1,720,966 research outputs found

    Export tax incentives and application in Turkey

    No full text
    Teşvik, devlet tarafından çeşitli amaçlarla özel ve/veya kamu teşebbüslerine bir karşılık mukabilinde veya karşılıksız olarak yapılan aynî veya nakdî yardımlardır. Ülkeler teşvik politikalarına birçok nedenle başvurabilmektedir. Bunlardan biri de ihracatın arttırılmasıdır. Teorik olarak ihracatın gelişmesi ekonomik kalkınma üzerinde olumlu etkiler yaratarak gelişmeyi uyarır ve milli gelir seviyesini yükseltir. Bu amaca ulaşabilmek için başvurulan ihracat teşvik politikası araçlarından biri de vergi teşvikleridir. İhracata yönelik vergi teşvikleri muafiyet, istisna, indirim, düşük vergi oranı ve vergi ertelemeleri şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Türkiye’de 1980 sonrası ihracata dayalı sanayileşme modeline geçilmesi ile birlikte ihracat teşvikleri özellikle nakdi teşvikler şeklinde uygulanmıştır. Ancak DTÖ’ nün dış ticaret politikaları ve ihracat teşvik mekanizmalarında radikal değişiklikler yapması ile birlikte DTÖ üyesi olan Türkiye’nin ihracat teşvik politikalarının uluslararası taahhütlerimize uygun olarak düzenlenmesi gerekmiştir. Böylece Türkiye’de ihracata yönelik olarak, özellikle bölgesel teşvikler ve vergisel teşvikler önem kazanmıştır. Türk vergi mevzuatında yer alan ve güncel olarak uygulanmakta olan ihracata yönelik başlıca vergi teşvikleri; dahilde işleme rejimi, vergi, resim, harç istisnası, ihracatta götürü gider uygulaması, KDV istisnası ve tecil terkin uygulaması ve ÖTV istisnası’dır. Her müdahalede olduğu gibi teşvikler konusunda da, elde edilen faydalar ile katlanılan maliyet arasındaki fark, müdahalelerin haklılığını ya da haksızlığını oluşturmaktadır. Vergi teşvik uygulamalarının da sürdürülmesini savunabilmek için, amaçların gerçekleştiğinin toplum gözünde kabul edilmesi gerekir. Mevcut teşviklere yönelik en büyük eleştiriler de bu noktada yoğunlaşmakta ve teşviklerin amacından uzaklaştığı düşünülmektedir. Bu nedenle genel vergi reformuna paralel olarak, diğer teşviklerle birlikte ihracata yönelik vergi teşviklerinin tekrar ele alınması gerekmektedir.Incentive is a kind of aid in kind and aid in cash help that made in replay to any action or complimentary to public or privet foundations for various aims from the government. One of these aims is to increase exportation. In theoretical, the development of exportation warns the development and increase the national revenue level by creating positive effects on economic progress. One of the applications of exportation incentive policy means is tax incentive to reach this aim. Directed to exportation incentive can appear in form of exemption, exception, low tax rate and tax holiday. Passing along industrialization model of leaning against exportation after 1980, exportation incentive have applied in form of aid in cash help. But after WTO have made radical changing on exportation incentive and exportation policies, Turkey which is member of WTO, should have changed exportation incentive policy according to these international agreements. Thus in our country especially regional incentive and tax incentive have been important. The tax incentives that be in Turkish as tax regulations and be applied actual are; inward processing regime, exemption from tax, duties and charges, exemption from valued added tax, exemption from expense duty, tax exemptions on free zones. As every interference also about incentive, the difference between getting advantages and bearing cost constitute rightfulness and unfairness of the interference. To defend to continue of tax incentive applications, the aims have been materialized and are accepted by community. Criticisms about existing incentive become dense in this point and it have been thought that incentive not been reach the aim. Because of that along general tax reform, the exportation tax incentive have to be take up again

    Sosyal devlet, istihdam ve gelir vergisi (Türkiye örneği)

