendirmeler yapılmıştır
Türkiye Selçuklularında Dini Eserler
XI. century Great Seljuk Turks from Anatolia, Iran migrations perform the scene of the Turkish-Islamic architecture, consisting of the combination of the Anatolian culture with a new concept, the product of precious works of art brought into the body. Principalities and Ottoman architecture, this works as the basis for the later years. The main factors affecting these works of art are examined Anatolian Seljuk Islamic belief, dating back to before Islam can be said that Turkish culture and finally the native cultures. After the establishment of the conquest and Turkey Seljuk Anatolia State, in that new land to a profound feeling of patriotism and connected to the Seljuk Turks to make their religious, social, economic institutions help, we know that this country is trying to bring the case full Turkish homeland and business land. Sometimes the work of statesmen, sometimes the efforts of philanthropic citizens, many in Sufism support revealed by himmet of the Seljuk institutions, employment exercised their services are not subject to classification As has been shown necessary respect to examine easily the influence of the subject of apostasy. However, their classification is not easy. Religious or social institutions which are difficult to detect in this or that economic considerations. The advent of promise, as places of worship mosques is clear that religious institutions. But the madrasas of collection of religious knowledge remains or is in the middle of muster points should be considered Is that religious institutions. Classification of the works belonging to the Bektashi culture should be added to these deficiencies. However, we have now accepted the public, we walked up to date on the written grading period and will try to introduce the religious monuments of Bektashi culture.XI. yüzyıldan itibaren Türk göçlerine sahne olan Anadolu’da Büyük Selçukluların İran’da gerçekleştirdikleri Türk-İslâm mimarisiyle, Anadolu kültürünün kaynaşmasından oluşan yeni bir sanat anlayışının ürünü olan kıymetli eserler vücuda getirilmiştir. Bu eserler daha sonraki yıllarda Beylikler ve Osmanlı mimarisine temel teşkil etmiştir. Anadolu Selçuklu sanat eserleri incelendiğinde bunları etkileyen başlıca faktörlerin İslâm inancı, İslâm öncesine kadar uzanan Türk kültürü ve nihayet yerli kültürler olduğu söylenebilir. Anadolu’nun fethi ve Türkiye Selçukluları Devleti’nin kurulmasından sonra, açılan bu yeni topraklara engin bir vatanseverlik duygusu ile bağlanan Selçuklu Türklerinin, vücûda getirdikleri dinî, içtimaî, iktisadi müesseseler yardımıyla, bu ülkeyi tam bir Türk yurdu ve iş diyarı hâline getirmeye çalıştıklarını biliyoruz. Bazen devlet adamlarının çalışmalarıyla, bazen hayırsever vatandaşların gayretiyle, birçok yerde de erbab-ı tasavvufun himmetiyle ortaya konulan Selçuklu müesseselerinin, ifâ ettikleri hizmetleri itibariyle tasnife tabi tutulmaları, ihtidâlara tesirleri konusunun rahatlıkla incelenebilmesi bakımından lüzumlu görülmüştür. Ne var ki, bunların tasnifi pek kolay değildir. Bu hususta hangi müesseselerin dinî veya içtimaî yahut iktisadî olduğunu tespit etmek güçleşmektedir. Söz gelişi, camîlerin ibadet yerleri olarak dinî müesseseler olduğu açıktır. Fakat dinî ilimlerin tahsil edildiği medreselerin içtimaî mi yoksa dinî müesseseler mi sayılması gerektiği hususu ortada kalmaktadır. Bu eksikliklere Bektaşi kültürüne ait eserlerin tasnifi de eklenmelidir. Bununla beraber biz şimdilik umûmî kabul gören, bugüne kadar yazılmış tasnifler üzerinde yürüyeceğiz ve dönemin Bektaşi kültürüne ait dini eserlerini tanıtmaya çalışacağız
Bir Heterodoks Derviş Kimliğinin İnşası Yahut Vefaîlikten Aleviliğe: Şeyh Çoban ve Evladına Dair
