5794 research outputs found
Sort by
First Step to Post-Modern Architecture: Comparison of the Architectures of Robert Venturi and Aldo Rossi
Bu çalışma, mimarlıkta modern sonrasına dair ilk kuramsal çalışmaların, felsefi, sosyolojik, politik, ekonomik ve kültürel zeminlerden hareketle incelenmesini ve karşılaştırılmasını içermektedir. II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa ve Amerika'nın geçirdiği dönüşümler neticesinde, politikaya karşı kültürün ikincil bir meseleye dönüştüğü bir bağlamda bir kültür alanı olarak mimarlık da politik bir mesele haline gelmiştir. Avrupa'nın savaş sonrasında politik ve ekonomik bağlamda bir çöküş yaşaması, buna karşılık Amerika'nın yükselişi bu iki kıtayı birbirine karşı bir konuma getirmiş ve her alanda kıyasıya bir mücadele başlamıştır. Amerika, kazandığı askeri üstünlüğü politik bir üstünlüğe dönüştürmek için kültür alanında uluslararası bağlamda birçok atılım yapmış, buna karşın Avrupa da ulusalcı düşünceyle savunmaya geçmiştir. Ne var ki bütün bu karşılaşmalar, politik ve ekonomik mücadeleler 1968 olayları ile sonuçlanmıştır. Bu olaylara sebep olan göstergeler, kültür ve sanat bağlamını da harekete geçirmiştir.
Avrupa'da Marksizmin sanatla hayatı birleştirme arzusu ile Amerika'da popüler kültür ve Pop Art'ın doğuşu mimarlık bağlamını da şekillendirmiştir. Bu noktada, Amerika'da Robert Venturi ve Avrupa'da Aldo Rossi, 1966 yılında modern mimarlığı eleştiren ve tarih, toplum, şehir gibi konulara eğilen birer kitap yayınlamışlardır. Böylece mimarlıkta modern sonrası olarak tanımlanabilecek postmodern mimarlık ortaya çıkmıştır. Fakat belirtmek gerekir ki her ne kadar “postmodern mimarlık” adıyla bir üsluplaştırma ve dönemleştirme üzerinden yeni bir kategori doğduysa da 1950 sonrasındaki teorik veya pratik çalışmaların bir bütünlük göstermediği aksine oldukça farklı ve kimi noktalarda çelişkili özellikler taşıdığı anlaşılmıştır. Yine de postmodernizmin çelişkili yapısı içinde bu birbirinden farklı hatta çelişkili sayılabilecek teorik ve pratik mimari çalışmaların yer alabileceği ancak bir üslup oluşturmadığı söylenebilir. Bu bağlamda karşılaştırma için seçilmiş olan Robert Venturi ve Aldo Rossi'nin çalışmaları detaylıca incelenmiş, ortaya koydukları kavramsallaştırmalar açıklanmış ve mimari pratikleri betimlenmiştir. Bu açıklamalar ve betimlemeler sonrasında, kuramsal fikirleri mimari pratiklerine bağlı olarak karşılaştırılmıştır. Sonuçta bu fikirlerin temaları aynı görünse de içerikleri bakımından hiçbir ortaklık veya benzerlik taşımadığı anlaşılmıştır.This study includes the examination and comparison of the first theoretical studies on post-modern architecture in architecture, based on philosophical, sociological, political, economic and cultural grounds. Following transformations of Europe and America after World War II, architecture as a field of culture has become a political issue, in a context where culture versus politics has become a secondary issue. Political and economic collapse of Europe after the war and rise of America put these two continents in opposition and a fierce struggle began in every field. America has made many international breakthroughs in the field of culture to transform the military superiority it has gained into a political superiority, while Europe took defense with nationalist thought. However, these encounters, political and economic struggles resulted in 1968 events. Indicators that caused these events also activated the context of culture and art.