    No full text
    Temel bir kurum olarak devlet, toplumdan bağımsız ya da toplumdan soyutlanmış bir kavram değildir. Tam tersine, toplumdan büyük ölçüde etkilenen ve onun iç yapısı ile yakından ilişkili bir kavramdır. En kısa tanımıyla devlet, bir toplumu oluşturan çeşitli toplumsal ve ekonomik güçlerin arasındaki çıkar dengesinin ya da dengesizliğinin, o toplumun temel organizasyonunda biçimlenmesidir. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, bir devleti oluşturan bütün kurum ve mekanizmalar, o devletin egemen olduğu toplumdaki sosyal ve ekonomik güçlerin karşılıklı etkileşimleriyle biçimlenir. Gerçekten de, Batı Avrupa'ya baktığımızda, devlet biçimindeki değişmelerin, toplumdaki değişmelere paralel olarak ortaya çıktığını görmekteyiz. Önceleri var olan derebeylik sisteminin zayıflaması ve ortadan kalkmasıyla birlikte, "polis devleti"' denilen imparatorluklar ortaya çıkmıştır. Ticaret ve sanayinin gelişmesiyle birlikte, polis devleti de "hukuk devletine" dönüşmüştür. Gelişen sermaye sınıfı, serbest ticaret ve sanayi etkinlikleri için gerekli olan hukuksal önlemleri, anayasacılık faaliyetleri sonucunda gerçekleştirmiş ve böylelikle mutlak hükümdarın yetkilerini anayasalar ve meşruti meclisler yoluyla kısıtlayabilmiştir. Hukuk devleti kavramı, bir süre sonra, kuşkusuz demokrasi kavramıyla birlikte anılmaya başlamıştır. Batı Avrupa ülkelerinde, hukuk devleti de, bu toplumlarda gelişen ve yönetime ağırlıklarını koyan çeşitli sınıf ve grupların etkileriyle “sosyal devlete” dönüşmüştür. Bu ülkelerde, endüstri devriminden sonra bağımsız bir işçi sınıfının ortaya çıkışı, genel oy ve sendikal kazanımlar gibi haklar elde etmeleri; kısacası, çalışanların toplumsal, siyasal ve ekonomik yönlerden önemli birer güç haline gelmeleri, devletin yapısında ve niteliğinde de önemli dönüşümlere yol açmıştır. Kendisini sosyal dengeleri sağlamakla, sosyal politika uygulamakla yükümlü sayan bu yeni devlet türünün adı, "sosyal devlet", “refah devleti” ya da “sosyal refah devleti”'dir. Devleti niteleyen tüm bu kavramlar, devletin bir sınıf ya da bir grup adına değil, toplumdaki özellikle devlet yardımına muhtaç kesimlerin yararına, halkın refahı için denetim yapmakla yükümlü bulunan bir devlet anlayışını ifade etmektedir. Toplumdaki sosyo-ekonomik güçlerin karşılıklı etkileşimleriyle, toplumun temel organizasyonunun yani devletin biçimlenme sürecinde bütün kurum ve mekanizmalar da yeni oluşumlara uğramaktadır. Örneğin polis devletinin temel kurumlarıyla, hukuk devletinin ya da sosyal devletin temel kurumları birbirinden farklılaşmaktadır. Bu bakımdan, devleti oluşturan temel bir kurum olarak kamu maliyesine ilişkin görüş ve yaklaşımlarda da devletin niteliğindeki değişmelere paralel değişmelerin olması beklenen bir durumdur. Çünkü sosyal devletin kamu maliyesi, milli gelir dağılımını, üretim araçlarını ve sermayeyi elinde bulunduran sınıfı ve grupların dışında kalan gruplar lehine etkilemek gibi temel bir görevi üstlenen, sosyal dengeyi kurma ve sosyal adaleti gerçekleştirmekle yükümlü bulunan bir devlet türünün maliyesi olmak durumundadır. Aynı şekilde, sosyal devletin ekonomi politikaları da, sosyal devletin gerekleriyle uyumlu ve onun amaçlarına ulaşmasında bir araç olmak durumundadır. Bütün bu koşullar, sosyal devletin ekonomik ya da mali tabanının ne olması gerektiği tartışmalarını gündeme getirmektedir. Bir başka deyişle, sosyal devlet sistemini benimseyen toplumlarda, yürürlükteki ekonomi ve uygulanan maliye politikalarının sosyal devletin tabanını oluşturup oluşturmadığı tartışmaları -giderek- yoğunluk kazanmaktadır. Sosyal devletin gerçek yaşama geçebilmesi ve halkın refahı yararına denetim yapabilmesi için, bunların sadece anayasa ve yasalarda yer alması yeterli olmayıp, sosyal devletin ekonomik ve mali tabanını dokulayan tüm kurum ve mekanizmaların da, sosyal devletin tabanını oluşturacak bir yapı ve niteliğe