1,720,960 research outputs found

    Veiling fashion magazines in context concepts of consumption, religion, and woman

    No full text
    1990'l y llarda yap lmaya ba layan tesettür defileleri, defileler sonras nda haz rlanan kataloglar, tesettür giyimin bir moda nesnesi haline gelece inin habercileri olmu lard r. 2000'li y llara gelindi inde ise giyimden güzellik ve bak m ürünlerine kadar dindar veya muhafazakâr kad nlar için birçok ey üreten bir sektörden bahsetmek mümkün olmu tur. Geriye bunlar n reklam n n yap laca bir moda dergisi kalm t r. Bu makalede, günümüzde slami moda dergileri olarak yay mlanan Aysha ve Enda dergileri tüketim, din ve kad n kavramlar ba lam nda incelenmi tir. Bu dergilerde reklam n, din ve kad n konular n n ne kadar yer ald na, içerik ve söylemlerine bak lm t r, Dergilerin lüks tüketimi özendirdi i, din konusunda bir iddialar n n olmad ve kad nlara daha k giyim d nda; i ya ant s na dâhil olma, kamusal alana ç kma, kendilerini gerçekle tirme ve öznelik kapasitelerini ortaya koyma noktas nda pek bir ey sunmad sonucuna var lm t r.Veiling fashion shows which emerged in the 1990s and the catalogs prepared later on have been precursors of transformation of veiling wearing as a fashion object. In the 2000s, it has been possible to mention a sector producing almost everything, from clothing to beauty and care products for devout or conservative women. The only thing remaining is a fashion magazine in which those products will be advertised. This article examines Aysha and Enda known as veiling fashion magazines in context concepts of consumption, religion, and women. It has been analyzed how advertising, religion, and women were included in these magazines and what contents and discourse of them. It has been concluded that the magazines promote luxury consumption, they are not assertive about religion, and they do not provide benefits to women in getting involved in working life, arising in the public sphere, self-fulfillment, and realizing their agency capacity, except smart dressing

    Feminist pedagogy at Ta ra university: Is it possible?

    No full text
    Feminist pedagoji bast r lm kad n sesini özgürle tirmek ve dünyay de i tirmek hedeflerine sahiptir.Bu amaçla s n f ile d dünya ve pedagoji ile toplumsal de i im aras nda organik bir ba kurmaya, hertürden tahakküm ili kisini sorgulayarak azaltmaya çal r. Bu, ö rencilerde toplumsal cinsiyete yönelikfark ndal k yaratmaktan daha fazlas d r ve bu nedenle politik bir duru tur. Feminist pedagojinin di erönemli özelli i, pratiklerinin ve hedeflerinin her s n fta ayn ekilde uyguland kullan l bir ö retimteknikleri seti olmamas d r. Ba lam ba ml bir özelli e sahip oldu u için, feminist s n f n ekolojisi,ö retmen-ö renci aras ndaki ili ki, k sacas feminist pedagojinin uygulanabilirli i çe itli etmenlerinkesi me noktalar nda ekillenir. Bu özelli inden dolay feminist pedagoji çe itlenir ve zenginle ir. Buçal mada, haz rlanma sürecine bizzat katk da bulundu um, 2015 ten beri E itim Fakültesi nin çe itlibölümlerinde ve çal t m sosyoloji bölümünde verdi im Toplumsal Cinsiyet E itli i dersine dairdeneyimlerimin ta ra üniversitesi ba lam nda nas l ekillendi ini tart aca m. Böylece feministpedagoji ile e itimin verildi i yer aras ndaki organik ili kiye bakarak feminist pedagojinin imkân ves n rl l klar n ortaya koymaya çal aca m.Feminist pedagogy aims to liberate oppressed women s voices and to change the world. For thispurpose, it establishes an organic relationship between the classroom and the outer world as well asbetween pedagogy and social change. This is more than raising students' awareness on genderequality; thus it is a political standpoint . Another important characteristic of feminist pedagogy isthat its practices and aims are not a handy set of instructional techniques to be applied in the sameway in every classroom. Since feminist pedagogy is context-dependent, ecology of feminist classroomand relationship between teacher and student, in short, practicality of feminist pedagogy shapes atintersection points of various effects. Because of this feature, feminist pedagogy is diversified andenriched. In this essay I will argue how my experiences reflected on the shaping of a class on 'GenderEquality which I have lectured in the various departments of the Faculty of Education and at thedepartment of Sociology since 2015 at a provincial (ta ra) university. Thus, I will try to searchpossibility and limitedness of feminist pedagogy by considering the organic relationship betweenfeminist pedagogy and the place in which the teaching is occuring

