Journal of Alevism – Bektashism Studies
Not a member yet
365 research outputs found
Sort by
Orta Çağda Hristiyanlık ve İslam Dinlerinin Felsefe ve Bilim Üzerindeki Etkileri
The relationship between the thinking of mankind since ancient times very puzzling problem of science and religion, never fully resolved, nor what is entirely forgotten. People thought activity was the main element that philosophy. Philosophy, in the historical process are estranged from each other although they are different disciplines of science and religion each other or were closer. Away from the remaining influence of science and philosophy of religion in ancient times, during the Middle Ages under the effect religion has served as justification of religious beliefs. Seen in Patristic and Medieval scholastic philosophy of science and philosophy of the Western world has been relatively subdued due to the religion and the church. In the medieval Islamic world and philosophy of science has advanced by religious factors. Has accelerated the development of the interpretation of Aristotle logic by Muslim scholars and development of philosophy and science.
Medieval science and philosophy is evident that under the influence of the world. But Christian and striking fundamental difference in philosophy and science in the Islamic world not affect negatively the Word of Christianity and and philosophy of science in the Islamic world, has also influenced the philosophy of Aristotle put it out using the logic way of thinking Christian world. Islamic philosophers of activity on the ancient translations of Greek works, and they brought their rational interpretations of Christian thinkers are indisputable. This effect is so pronounced that famous philosopher of the time they were written rejection of the Islamic philosophers.
The impact of religion on science and philosophy is indisputable. Christian and Islamic states in the world of science and philosophy in the Middle Ages is different with each other and one of the most brilliant period in terms of science and philosophy of the Islamic world while living in the world of the secretive Christian has experienced solid year. This bright period and philosophers of the Islamic world, has contributed substantial transition to a modern state of the Western world today.Düşünen insanlığı çok eski çağlardan beri uğraştıran bilim ve din arasındaki ilişkiler sorunu, hiçbir zaman ne bütünüyle çözümlenmiş ne de bütünüyle unutulmuştur. İnsanların düşünce etkinlikleri felsefeyi doğuran temel unsur olmuştur. Felsefe, din ve bilim birbirlerinden farklı disiplinler olmalarına rağmen tarihsel süreç içerisinde birbirlerinden uzaklaşmışlar ya da yakınlaşmışlardır. Antikçağda din etkisinden uzak kalan bilim ve felsefe, Orta Çağ boyunca din etkisinde kalarak, dinsel inançların temellendirilmesi görevini üstlenmiştir. Orta Çağ Batı dünyasında görülen Patristik ve Skolastik felsefe bilim ve felsefeyi, din ve kilisenin etkisiyle durağanlaştırmıştır. Orta Çağ İslam dünyasında ise bilim ve felsefe dinsel etmenlerle gelişme göstermiştir. İslam düşünürleri tarafından Aristo mantığının yorumlanması ve geliştirilmesi felsefe ve biliminin gelişmesini hızlandırmıştır.
Orta Çağ bilim ve felsefe dünyasının etkisi altında kaldığı aşikârdır. Ancak Hristiyan ve İslam dünyasında felsefe ve bilim açısından dikkati çeken temel fark; Hristiyanlığın bilim ve felsefe dünyasını olumsuz etkilemesiyken, İslam dünyasının bilim, felsefe ve Aristo mantığını kullanarak ortaya koyduğu düşünce şeklinin Hristiyan dünyasını etkilemesidir. İslam felsefecilerinin Antik Yunan eserlerinden yaptıkları tercümeler ve getirdikleri akılcı yorumlarla Hristiyan düşünürleri üzerinde etkinliği tartışılmazdır. Bu etki o kadar belirgindir ki dönemin ünlü düşünürleri İslam felsefecilerine reddiyeler yazmışlardır.
