1,720,979 research outputs found

    Journalism practice and indirect trauma in Turkey

    No full text
    Gazeteciler günlük iş tempoları içinde birçok ağır travmatik olaya doğrudan ya da dolaylı yollarla tanıklık eder ve bunların etkileri 90'lı yıllar itibarıyla psikoloji ve iletişim bilimleri alanlarınca inceleme konusu edilmiştir. Bunu yaparken ağırlıklı olarak ikincil travmatik stres, üstlenilmiş travma, eşduyum yorgunluğu ve tükenmişlik gibi benzer ancak nüanslar barındıran dolaylı travma kavramlarından yararlanılmıştır. Türkiye'de konuya ilişkin bugüne kadar yapılmış literatür değerlendirmeleri bulunsa da doğrudan Türkiye'deki gazetecileri konu edinip örneklem grubu olarak alan herhangi bir ampirik araştırmaya rastlanmamıştır. Bir giriş niteliğinde olması beklenen bu araştırmayla gazeteciliğin travmatik olan bu boyutu hem akademik çalışmalar hem de medya kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin konuya yaklaşımları gözetilerek incelenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle bu araştırma, gazetecilerin bu konuda nasıl bir önhazırlığa sahip oldukları; mesleğe başladıktan sonra sahada deneyimledikleri olaylar ve günlük hayatları ile haber odası kültürü içinde tüm bu deneyimlerine ilişkin nasıl baş etme yöntemleri geliştirdiklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda nicel araştırma yönteminden yararlanılarak e-posta sistemi üzerinden yaygınlaştırılan çevrimiçi anket yöntemiyle yaşları 25 ile 55'in üzeri ve mesleki deneyim süreleri 1 ile 20 yılın üzeri arasında değişen 62 şiddet içerikli habercilik deneyimine sahip gazeteciye ulaşılmış ve demografik ve akademik formasyon bilgileri alınarak Gazeteciler için Travma Ölçeği (Journalism Trauma Exposure Scale - JTES) ile Çalışanlar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (Professional Quality of Life Scale – ProQOL-5) uygulanmış ve baş etme yöntemlerine ilişkin kendi hazırladığımız bir anket kullanılmıştır. Daha sonra nitel araştırma yöntemine geçilerek katılımcı gazeteciler içerisinden 6'sıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Edinilen tüm bu verilerle cinsiyet, yaş ve mesleki deneyim vb. demografik etkenlerin gazetecilerin travmatik etkilenme düzeylerinde rolleri olduğu; haber odası kültürü ve çalışma pratiklerinin gazetecilerin travmatik süreçlerle baş etme yöntemlerini etkilediği, kişisel ve kurumsal önhazırlık süreçlerinin bu açıdan güçlendirici bir etkisi olabileceği anlaşılmıştır

    New mechanics of control within transformation of the capitalist machine: A network model of organisation and the making of entrepreneurial subjectivity