    2002-2021 aras hükümetin kad n ve aileye yönelik politikalar n n biyopolitika aç s ndan analizi: Mardin ve Giresun örne i

    No full text
    Foucault, diyalektik bir ekilde birbiriyle ba lant l ama ayn zamanda birbirinden farkl üç tane iktidar çözümlemesi yapm t r. Bunlardan birincisi pastoral iktidard r. Bu iktidar biçimi tanr -kral anlay n egemen oldu u yönetimlerde görülür. kincisi 18. yüzy lda modern dönemle birlikte ortaya ç kan disiplinci iktidard r. Foucault ya göre, bu iktidar mekanizmas toplumun tamam na yay lm , yersiz yurtsuz görünmeyen ama her yerdedir. Üçüncü iktidar çözümlemesi ise biyopolitikad r. Biyopolitika: hükümetin nüfus üzerinden toplumu disipline etme, yönetme ve iktidar n me rula t rma arac d r. Yani Foucault ya göre biyopolitika ya atma ama kontrol etme arac iken, Agamben e göre ise biyopolitika öldürme yöntemidir. Çünkü Agamben, Antik Yunan dan günümüze kadar iktidar n yönteminin de i medi ini dü ünmektedir. Bu ara t rman n amac nicel ve olgusal veri elde etmekten çok öznel veri elde edilmi tir. Bu bak mdan bu tezde nitel ara t rma yöntemi kullan lm t r. AKP iktidar n n, kad n ve aile ile ilgili yürürlü e koydu u yasalar ve bu konularla alakal üretti i söylemler derinlikli analiz edilmi tir. Bunun yan nda bu politikalar n birincil muhatab olan evli çiftlerin bu politikalarla ilgili ne dü ündükleri ve bunlar nas l yorumlad klar Mardin ve Giresun da ara t r lm t r. AKP dönemi kad n politikalar na yönelik içeriklere yönelik görü me esnas nda ailelerin fikirleri al nm ve çal madan elde edilen bilgiler do rultusunda de erlendirmeler yap lm t r

    Mekan ve ö renme ili kisinin sosyolojik olarak de erlendirilmesi

    No full text
    2020 y l n n Mart ay nda ortaya ç kan koronavirüs pandemisi dünya ve Türkiye de birçok alan etkiledi. Bu süreçte aksakl klar n olmamas için de çe itli yollara ba vuruldu; yeni kararlar ve tedbirler al nd . Al nan yeni kararlardan etkilenen kurumlar n ba nda e itim kurumunun geldi i söylenebilir. E itim hem de i imin arac hem de de i imden etkilenen kurumdur. Bu ba lamda ya anan salg nla birlikte e itimin aksamamas için çe itli platformlar üzerinden ö rencilerin e itimlerini uzaktan, çevrimiçi ortamlarda gerçekle tirmelerine yönelik kararlar al nd . Okul mekân n n yerini ev mekân alm oldu. Bu kapsamda konu ile ilgili literatür incelenmi ve Rize ilinde uzaktan e itim alan ö rencilerin, uzaktan e itim veren ö retmenlerin ve uzaktan e itim alan ö renci velilerinin mekân ve ö renme ili kisini nas l anlamland rd klar derinlemesine görü melerle analiz edilmi tir. Mekân ve ö renme ili kisini uzaktan e itim ba lam nda ele alan bu çal ma nitel bir ara t rma olup 39 kat l mc ile yap lan görü melerde yar yap land r lm mülakat tekni i kullan lm t r