Marxist desire of Europe to combine art and life and the birth of popular culture and Pop Art in America also shaped the context of architecture. At this point, Robert Venturi in America and Aldo Rossi in Europe published books in 1966 criticizing modern architecture and focusing on subjects including history, society, city. Thus, postmodern architecture emerged. Although a new category was born through stylization and periodization called “postmodern architecture” theoretical or practical studies after 1950 didn’t show unity, instead they were contradictory. However, within the contradictory structure of postmodernism, these conflictive theoretical and practical architectural works don’t constitute a style. In this context, works of Robert Venturi and Aldo Rossi, were examined and compared in detail, their conceptualizations and architectural practices were explained. After these explanations and descriptions, their theoretical ideas were compared depending on their architectural practices. Consequently, it’s understood that although the themes of these ideas seem same, they have no commonality or similarity in terms of their content
Türk Edebiyatının Yeniden Bağlamsallaştırılmasında Çevirmenlerin Üstlendiği Farklı Roller: Bağlamsal Sesler Odağında Bir İnceleme
National literature can only gain recognition in other languages through translation, which places an important responsibility on the translator, especially in the process of recontextualization. This study examines the multiple roles translators play in the internationalization of Turkish literature. Focusing on The Turkish Theatre, Tales Alive in Turkey, and Yunus Emre: Selected Poems, different roles assumed by translators are explored within the framework of textual and contextual voices in translation. The works analyzed in this study are characterized by a large number of contextual materials such as prefaces, introductions, notes, and introductory chapters most of which are written by the translators themselves. Therefore, the concept of textual and contextual voices is used as a framework to analyze the different roles of translators in the re-contextualization of Turkish literature. By examining all these contextual voices, it is assumed that the role of translators as agents with different responsibilities in the recontextualization of Turkish literary products for English-speaking audiences can be better understood. The analysis has shown that by writing introductory parts, selecting specific plays, tales, and poems, and framing them for foreign audiences, the translators contribute to the recontextualization, transmission, and reception of Turkish literature in ways that go beyond mere linguistic translation and shape its reception in the English-speaking world. In doing so, they assumed roles not only as translators but also as authors, cultural mediators, informants, facilitators of cross-cultural understanding, and even editors, which may reveal the multifaceted responsibilities of translators in the recontextualization of national literature for a foreign audience.Ulusal edebiyatın diğer dillerde tanınması ancak çeviri yoluyla mümkün olabilmekte, bu durum özellikle yeniden bağlamsallaştırma sürecinde çevirmene önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bu çalışma, çevirmenlerin Türk edebiyatının uluslararasılaşmasında üstlendikleri rolleri incelemeyi amaçlamaktadır. The Turkish Theatre, Tales Alive in Turkey ve Yunus Emre: Selected Poems başlıklı eserlerde çevirmenlerin üstlendikleri farklı roller, çeviride metinsel ve bağlamsal sesler çerçevesinde incelenmektedir. Çalışmada incelenen eserlerde, çoğunluğu çevirmenlerin kendileri tarafından kaleme alınmış olan açıklayıcı kısımlar, önsözler, giriş yazıları ve notlar gibi bağlamsal materyallerin çokluğu göze çarpmaktadır. Bu nedenle çalışmada, Türk edebiyatının yeniden bağlamsallaştırılmasında çevirmenlerin farklı rollerini analiz etmek için metinsel ve bağlamsal sesler kavramı kavramsal çerçeve olarak kullanılmaktadır. Tüm bu bağlamsal