Sheik Coban, whose name was first encountered in the saga which addresses the life and miracles of Ebu’l-Vefa Bağdadî, who is the founder of Vefaî cult, is a historical figure who was overshadowed by the sagas like many Sunni dervishes. Like the other heterodox dervishes, he also acted with the tribes allied with him and his followers, settled in Sivas and conducted guidance activities in the hermitage he constructed. Seljuk ruler III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1266-1284), who wanted to get help from Sehik Coban, allocated charitable foundations for the hermitage to meet the expenses. The field of the hermitage gained importance in Sivas in the course of time with the contributions of the government and the dervishes joined the social structure of the city with the help of the charitable foundations. On the other hand, as a result of the spread of the allied tribe members and followers across different parts of Anatolia, an important cult spread among the Turkmen, hermitages were opened in lots of places and offices and mausoleums were built. There are other Sheik Coban mausoleums in Cobanlı village of Gölova district, Mazgirt district of Tunceli and in Hasankeyf apart from the mausoleum near the Sheik Coban hermitage in Sivas. Additionally, there are Sheik Coban hermitages in Niğde, Hasankeyf, Aksaray, Çemişgezek (Tunceli) and Karahisar-ı Sahip and villages named Sheik Coban in Hasankeyf, Niğde, Tokat, Urfa and Kastamonu. Together with the influence of the cult formed around him, he is regarded as the founder of the Alevi family called Sheik Coban, the Mazgirt district of Tunceli. In this regard, this study addresses arrival of Sheik Coban in Anatolia, settlement in Sivas, emergence of hermitages, mausoleums, neighborhoods and villages named Sheik Coban in different parts of Anatolia and the acceptance of a Vefai sheik as the founder of an Alevi family. This study also addresses, in light of the Sheik Coban family, naming Alevi families and their emergence, the influence of people who played a role in the religious and political structure of Anatolia, which will be enlightened with the help of Ebu’l-Vefa saga and cadastral record books.Adına ilk olarak Vefaî tarikatının kurucusu Ebu’l-Vefa Bağdadî’nin hayatının ve kerametlerinin anlatıldığı menakıbnamede rastlanılan Şeyh Çoban, pek çok gayri Sünni derviş gibi menkıbelerin gölgesinde kalmış tarihî bir şahsiyettir. O da diğer heterodoks dervişler gibi, kendisine bağlı aşireti ve dolayısıyla müritleriyle hareket etmiş, Sivas’a yerleşerek burada inşa ettiği zaviyesinde irşat faaliyetini yürütmüştür. Şeyh Çoban’ın desteğini almak isteyen Selçuklu hükümdarı III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1266-1284), zaviyenin giderlerinin karşılanması için zaviyeye vakıflar tahsis etmiştir. Devletin desteği ile birlikte zaviyenin bulunduğu bölge zamanla Sivas’ın önemli bir mahallesi haline gelirken, dervişler de vakıflar eliyle şehrin sosyal yapısına eklemlenmiştir. Diğer taraftan kendisine bağlı aşiret mensuplarının ve müritlerinin Anadolu’nun farklı yerlerine dağılması sonucunda Türkmenler arasında önemli bir kült haline gelmiş, pek çok yerde adına zaviyeler açılmış, makam ve türbeler inşa edilmiştir. Sivas’taki Şeyh Çoban zaviyesinin yanındaki türbeden başka, Sivas’ın Gölova ilçesine bağlı Çobanlı köyünde, Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde ve son olarak Hasankeyf’te bulunan Şeyh Çoban türbeleri sayılabilir. Yine Niğde, Hasankeyf, Aksaray, Çemişgezek (Tunceli) ve Karahisar-ı Sahip sancaklarında Şeyh Çoban zaviyeleri ile Hasankeyf, Niğde, Tokat, Urfa ve Kastamonu sancaklarında Şeyh Çoban isimli köyler bulunmaktadır. Etrafında oluşan bu kültün de etkisiyle o, merkezi Tunceli’nin Mazgirt ilçesi olan Şeyh Çoban isimli Alevi ocağının kurucusu olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, Şeyh Çoban’ın Anadolu’ya gelişi, Sivas’a yerleşmesi, Anadolu’nun farklı yerlerinde görülen Şeyh Çoban isimli zaviye, türbe, mahalle ve köylerin ortaya çıkışı ile bir Vefaî şeyhinin Alevi ocağı kurucusu olarak kabul edilmesi çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Yine burada Şeyh Çoban ocağından hareketle Alevi ocaklarının isimlendirilmesinde ve ortaya çıkışında, Anadolu’nun dinî ve siyasî yapısında rol oynayan kişilerin etkisi üzerinde de durulacaktır. Bu hususlar, Ebu’l-Vefa menakıbnamesi ve tahrir defterleri ışığında aydınlatılmaya çalışılacaktır
İki Ayrı Topluluk Ve Ortak Bir Ata: Paşa Türbesi Ziyareti: Ayaş Sünnileri ve Erdemli-Tömük Tahtacıları Örneği
This study attempts to develop and evaluate the sample of pilgrimage to the Pasha’s Tomb in an interpretive approach. It aims to focus on the survival of the cult of heroic ancestors which symbolically codes itself in the phenomenon of pilgrimage. In doing so, examining a sample of cultural phenomenon, it aims to evaluate how the system of cultural values prolongs its existence by preserving its own key compounds by allowing changes in forms.