Dinin bilim ve felsefe üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Hristiyan ve İslam dünyasının Orta Çağda bilim ve felsefe alanındaki durumları birbiri ile farklıdır ve İslam dünyası bilim ve felsefe açısından en parlak dönemlerinden birini yaşarken Hristiyan dünyası en ketum, katı dönemini yaşamıştır. İslam dünyasının bu parlak dönemi ve felsefecileri, Batı dünyasının bugünkü modern durumuna geçişinde azımsanmayacak katkılarda bulunmuştur
Nehrin Piri: Koyun Baba ve Menakıbı
This article has been involved comments about Legend of Koyun Baba in terms of themes, facts and characters of his Legend. There has been poetic and prosaic copies of this Legend. In this study, both of them has been interpreted. Since therefore copies has been concentrationed and name of Koyun Baba, his travels, religional activities in the line of his travels, caliphes, contacted Fathers, encountering with statesman has been evaluated. In addition to that compilations has been composed in line with characters in Legend of Koyun Baba and different studies about this Legend. Koyun Baba visited different and huge areas-from Khorasan to Bursa, Menemen, Kızılırmak River. Also he came into prominence during the visits, especially Sinop Harbor and religional activities of him in Romania and Macedonia. He had been conducted activities duing the line of Kırklareli, Tekirdağ, Edirne and leaded “Kırk Eren” that conquered Gelibolu. As a result of these activities, some lodges and zawiyas in these areas were named for Koyun Baba and he had aspirants and caliphes during the years. Thereby narratives and places symbolized Koyun Baba has been come until today.Bu makale, Millî Kütüphanede bulunan bir mecmua içerisindeki Koyun Baba Menakıbında yer alan konu, olay ve şahıslar hakkında yapılan yorumlardan oluşmaktadır. Koyun Baba Menakıbı’nın manzum ve mensur nüshaları bulunmaktadır ve doğal olarak Koyun Baba Menakıbının her iki nüshasından yararlanılmıştır. Böylece manzum ve mensur nüshaların konuları ve verdiği bilgiler bir araya getirilerek Koyun Baba’nın ismi, yolculuğu, faaliyetleri, halifeleri, irtibat hâlinde olduğu pirler, devlet adamlarıyla karşılaşmaları ve kerametleri hakkında bilgi verilmiştir. Bunlara ek olarak Koyun Baba Menakıbı nüshalarında yer alan yer ve şahıslar hakkında ilgili verilen bilgiler doğrultusunda derlemeler ve yapılmış çalışmalardan da yararlanılarak konunun genişletilmesine ve anlaşılmasına katkı sunulmuştur. Koyun Baba, Horasan’dan başlayan yolculuğu ile Bursa, Menemen, Kızılırmak Nehri boyunca ve Sinop limanı bağlantısıyla da Romanya, Makedonya’da faaliyetleriyle ön plana çıkmıştır. Buna ek olarak Menemen, Bergama, Tire yolu üzerinden de Kırklareli, Tekirdağ ve Edirne civarında da faaliyet yürütmüş ve Gelibolu’nun fethinde yer alan “Kırk Eren”nin önderi olmuştur. Bu faaliyetlerin izleri olarak da adı geçen bölgelerde Koyun Baba adına tekke, zaviye, halifeleri ve talipleri olmuştur. Buna göre Bursa, Menemen, Kütahya, Kızılırmak Nehri, Trakya ve Balkanlar olmak üzere birçok yerde Koyun Baba ekolünü temsil eden mekân ve anlatı günümüze kadar yaşatılmıştır.