    Sosyolojik aç dan günümüz S byan mektepleri (Rize ili örne i)

    No full text
    S byan mektepleri, tarihimizde kültürel bir motif olmas n n yan s ra bir e itim kurumudur. Tarihi Osmanl dan da eski olan bu e itim kurumlar , gelenekselle mi bir ö retim yap s na sahiptir. S byan mekteplerinde dini de erlerin aktar m ön plandad r. Kur'an- Kerim okumak, ibadetler için gereken sure ve dualar ezberlemek ve ilmihal bilgileri denilen iman, ibadet ve ahlak esaslar ö retilen derslerdir. Sonralar , gündelik hayatta ihtiyaç duyulan yaz ve hesap gibi dersler de bunlara eklenmi tir. Tanzimattan sonra modernle me sürecinde çe itli yenilikler getirilse de s byan mektepleri bu de i imlere ayak uyduramam t r. Cumhuriyetin ilan ndan sonra yap lan ink laplar ve ç kar lan Tevhîd'i Tedrîsat Kanunu ile s byan mektepleri tüm ö retim kurumlar ile birlikte Millî E itim Bakanl na devrolunmu ve e itim vermeye devam etmi ve 1926'da Maarif Te kilat Kanunu ile tamamen kapat lm t r. Sonraki dönemlerde çocuklara Kur'an ve din bilgisi ö retimi yap lm olsa da 2012'de ilk kez okul öncesi döneme yönelik 4-6 ya Kur'an Kursu faaliyete geçmi tir. Günümüzde de s byan mekteplerinin yans mas olarak ana s n f niteli inde Diyanet leri Ba kanl 'n n 2013'den beri faaliyet gösteren 4-6 ya Kur'an kurslar n aç lmaktad r. Rize ilinde, s byan mektepleriyle benzer özellikteki bu kurslarda, çocuklara dini yönden gerekli görülen konular ö retilmektedir. Çal mam zda çocuklar n bu kurumlara gönderen velilerin de -t pk Osmanl da s byan mektepleri velileri gibi- bunu dini bir vecibe olarak görüp görmedi i, çocu unu neden bu okullara gönderdi i ara t r lm t r. E itim sosyolojisi alan nda yap lan bu çal mada velilerin neden s byan mekteplerini tercih etti i ve beklentilerinin ne oldu unun ö renilmesi amaçlanmaktad r. Ayr ca s byan mekteplerinin hem dini konularda hem de okul öncesi alan nda verdi i e itimin çocuk ve veli için tatmin edicili i ve yeterlilik düzeyinin tespiti de yap lmaktad r. Çal man n sonunda günümüz s byan mektebi anne velilerinde, toplumda ahlaki bir bozulma ya and na ve bunun ahlaki, milli ve dini de erlerimize sahip ç kmayla düzelebilece ine dair inanç mevcuttur. Veliler toplumsal yap y olu turmada aileye dü en görevin, bilgi seviyesi yüksek ve de erlerinin arkas nda bireyler yeti tirmek oldu unu söylemekte ve hem anaokulu hem de dini e itim vermesi aç s ndan s byan mekteplerini tercih etmektedir. Ancak bu okullardaki aksakl klar n fark nda olup devletin eksiklikleri tamamlanmas n ve sürekli takibinin yapmas n istemektedirler. Ara t rmam z Rize ilindeki s byan mekteplerine çocuklar n gönderen velilerin beklentilerini anlamaya yönelik yap lm nitel bir çal mad r. Yar yap land r lm görü me tekni inde derinlemesine mülakat uygulanan bu ara t rma, seçilen örneklemin s n rl say s (30) nedeniyle genellemelere ula mamaktad r ve çal ma kat l mc lar n tan mlar , deneyimleri ve söylemleri ile ekillenmektedir. Yap lan çal mada Rize ili ile s n rland r lm , özel ve devlete ba l okul öncesi dini e itim veren e itim kurumlar na çocuklar n göndermi , veli anneler, s byan mektepleriyle ilgili görü me sorular n cevaplamaktad r. 'Önce sizi tan yal m' ba l nda çocu un içine do du u ailenin ve onun ilk e iticisi olan annenin dine bak ele al nmaktad r. Ard ndan 'çocu unuz aç s ndan neden din e itimi' ba l nda velinin çocu unu ne kadar tan d ve onun için istedi i din e itimini ne derece önemsedi i irdelenmektedir. 'Toplum aç s ndan neden din e itimi' ba l nda ise velinin çocu una verilen din e itiminin sonunda toplumda gerçekle ece ini dü ündü ü de i imler ele al nmaktad r. Bu do rultuda Rize ilinde bulunan, nitel ara t rma yöntemi kullan larak 30 ki i ile yar yap land r lm görü me tekni inde derinlemesine mülakat uygulanarak ara t rma verileri söylem analizine tabi k l nm t r