Herein the pilgrimage ritual is evaluated in terms of the significance of its symbolic meanings. It has interestingly been observed that the effects of beliefs and rituals of the cult of heroic ancestors keep the Ayaş Sunnis and Erdemli-Tömük Tahtacı Alevis together.
Despite the fact that these Sunni and Alevi people have their own different religious beliefs, they both regard the heroic ancestor buried in the Pasha’s Tomb as their hero and stick to the beliefs and rituals stemming from this ancestor cult, believing that the ancestor settled down in the land and made this place homeland for them. Even though they have dissimilar thoughts and beliefs on the historical character of the ancestor and on the rituals practiced at the tomb, both groups share the same cultural values and attitudes towards the existence of the charismatic religious leader as a heroic ancestor.
The data of this qualitative research has been collected by doing participant observation and extensive in-depth interviews in Akdeniz District of Erdemli, Tomuk, and Ayaş in the dates between 2013 and 2014. The data has been analyzed and explicated by using an interpretive approach.Bu çalışma, kahraman atalar kültünün ziyaret fenomeni içinde, sembolik olarak kodlanarak varlığını sürdüren Paşa türbesi ziyareti örneğinden hareketle inanç eğilimlerini açığa çıkartmayı kendisine konu edinmiştir. Kültürel süreç içinde toplumsal yaşamda meydana gelen tüm değişikliklere karşın, kültürel değerler sisteminin kendi temel anahtar bileşenlerini form değişiklikleriyle koruduğu görülmektedir. Çalışma, değişmenin veya korunmanın önemini iki türbe ziyareti örneğinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Ziyaret ritüeli, değerler sistemini saklayan sembolik boyutu ile esas alınmakta ve konunun çıkış noktasını oluşturmaktadır. Atalar kültünün inanç ve uygulamalarının toplulukları bir arada tutan etkileri Ayaş Sünnileri ve Erdemli-Tömük Tahtacıları örneğinde çarpıcı bir biçimde görülmektedir. Sünni ve Alevi desenli iki farklı inanç sistemine sahip olmalarına rağmen, her iki topluluk da Paşa türbesinde yatan kahraman atayı kendi dip ataları olarak kabul etmekte, yaşadıkları mekânları kendileri için yurt tuttuğuna inandıkları bu kahraman ata etrafında oluşan kültün inanç ve uygulamalarına bağlı kalmaktadırlar. Türbede yatan atanın tarihi şahsiyeti ve türbe etrafında uygulanan ritüellerin formu konusunda farklı anlayışlara sahip olsalar da her iki topluluk da Paşa türbesinde yatan karizmatik önderi kendisine dip ata olarak tayin eden bir eğilimde kesişmekte, ortak bir kültürel algıda buluşmaktadırlar. Bu araştırma, nitel bir yönteme göre Erdemli-Akdeniz mahallesi, Tömük ve Ayaş kasabalarında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada 2013-2014 yıllarında yürütülmüş olan alan araştırmasının verileri esas alınmış, veriler katılımlı gözlem ve derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Toplanan veriler anlayıcı bir eğilimle yorumlanmış ve analiz edilmiştir
Uluslararası Topluluklar: Avrupa Alevi Göçmenler