Doğanşehir Alevilerinin Muharrem Ayındaki İbadetleri- Ne Dair Bazı Tespitler ve Ziyaretgahlarıyle İlgili Halk Efsaneleri (Şatıroba Köyü Örneği)
Anatolian Alevism refers to the totality of the processes of the formation and interpretation of the Anatolian people’s cultural memory with the Islamic form. The Alevism currently lived / kept alive in Anatolia is not sufficiently addressed in field studies because of the fact that many studies carried out on Alevism focus only on the birth and the historical development of Alevism. Keeping outside of the views on the birth and the historical development of Alevism, this study aims to offer you researchers some observations on the worships of Doğanşehir (Malatya) Alevis in the month of Muharram and on the folk legends about their “Nesim Dede Ziyaretgâhı” (The Sacred Site of Nesim Dede). Observations regarding the customary practices of the Alevis living in the region constitute another aspect of the study. We determined that some gaps have occurred in the customary practices of the regional community because of the fact that the relationship of dede (spiritual teacher) and talip (seeker) has been waning especially due to the progression of the urbanization process. This process has become a source for one of the greatest disagreements developing between the older generations who regularly performed Cem Rituals (gathering) and the younger generations who grow without seeing a maidan (the central scene of such a sacred gathering). Our study carries meaning by this way. Furthermore; by this study, we aim at transfering this accumulated knowledge which has been carried to local Alewish cultural area by the older generations who had been grown with legends and epics being an element of verbal culture and being developed around Nesim Dede Monument, to today generations.Anadolu Aleviliği; Anadolu insanının kültürel hafızasının İslam formuyla şekillenmesi ve yorumlanması süreçlerinin toplamını ifade etmektedir. Alevilikle ilgili yapılan çalışmaların birçoğunun Aleviliğin doğuşu ve tarihsel gelişimine odaklanması, Anadolu’da yaşayan/yaşatılan Aleviliğin saha araştırmaları açısından yeterli düzeyde ele alınamaması neticesini meydana getirmektedir. Bu çalışma; Aleviliğin doğuşu ve tarihsel gelişmesi ile ilgili görüşlerin dışında kalarak alan araştırmasından elde edilen veriler ışığında Doğanşehir (Malatya) Alevilerinin Muharrem ayındaki ibadetlerine dair bazı tespitleri ve Doğanşehir Alevilerinin ziyaretgâh olarak (kutsal mekan) kabul ettikleri “Nesim Dede Ziyaretgâhı” ile ilgili halk efsanelerini araştırmacıların ilgisine sunmak üzere kaleme alınmıştır. Çalışmamızın bir başka yönü ise yörede yaşamakta olan Alevilerin adâp ve erkânlarının uygulamasına dönük tespitlerde bulunmasıdır. Özellikle şehirleşme sürecinin başlamasıyla soğumaya yüz tutan dede - talip ilişkilerinin yöredeki adâp ve erkânların uygulanması hususunda boşluklar meydana getirdiğini gözlemlemiş bulunmaktayız. Dolaysıyla ayin-i cemleri gören geçmiş kuşakla, meydan görmeden büyüyen yeni kuşağın kültürel hafızalarının ayrı oluşunun sancıları günümüze aktarılan en büyük çatışma noktalarından biridir. Çalışmamız bu açıdan anlam taşımaktadır. Ayrıca çalışmayla Nesim Dede Ziyaretgâhı etrafında gelişen sözlü kültür unsuru olan menkıbe veya efsanelerle büyüyen geçmiş kuşakların, yörenin Alevi kültür havzasına taşıdıkları bu birikimlerini günümüz kuşağına aktarılmasını amaçlamaktayız
İnanç Kültür Ve Tarihsel Arka Planda Yanlış Anlaşılan Bir İsim “Bâyezid”
