87504 research outputs found
Sort by
Railway energy transmission selection with fuzzy decision support methods
Demiryolu tasarım aşamasında enerji iletim yöntemi seçimi, taşımacılık sisteminin enerji verimliliği, çevresel sürdürülebilirlik, işletme maliyetleri, sistem güvenilirliği ve yolcu konforu gibi birçok faktörü etkiler. Enerji iletim sistemi, Cer tren gücü terimi, demiryolu taşımacılığındaki bir trenin çeki gücünü ifade eder. Bu, bir lokomotifin taşıdığı yükü ne kadar hızlı ve etkili bir şekilde çekebildiğini belirleyen önemli bir faktördür. Bu sistem, elektrik enerjisini iletmek için farklı teknolojiler kullanır ve bu teknolojilerin seçimi, demiryolu sistemi tasarımının verimliliği ve maliyeti üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Örneğin, geleneksel enerji iletim yöntemleri olan DC (Doğru Akım) ve AC (Alternatif Akım) sistemleri arasında seçim yapmak, enerji verimliliği, maliyet ve sistem güvenilirliği açısından farklı sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, son yıllarda ortaya çıkan inovatif teknolojiler, güneş panelleri, hidrojen yakıt hücreleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı enerji iletim sistemleri, demiryolu tasarımında da önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Bu nedenle, demiryolu tasarım aşamasında enerji iletim yöntemi seçimi önemlidir ve tasarımcıların tasarım aşamasında dikkatli bir şekilde değerlendirme yapması gerekmektedir. Enerji iletim sistemi seçiminde, sistem verimliliği, maliyet, çevresel sürdürülebilirlik, güvenilirlik, bakım kolaylığı ve işletme maliyetleri gibi faktörlerin yanı sıra, gelecekteki teknolojik gelişmeler de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmada bulanık karar destek yönteminin elektrikli demiryolu taşımacılığı sistemlerinin tasarım değerlendirilmesinde, enerji iletim yönteminin karar verilmesine yardımcı bir rol oynaması hedeflenmiştir. Bunun için çoklu özellikleri olan bir veri kümesinde en iyi enerji iletim yöntemini belirlemek için bu çalışmada kullanılacak bulanık karar destek yöntemidir. Bu yöntemde, karar verme sürecinde belirsizliği azaltmak ve hesaplamaları kolaylaştırmak için bulanık dilimleme teknikleri kullanılmıştır.The selection of an energy transmission method during railway design impacts many factors such as energy efficiency, environmental sustainability, operating costs, system reliability, and passenger comfort. The term 'tractive effort' pertains to the pulling capability of a train in railway transportation. The energy transmission system used to supply electric energy to trains utilizes different technologies, and the selection of these technologies by this factor the efficiency and cost of designing a railway system are markedly influenced. For example, choosing between traditional energy transmission methods such as DC (Direct Current) and AC (Alternating Current) systems can result in different outcomes in terms of energy efficiency, cost, and system reliability. Furthermore, innovative technologies such as energy transmission systems based on renewable energy sources such as solar panels, and hydrogen fuel cells have also started to play an important role in railway design in recent years. Therefore, the selection of an energy transmission method during railway design is crucial, and designers must carefully evaluate this decision during the design phase. In addition to factors such as system efficiency, cost, environmental sustainability, reliability, maintenance ease, and operating costs, future technological developments should also be taken into consideration. In this study, the fuzzy decision-making method is aimed to help decision-makers to evaluate the energy transmission method in the design of electric railway transportation systems. The fuzzy decision-making method is used to determine the best energy transmission method in a data set with multiple features. Fuzzy slicing techniques are used to reduce uncertainty and facilitate calculations in the decision-making process
An investigation of Kâfiyecî’s book Nüzhetü’l-ashâb in terms of edition criticism, interpretation and language