There is no doubt about the fact that Europe has become home for many different immigrant groups, cultures and religions. Even though, Islam, under the name of Muslim immigrants, has been placed in the contradiction of Europe, the Euro-Islam identity cannot be ignored as a part of European culture. In fact the total Muslim population, including immigrant and native born, in Western Europe is about 20 million of the EU’s 500 million residents. Islam as a world religion does not share the same cultural traits among itself and Muslim people are not identical to their practices in being Muslims. In fact, “heterodox” Islamic groups in the world have different rituals and faiths from “orthodox” Islamic groups and they also define themselves in the framework of Islam. The current paper centers on Alevism as one of the heterodox belief system in Islam. Although the Alevi as a religious and cultural community settled mainly in Turkey, they can be defined as a transnational community due to the result of increasing international migration. Consequently, the aim of this paper is to explore the position of Alevi community as a heterodox Islamic group in recent European culture and the effects of European culture on Alevi identity.Avrupa’nin birçok farklı göçmen grupların, kültürlerin ve dinlerin evi haline geldigi gerçeği hakkında hiçbir şüphe yoktur. Bu evin bir sakini olan ve Müslüman göçmenler adı altında yasanan Avrupadaki Islam, tartismali bir yer teskil etmis olsa da, Euro-İslam kimliği Avrupa kültürünün bir parçası olarak göz ardı edilemez. Nitekim, Batı Avrupa’da göçmen ve yasanilan yerde doğumlu olan toplam Müslüman nüfus 500 milyonluk Avrupa Birligi icinde yaklaşık 20 milyondur. Bir dünya dini olan Islam kendi icinde ne aynı kültürel özellikleri ne de Muslüman olmak icin benzer rituelleri paylaşmayi gerektirmektedir. Bu durumun nedeni ise, dünyada “heterodoks” İslami gruplarin varligi ve onlarin da “ortodoks” İslami gruplardan farklı ritüeller ve inançlari ile kendilerini İslam içinde tanımlamalaridir. Bu makalede de, İslam’ın heterodoks inanç sistemi icinde yer alan Aleviliğe yer verilmistir. Aleviler dini ve kültürel bir topluluk olarak daha cok Türkiye’de yerleşmiş olsa da, artik uluslararası artan göç sonucu bir ulusötesi topluluk olarak tanımlanabilir. Sonuç olarak, bu çalışma ile amaclanan, Avrupa kültüründe bir heterodoks İslami grup olarak Alevi toplumunun konumu ve Alevi kimliğine Avrupa kültürünün etkilerini araştırmaktır.
Özetle, Aleviler yerel ve ulusal düzeyde dini ve kültürel bir grup olarak taninmak ve esit vatandaslik haklarini kazanmak icin Türk devletine baski yapmaya devam ederken, ayni zamanda ulusötesi düzeyde ise Avrupa ülkelerinde hem göcmen olarak hem de dini bir topluluk olarak haklari ve hukuksal statuleri icin mücade etmektedirler. Bu nedenle Alevilerin ulusal ve uluslararasi alanlarda kimliklerine sahip cikmak icin olusturduklari Alevi örgütlenmesi Alevilerin ulusötesi bir toplum olarak sekillenmesine katki saglamaktadir.Bu makalede 2002 yilinda kurulan Avrupa Alevi Konfederasyonuna bagli 250´den fazla Alevi dernegini kapsayan Alevi federasyonlari eksenli bir calisma yapilmistir. Almanya, Avusturya, Fransa, Isvicre, Ingiltere, Danimarka, Hollanda, Norvec, Isvec, Romanya ve Italya suan Alevi federasyonlarinin oldugu ülkelerdir ve bu makalede Alevilerin bulunduklari ülkelerde yürüttükleri Alevi hareketine ve hukuksal mücadelesine yer verilmistir.