seslerin incelenmesiyle, Türk edebiyatı ürünlerinin İngilizce konuşan kitleler için yeniden bağlamsallaştırılmasında farklı sorumlulukları olan aracılar olarak çevirmenlerin rolünün daha iyi anlaşılabileceği varsayılmaktadır. İnceleme sonuçları, çevirmenlerin giriş bölümleri yazarak, belirli oyunları, hikayeleri ve şiirleri seçerek ve bunları yabancı okurlar için şekillendirerek sunmalarıyla Türk edebiyatının uluslararası alanda tanınırlığına dilsel aktarımın çok daha ötesine geçen şekillerde katkıda bulunduklarını göstermiştir. Yeniden bağlamsallaştırma sürecinde Çevirmenlerin sadece çevirmen olarak değil, aynı zamanda yazar, kültürel aracı, bilgi sağlayıcı, kültürler arası iletişimi kolaylaştırıcı ve dahası editör rolleri üstlendikleri görülmüştür. Tüm bunlar, ulusal edebiyatın yeni bir okur kitlesi için yeniden bağlamsallaştırılmasında çevirmenlere düşen çok yönlü sorumlulukları gözler önüne sermektedir
Examining The Relationship Between Parental Acceptance- Rejection, Parenting Attitudes and Anger Expression Style
Mevcut araştırmanın amacı ebeveynlerin kendi ebeveynlerinden algıladığı kabul ve red, ebeveynlik tutumları ve öfke ifade tarzları arasında ilişki olup olmadığını incelemektir. Aynı zamanda cinsiyet, yaş grubu, sosyoekoenomik düzey gibi demografik değişkenlerin ana değişkenlerde anlamlı bir farklılığa sahip olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmaya 21 – 50 yaş arası 319 ebeveyn katılmıştır. Araştırmada demografik bilgi formu, Algılanan Ebeveyn Kabul ve Reddi Ölçeği (kısa form), Ebeveyn Tutum Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde Bağımsız Örneklem T testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis ve Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre EKRÖ-k toplam puanı ve alt boyutlarının, ETÖ alt boyutlarının ve SÖÖİTÖ alt boyut puanlarının bazı demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılığa sahip olduğu bulunmuştur. Bireylerin EKRÖ-k alt boyutlarından sıcaklık ve şefkat puanının ETÖ alt boyutlarından demokratik tutum ile arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunurken EKRÖ-k diğer alt boyutlarından bazılarının ETÖ alt boyutlarından demokratik tutum ile arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. SÖÖİDÖ alt boyutlarından öfke kontrolü ile ETÖ alt boyutlarından demokratik tutum alt boyutu ve EKRÖ-k alt boyutlarından ebeveyn sıcaklık ve şefkat alt boyutu ile arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. SÖÖİTÖ alt boyutlarından öfke – dışa ve öfke – içte alt boyutlarının bazı ETÖ alt boyutları ve bazı EKRÖ-k alt boyutları ile arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur.The aim of the present study is to examine whether there is a relationship between acceptance and rejection perceived by parents from their own parents, parenting attitudes and anger expression styles. The study also examined whether demographic variables such as gender, age group, socioeconomic level have a significant difference in the main variables. 319 parents between the ages of 21 and 50 participated in the study. Demographic information form, Perceived Parental Acceptance and Rejection Scale (short form), Parental Attitude Scale and Trait Anger and Anger Expression Scale were used in the study. Independent Sample T test, Mann Whitney U test, Kruskall Wallis and Spearman Correlation Test were used in data analysis.
According to the results of the study, it was found that the total score and sub- dimensions of the PARQ, the sub-dimensions of the PAQ, the sub-dimensions of the PAQ and the sub-dimension scores of the Trait Anger and Anger Expression Scale had a significant difference according to some demographic characteristics. However, there was a positive and significant relationship between the warmth and compassion scores of the PARQ sub-dimensions and the democratic attitude of the PAQ sub- dimensions, there was a negative and significant relationship between some of the other sub-dimensions of the PARQ and the democratic attitude of the PAQ sub- dimensions.