Çalışmamızda Muhammed b. Süleymân el-Kâfiyecî’nin (ö. 879/ 1474) Nüzhetü’l-ashâb adlı eserinin edisyon kritiği yapılmış ve eser tefsir ve dil yönünden incelenmiştir. Bu eser Fâtır sûresinin 45. âyetini tefsir etmekte, bu âyette sorun gibi görünen hususları ele almaktadır. Tezimizdeki amacımız bu risâleyi ortaya çıkartmak, ilim geleneğimizin önemli bir unsuru olan Kâfiyecî’nin eserini akademik dünyaya kazandırmak ve bu eseri incelemektir. Böylelikle geçmişte bazı eserleri tahkik edilmiş olan Kâfiyecî daha çok tanınacak, daha detaylı bir şekilde incelenebilecektir. Ayrıca onun görüşlerine ve ilim dünyasına katkılarına daha yakından bakma fırsatı elde edilecektir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kâfiyecî’nin hayatı ve eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde onun Nüzhetü’l-ashâb adlı risâlesi incelenmiştir. Bu inceleme, risâlenin üslubu, yöntemi ve muhtevâsını içerir. Muhtevâ incelemesinin içeriğinde eserdeki dilsel, kelâmî ve bilimsel meseleler ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Nüzhetü’l-ashâb’ın tenkitli neşri yapılmıştır. Bu sırada Kâfiyecî’nin yazma olarak Süleymâniye Kütüphanesinde bulunan eseri ortaya çıkartılmış, bilgisayar hattına aktarılmıştır. Ardından yazma nüshada bulunan bazı kusurlar düzeltilmiş ve bu düzeltmelere dipnotlarda işaret edilmiştir. Eserdeki atıfların kaynakları ortaya çıkarılmış, onun ilmi bağlantıları kullandığı kaynaklar aracılığıyla tespit edilmiştir.In this study, Muhammad b. Süleymân el-Kâfiyecî's (d. 879/ 1474) work Nüzhetü'l-ashâb was criticized and examined in terms of exegesis and language. This work interprets the 45th verse of the Surah Fatır and deals with the issues that seem to be problematic in this verse. Our aim in this thesis is to reveal this treatise, to bring the work of Kâfiyecî, an important element of our scientific tradition, to the academic world and to examine this work. In this way, Kâfiyecî, some of whose works have been investigated in the past, will be better known and can be examined in more detail. Additionally, you will have the opportunity to take a closer look at his views and contributions to the academia. Our study consists of three parts. In the first part, Kâfiyecî's life and works are discussed. In the second part, his treatise named Nüzhetü'l-ashâb was examined. This review includes the style, method and content of the treatise. In the content analysis, linguistic, theological and scientific issues in the work were discussed. In the third part of the study, manuscript of Nüzhetü'l-ashâb was published. Meanwhile, Kâfiyecî's manuscript, which was in the Suleymaniye Library, was unearthed and transferred to the computer line. Then, some flaws in the manuscript were corrected and these corrections were pointed out in the footnotes. The sources of the references in the work were revealed, and its scientific connections were identified through the sources it used
Electrophysiological assessment of working memory capacities in virtual reality environment in elite athletes
Amaç: Bu çalışma, elit sporcularda ve sporcu olmayan kişilerde işler bellek kapasitesini VR ortamında eş zamanlı beyin elektrik aktivitesi çıktısıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Toplamda 20 katılımcıdan oluşan çalışma; sporcular ve kontrol grubu olacak şekilde 10’ar kişilik iki grupla gerçekleşmiştir. Katılımcıların VR deneyimine başlamadan önce dinlenim durum EEG ölçümleri alınmıştır. VR ortamında işler bellek kapasitelerini değerlendirmek için; sözel işler bellek kapasitesi öge sayısı, görsel-uzaysal işler bellek kapasitesi öge sayısı, işler bellek verimliliği görev değiştirme hızı ve görsel dikkat doğruluğu metrikleri incelenmiştir. Tüm katılımcıların hem dinlenim durumu hem de VR deneyimi sırasında EEG ölçümleri yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için parametrik olmayan Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: İstatistiksel analiz sonuçları incelendiğinde, VR metrik değerlendirmeleri ve EEG ölçümlerinde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak dinlenim durumu EEG teta aktivitesi ile VR deneyimi sırasında EEG teta aktivitesi arasındaki fark sporcu olmayan grupta daha yüksek çıkmıştır. Ek olarak, sporcu olmayan grubun VR deneyimi sırasında da EEG teta aktivitesi daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Katılımcılar VR ortamında aynı bilişsel iş yüküne maruz kaldıklarında EEG teta bandındaki değişikliklerin gruplar arasındaki zihinsel performans farklarını tespit etmeye yardımcı olduğu görülmüştür. Aynı zihinsel iş yüküne maruz kalan ve anlamlı sonuçlar elde edemeyen katılımcılar arasında, kontrol grubundaki bireyler dinlenim durumuna ve sporcu grubuna kıyasla daha yüksek teta aktivitesi göstermiştir. Bu durum, sporcu grubunun nöral verimliliğini ortaya koymaktadır.Objective: This study aims to examine working memory capacity in elite athletes and