The people evaluating “Bâyezid”, commonly known as the names of Sultans’ sons in Ottoman State, within the frame of Alevi and Bektashi faith thinks that it is an attitude of Ottoman dynasty that comes out against Alevi and Bektashi faith; therefore, it is important to discuss the meaning of “Bâyezid” and why it is given as a name to the men from dynasty. “Yezid” is an infamous name because of Yezid bin Muaviye who martyrized Hz. Hüseyin in Karbala. In Turkish, the word Yezid is used with its meanings; “high-handed, merciless, cheater, impostor”. And also Turkish people use that name for “the one that is hated”. Ottoman Empire name their enemies as Yezid. At Yıldırım Bayezid and Timur struggle, Timur is identified as Yezid while Ottomans as prophet’s descendants. Some writers make similar metaphors. In historical sources, Yezid is generally described as the representative of cruelty and oppressors. For instance, the poet Mehmed uses “le’anehu’llah” that means “God curse him” in every line that includes the word Yezid. The writers like Hadidî, Şani-zâde Mehmet Ata’ullah Efendi, Evliya Çelebi attach offensive adjectives such as “dirty, villianious, ignorant, dreadful, junub, cursed, canine”. Artillery clerk, Abdulkadir Efendi uses the expression “küffâr-ı Yezidân” that means “infidelity”. It is easily understood that the Word Yezid has a negative meaning in both historical sources and sources at the present time. The situation is different in naming Ottoman Emperors. If the appendix “bâ-“ in the word Bâyezid is thought “father/ancestor”, then Bâyezid means “Yezid’s father/ancestor”. The transformation in the name of Bâyezid-i Bistamî, whose real name is Ebû Yezid Tayfûr b. İsa b. Sürûşan, is explained through its common usage in colloquial language. Accordingly, it is broadly accepted the word “Bâ-yezid” is different writing version of the word “Ebû-yezid” but has the same meaning. Ottomans is commonly defined themselves as the leader of Islamic World and with their loyalty to Ahl al-bayt. Considering the negative meaning of the word Yezid, it is impossible for Ottomans to give that name to their sons. The connection between the appendix “bâ-“ and the name “ebû” remains weak in terms of meaning. Considering Ottomans’ beliefs, thoughts and ideas, it requires that the word “Bâ-yezid” means “anti-Yezid”. That meaning has a religious content and also basically it should be related to the “oppressor” meaning of the word “Yezid”. Conquests policy and emphasis of justice are at the forefront in the periods of Murad I and Mehmed II who gave their sons the name Bayezid. Additionally, it is important that Alevi (Safevid Kizilbash) did not pose a problem in the periods of I. Murad and II. Mehmed. Ottomans in the period of Murat I carry out a public protection policy against powerful Turkmen Beylics like Germiyans and they give priority to the justice principles. In any case, justice principle against cruelty is an obligation and also a necessity for the Ottomans who believe in Islam. They have published warrant of justice for this purpose. Considering that emphasis upon justice emperors attach Persian appendix “bâ” which means “opposite/contradiction” to the word Yezid that is associated with “cruelty/oppressor”. By this way, they empower justice point and the meaning of “Bâyezid” transforms into a positive meaning; “kind, fair”. Consequently, it is obvious that Bâyezid contains a meaning that refers to “the one who is against cruelty and opressor” or “fair-minded” regardless of its origins.Osmanlı