A positive and significant correlation was found between anger control, one of the subscales of the Trait Anger and Anger Expression Scale, and democratic attitude, one of the subscales of the PAQ, and parental warmth and affection, one of the subscales of the PARQ. A negative and significant relationship was found between the anger- outward and anger-inward sub-dimensions of the Trait Anger and Anger Expression Scale sub-dimensions with some PAQ sub-dimensions and some PARQ sub- dimensions
Mihrişah Valide Sultan Humbarhane Mosque
Beyoğlu ilçesine bağlı Halıcıoğlu mahallesinde III.Selim tarafından 1792 yılında Humbarahane Kışlası yaptırılmıştır. Kışlanın avlusunun ortasında yer alan Mihrişah Valide Sultan (Humbarhane) Camii ise III.Selim'in annesi Mihrişah Valide Sultan tarafından 1794 yılında inşa ettirilmiştir. Kışla; askeri amaçlarda kullanılmak üzere inşa edilen askeri binaların modern anlamındaki ilk örneği olarak bilinmektedir.Kompleks;hamam, top döküm fırınları, mescit, talimyerleri, lojman ve dükkanlardan oluşmuştur.1971-1974 yılları arasında inşası yapılan Haliç köprüsü sırasında büyük bir bölümü bozulmuş olan kışladan geriye sadece bazı küçük bölümlerle Haliç köprüsünün altında bulunan Humbarhane(Kumbarhane) Camii günümüze kadar ulaşabilmiştir. Bu zamana kadar Humbarahane Kışlasından geriye kalan Mihrişah Valide Sultan(Humbarhane) Camii kapsamlı bir şekilde ele alınıp irdelenmemiştir. Bu tez kapsamında yapılan çalışmalar dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde tezin amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde kışlanın ortaya çıkış tarihçesi ile yapının genel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde caminin konumu, tarihçesine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde yapı mimari açıdan ele alınıp kullanılan malzeme ve yapım tekniğiyle detaylı şekilde ele alınmıştır. Dördüncü bölümde caminin geçirdiği hasar ve onarımlar ile en son yapılan restorasyon çalışması irdelenmiştir. En son bölümde değerlendirmeler yapılıp sonuç ve öneriler geliştirilmiştir.Humbarahane Barracks was built by Selim III in 1792 in Halıcıoğlu neighborhood of Beyoğlu district. Mihrişah Valide Sultan (Humbarhane) Mosque, located in the middle of the courtyard of the barracks, was built in 1794 by Mihrişah Valide Sultan, mother of Selim III. The barracks is known as the first modern example of military buildings built to be used for military purposes. The barracks consisted of a bathhouse, cannon casting furnaces, masjid, training grounds, lodgings and shops. During the construction of the Golden Horn bridge between 1971-1974, a large part of the barracks was destroyed and only some small parts of the barracks and the Humbarhane (Kumbarhane) Mosque under the Golden Horn bridge have survived to the present day.Until this time, Mihrişah Valide Sultan (Humbarhane) Mosque, which remains from the Humbarahane Barracks, has not been extensively discussed and analyzed. The studies conducted within the scope of this thesis consist of four chapters. The aim, scope and method of the thesis are discussed in the introduction. In the first chapter, the history of the emergence of the barracks and the general characteristics of the building are given. In the second chapter, the location and history of the mosque are given. In the third chapter, the building is discussed architecturally and the materials and construction techniques used are discussed in detail. In the fourth section, the damage and repairs that the mosque has undergone and the latest restoration work have been examined. In the last section, evaluations are made and conclusions and suggestions are developed
Museumization In The Context Of Restoration And Re-fuctioning Of Madrasah Structures: Case In Point II. Beyazit Madrasah
İstanbul İli Fatih ilçesinde Balabanağa mahallesinde bulunan banisi II. Bayezid Veli Han olan külliyenin eğitim yapısı olarak 1505-1506 yılları arasında inşa edilmiştir. II. Bayezid Medresesi 1983 tarihinde Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi olarak yeniden açılmıştır. Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi, 2014-2021 yılları arasında yürütülen onarım ve sağlamlaştırma uygulamaları ile müze teşhir elemanları için gerçekleştirilen yeni uygulamalar tezin ana konusudur.
Medreselerin ortaya çıkışandan sonra Osmanlı Devleti aracılığıyla medrese eğitimleri geliştirilerek dönemin en önemli devlet yöneticilerinin eğitim aldığı yapılar haline gelmiştir. Cumhuriyetin ilanıyla medreseler yeniden işlevlendirilmiştir.Medrese yapılarının kendine özgü plan şemaları, odaları, yürüme alanları olabilecek şekilde kullanılan revaklı avluları ve açık avlusu ile çağdaş sergileme teknikleri bakımından oldukça uygun yapılardır. Tezin konusun olan restorasyon uygulamaları ile öncelikle medrese yapısının temel statik sorunlarının giderildiği ve güçlendirdiği en nihayetinde eserlerin ziyaretçilerine yeniden açılmasıyla bu serüveninin her aşaması anlatılmaktadır.II.Bayezid Madrasah was built between 1505-1506 as the educational structureof the complex, whose banner is Bayezid II Veli Khan, located in Balabanağa neighbourhood in Fatih district of Istanbul province. The main subject of the thesis is the phases of Bayezid II Madrasah until today and the efforts to exhibit it with modern techniques through the restoration works carried out between 2014-2021 within the scope of contemporary museology principles as the Turkish Foundation Calligraphy Arts Museum, which was transformed in 1983.