    No full text
    Kapitalist ilişkiler ve örgütlenme modellerinde gerçekleştiği öne sürülen dönüşüm bağlamında uygulanan yeni denetim mekanikleri bu tezin konusudur. Konu çerçevesinde sanayi kapitalizminin emek süreçleri üzerinde uyguladığı denetim biçim, tür ve yöntemleri bir tarihsel art alan olarak incelenmiş, ardından yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren batıda gerçekleşmeye başlayan dönüşümün kuramsal çerçevesi ağırlıklı olarak denetim toplumları, neoliberalizm, genel zekâ, post-fordizm savları ve kavramları özelinde tartışılmıştır. Bu kuramsal çerçeve, hem öznellik üretimi hem de örgütlenme modelleri bağlamında şirket olgusu üzerinde yoğunlaşır. Bu nedenle tartışma, bilişim ve Ar-Ge alanlarında faaliyet gösteren iki şirkette yapılan katılımlı gözlem ve görüşmelerden elde edilen bulgularla sınanmıştır. Ürün odaklı ve asamblajlar rejimine dayalı üretim ilişkileri ile çalışan şirketin bütün unvan ve kademeleri için homo economicus üreten bir mecra olduğu, kendisini ve mekânını bir arzu nesnesi olarak sunduğu ve çalışan emeğini görünmez kıldığı öne sürülmüştür. Şirketlerin kullandığı kurumsal kaynak planlama yazılımları ve bu yazılımlara entegre donanımların devreye soktuğu kapsamlı gözetleme, kayıt ve denetim mekanikleri araştırmanın diğer bulgusudur. Böylece çalışanlar iş ve yaşam arasında belirgin bir fark bırakmayarak etkili bir öz denetimi zorunlu kılan yeni öznellik kipi içinde, süreçler üzerinde süperpanoptik boyutta işletilen kapsamlı denetim mekanikleriyle kurulan makinesel kölelik rejimlerine tabi kalır. New control mechanics that applied in the context of transformation which claimed to occur in the capitalist relations and organizational models, are the subjects of this thesis. Within the framework of the subject, forms, types and methods of control that industrial capitalism has put into practice on the labor processes have been examined on a historical background, and then the theoretical framework of the transformation that started to take place in the West since the last quarter of the twentieth century has been discussed mainly in the context of the arguments and concepts of control societies, neoliberalism, general intellect, post-fordism. In the context of both production of subjectivity and organizational models, this theoretical framework focuses on the phenomenon of the company. For this reason, the discussion was tested by the findings that are obtained from the participant observations and interviews conducted in two companies operating in the fields of informatics and R&D. It is suggested that the company, which works within relations of production based on product-oriented and assemblage regimes, is a medium that produces homo economicus for all its titles and ranks, presents itself and its workspace as an object of desire and makes labor invisible. Comprehensive surveillance, recording and control mechanics put into run by enterprise resource planning softwares used by the companies and hardware which are integrated with that software are other findings of the research. Thus, within the new subjectivity mode, which necessitates effective self-control without leaving a significant difference between work and life, employees are subjected to machinic enslavement regimes set up with comprehensive control mechanics, which are operated in a superpanoptic dimension

    Commodification and the news: The problem of simulacra news in online journalism

    No full text
    Gazetecilik, ilk ortaya çıkışından bu yana, toplumları güncel olaylar hakkında bilgilendiren bir kitle iletişim aracı olarak tarihte yerini almıştır. Günümüzde iletişim teknolojilerinin değişim ve gelişiminden gazetecilik de etkilenerek kendini yeniden konumlandırmış, internet platformunun özelliklerinden faydalanılarak internet gazeteciliği ortaya çıkmıştır. Öte yandan internetin tecimsel ve sanal bir ortam oluşu, internet gazeteciliği anlayışını hâkimiyeti altına alarak haber üretim pratiklerine sızmaya başlamıştır. Bu bağlamda çalışmada, iki ay boyunca Türkiye'deki en çok ziyaret edilen altı internet gazetesinin (Milliyet, Hürriyet, Haber7, Ensonhaber, Mynet, Sözcü) manşet haberleri incelenerek, konuyla ilgili bir perspektif sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ana amacı, değişen ve gelişen bir iletişim ortamı olan internet dolayımıyla yaygınlaşan internet gazeteciliğine dikkat çekerek, mecranın metalaşma eğilimlerini literatür kısmında ele alınan kavramların ışığında ortaya koymaktır. Çalışmanın yöntemi amaçlı örneklem tekniğiyle seçilen örnek haberlerin göstergebilimsel çözümlemesidir. İncelenen örnekler bağlamında internet gazeteciliğinde haberin tüketim nesnesi haline getirilmeye ve simüle edilmeye açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Journalism, since its emergence, has taken its place in history as a mass media which informs society about current issues. At present, journalism has positioned itself anew by taking shares of changes and developments in communication technologies, online journalism were revealed by utilizing the characteristics of the internet. On the other hand, commercial and virtual environment of internet has began to infiltrate the practices of news production by dominating conception of internet journalism. In this context in the study, by examining headlines of the most visited six online newspaper in Turkey (Milliyet, Hürriyet, Haber7, Ensonhaber, Mynet, Sözcü) through two months, attempting to present a perspective on the issue. Main purpose of the study, by drawing attention to internet journalism that spread through internets changing and evolving communication enviornement, is to reveal the tendencies in this medium in the light of concepts which are discussed in the literature part. The method of the study is semiotic analysis of the sample news which selected through purposive sampling techniques. In the context of analyzed samples, it is concluded that news are open to be converted into objects of consumption and simulated in internet journalism