non-athletes with simultaneous brain electrical activity output in a VR environment. Materials and Methods: The study, which consisted of 20 participants in total, was realized with two groups of 10 participants each as athletes and a control group. Resting state EEG measurements were taken before the participants started the VR experience. To evaluate their working memory capacity in VR environment, verbal working memory capacity item number, visuospatial working memory capacity item number, working memory efficiency task switching speed, and visual attention accuracy metrics were examined. EEG measurements were performed for all participants both at resting state and during the VR experience. The Nonparametric Mann-Whitney U test was used for the statistical analysis of the data. Results: When the results of the statistical analysis were examined, no significant difference was found between the two groups in VR metric evaluations and EEG measurements. However, the difference between resting state EEG theta activity and EEG theta activity during VR experience was higher in the non-athlete group. In addition, the non-athlete group also had higher EEG theta activity during the VR experience. Conclusion: When participants were exposed to the same cognitive workload in the VR environment, changes in the EEG theta band were found to help detect differences in mental performance between groups. Among the participants who were exposed to the same cognitive workload and did not achieve significant results, individuals in the control group showed higher theta activity compared to the resting state and the athlete group. This reveals the neural efficiency of the athlete group
A study on Mustafa al-Bakri and his commentaries of the salat al-Mashishiyya
Mustafa b. Kemâleddin el-Bekrî’nin (ö. 1162/ 1749) Abdüsselâm b. Meşîş elHasenî’nin (ö. 625/ 1228) salavâtı üzerine yazdığı şerhleri, söz konusu şerhlerden Kürûmu arîşi’t-tehânî fi’l-kelâm alâ salavâti İbn Meşîşi’d-dânî isimli eserin içeriğini ve Ali Vasfî b. Hüseyin en-Nakşibendî’nin (ö. 1314/ 1896) Kürûmu arîşi’t-tehânî tercümesini konu alan bu çalışma üç bölüm ve bir ekten oluşmaktadır. “Mustafâ b. Kemâleddin el-Bekrî ve İbn Meşîş Salavâtı Üzerine Yazdığı Şerhler” başlıklı birinci bölümde Bekrî’nin tasavvuf tarihindeki yeri ve vird metinlerine yönelik ilgisi ele alınmıştır. İbn Meşîş salavâtı üzerine yazdığı şerhlerinin üslûp ve içerik özellikleri değerlendirilmiş olup şerhlerin nüshaları ve neşirleri hakkında literatür bilgisine yer verilmiştir. “Kürûmu arîşi’t-tehânî’nin Kaynakları ve İçeriği” başlıklı ikinci bölümde Bekrî’nin bu şerhi kaleme alırken kullandığı kaynaklar ve öne çıkardığı kavramsal vurgular incelenmiştir. “Ali Vasfî Bey ve Kürûmu arîşi’t-tehânî Tercümesi” başlıklı üçüncü bölümde ise Ali Vasfî Bey’in biyografisine ve eserlerine dair bilgiler aktarıldıktan sonra onun salavât şerhlerini bir araya getirdiği mecmuası tanıtılmış, İbn Meşîş salavâtına dönük ilgisi ve Bekrî’nin şerhini tercüme etme gerekçesi ele alınmış, yaptığı tercümede içeriğe yönelik katkıları, diğer şârihlere atıfları ve farklılaştığı noktalar tespit edilmiştir. Ayrıca söz konusu tercümenin çeviri yazısı sunulmuştur. “Ali Vasfî Bey’in İstinsahına Göre Kürûmu arîşi’t-tehânî Metni” başlıklı ekte ise Bekrî’nin eseri mevcut neşir denemelerinde gözlemlenen aksaklıklar nedeniyle Ali Vasfî Bey’in istinsahı esas alınarak hazırlanan metin sunulmuştur.This study consists of three chapters and an appendix, focusing on the commentaries written by Mustafa ibn Kamal al-Din al-Bakri (d. 1162 AH / 1749 CE) on the Salawat (invocations of blessings upon the Prophet) of Abd al-Salam ibn Mashish alHasani (d. 625 AH / 1228 CE). In particular, it examines the content of one of these commentaries –Kurumu Arish al-Tahani fi al-Kalam ala Salawati Ibn Mashish al-Dani– and its translation by Ali Vasfi ibn Husayn al-Naqshbandi (d. 1314 AH / 1896 CE). The first chapter, titled “Mustafa ibn Kamal al-Din al-Bakri and His Commentaries on Ibn Mashish’s Salawat”, examines al-Bakri’s role in the history of Sufism and his interest in wird (spiritual litanies) texts. It evaluates the stylistic and substantive features of his commentaries on Ibn Mashish’s Salawat and provides bibliographical information on the copies and editions of these commentaries. The second chapter, titled “Sources and Content of Kurumu Arish al-Tahani”, explores the sources al-Bakri used in compiling this commentary and the conceptual themes he emphasized. The third