kavuşturulması kaçınılmazdır. İşte bu çalışmanın amacı, Türkiye'de uygulanan gelir vergisi sisteminin Anayasada öngörülen sosyal devletin gereklerini ne ölçüde karşılayabildiğini ya da bu gerekleri sağlamada ne ölçüde etkinlik gösteren bir araç olduğunu saptamaktır. Bu çalışmamızda, Türk Gelir Vergisi sisteminin sosyal devletin mali tabanını oluşturmadaki etkinliği değerlendirilirken, bu değerlendirme bir ara değişken vasıtasıyla yapılmaktadır. Bu ara değişken sosyal devletin sosyal olma niteliğini belirleyen en önemli faktörlerden birisi olan istihdam sağlama yükümlülüğüdür. Gerçekten de, eskiden olduğu gibi günümüzde de çalışma hakkı, yaşama hakkının bir uzantısı gibi görülmekte ve toplumda yaşayan herkese istihdam sağlama yükümlülüğü sosyal devlet sisteminin en başta gelen görevi sayılmaktadır. Ekonomideki tüm kaynakların özellikle de insangücünün tam çalıştırılmasının sağlanmasına yönelik politikalar, ekonomik ve sosyal refahın ön koşulunu ve güvencesini oluşturmaktadır. İşte bu çalışmamızda da, Türkiye'de izlenen gelir vergisi politikasının sosyal devlet anlayışının gerektirdiği işsizlikle mücadelede ne ölçüde etkili ve başarılı olduğu değerlendirilmektedir. Başka bir anlatımla sosyal devletin işsizlikle mücadele hedefine ulaşmasında gelir vergisi politikasının etkinliği irdelenmektedir. Yani, sadece tanı istihdamı gerçekleştirme değişkeni açısından, Türk Gelir Vergisi sisteminin, sosyal devletin mali tabanını oluşturup oluşturmadığı sorgulanmaktadır. Üç ana bölümden ibaret araştırmamızın birinci bölümünde, çalışmanın teorik çerçevesi çizilmekte ve sosyal devlet-maliye politikası ilişkileri incelenmektedir. Yani, sosyal devletin mali tabanını (alt yapısını) oluşturacak vergi sisteminin özellikleri vurgulanmakta; ayrıca, sosyal devlet sisteminde, korumanın mali araçlarına değinilmektedir. Keza bu bölümde, Türkiye'de hedeflenen sosyal devlet sisteminin niteliği saptanmakta ve sosyal devletin gerektirdiği maliye politikasının temel ilkelerinin neler olması gerektiği ve sosyal devletin vergisel tabanı saptanmaya çalışılmaktadır. Birinci bölümde ayrıca, devletin küçültülmesi ve mali anayasa oluşturulması konusundaki tartışmalara, kısmen de olsa, yer verilmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise; sosyal devletin vergisel tabanını değerlendirmede bir ara değişken olarak aldığımız ve etkilerini saptamaya çalıştığımız istihdam sağlama (işsizlikle mücadele) konusunun çeşitli boyutları incelenmektedir. Bu bölümde, işsizliğin tanımı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde işsizlik türleri, işsizliği önlemede sosyal devlete düşen yükümlülükler ve alınması gereken önlemler test edilmekte; Türkiye'deki işsizliğin niteliği, kentleşmeyle bağlantıları ve boyutları irdelenmektedir. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümündeyse: Türk Gelir Vergisi sisteminin, Anayasamızda yer alan sosyal devlet sisteminin gereklerine istihdam sağlama değişkeni açısından ne ölçüde uyduğu, çeşitli yörelerden değerlendirmeye alınmaktadır. Kuşkusuz bu değerlendirmeler yapılırken, son gelişmeleri sergilemeye özen gösterilmiş ve bu bakımdan 1990 ve izleyen yılları kapsayan en son istatistiki veriler kullanılmıştır. Değerlendirmemizde genellikle 1996 yılı rakamlarının en son yıl olarak alınması mevcut kesinleşmiş rakamların bu yıla ait olmasından kaynaklanmaktadır. 1990 sonrasının. Türkiye'de finans kesimi ve onun uzantısı rantçı kesimin aşırı ölçüde desteklendiği, reel kesimin ihmal edildiği, işsizliği önlemeye yönelik üretken yatırımların düştüğü ve sosyal devleti niteleyecek uygulamalardan süratle uzaklaşıldığı bir dönemi içermesi, değerlendirmelerimizi bu döneme ilişkin istatistiksel verilere dayandırmamızda rol oynamıştır. Sonuç bölümünde, çalışmamızın bu aşamasına kadar sağlanmış bulguların genel bir değerlendirilmesi yapılmakta, ulaşılan sonuçlara göre birtakım öneriler getirilmektedir