Following the establishment of madrasahs, madrasah education underwent significant development within the Ottoman Empire, serving as the institutions where key state administrators of the era were educated.These buildings are obliged to be preserved as the relics of the civilisation that has survived to the present day. The fact that these buildings are not used as educational buildings today should not cause us to forget their periodical features and architectural shaping. Madrasah buildings are very suitable structures in terms of contemporary exhibition techniques with their unique plan schemes, rooms, porticoed courtyards used as walking areas and open courtyards. With the restoration works, which are the subject of the thesis, first of all, the basic static problems of the madrasah structure are eliminated and strengthened, and finally, every stage of this adventure is explained by reopening the works to the visitors
"Sector" As Design Tool: "Sar" Methodology Applied to Toki's Plan Typology
Pek çok etken bireyin konut memnuniyetini büyük ölçüde etkilemektedir. Bu etkenler insanlar arasında önemli ölçüde farklılık gösterebilir ve hatta zaman içinde kişisel düzeyde değişebilir. Konut memnuniyeti incelenirken öznel algılar son derece mühimdir. Bireylerin değişen istek ve ihtiyaçlarına uyum sağlayabilecek yaşam alanlarının tasarlanması, onların memnuniyetlerini sağlamak için çok önemlidir. Geçmişte konut öncelikle öznel ihtiyaçların karşılanmasına odaklanıyordu, ancak sanayileşmenin yükselişiyle birlikte bir meta olarak görülmeye başlanmıştır.
Bazı akademisyenler geleneksel yapılı çevrenin araştırılmasının ve bu çalışmalardan elde edilen bilgilerin kullanılmasının modern konut üretimi için faydalı olabileceğini öne sürer. Birçok araştırmada fiziksel çevreyi gözlemleyerek kullanıcı katılımı incelenmiştir ve bu alandaki dikkate değer katkılardan biri de Habraken'in çalışmasıdır. Habraken, Hollanda evleri analizini temel alan Support Sistemi'ni geliştirerek konutta kullanıcı memnuniyetini artırmayı hedeflemiştir. Support Sistemi ve Türkiye’deki geleneksel ev planları arasında biçimsel düzenlemeler açısından belirgin farklılıklarla beraber benzerlikler bulunmaktadır.
Türkiye’deki geleneksel evlerin benzersiz bir özelliği, benzersiz ''sector'' düzenlemeleriyle birden fazla işlevi yerine getirmedeki çok yönlülüğüdür. Bu sector’ler farklı zamanlarda farklı işlevleri bünyesinde barındırabilme potansiyeline sahiptir. Bu ayrımlar dikkate alınarak çalışmada önerilen tasarım araçları, günümüzde çoklu kullanım oldukça nadir olmasına rağmen daha büyük bir potansiyele sahip olabilir ve sector’leri bir tasarım aracı olarak kullanarak daha yüksek düzeyde kullanıcı memnuniyeti elde edilmesine yardımcı olabilir. Tasarım aracı, TOKİ sakinleriyle görüşülerek test edilmiştir.
Geleneksel mimarinin, değişime uyum sağlama yeteneğinden dolayı doğası gereği sürdürülebilirlik yönü bulunmaktadır. Geleneksel çevrelerden ilham alınarak sürdürülebilir tasarıma katkı sağlayan yapılı çevreler oluşturulabilir. Kendine özgü sector düzenlemeleri bulunan Türkiye'deki geleneksel evlerin, zaman içinde devam eden değişimlere uyum sağlayabilen araçların tasarlanması için fırsatlar sunacağına inanılmaktadır.Numerous factors greatly influence individual’s satisfaction with their housing. These factors can vary significantly among people and may even change over-time on a personal level. Subjective perceptions are crucial when studying residential satisfaction. It is vital to design living spaces that can adapt to the evolving desires and needs of individuals to ensure their contentment. In the past, housing primarily focused on fulfilling subjective requirements, but with the rise of industrialization, it shifted towards being treated as a commodity.