chapter, titled “Ali Vasfi Bey and the Translation of Kurumu Arish al-Tahani”, presents information on Ali Vasfi Bey’s biography and works, introduces his collection of commentaries on Salawat, discusses his interest in Ibn Mashish’s Salawat and his reasons for translating al-Bakri’s commentary, and identifies his contributions to the content, his references to other commentators, and points of divergence. The translation of the commentary is also included. The appendix, titled “Text of Kurumu Arish al-Tahani According to Ali Vasfi Bey’s Manuscript Copy”, presents the text prepared based on Ali Vasfi Bey’s manuscript copy, due to issues observed in existing attempts to publish al-Bakri’s work
4–Boyutlu Nötr Metrik İşaretli Konformal Düz Uzayların Basit Bir Karakterizasyonu Üzerine
In this work, the full characterization of 4-dimensional conformally flat spaces of neutral signature is given by using methods based on holonomy structure. Possible holonomy types are obtained for the spaces in question and several remarks are made. Various examples are presented related to this investigation.
Keywords: Weyl conformal curvature tensor, Conformally flat space, Neutral signature, Holonom
Kütüphanecilerin meslek dergilerine katkıları : Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni – Türk Kütüphaneciliği 1952-2022
1949 yılında kurulan Türk Kütüphaneciler Derneği (TKD), Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni’ni (TKDB) 1952’de yayınlanmaya başlar. Dergi, 1986 yılında isim değiştirerek, Türk Kütüphaneciliği (TK) adını alır. 1995’ten itibaren hakemli dergi niteliği kazanan dergi, kütüphanecilik alanında yayınına ara vermeden devam eden en eski süreli yayındır. Türk Kütüphaneciliği Dergisi üzerine yapılan önceki çalışmalardan farklı olarak, kütüphanecilerin bir meslekî dergide yazdıklarından hareketle, meslekî deneyimlerini ve akademik katkılarını inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni ve Türk Kütüphaneciliği Dergisi'nde kütüphanecilerin yazarlık, çevirmenlik ve dergi yönetimi gibi katkı ve sorumlulukları belirlenecek, ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilerek analiz edilecektir. Çalışma kapsamında Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni ve Türk Kütüphaneciliği Dergisi'nde yayımlanmış hakemli/ hakemsiz makaleler, görüşler, okuyucu mektupları, serbest yazılar, tanıtımlar, eleştiriler ve haberlere ilişkin kronolojik ve konusal tablolar hazırlanmıştır. Bu tablolarla elde edilen verilerle, kütüphanecilerin toplumsal hareketlilik içinde, literatüre yansıdığı kadarıyla sergiledikleri duruş ve bilginin toplumsallaşması yönündeki katkıları gibi konular üzerinde de durulmuştur. Kütüphanecilerin, akademisyenlerin, öğrencilerin ve çeşitli araştırmacıların yıllar içerisinde meslek dergisinde yayımladıkları da incelenmiştir. Kütüphanecilerin diğer yazar gruplarına oranı karşılaştırılarak ortaya çıkan sonuç neticesinde, meslekî yayın üretme tercihleri ve yazarak bu dünyanın neresinde var oldukları hakkında görüş sahibi olunacaktır. Çalışmada akademik kadronun yanı sıra kütüphanelerde çalışan kütüphanecilerin bir meslek dergisindeki yazılarına dayanarak kişisel tecrübeleri ve mesleki sorunlarının yazılarına ne ölçüde yansıdığı incelenmiştir.The Turkish Librarians Association founded in 1949, began publishing the Turkish Librarians Association Bulletin (TKDB) in 1952. In 1986, the journal underwent a name change, becoming Turkish Librarianship (TK). Since 1995, the journal has acquired the status of a peer-reviewed publication and is the oldest periodical in the field of librarianship in Turkey that has continued its publication uninterrupted. Unlike previous studies on the Turkish Librarianship journal, there has been no research examining the professional experiences and academic contributions of librarians through their writings in a professional journal. In this study, the contributions and responsibilities of librarians such as authorship, translation, and journal management in the Turkish Librarians Association Bulletin and Turkish Librarianship will be identified, and the results will be analyzed and evaluated. As part of the study, chronological and thematic tables have been prepared for the peer-reviewed and non-peer-reviewed articles, opinions, reader letters, free articles, introductions, critiques, and news published in the Turkish Librarians'Association Bulletin and Turkish Librarianship. Using the data obtained from these tables, topics such as the librarians' stance