şehzadelerine ad olarak verilen “Bâyezid” ismini Alevî ve Bektaşî inancı çerçevesinde ele alanlar, “Yezid” adı üzerinden, Osmanlı hanedanının Alevî ve Bektaşî inancına karşı bir tavrı olduğu bunun üzerine Bâyezid kelimesinin anlamının ve hanedan üyelerine ad olarak konulmasının sebebinin tartışılması kaçınılmazdır. “Yezid” Kerbela’da Hz. Hüseyin’i şehit eden Yezid bin Muaviye’den dolayı tepki gören bir isimdir. Türkçede “Yezid” kelimesi; “zulmeden, acımasız, hilekâr, sahtekâr” anlamları ile kullanılmaktadır. Türkler bu ismi “nefret edilen kimseler” için kullanmaktadırlar. Osmanlı Devleti, mücadeleye girdikleri düşmanlarını, Yezid olarak isimlendirirler. Yıldırım Bayezid-Timur mücadelesinden bahsedilirken, Timur “Yezid”, Osmanlılar ise Peygamber soyuna benzetilir. Kimi yazarlar da benzer benzetmeler yapmışlardır. Tarihi kaynaklarda genellikle Yezid, zulmün ve zalimlerin temsilcisi olarak vasıflandırılır. Sövz gelimi Âşık Mehmed, Yezid’in adının geçtiği yerlerde “Allah ona lanet etsin” manasına gelen “le’anehu’llah” beddua kelimesini kullanmaktan çekinmez. Hadidî, Şani-zâde Mehmet Ata’ullah Efendi, Evliya Çelebi gibi yazarlar da Yezid kelimesine “pis, alçak, cahil, rezil, cünüp, haşerat, lanetli, kelb, adud (zalim)” gibi hakaret edici sıfatlar eklemişlerdir. Topçular Kâtibi Abdulkadir Efendi Yezid kelimesine “kâfirlik” gibi daha şiddetli bir anlam yükleyerek “küffâr-ı Yezidân” tabirini kullanmaktadırlar. Yezid kelimesi hem tarighi kaynaklarda, hem de günümüzde olumsuz bir anlama sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bâyezid isminin Osmanlı hükümdarlarına verilmesinde farklı bir durum söz konusudur. Bâyezid kelimesindeki “bâ-“ eki “baba/ata” manasında alınır ise “Yezid’in babası/ atası” anlamı çıkar. Gerçek adı Ebû Yezid Tayfûr b. İsa b. Sürûşan olan Bâyezid-i Bistamî’nin adındaki dönüşüm halk lisanındaki yaygın kullanım şekli ile izah edilmektedir. İşte bu yazım tarzına istinaden, “Bâ-yezid” kelimesinin, “Ebû-yezid” kelimesinin farklı bir yazım tarzı olduğu, lakin aynı manaya geldiği yaygın bir kanaat olarak kabul görmektedir. Yezid kelimesinin taşıdığı olumsuz mana itibariyle kendilerini İslâm dünyasının lideri/hadimi olarak gören, her daim Ehl-i Beyt’e bağlılığını ifade eden Osmanlı ailesinin çocuklarına dinî, fikrî ve mefkûre yönünden aykırı gelecek bir ismi vermesi beklenemez. O halde “bâ-“ eki ile “ebû” ismi arasında, ifade ettiği mana itibariyle bağlantı zayıf görülmektedir. Osmanlı inanç, düşünce ve idealleri dikkate alınarak ileri sürülebilecek mantıklı görüş, “Bâ-yezid” kelimesinin “Yezid karşıtı” bir mana ifade etmesi gerektiğidir. Bu ifade edilecek mana; dinî bir içeriğe sahip olduğu gibi, asıl olarak “Yezid” kelimesinin “zalim” anlamıyla ilişkili olmalıdır. Çünkü çocuklarına Bayezid ismini koyan I. Murad ve II. Mehmed devirleri fütuhat politikalarının yoğun yaşandığı, adalet vurgusunun ön planda olduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde Aleviliğin (Safevî Kızılbaşlığı) sorun olmadığı da göz ardı edilmemelidir. I.Murad döneminde Osmanlılar, Germiyanoğulları gibi güçlü Türkmen beyliklerine karşı halkı koruma siyaseti izleyerek, adalet prensiplerine olan bağlılıklarını ön plana çıkarmışlardır. Zaten mensup oldukları İslâm Dini’nin gereği zulmün zıttı olan adalet ilkesine uymaları zorunluydu. Bunun için de “adaletnemeler” yayınladılar. İşte bu adalete yapılan vurgular hükümdarın zihninde çocuğuna “adaletin” zıttı olan “zulüm/zalimlik” kavramıyla özdeşleşen Yezid’in adına “mukabil/ karşıtlık” anlamı veren Farsça “bâ-“ eki eklenerek isim yapılmış ve adalet vurgusu güçlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece “Bâyezid” kelimesinin manası olumlu hale dönüştürülerek “müşfik, adil” anlamı verilmiştir. Sonuç olarak; Osmanlı şehzadelerine Bâyezid kelimesinin menşei ne olursa olsun içerdiği mana, “zulme ve zalime karşı olan” veya “adil” olduğu kanaati daha belirgindir