Some scholars propose that exploring traditional built environments and leveraging the knowledge gained from such studies can be beneficial for modern housing production. Many research studies investigate user participation by observing the physical surroundings, and one noteworthy contribution in this field is Habraken’s work. Habraken aimed to enhance users’ satisfaction in housing by developing The ‘Support System’ based on his analysis of Dutch houses. However, traditional house plans in Türkiye exhibit resemblances on the morphological arrangements, albeit with distinct differences.
A unique feature of traditional houses in Türkiye is their versatility in serving multiple functions within a unique arrangements of sectors. These sectors, possess the potential to accommodate various functions at different times. By acknowledging these distinctions, the design tools proposed in the study, although these days multi use is quite rare, can have greater potential and assist in achieving higher levels of users’ satisfaction by using sectors as a design tool. The design tool is tested by interviewing some of TOKI’s residents Traditional architecture inherently encompasses a sustainability aspect due to its ability to adapt to change. By drawing inspiration from traditional environments, built environments that contribute to sustainable design can be created. Traditional houses in Türkiye, which demonstrated unique arrangements of sectors, are believed to provide opportunities for designing tools that remain adaptable to ongoing changes over-time
Modelling of Strain Effects in Core/shell QDs with Tight Binding Theory and k.p Effective Mass Approximation
Reliable predictions of the potential of nanoscale semiconductor heterostructures for
nanodevice fabrication require accurate theoretical models and precise numerical calculations
to assess how strain affects their electronic, optical and structural properties. The second nearest
neighbour (2NN) sp3s* tight binding model and the four-band k.p effective mass
approximation are employed to analyze impact of strain on the optical, electronic and structural
properties in nanoscale spherical CdSe and ZnSe-based core/shell quantum dots (QDs) in this
study. According to our analysis, when the shell diameter increases linearly, keeping the core
diameter constant, core bandgaps increase parabolically in ZnSe/ZnS and CdSe/Cd(Zn)S QDs
but decrease parabolically in ZnSe/CdS QDs. Furthermore, with a constant shell diameter, an
increase in core diameter results in a parabolic decrease of core bandgaps in all four QD types.
The proposed model can serve as an effective design tool for simulating nanoscale core/shell
heterostructures in quantum dot-based nanodevices
An Examination of the Relationship Between Early Maladaptive Schemas and Coping Styles with Stress According to Depression and Age Levels
Erken dönem uyumsuz şemalar, bireylerin çocukluk döneminde yaşadıkları olumsuz deneyimlerin etkisiyle oluşan, hayat boyu süren bilişsel ve duygusal kalıplardır. Stresle başa çıkma tarzları ise bireylerin zorlayıcı durumlarla baş edebilmek için geliştirdikleri stratejiler olarak tanımlanır. Araştırmanın amacı ise, depresyon ve yaş düzeylerine göre erken dönem uyumsuz şemalar ile stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırma, 18-75 yaş aralığında 277 kadın ve 137 erkek olmak üzere 414 katılımcı ile yürütülmüştür. Katılımcılara demografik bilgi formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri’nin yer aldığı anket formu uygulanmıştır. Bulgular kısmında; cinsiyete, yaş düzeyine, medeni duruma, gelir düzeyine, çalışma durumuna göre katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalar, stresle başa çıkma tarzları ve depresyon puan ortalamaları arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Korelasyon analizi sonucunda, erken dönem uyumsuz şemalar, stresle başa çıkma tarzları ve depresyon puanları arasında anlamlı korelasyon katsayıları bulunmuştur. Elde edilen veriler, yaş grupları ve depresyon düzeylerine göre analiz edilmiş ve değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için Çoklu Doğrusal Regresyon modelleri kullanılmıştır. Tahmin edilen modeller