    Democracy, rationality and negotiation: A research on TV discussion shows

    No full text
    Liberal demokrasinin temsil krizinin kamusal alandaki yurttaş katılımını kısıtlaması çalışmada üzerinde durulan bir meseledir. Müzakereci demokrasi yaklaşımlarının temsil krizine yönelik geliştirdiği bir takım yaklaşımlar ise kamusal alana yurttaş katılımı noktasında bazı önermeler geliştirmiştir. Eşitlikçi, rasyonel ve demokratik bir biçimde gerçekleşecek müzakere bu noktada önemlidir. Bunun için yurttaşın karar alma süreçlerine aktif bir biçimde katılımı gerekmektedir. Ancak müzakereci demokrasiye toplumun genelini kapsayan bir konuşma biçimini nasıl hayata geçireceği noktasında bir takım eleştiriler gelmektedir. Bu noktada Habermas’ın modern kamusal alan olabilme bakımından iyimser bir bakışla yaklaştığı medya devreye girmektedir. Bu bağlamda televizyon tartışma programlarının kamusal bir meselenin tartışılması konusunda etkin bir biçimde kullanılması bu mecralara yönelik olumlu bir bakış açısı kazandırmıştır. Ancak 17. ve 18. yüzyıllarda burjuvanın egemenliği altında olan kamusal alanda da görüleceği üzere günümüz modern anlamdaki kamusal alanın da eşitsizlikçi süreçlerden etkilendiği bilinmektedir. Bu noktada çalışmada söz konusu eşitsizlikçi süreçler Habermas’ın “ideal konuşma durumu”, Young’ın “dâhili” ve “harici” dışlama durumları, Kerbrat-Orecchioni’nin “etkileşimci yaklaşımı” ve Deetz’in “söylemsel kapanma stratejileri” vasıtasıyla analiz edilmiştir. Söz konusu kavramsallaştırmalar HaberTürk kanalından Türkiye’nin Nabzı, CNN Türk kanalından Türkiye’nin Gündemi ve HaberTürk kanalından Karşıt Görüş programlarına uygulanarak bu programlarda kamusal bir tartışmanın gerçekleşip gerçekleşmediğine odaklanılmıştır

    A critique of technique as a form of knowing: Reading the current state of communication technologies in the context of technological determinist theories