within social mobility and their contributions to the socialization of knowledge, as reflected in the literature, have also been addressed. The writings of librarians, academics, students, and various researchers published in the professional journal over the years have been examined. By comparing the proportion of librarians to other groups of authors, insights will be gained into their preferences for professional publication and their position in the field through their writings. Furthermore, the study investigates the extent to which personal experiences and problems of librarians working in academic positions and libraries are reflected in their writings in a professional journal
Phenotypic and genotypic ınvestigation of the resistance of pathogenic bacteroides fragilis group bacteria to carbapenems
Amaç: Bağırsak mikrobiyotasında baskın olarak bulunan Bacteroides fragilis, en sık izole edilen anaerop patojenlerden biridir ve birçok antimikrobiyale direnç gösterir. Karbapeneme dirençli B. fragilis (CR-BF) izolatlarının son zamanlarda birçok ülkede bildirildiği ve küresel ilginin arttığı görülmektedir. Hastanemizde yatan hastalarda görülen yüksek CR-BF sıklığı önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu nedenle hastanemizde izole edilen B. fragilis'in karbapenem direnci açısından yakından takip edilmesi gerekmektedir. Çalışmamızın amacı, klinik örneklerden izole edilen B. fragilis izolatlarındaki karbapenem direncini ve karbapenemaz enzimi kodlayan cfiA geninin varlığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz mikrobiyoloji laboratuvarında, 1 Ocak 2018 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasında çeşitli klinik örneklerden izole edilen ve MALDI-TOF MS ile tanımlanmış ve -80o’de saklanmış 89 B. fragilis izolatlarının imipenem ve meropeneme duyarlılıkları agarda dilüsyon yöntemiyle, cfiA geni PCR ile belirlenmiştir. Bulgular: Çoğunluğu karın içi apselerinden %31 ve %27'si kan kültürlerinden izole edilen toplam 89 B. fragilis suşu çalışılmıştır. Meropenem ve imipeneme duyarlılık oranları sırasıyla %85,4 ve %89 bulunmuştur. cfiA geni pozitif saptanan 13 izolattan 12'sinin meropeneme dirençli olması, bu genin karbapenem direnci için bir belirteç olduğunu göstermektedir. Ancak cfiA geni negatif bir izolattaki direnç, alternatif direnç mekanizmalarının varlığını düşündürmektedir. Sonuç: Rutinde anaerop kültürün yapılması, izolatların antibiyotik duyarlılık profillerinin belirlenmesi ve yakından takip edilmesi, enfeksiyonların yönetilmesi açısından çok önemlidir. Düzenli antimikrobiyal duyarlılık testi, karbapenem direnci gelişme riskinin tahmin edilmesine ve klinisyenlerin ampirik tedavide uygun antibiyotik seçimine yardımcı olacaktır. Bu da tedavi başarı oranlarını artıracaktır.Objective: Bacteroides fragilis, predominantly found in the intestinal microbiota, is one of the most frequently encountered anaerobic pathogens and exhibits resistance to many antimicrobials. The carbapenem-resistant B. fragilis (CR-BF) isolates have been reported in several countries recently with increasing global attention. The high frequency of CR-BF in our hospitalized patients has become an important problem. For this reason, B. fragilis isolated in our hospital need to be closely monitored for carbapenem resistance. Therefore, we aimed to determine carbapenem resistance in B. fragilis isolated from clinical samples and the presence of the cfiA gene, which encodes for carbapenemase. Materials and Methods: B. fragilis strains isolated from various clinical samples collected between January 2018 and December 2022 were included in the study. Identification of the isolates was performed using MALDI-TOF MS. The susceptibility testing for meropenem and imipenem was determined by the agar dilution method. The cfiA gene was detected by PCR. Results: A total 89 B. fragilis strains were studied, mostly from intra-abdominal abscesses (31%) and blood cultures (27%). Susceptibility rates for meropenem and imipenem were 85,4% and 89%, respectively. Notably, 12 out of 13 cfiA gene-positive isolates were resistant to meropenem, suggesting this gene as a marker for carbapenem resistance. However, resistance in one cfiA-negative isolates implies alternative resistance mechanisms. Conclusion: Routine anaerobic culture, determination of antibiotic susceptibility profiles of isolates, and close monitoring are crucial for managing infections. Regular antimicrobial susceptibility testing helps predict the risk of developing carbapenem resistance, assists clinicians in selecting appropriate antibiotics for empirical therapy, and improves treatment success rates