    Theoretical approach on the economic effects of the progressive income tax and the situation in Turkey

    No full text
    Tezimiz iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde objektif ve sübjektif vergilerin nitelikleri, sübjektif verileme araçları vs bu araçlardan en önemlisini oluşturan artan oranlılık teorik düzeyde ele alınmaktadır. Bu bölümde artan oranlılığın kuramsal dayanakları, uygulama şekilleri ve uygulama alanları üzerinde durularak, tezin teorik çerçevesi çizilmektedir. Tezimizin ikinci bölümünde ise, Türkiye'de artan oranlı gelir vergisinin genel görünümü İncelenmekte ve 1980 sonrasındaki değişiklikler tartışılmaktadır. Bu bölümde Türkiye’deki artan oranlı gelir vergisinin ekonomik etkileri araştırılırken, tasarruflar, yatırımlar, ekonomik büyüme ve istikrar, işgücünün akışkanlığı gibi temel makro ekonomik değişkenler ele alınmakta ve sözkonusu vergilerin bu alanlardaki ekonomik etkileri araştırıl¬maktadır. Bu bölümde ayrıca artan oranlı gelir vergininin, toplumsal ekonomik, bir olgu olan gelir dağılımı üzerindeki etkileri de ayrıntılı biçimde İncelenmekte ve geliri yeniden dağıtıcı (ikincil gelir dağılımı) fonksiyonu araştırılmaktadır

    Theoretical approach on the economic effects of the progressive income tax and the situation in Turkey

    No full text
    Tezimiz iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde objektif ve sübjektif vergilerin nitelikleri, sübjektif verileme araçları vs bu araçlardan en önemlisini oluşturan artan oranlılık teorik düzeyde ele alınmaktadır. Bu bölümde artan oranlılığın kuramsal dayanakları, uygulama şekilleri ve uygulama alanları üzerinde durularak, tezin teorik çerçevesi çizilmektedir. Tezimizin ikinci bölümünde ise, Türkiye'de artan oranlı gelir vergisinin genel görünümü İncelenmekte ve 1980 sonrasındaki değişiklikler tartışılmaktadır. Bu bölümde Türkiye’deki artan oranlı gelir vergisinin ekonomik etkileri araştırılırken, tasarruflar, yatırımlar, ekonomik büyüme ve istikrar, işgücünün akışkanlığı gibi temel makro ekonomik değişkenler ele alınmakta ve sözkonusu vergilerin bu alanlardaki ekonomik etkileri araştırıl¬maktadır. Bu bölümde ayrıca artan oranlı gelir vergininin, toplumsal ekonomik, bir olgu olan gelir dağılımı üzerindeki etkileri de ayrıntılı biçimde İncelenmekte ve geliri yeniden dağıtıcı (ikincil gelir dağılımı) fonksiyonu araştırılmaktadır

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed

    Variations on the Author

    Full text link
    “Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship

    Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis

    Full text link
    We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis

    Dispelling the Myths Behind First-author Citation Counts

    Full text link
    We conducted a full-scale evaluative citation analysis study of scholars in the XML research field to explore just how different from each other author rankings resulting from different citation counting methods actually are, and to demonstrate the capability of emerging data and tools on the Web in supporting more realistic citation counting methods. Our results contest some common arguments for the continued use of first-author citation counts in the evaluation of scholars, such as high correlations between author rankings by first-author citation counts and other citation counting methods, and high costs of using more realistic citation counting methods that are not well-supported by the ISI databases. It is argued that increasingly available digital full text research papers make it possible for citation analysis studies to go beyond what the ISI databases have directly supported and to employ more sophisticated methods
    corecore