sonucunda; yaş ve depresyon düzeylerinin, erken dönem uyumsuz şemalar ve stresle başa çıkma tarzları üzerinde anlamlı ilişkiler gösterdiği ortaya çıkmıştır.Early maladaptive schemas are cognitive and emotional patterns formed as a result of negative experiences in individuals' childhood, lasting throughout life. Coping styles are defined as strategies developed by individuals to deal with challenging situations. The purpose of the research is to examine the relationship between early maladaptive schemas and coping styles according to depression and age levels. The study was conducted with 414 participants, including 277 women and 137 men, aged between 18 and 75. Participants were administered a questionnaire consisting of a demographic information form, the Young Schema Questionnaire Short Form-3, the Coping Styles Scale, and the Beck Depression Inventory. In the results section, significant differences were observed in the mean scores of early maladaptive schemas, coping styles, and depression scores of participants according to gender, age level, marital status, income level, and employment status. Correlation analysis revealed significant correlation coefficients between early maladaptive schemas, coping styles, and depression scores. The obtained data were analyzed according to age groups and depression levels, and multiple linear regression models were used to examine the relationships between the variables. The predicted models indicated that age and depression levels showed significant relationships with early maladaptive schemas and coping styles
A Persian-Turkish dictionary: Cevhere (Review-text)
Çeviri-yazısını yaptığımız Cevhere adlı bu Farsça-Türkçe sözlük, edebi terimlerden sanatlara, mısra açıklamalarından deyimlere kadar Fars Edebiyatı'nın anlaşılmasına yardımcı olacak çok kapsamlı bir sözlüktür. Sözlüğün yazılışındaki amaç Farsça öğrenmeye hevesli olan devrin ileri gelenleri ile gençlere bu dilin inceliklerini aktarmak ve derinliğine ulaştırmaktır. Yapılan karşılaştırmalar neticesinde sözlükteki maddelerin büyük oranda Hâfız-ı Şirâzî divanındaki beyitlerle uyuştuğu ve bu beyitlerden derlenen maddelerin Sûdî Bosnevî'nin Hâfız Divanı üzerine yaptığı şerhten de yararlanarak açıklandığı anlaşılmıştır. Sözlüğün hazırlanışında çeviri-yazı tamamlanmış ve önceki sözlükler incelenerek manzum, mensur ve edebi eserlere dayanan metin sözlükleri tetkik, Anadolu Farsçası kavramı irdelenmiştir. Birinci bölümde Cevhere her yönüyle tahlil edilmiş, nüsha tavsif edilmiş, sözlüğün metin kurgusu, dil ve üslüp özellikleri ile klasik edebiyat bilgisi bakımından sunduğu malzeme üzerinde durulmuştur. ikinci bölümde ise sözlüğün esas aldığı iki temel kaynak olan Hâfız Divanı ve Sûdî'nin bu divana yaptığı şerh ile Cevhere'ye etkileri tartışılmıştır.The Persian-Turkish dictionary, Cevhere, for which we have completed the transliteration, is an extensive dictionary of Persian literature encompassing literary terms, arts, explanations of verses, and idioms. The purpose of compiling this dictionary was to convey the subtleties and depth of the Persian language to the prominent figures of the time and young people who were eager to learn Persian. Based on the comparisons conducted, it has been determined that the entries in the dictionary largely correspond to the couplets in the D?v?n of H?fiz-i Sh?r?z?, and that the entries derived from these couplets were explained with reference to S?d? Bosnev?'s commentary on the D?v?n of H?fiz. In the preparation of the dictionary, a transcription was completed, and previous dictionaries were analyzed, focusing on textual dictionaries based on poetic, prose, and literary works while examining the concept of Anatolian Persian. In the first chapter, Cevhere was analyzed in all aspects, including manuscript descriptions, the textual structure of the dictionary, its linguistic and stylistic features, and the material it offers in terms of classical literary knowledge. In the second chapter, the influence of the two primary sources of the dictionary, namely the D?v?n of H?fiz and S?d?'s commentary on this D?v?n, on Cevhere was discussed
Bağımlılık Benzeri Yemenin, İlişki Kalitesi, Beden Memnuniyeti, Kişilik Eğilimleri, Hedonistik Yemeyle İlişkisi