The role of strategic spatial planning and entrepreneurship policies in determining smart city performance : Examply city experinces from around world
Bu araştırma tezinde mekânsal strateji planı ve girişimcilik politikasının akıllı şehir performansının belirlenmesindeki rolleri dünyadan örnek şehir deneyimleri ile incelenecektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmaktadır. Veri toplama teknikleri, birincil ve ikincil kaynakların taranması şeklindedir. Bu araştırma kapsamında konuyla ilgili tezler, kitaplar, raporlar, YÖK Ulusal Tez Merkezi, Marmara Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı Veri tabanı Erişim ve İstatistik Sistemi (VETİS) aracılığıyla erişilebilen veri tabanlarından faydalanılmıştır. Araştırma mekânsal strateji planları ve girişimcilik politikaları çalışmalarını yürüten kişi ve kurumlara akıllı şehir performansı ile ilgili olarak girişimcilik politikaları ve mekânsal strateji planının öneminin vurgulanmasını amaçlamaktadır. Dünyadan seçilen örnek şehir deneyimleri ile şehirlerin akıllı şehir olma yolunda mekânsal strateji planı ve girişimcilik politikalarının bir bütünsellik ve uyumluluk içerisinde olmasının önemi görülmektedir. Araştırma tezi kapsamında öncelikle mekânsal strateji planı ve girişimcilik politikaları aktarılmıştır. Araştırmanı ilk bölümünde; stratejik planlama unsurları ve özellikleri, mekânsal strateji planı, mekânsal strateji planında girişimcilik politikası, mekânsal strateji planı ve girişimcilik politikası ilişkisi incelenmektedir. İkinci bölümde akıllı şehirler ve akıllı şehir bileşenleri, akıllı şehir performans göstergeleri ve akıllı şehirleri belirleyen unsurlar bağlamında açıklanmaktadır. Üçüncü bölümde araştırma kapsamında seçilen Hong Kong, Singapur, Londra, Amsterdam, New York ve İstanbul şehirlerine ait deneyimler değerlendirilmiştir. Seçilen şehirlerin mekânsal strateji planı çalışmaları, ulusal düzeyde girişimcilik politikaları ve akıllı şehir indeksi sıralamaları incelenmektedir. Yapılan araştırma ve analizler sonucunda akıllı şehir performansı konusunda bazı çıkarımlarda bulunulmuştur. Şehir deneyimlerinde her bir şehir için farklı bir çıkarım ve sonuç görülebilmektedir. İncelenen şehir deneyimlerinde örnek olarak Hong Kong akıllı şehir indeksi sıralamasında yükselirken Amsterdam düşüş yaşamaktadır. Bu durum elbette yalnızca mekânsal strateji planı ve girişimcilik politikasının etkisi ile açıklanamazken bu çalışmadaki çıkarım ve değerlendirmeler şehirler için önemlidir.In this research thesis, the roles of strategic spatial planning and entrepreneurship policy in determining smart city performance will be examined with example city experiences from around the world. Qualitative research method is used in the research. Data collection techniques include scanning primary and secondary sources. Within the scope of this research, theses, books, reports, databases accessible through YÖK National Thesis Center, Marmara University Library and Documentation Department Database Access and Statistics System (VETİS) were used. The research aims to emphasize the importance of entrepreneurship policies and strategic spatial planning regarding smart city performance to individuals and institutions carrying out strategic spatial planning and entrepreneurship policies. With the sample city experiences selected from around the world, the importance of the strategic spatial planning and entrepreneurship policies being in integrity and harmony on the way to becoming a smart city is seen. Within the scope of the research thesis, firstly the strategic spatial planning and entrepreneurship policies are explained. In the first part of your research; Strategic planning elements and features, strategic spatial planning, entrepreneurship policy in strategic spatial planning, relationship between strategic spatial planning and entrepreneurship policy are examined. In the second part, smart cities and smart city components are explained in the context of smart city performance indicators and the factors that determine smart cities. In the third part, the experiences of the cities selected within the scope of the research, namely Hong Kong, Singapore, London, Amsterdam, New York and Istanbul, were evaluated. Strategic spatial planning studies, national-level entrepreneurship policies and smart city index rankings of selected cities are examined. As a result of the research and analysis, some inferences have been made about smart city performance. In city experiences, a different inference and result can be seen for each city. In the city experiences examined, for example, Hong Kong is rising in the smart city index rankings, while Amsterdam is experiencing a decline. While this situation cannot of course be explained only by the effect of the strategic spatial planning and entrepreneurship policy, the inferences and evaluations in this study are important for cities