    Dindar kad nlar n faillikleri üzerine etnografik bir çal ma: Amasya örne i

    No full text
    Dindarl k, bireysel olmas n n yan s ra toplumsal olarak da kabul edilen bir olgudur. Toplumdan topluma de i kenlik göstermesi, dindarl n evrensel tan m olmamas na neden olur. Bireysellik ve toplumsall n içerdi i farkl la man n olu turdu u zorluktan do an dindarl k ölçütleri bu çal mada kat l mc lar taraf ndan belirlenmi ve kat l mc lar n dindarl k ölçütleri ve tan mlar do rultusunda bir dindarl k kavram olu turulmu tur. Ele al nan dindarl k kavram , ilahi bir anlamdan ziyade kültürel aktar m ile ö renilmi olan, emir ve yasaklar n gelenek ve görenek ile sentezlendi i, kültürel olarak in a edilmi olan bir dindarl a tekabül etmektedir. Toplumsal cinsiyet kavram da kültürel olarak in a edilmi tir ve kültürel aktar m ile ya ay lar m z n içerisinde belirleyici bir rol oynamaktad r. Toplumsal cinsiyet kavram nda ele al nan kad nl k ve erkekliklerin toplumsal in as nda bulunan özellikleri, kültürel dindarl k in as nda da her iki cinsiyet için alanlar ve s n rlar olu turmaktad r. Kültürel dindarl k kavram bu çal ma içerisinde kad n dindarl üzerinden ele al nacakt r. Dindarl k kavram hem cinsiyeti etkilemekte hem de cinsiyet kavram ndan etkilenmektedir. Cinsiyetlerin dindarl noktas nda bu ara t rma kad n dindarl üzerinden kendilerini dindar olarak tan mlayan kad nlar n faillikleri ve bu pratikleri deneyimleme biçimleri ele al nm t r