    No full text
    Bu tez, iletişim çalışmalarında oldukça önemli bir kuram olan teknolojik determinizmin, bugüne kadar işlenmemiş olan bir modern epistemolojiden beslendiğini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Bu, iki amaçla yapılmak istenmektedir. İlk olarak teknolojik determinizmin çoğu zaman düşünüldüğü üzere basit bir ideolojik konum veya düşünsel hata olmadığını göstermektir. Belirli kavramsal ve düşünsel aparatlarıyla teknolojik determinizm, insan, toplum, doğa, bilim ve teknik ilişkisi hususunda hala önemli ve güçlü bir epistemolojik konumlanmanın medya çalışmalarındaki yüzüdür. İkinci olarak ise bu konumlanmaya dayalı teknolojik determinizmin, yine çoğu zaman düşünüldüğü üzere gelip geçici bir teorik furyanın ürünü olmadığını göstermektir. Teknolojik determinizm, bu epistemolojik konumlanmanın kabulleriyle hesaplaşılmayan her durumda aktif olarak zihinlerde yer almaktadır. Teknolojilerden önce ve teknolojilerden sonra hayatın aynı olmadığı yönündeki basit gündelik düşüncelerden, teknolojinin insanı insan olmaktan çıkaracağını ve robotik bir dünyada teknoloji hakimiyetli toplumlar geleceğini öngören fütürist düşüncelere kadar hala etkindir. Bunun nedenleri, sonuçları ve anlamları üzerine doğru düşünmek için, teknolojik determinizmin bu epistemolojik konumlanma ile ilişkisinde bugününü incelemenin elzem olduğu düşüncesi, bu tezin esasıdır.This thesis tries to reveal that technological determinism, which is a very important theory in communication studies, is fed by a modern epistemology that has not been processed until now. This is intended for two purposes. The first is to show that technological determinism is not simply an ideological position or an error of thought, as is often thought. Technological determinism, with its specific conceptual and intellectual apparatus, is still the face of an important and powerful epistemological positioning in media studies in relation to human, society, nature, science and technique. Secondly, it is to show that technological determinism based on this positioning is not the product of a temporary theoretical frenzy, as is often thought. Technological determinism actively takes place in minds in every situation that does not come to terms with the acceptances of this epistemological positioning. It is still active, from simple everyday thoughts that life is not the same before and after technologies, to futuristic ideas that predict technology will dehumanize humans and that technology-dominated societies will come in a robotic world. The idea that it is essential to examine technological determinism today in its relation to this epistemological positioning is the basis of this thesis, in order to think about its causes, consequences and meanings correctly

    Political animated documentary and counter memory construction

    No full text
    Yaşadığımız çağda arkamızda dijital bir iz bırakmadan, geçip gitmemiz neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Öte yandan geçmişte yaşanan dehşetengiz toplumsal travmatik olayların izleri silinerek veya deforme edilerek kolektif bir unutuşa teslim edilmektedir. 'Unutmak' toplumsal adaletin sağlanmasını zorlaştırırken, geride kalanların yaralarının iyileşmesini engellemekte ve barışın uzun süreli tahsisini tehlikeye sokmaktadır. Adaletten ve insan haklarından yana olanların sarıldıkları yegâne şey hakikati hatırlayarak dayanışmaktan geçer. Bu yolda sinemanın gücünden faydalanmak isteyenlerin karşılaştıkları zorlukların başında, izleri takip edilemeyen olayların görselleştirilerek her kesime ulaşabilecek bir anlatına formuna dönüştürülmesi gelmektedir. Kolektif belleğin dehlizlerinde kalmış toplumsal travmatik olayların perdeye yansıtılmasında, geleneksel anlatı formalarını takip etmeyen belgesel animasyon hibrit türü bu araştırma da mercek altına alınmıştır. Bu çalışma birbirine taban tabana zıt gözüken belgesel ve animasyonun güçlerini birleştirdiğinde, karşı bellek inşasında bir alternatif radikal medya aracına dönüşebileceğini iddia etmektedir. Bu iddiayı Türkiye'den ve Dünya'dan seçilen belgesel animasyon örnekleriyle sınamaktadır. Ayrıca türün özelinde yeterli akademik ilgiyi henüz görememiş olmasından kaynaklı olarak toplumsal travmatik olaylar dışındaki örnekleri de çalışmada incelenmiştir. Böylece, canlı çekim olası bir alternatifiyle karşılaştırıldığında belgesel animasyonun yarattığı anlatı imkânları açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. In our age, it is almost impossible for us to pass without leaving a digital trail behind us. On the other hand, traces of the horrific social traumatic events in the past are erased or deformed and delivered to a collective forgetfulness. While 'forgetting' makes it difficult to achieve social justice, it prevents the healing of the survivors' wounds and jeopardizes the long-term allocation of peace. The only thing embraced by those who support justice and human rights is solidarity by remembering the truth. One of the challenges faced by those who want to take advantage of the power of cinema is the visualization of events whose traces cannot be traced and transformed into a narrative form that can reach every segment. In this research, the hybrid type of documentary animation, which does not follow the traditional narrative uniforms, is examined in the projection of social traumatic events left in the halls of collective memory. This master thesis argues that although documentary and animation appear to be diametrically opposed to each other, they can turn into an alternative radical media tool in counter-memory building. These claims are tested with selected examples of animated documentaries from Turkey and the world. Moreover examples that cover different topics were also under the spotlight, because sufficient academic interest to animated documentaries hasn't done yet. When a possible alternative to documentary animation is compared to a live shooting film, the narrative possibilities it creates and its effect on collective memory are tried to be revealed