Literatur taramasina ek olarak, Alevi örgütlerinin federasyon baskanlari veya federasyon yoneticileri ile e-mail ve telefon görüsmeleri ile ulasilan bilgilere göre, Aleviler bulundulari ülkenin politik ve yasal düzenlemeleri cercevesinde Avrupanin pek cok ülkesinde taninmak icin farkli bir strateji yürütse de, ortak bir tutum olarak diger Müslüman gruplardan özellikle Sunni Müslümanlardan farkli olduklari ve Avrupa degerleri ile uyumlu olduklari konusuna vurgu yapmaktadirlar. Bunun en önemli nedeni; Alevilerin kendilerini “sekuler ve modern bir Müslüman toplum” olarak tanimlamasidir. Buna ek olarak, Alevi kimliginin dini ve kültürel olarak taninmasi icin Avrupa´daki Alevi örgütlenmesinin izledigi yol haritasini bir kac alt baslikta ifade etmek mümkündür: Aleviler Sünni Müslimanlardan farkli kültürel ve dini ritüellere sahip Müslüman bir toplumdur; ibadethaneleri Cemevidir; bulunduklari ülkelerin tüm yasal düzenlemeleri cercevesinde Aleviligin okullarda ögretilmesi ve müfredata girmesi icin calismalar yapmaktadirlar ve üye sayisi gözönüne alindiginda Avrupa Alevi Konfederasyonu Avrupa´da yasayan Alevi göcmenlerin kurumsal temsilci olarak tanimlanabilir
Batma Korkusu Ve Mizah : Türk Bektaşi Ve Alman Minnesanger (Halk Ozani)
This article focuses on the two humourists, Bektashi and Minnesanger's expe- riences during their voyage, and their sense of humour that they have added while narrating their stories in their works. The fear of shipwreck was very common in ancient travel works in the Mediterranean Sea; these works depicted such themes as the storms or disasters that the passengers, the crew, and the sailors encountered, in a humourous style. Humour changes our perceptions and prejudices in our lives by creating a virtual life free of problems(Moreau, J.,2005). Sample texts have been cho- sen from the Turkish humourist Bektashi's selected works and German minstrel Min- nesanger's complete works, dating back to the 13th century, entitled Mannessische Handschrift / Manesse Külliyatı, which is kept in Heidelberg University Library. The work, 428 pages long, includes the poetry of 140 poets who lived between the years 1150-60 and 1300. Tannhauser's poems are on page 266 and 296. Because of several new editions, we are not so sure about the originality of the poems in the complete works of Manesse. According to the famous philologist Maria Grazia Cammarota, Manesse's work is one of the most comprehensive and significant sources in terms of the analysis of the songs composed in different music according to the audience, the melodies and Tannhauser Crusade songBu makalede, iki mizah ustasının Bektaşi ve Minnesanger'ın deniz yolculukla- rı sırasında yaşadıklarını, başlarından geçen olayları, batma hikayelerini mizahi bir biçimde eserlerinde nasıl dile getirdikleri anlatılmaktadır. Batma korkusu, özellikle Akdeniz'de antik gezi eserlerinde yaygındı; bu eserlerde yolcuları ve denizcileri mağ- dur eden fırtınalar, gemi ve mürettebatını, hazineleri içine alan denizin felaketleri gibi temalar mizahi bir biçimde ele alınmıştır. Mizah, yaşamı sanal olarak hafifleştirip bizi sıkan her şeyi atarak yargımızı ve yaşama bakış açımızı değiştirir. (Moreau, J.,2005) Örnekler, ünlü Türk mizah ustası Bektaşi dervişinin zengin ve eğlenceli, seçilmiş hi- kayeleri arasından diğer örnekler ise haçlı seferine teknesi ile giden ünlü Alman halk ozanı Minnesanger'ın 13. yüzyıldan kalma Manese Külliyatından seçilmiştir. Adı Mannessische Handschrift / Manesse Külliyatı olan bu şiirsel eser, bir Külliyat biçi- minde yazılmıştır ve Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi'nde muhafaza edilmek- tedir. Bu Külliyat el yazması 428 sayfadan oluşur ve 1150-60'tan 1300'e kadar olan döneme ait 140 şairin eserlerini de içerir. Tannhauser'ın şiirleri 266 ve 296. sayfalarda yer almaktadır. Çoğaltanlar tarafından yeni bir okuyucu kitleleri ya da diğer başka gerekliliklerden dolayı Manesse Külliyatı şiirlerinin aslına ne kadar sadık kaldığını tam olarak bilmiyoruz. Filolog Maria Grazia Cammarota'ya göre Manesse Külliyatı, ilgili kitleye göre değişen müziklerle çalınıp söylenen, özetlenen şarkıların, melodile- rin ve Tannhauser Haçlı Şarkısının incelenmesi bakımından yine de, döneminde, en kapsamlı ve en önemli kaynaktı