    Disabled Motherhood: Mothers Of Children With Intellectual Disability

    No full text
    Bu ara t rma "Aksaray Özel E itim ve Uygulama Merkezi" ad alt nda zihinsel engelli çocuklara e itim veren bir okulda yap lm t r. Bu okulda aralar nda Down ve Rett sendromlu ile Otistik çocuklar n da oldu u orta ve a r düzeylerde zihinsel engeli olan 56 çocuk e itim almaktad r. Bu okulda çocuklar yla birlikte düzenli olarak okula gelen ve bütün günü okulda geçiren toplam 18 annenin bulundu u tespit edilmi tir. Annelerin hepsi ev han m olup, alt sosyo-ekonomik s n fta yer almaktad rlar. 18 anneden 5'inin çocu u Down sendromlu, 1 çocuk dünyada ender rastlanan bir sendrom olan Rett sendromlu, di erlerinin çocu u ise çe itli seviyelerde zihinsel engellidir. Bu çal mada annelerin her biriyle derinlemesine mülakat tekni iyle ayr ayr görü ülerek zihinsel engelli bir çocu a sahip olmay nas l deneyimledikleri ara t r lm t r. Elde etti imiz bulgulara göre, zihinsel engelli bir çocu a sahip olmak kad nlar n annelik deneyimlerini zorla t ran tek ba na bir neden de ildir. Daha ziyade içinde bulunduklar toplumsal çevrenin onlara yönelik olumsuz tutum ve önyarg lar ndan etkilenmektedirler. Anneler, zihinsel engelli bir çocu a sahip olman n, ilk önce yak n çevresinin (kendi anne-babas ve karde leri ile e inin akrabalar n n) sonra da kom ular n n ve sokaktaki insanlar n, hatta doktorlar n dahi "zor, çekilmez, katlan lmaz" bir durum oldu u yönündeki sözleri, davran lar , etkilenmektedirler. Onlar n zihinsel engelli çocu a olan olumsuz bak lar annenin kendi çocu una olan bak n da olumsuz yönde etkilemektedirThis research was conducted at a school providing education for children with intellectual disability in the name of "Aksaray Special Education and Application Center". This school includes 56 children with intellectual disability, Down and Rett syndrome and Autistic, in moderate and severe levels of its. t has been determined total 18 mothers who come to school with their children regularly and spend the entire day at school. All of mothers is a housewife and they are located in the lower socio-economic class. Children of 5 mothers out of 18 mothers is Down syndrome, one child is Rett syndrome that is rare in the world and children of other mothers is intellectual disability at vorious levels of it. In this study, mothers was invastigated how to experience to have a child with intellectual disability be doing individual interviews with each of the mothers through in-depth interview technique. According to our findings, to have a child with intellectual disability make difficult motherhood experiences of women. But this situation is not only cause of psychological problems of women. Rather, they are affected by negative attitudes and prejudices against them in their social environment. Mothers are affected by negative says, behaviors, gazes, gestures or attitudes of firstly their closer environment towards intellectual disability and then of their neighbors and people on the street and of even doctors. Their negative views affect mother s thinking about own child negativel

    What is Social Model of Disability?

    No full text
    Klasik bilim anlay n n dayand Newton mekani i ile Descartes n Kartezyen felsefesi, bütün bir do a bilimlerinin dayana oldu u gibi sosyal bilimlerin de bilimsel bir nitelik kazanmas için üzerinde temellenmesi gereken iki önemli varsay m olmu tur. Klasik bilim anlay na göre insan, çevresinden ba ms z kendi ba na bir makine olarak görülmü tür. Engellili in t bbi modelinin sosyal model taraf ndan ele tirilen özelliklerinin dayana n burada aramak gerekmektedir. T bbi modelin engellili i, özel, normal olmayan, bireysel bir trajedi olarak de erlendirip engelli birey ve onun ailesine odaklanarak geni toplumsal, ekonomik ve çevresel faktörleri göz ard etmesi sosyal modelin temel ele tiri noktalar olmu tur. Sosyal modele göre, birey ile onun geni toplumsal çevresi aras ndaki etkile imi hesaba katarak engellili i de erlendirmek gerekmektedir. Böylece engelli bireyleri etkileyen sosyal faktörler, engelli sorunlar n n kamusal alanda görünürlük kazanmas , tart lmas ve iyile tirilmesi amac na yönelik olarak politize edilebilir. Bu makalenin amac , t bbi modeli sorunsalla t rarak sosyal bilimlerde sosyal modele göre engelli çal malar yap lmas yönünde fark ndal k yaratmakt r.The classical understanding of science is based on the mechanistic view of Newton and the Cartesian philosophy of Descartes and at the same time, these two significant assumptions should also be basis of social sciences for acquiring a scientific quality. According to the classical conceptualisation of science, the human being has been seen as a machine independent from his/her environment. This idea is required to be looked at for the foundations of the medical model of disability which is criticized over the social model of disability. The social model criticizes the medical model due to the fact that the latter evaluates the disability as a special and/or an abnormal situation, an individual tragedy by focusing on the disabled individual and his/her family but ignoring the broad social, economic and environmental factors. According to the social model, disability should be considered by taking the interaction between the individual and his/her large social milieu into account. Thus, for making visible, discussing, and solving the problems of the disabled in the public sphere, all the social factors could be politicized. The aim of this article is to raise awareness toward social model in social sciences

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
    corecore