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed

    Variations on the Author

    Full text link
    “Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship

    Counter publicity and new media: Otekilerin Postasi as an example of radical alternative media

    No full text
    Kamusal alan toplumsal hareketlerin mücadelesi sonucu genişleyen iletişimsel bir uzamdır. Farklı toplumsal gruplar bu alana katılarak kendilerini temsil etme ve karar alma mekanizmalarına katılma şansı bulurlar. Kamusal alana katılım yalnızca formel siyaset aracılığıyla değil toplumsal anlam üretimine katkı yapan iletişim süreçleri aracılığıyla da gerçekleşmektedir. Kamusal alan, farklı büyüklüklerdeki çoklu kamulardan oluşmaktadır. Bu kamular hegemonik veya karşı hegemonik olabileceği gibi, birbirlerinden keskin sınırlarla ayrılmazlar. Toplumdaki bireyler birden fazla kamusallığın öznesi olabilir. Kamuların birbiriyle diyaloğa girebilmesi ve kanaat ve bilgilerin paylaşılabilmesi için medya önemli bir ortamdır. Radikal medya, toplumsal hareketler medyası ve madun kamuların temsil edilebildiği bir tür olarak karşıt kamusallığı inşa etmede önemli bir role sahiptir. Radikal medya toplumsal hareketlerle diyalektik bir ilişki içerisindedir. Yeni medya, radikal medyanın karşı kamusallığı oluşturmadaki amacını kolaylaştırıcı özelliklere sahiptir. Ancak yeni medyanın kamusal alan oluşturmada sınırlılıkları da vardır. Bunlar ticarileşme ve siyasi otoriteyle ilgilidir. Yeni medyada eşitsiz erişim ve katılım konuları kamusal alanın kapsayıcılığını daraltmaktadır. Bununla beraber toplumsal hareketlerin internet kullanımı, radikal alternatif medyanın uyguladığı stratejileri içerebilmekte ve sınırlılıkların bir kısmını aşabilmektedir. Yeni medya, karşıt kamusallığı inşa etme amacı güden radikal medya için bir araç olabilir. Ötekilerin Postası örneğinde, yeni medyanın aktivist amaçlarla kullanımının kamusal alanı genişletici bir etki yapabildiği görülmüştür.Public sphere is a realm that is shaped by the struggles of social movements. Different social groups find the ability to represent themselves and participate in decision making procedures by participating in this sphere. Participating is not only realised through formal politics but also through communication processes that contribute social production. Public sphere is composed of multiple publics in different scales. These publics can be hegemonic or counter-hegemonic, as well as they do not diverge with bold boundaries. Individuals in a society can be subject to publics more than one. Media is an important sphere so that publics can have a dialogue and to share opinions and information. Radical media, as a social movement media and as a media type that subaltern publics are represented, has an important role to construct the counter-public sphere. Radical media has a dialectic relation with social movements. New media has facilitating features to provide radical media reach its goal to realise counter publicity. However there are limitations of new media for constructing public sphere. These are about commercialization and politic authority. Inequality in Access and participation decrease the social inclusion on new media. Nonetheless, the use of internet by social movements can include the strategies of radical media and overcome some of the limitations. New media can be instrumental for radical media that aims to construct counter publicity. In the example of Ötekilerin Postası, it is seen that the use of new media with the activist purposes has a widening impact on public sphere
    corecore