İnstabilitesi olan diz osteoartrit hastalarında nöromusküler egzersiz ve hasta eğitimi programının etkinliği
Amaç: Bu çalışmanın hedefi, diz osteoartriti (OA) ve instabilitesi olan hastalarda hasta eğitimi ve nöromüsküler egzersiz programının, (GLA:D programının) etkisini incelemektir. Çalışmanın amacı, instabilitesi olan ve olmayan hastalarda programın ağrı ve yürüme hızındaki değişime etkisini karşılaştırmayı ve programın instabilite, dizde güvensizlik ve dizi kıvırma/ kendi ekseninde döndürme zorluğundaki değişime etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, sertifikalı klinisyenler tarafından verilen 8 haftalık bir egzersiz ve hasta eğitimi olan GLA:D programına kayıtlı, yaş ortalaması 66,1 ve %69'u kadın olan 3633 katılımcıyı içerdi. Hasta tarafından bildirilen diz instabilitesi değişkenine göre 2466 katılımcı dört gruba ayrıldı ve diz ağrısı şiddeti ve yürüyüş hızları başlangıçta ve program sonrasında değerlendirildi. Diz instabilitesi ile ağrı şiddeti ve yürüyüş hızındaki değişiklikler arasındaki ilişki, doğrusal regresyon analizi kullanılarak, cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi, fiziksel aktivite düzeyi ve önceki diz ameliyatı karıştrıcı faktörler olarak kullanılarak incelendi. İkinci hedef için, 3633 katılımcının tamamı için diz instabilitesindeki, dizde güvensizlik ve dizi kıvırmakkendi ekseninde döndürme zorluğundaki değişiklikler 5’li Likert ölçeği ve McNemar-Bowker testi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmanın başlangıcında çoğu zaman veya her zaman diz instabilitesi yaşayan hastalar, nadiren instabilite yaşayan hastalara göre ağrı şiddeti (4,3 mm (1,2 ila 7,5) ve yürüme hızında (0,01 m/ s (-0,02 ila 0,03)) daha fazla iyileşme gösterdi. Programdan sonra, diz instabilitesini hiç yaşamayan ya da nadiren yaşayan, diz güvensizliği hiç olmayan ya da hafif düzeyde olan ve dizi kıvırmak/ kendi ekseninde döndürmede hiç zorluk yaşamayan ya da hafif zorluk yaşayan katılımcıların oranlarının arttığı görüldü (p<0.001). Sonuç: Bu çalışma, egzersiz ve hasta eğitimi sonrasında daha şiddetli diz instabilitesi olan OA hastalarının ağrı ve yürüme hızında daha iyi iyileşme sağladığını göstermiştir. GLA:D sonrasında diz OA'li hastalarda instabilite, diz güvensizliği ve dizi kıvırma/ kendi ekseninde döndürme semptomları azalmıştır.Objective: The objective of this study was to evaluate the influence of a neuromuscular exercise and patient education program, particularly the GLA:D® regimen, in patients with knee osteoarthritis (OA) and associated instability. The study aimed to compare the program's influence on changes in pain and gait speed in patients with and without instability and assess changes in symptoms of instability, lack of knee confidence, and difficulty with twisting/ pivoting after the program. Materials and Methods: The study involved 3633 participants, with a mean age of 66.1 years and 69% females, who were enrolled in the GLA:D program, an 8-week exercise and education program delivered by certified clinicians. Based on their self-reported knee instability, 2466 participants were divided into four groups and their knee pain intensity and gait speed were assessed at baseline and after the program. The association between knee instability and changes in pain intensity and gait speed was examined using linear regression analysis, adjusting for sex, age, BMI, physical activity level, and previous knee surgery. For the second objective, the changes in knee instability, lack of knee confidence, and difficulty with twisting/ pivoting were evaluated for all 3633 participants using a 5-point Likert-like scale and the McNemar-Bowker test. Results: Patients who experienced knee instability most or all the time at the outset of the study demonstrated greater improvements in pain (4.3 mm (1.2 to 7.5) and gait speed (0.01 m/ s (-0.02 to 0.03) than those who rarely experienced instability. After the program, there were increased proportions of participants who reported never or only rarely experiencing knee instability, as well as more patients experiencing no or mild lack of knee confidence and no or mild difficulty with twisting and pivoting (p<0.001). Conclusion: The study found a relationship between more severe knee instability and better improvements in pain and gait speed after exercise and education. OA. After participating in GLA:D program, symptoms of instability, lack of confidence, and difficulty twisting in patients with knee OA was reduced