Ahmet Yaşar Ocak Hayatı ve Eserleri
Ahmet Yasar Ocak, is one of today’s leading historians in Turkish and Islamic cultural history. He has published numerous books and articles in scholarly and intellectual fiels. This study presents a bibliography by examining his studies written throughout his life. Ahmet Yaşar Ocak, especially known for his studies of heterodox Islam. Among the works which were published since January 1980 are Rebellions of Babailer, Motifs of Pre-Islamic Religion in Bektashi Menâkıbnâme, Cult of Hızır or Hızır-Ilyas in Islam-Turkish Beliefs, The Marginal Sufism in Ottoman Empire: Kalenderî, Menâkıbnâme as a Culturel History Source, Severed Head in Turkish Folklore, Overviev of Turkish Sufism, Pagans and Mulhid in Ottomon Society, Turks, Turkey and Islam, Fundemantals of Alevi and Bektashi Beliefs in Pre-Islam. In this study, 20 books and 179 articles and 13 items were identified published by Ahmet Yaşar Ocak and these were brought into the list on the basis of release dates.Ahmet Yaşar Ocak, Türk ve İslam Kültür Tarihi konusunda günümüzün en önde gelen tarihçilerinden birisidir. İlmî ve fikrî alanda çok sayıda kitap ve makale yayımlamıştır. Bu çalışmada hayatı boyunca kazandırdığı eserler tek tek incelenerek bir bibliyografya çalışması sunulmuştur. Ahmet Yaşar Ocak, özellikle heterodoks İslam’a dair çalışmaları ile tanınmıştır. Ocak’ın 1980’den beri yayımlanan eserlerinin arasında Babailer İsyanı, Bektaşî Menâkıb-nâmelerinde İslâm Öncesi İnanç Motifleri, İslam-Türk İnançlarında Hızır yahut Hızır-İlyas Kültü, Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menâkıb-Nâmeler, Türk Folklorunda Kesik Baş, Türk Sufîliğine Bakışlar, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler, Türkler, Türkiye ve İslâm, Alevî ve Bektaşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri bulunuyor. Çalışmamızda Ahmet Yaşar Ocak tarafından yayınlanan 20 kitap, 179 makale ve 13 madde tespit edilebilmiş; bunlar yayın tarihleri esas alınarak liste hâline getirilmiştir
Osmanlı Görsel Dünyasında “Kızılbaşlar”: Tercüme-İ Miftah-I Cifru’l-Cami’de Yer Alan “Deccal Ve Taraftarları” Tasvirlerinin Politik Bir Okuması
“Qizilbash” concept was first used in particular for those who are not known, has an important place in 16th and 17th century Ottoman- Safavid world. Although it has more negative meanings in the Ottoman, Safavid hosted this concept oppositely. The word “Qizilbash” which frequently seen in written texts, mainly used for heterodox faithful community of the Ottoman Empire in those centuries. The “Qizilbash” concept and the communities which described by it, mostly been encountered in writings also took place visually. “Qizilbash” socieity mainly come to the fore with harnesses and clothing which especially appear in various manuscripts and the works of travellers who visited the Ottoman Empire. Although some of these manuscripts were remarkable in terms of their subjects and the figures used. For example, Abdurrahman b. Muhammad b. ‘Ali b. Ahmed al-Bistami ed-Dürrü’l- Munazzam fî Sırrı’l-İsmi’i-A’zam which was the only example in Islam and the Ottoman world, depicted as whole concept of apocalypse and