The present study aimed to explore the correlational and predictive relationships between addictive-like
eating tendencies and hedonistic eating, body satisfaction, romantic relationship quality, and obsessivecompulsive,
borderline, and dependent personality disorder tendencies. Possible differentiation in addictive-like
eating tendencies by gender and marital status were also analyzed for explanatory purposes. Furthermore, the
addictive-like eating and hedonistic eating tendencies of the participants were compared concerning their body
mass index. Seven hundred sixty-eight participants aged 18-63 participated in the present study. The results
revealed that there were medium positive correlations between addictive-like eating and hedonistic eating,
obsessive-compulsive, borderline, and dependent personality disorder tendencies, whereas there was a medium
correlation between addictive-like eating and body satisfaction. Furthermore, hedonistic eating, body satisfaction,
and borderline personality disorder tendencies were found to be significant predictors of addictive-like eating
inclination. It was found that these predictive relationships did not differ by gender or marital status. Moreover,
results indicated that both addictive-like eating and hedonistic eating behaviors of the participants whose body
mass indexes were equal to or above 25 were significantly higher than those with body mass indexes lower than
25. Based on the results of the present study, it was suggested that the evaluation of individuals exhibiting
addictive-like eating behaviors in terms of deterioration in body satisfaction, hedonistic eating tendency, and DPD,
OCPD, but especially potential BPD dispositions, would help the clinicians following a comprehensive treatment
plan and sustaining more efficiency concerning the psychotherapy processes and outcomes. Moreover, it was
recommended to replicate the present study with the participation of a patient group with extremely addictive-like
behaviors, as the results might differ depending on the sample.Mevcut çalışma bağımlılık benzeri yemenin algılanan romantik ilişki kalitesi, beden memnuniyeti,
hedonistik yeme ve obsesif-kompülsif, sınır durum ve bağımlı kişilik bozukluğu eğilimleri ile olan ilişkisinin
korelasyonal ve yordayıcı ilişkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Bağımlılık benzeri yeme eğiliminin cinsiyet ve
medeni duruma göre olası farklılaşmaları da uygun analizlerle incelenmiştir. Ayrıca katılımcıların bağımlılık
benzeri yeme ve hedonistik yeme eğilimleri vücut kitle indekslerine göre de karşılaştırılmıştır. Bu çalışma 18-63
yaş arasındaki 768 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar bağımlılık benzeri yeme eğilimi ile hedonistik yeme,
Obsesif-Kompulsif, Borderline ve Bağımlı kişilik bozukluğu eğilimleri arasında orta düzey pozitif, bağımlılık
benzeri yeme ile beden memnuniyeti arasında ise orta düzey negatif korelasyon olduğunu göstermiştir. Ayrıca
hedonistik yeme, beden memnuniyeti ve Sınır-Durum Kişilik Bozukluğu eğiliminin, bağımlılık benzeri yeme
eğiliminin anlamlı yordayıcıları olduğu görülmektedir. Bu yordayıcı ilişkilerin cinsiyete veya medeni duruma göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Ayrıca analizler sonucunda vücut kütle indeksi 25 ve üzerinde olan
katılımcıların hem bağımlılık benzeri yeme hem de hedonistik yeme davranışlarının, vücut kütle indeksi 25’ten
düşük olan katılımcılara göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma sonuçlarına dayanarak,
bağımlılık benzeri yeme davranışı sergileyen bireylerin beden memnuniyetinde bozulma, hedonistik yeme eğilimi,
Bağımlı Kişilik Bozukluğu, Obsesif Kompülsif Kişilik Bozukluğu ve özellikle de Borderline Kişilik Bozukluğu
eğilimleri açısından değerlendirilmesinin, klinisyenlere kapsamlı bir tedavi planı takip edilmesi ve psikoterapi
sürecinin veriminin arttırılması açısından faydalı olacağı öngörülmüştür. Bunun yanı sıra, sonuçların örnekleme
göre farklılık gösterebileceği göz önünde bulundurularak, bu çalışmanın aşırı düzeyde bağımlılık benzeri yeme
davranışı gösteren bir hasta grubu ile de tekrarlanması önerilmiştir