Hidrodinamik kavitasyon işleminin atık aktif çamurun biyometan potansiyeli üzerindeki etkisi
Atık su arıtma tesislerinde üretilen çamurdan katma değerli ürünlerin elde edilmesi, sıfır atık konseptinin vurgulanması ve karbon emisyonlarını en aza indirerek iklim değişikliğinin azaltılması amaçlanmaktadır. Çamur üretimini azaltmanın yanı sıra malzeme veya enerji geri kazanımı ve güvenli bertaraf gibi seçeneklerin oluşturulması da önemlidir. Bu açıdan bakıldığında, anaerobik çürütme, maliyetlerin azaltılması ve atık su arıtma çamurlarının sürdürülebilir yönetiminin sağlanması için etkili bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca anaerobik çürütme hem çamuru stabilize etmekte hem de biyogaz üretimini kolaylaştırarak enerji kullanımını sağlamaktadır. Türkiye’de olduğu gibi, giriş atık suyunda KOİ değeri düşük olduğu durumlarda, geleneksel aktif çamur sistemleri uzun havalandırmalı olarak işletilebilir ve bu şekilde içsel solunum yoluyla denitrifikasyon için karbon kaynağı sağlayabilir. Ancak, atıksu arıtma tesisleri uzun havalandırmalı olarak işletildiğinde üretilen atık aktif çamur (AAÇ), genellikle düşük anaerobik bozunabilirliğe sahiptir ve bu da düşük biyogaz verimlerine yol açar. Bu tez çalışmasında, uzun havalandırma prosesindeki atık aktif çamurun biyolojik olarak parçalanabilirliğini arttırmak için hidrodinamik kavitasyon (HK) işleminin kullanımı araştırılmıştır. Özellikle, ham AAÇ’ye hidrodinamik kavitasyon (HK) uygulanmasıyla, metan veriminin üç kat artırıldığı gösterilmiştir. HK ile ön işleme tabi tutulan AAÇ’deki bu önemli artış, anaerobik çamur çürütücülerin özellikle de kısmen düşük biyolojik bozunurluğa sahip AAÇ verimliliğini önemli ölçüde arttırdığını net bir şekilde göstermektedir. Bu yenilikçi teknik, atık su arıtma proseslerinden enerji geri kazanımını maksimum düzeye çıkarmak için sürdürülebilir bir çözüm sunarak AAÇ’nin yönetiminde yüksek bir potansiyele sahiptir. Maliyet etkinliğini ve pratik uygulanabilirliğini doğru bir şekilde belirlemek için HK'nin daha büyük ölçekli sistemlerdeki etkinliğinin daha kapsamlı şekilde araştırılması ve doğrulanması gerekmektedir.Sludge management in wastewater treatment plants (WWTPs) should focus on mitigating climate change by recovering value-added products, emphasizing a zero-waste approach, and minimizing carbon emissions. Therefore, in addition to reducing sludge production, it is important to increase options for material and/ or energy recovery and safe disposal. From this perspective, anaerobic digestion (AD) emerges as a rational method for reducing costs and achieving sustainable management of wastewater treatment sludges. It not only stabilizes sludge but also facilitates biogas production, enabling energy utilization. In situations where low influent COD levels are expected, like in Türkiye, conventional activated sludge systems can be operated in extended aeration mode to serve a carbon source for denitrification via endogenous respiration. However, waste activated sludge (WAS) generated from extended aeration processes of WWTPs typically exhibits low anaerobic biodegradability, resulting in reduced biogas yields. This thesis study explored the use of hydrodynamic cavitation (HC) to address this challenge by enhancing the biodegradability of waste activated sludge of extended aeration process. Remarkably, the application of HC to raw WAS resulted in a threefold rise in methane yields. Such a substantial enhancement in methane yield from HC pre-treated WAS strongly suggests its potential to significantly enhance the efficiency of anaerobic sludge digesters, particularly those receiving WAS with relatively low biodegradability. This innovative technique holds the potential to revolutionize the management of WAS, offering a sustainable solution for maximizing energy recovery from wastewater treatment processes. Further exploration and validation of HC's efficacy in larger-scale systems are warranted to fully ascertain its practical viability and cost-effectiveness