portents, was one of them. In the different dated copies of the work published in the time of public beliefs and apocalyptic expectations which translated into Turkish as Tercüme-i Cifru’l-Câmi also includes subject related depictions. The work so far has been examined in the context of more technical and iconographic features. However, the scenes subjected as al-Dajjāl (Antichrist), taking place in several copies of depictions, got interest with noteworthy features. In the subjected depictions, both al-Dajjāl ‘s and Supporter’s harness, clothing and positionings, making the depictions possible to examined in a different way. In these studies, a political reading tried to be made considering the political, religious and social characteristics of al-Dajjāl subjected scenes. The costumes and wearings were compared with their counterparts in the other works we face in the same revolution. Yet, the written depictions and figures in these scenes of the “Qizilbash” concept and it’s communities, evaluated together. As a result it has been understood in the different copies of Tercüme-i Cifru’l-Câmi, al-Dajjāl subjected scenes quite affected by the political environment of the period.“Kızılbaş” kavramının kimler için ilk olarak kullanıldığı belli olmasa da, bu kavramın 16. ve 17. yüzyıl Osmanlı-Savefî dünyasında önemli bir yer teşkil ettiği bilinmektedir. Osmanlı’da daha çok olumsuz anlamları barındıran bu kavram, Savefî’de ise tam karşıtı bir özelliğe sahip olmuştur. Özellikle Osmanlı’da bu yüzyıllardaki heterodoks inaçlı topluluklar için kullanılan “kızılbaş” kelimesi konuyla ilgili yazılı metinlerde sıkça geçmektedir. Daha çok yazılı alanda karşımıza çıkan “kızılbaş” kavramı ve bununla nitelenen topluluklar görsel alanda da yer almıştır. Özellikle Osmanlı topraklarını ziyaret eden seyyahların eserlerinde veya çeşitli yazma eserlerde karşımıza çıkan “kızılbaş” topluluklar genellikle giyim kuşamları ile ön plana çıkmaktadır. Fakat bu devirde üretilen bazı yazma eserler ise hem konuları hem de kullanılan figürler bakımından dikkat çekicidir. Örneğin İslam ve Osmanlı dünyasında kıyamet ve alametlerinin bütün olarak resmedildiği tek örnek olan Abdurrahman b. Muhammed b. Ali b. Ahmed el-Bistâmi’nin ed-Dürrü’l-Munazzam fî Sırrı’l-İsmi’i-A’zam adlı eseri bunlardan biridir. Türkçeye Tercüme-i Cifru’l-Câmi olarak çevrilmiş olan, kıyamet beklentisinin ve halk inançlarının yoğunlaştığı bir dönemde çoğaltımı yapılan bu eserin farklı tarihli nüshalarında konusu ile ilişkili tasvirler de yer almıştır. Eser bugüne kadar daha çok teknik ve ikonografik özellikleri bağlamında incelenmiştir. Ancak eserin çeşitli nüshalarında yer alan tasvirler içinde Deccal konulu sahneler bazı özellikleri ile dikkat çekmektedir. Söz konusu tasvirlerde hem Deccal hem de taraftarlarının giyim kuşamları ve konumlandırılış biçimleri bu tasvirlerin farklı bir açıdan irdelenmesini olanaklı kılmaktadır. Yapılan bu çalışmada eserin üretildiği dönemin siyasi, dini ve toplumsal özellikleri göz önüne alınarak Deccal konulu sahnelerin politik bir okuması yapılmaya çalışılmıştır. Bunun için figürlerde kullanılan kıyafetler ve başlıklar aynı devride karşımıza çıkan diğer eserlerdeki benzerleri ile karşılaştırılmıştır. Yine “kızılbaş” kavramının ve bununla nitelenen toplulukların yazılı tasvirleri ile söz konusu sahnelerdeki figürler birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Tercüme-i Cifru’l-Câmi’nin çeşitli nüshalarında yer alan Deccal konulu sahnelerin devrin politik ortamından oldukça etkilendiği anlaşılmıştır