1,720,965 research outputs found
Neşe Harbalioğlu (Ed.), Raile Abdulvahit Kaşgarlı (Yayıma Haz.), Çağdaş Uygur Edebiyatı Tarihi, Ankara: Gazi Kitabevi, 2017, 347 s.
Kitap Tanıtımı/Book Revie
Çağatayca Yazılmış Yusuf Beg-Ahmed Beg Destanı’nda Köroğlu
Türk boyları arasında destancılık geleneği ve destan metinlerinin zenginliği açısından dikkat çeken Uygur Türkleri, bu köklü geleneği sözlü ve yazılı olarak yüzyıllardır devam ettirmektedir. Son yıllarda sözlü destancılık geleneği siyasi baskılar ve sosyal yaşamdaki değişime bağlı olarak zayıflamıştır. Diğer yandan Çağatay Türkçesiyle yazıya geçirilen ve misyoner, seyyah ya da araştırıcılar tarafından dünyanın farklı ülkelerdeki kütüphanelere götürülen destan metinlerinin de henüz yeterince incelenmediği aşikârdır. Bu noktada özellikle İsveç’te bulunan Gunnar Jarring Koleksiyonu başta olmak üzere Almanya, Rusya, Japonya ve Çin’deki çeşitli kütüphanelerde ve şahısların elinde bulunan destan metinlerinin tespiti, temini ve incelenmesi Türkoloji çalışmaları açısından büyük önem taşımaktadır. Lund Üniversitesi Gunnar Jarring Koleksiyonu’nda bulunan ve Prov. 280 numara ile kayıtlı olan Yusuf Beg-Ahmed Beg Destanı, başta Uygurlar olmak üzere farklı Türk boyları arasında anlatılan önemli destanlardan biridir. Nüsha, Yarkent’te Gunnar Jarring tarafından bulunmuş, 1982 yılında Gunnar Jarring tarafından Lund Üniversitesi kütüphanesine bağışlanmıştır. Mevcut nüsha, üzerinde çalışma yapılan nüshalara göre daha hacimli ve farklı bir anlatıma sahiptir. Ayrıca destanın şahıs kadrosunda Köroğlu’nun bulunması dikkat çekicidir. Günümüze kadar yapılan çalışmalarda Yusuf Beg-Ahmed Beg Destanı Köroğlu’nun “devamı” olarak nitelendirilmiştir. Destanın diğer nüshalarında Köroğlu’nun ölmüş olduğu ve Köroğlu’na göndermeler yapıldığı ifade edilmiştir. Söz konusu nüsha ise Köroğlu’nun hayatta olması ve destanın şahıs kadrosunda aktif yer alması bakımından önem arz etmektedir.
Çalışmada, Yusuf Beg-Ahmed Beg Destanı’ndan kısaca bahsedilmiş, Köroğlu’nun destandaki kimliği ve olaylara etkisi üzerinde durulmuştur
ÇAĞATAYCA YAZILMIŞ YUSUF BEG-AHMED BEG DESTANI’NDA KÖROĞLU
Türk boyları arasında destancılık geleneği ve destan
metinlerinin zenginliği açısından dikkat çeken Uygur Türkleri, bu köklü
geleneği sözlü ve yazılı olarak yüzyıllardır devam ettirmektedir. Son yıllarda
sözlü destancılık geleneği siyasi baskılar ve sosyal yaşamdaki değişime bağlı
olarak zayıflamıştır. Diğer yandan Çağatay Türkçesiyle yazıya geçirilen ve
misyoner, seyyah ya da araştırıcılar tarafından dünyanın farklı kütüphanelerine
götürülen destan metinlerinin de henüz yeterince incelenmediği aşikârdır. Bu
noktada özellikle İsveç’te bulunan Gunnar Jarring Koleksiyonu başta olmak üzere
Almanya, Rusya, Japonya ve Çin’de çeşitli kütüphane ve şahısların elinde
bulunan destan metinlerinin tespiti, temini ve incelenmesi Türkoloji
çalışmaları açısından büyük önem taşımaktadır.
Lund Üniversitesi Gunnar Jarring Koleksiyonu’nda
bulunan ve Prov. 280 numara ile kayıtlı olan Yusuf Beg-Ahmed Beg Destanı, başta
Uygurlar olmak üzere farklı Türk boyları arasında anlatılan önemli destanlardan
biridir. Söz konusu nüsha, Yarkent’te Gunnar Jarring tarafından bulunmuş olup,
1982 yılında Lund Üniversite’si kütüphanesine bağışlanmıştır. Mevcut nüsha,
üzerinde çalışma yapılan nüshalara göre daha hacimli ve farklı bir anlatıma
sahiptir. Ayrıca destanın şahıs kadrosunda Köroğlu’nun bulunması dikkat
çekicidir. Günümüze kadar yapılan çalışmalarda Yusuf Beg-Ahmed Beg Destanı
Köroğlu’nun “devamı” olarak nitelendirilmiş, destan metni içinde Köroğlu’nun
ölmüş olduğu ve Köroğlu’na göndermeler yapıldığı ifade edilmiştir. Söz konusu
nüsha, Köroğlu’nun yaşaması ve destanın şahıs kadrosunda aktif yer alması
bakımından önem arz eder.
Çalışmada, Yusuf Beg-Ahmed Beg Destanı’ndan kısaca
bahsedilmiş, Köroğlu’nun destandaki kimliği ve olaylara etkisi üzerinde
durulmuştur
Divânü Lugâti’t-Türk ve Uygur Türklerinde Çocuk Oyunları
Oyunlar,
geçmişten günümüze eğlence kültürü içinde önemli bir yeri olan, hem çocuklar
hem de yetişkinlerin eğlenmelerini ve hoş vakit geçirmelerini sağlayan unsurlar
arasındadır. Çocuk oyunları eğlenmenin yanında, çocukların ödül ve cezayı,
iletişim kurmayı, birlik ve beraberliği öğrenmesi bakımından da önemli
işlevlere sahiptir. Bu nedenle çocuklar, oyunlarla birlikte hayata dair bazı
olguları da öğrenmiş olurlar. Ayrıca oyunlar, geçmişin izlerini günümüze
aktarması bakımından da önem arz eder.
Köklü
bir birikime sahip olan Türk kültürü, geçmişten günümüze süre gelen ve Türk
dünyasında ortaklık teşkil eden çocuk oyunlarına sahiptir. Günümüz Türk
dünyasının farklı coğrafyalarında oynanan oyunların büyük bir kısmını 11.
yüzyılda kaleme alınan Divânü Lugâti’t-Türk’te bulabilmekteyiz.
Bu durum, Türk çocuk oyunlarında yüzyıllardır sürekliliğin olduğunu ve kültürel
aktarımın başarıyla gerçekleştiğini göstermektedir.
Çalışmada,
ilk olarak Divânü Lugâti’t-Türk’te yer alan oyun,
oyuncak ve çocuk oyunları ile ilgili kavram ve bilgiler değerlendirilmiştir.
Ardından Uygur çocuk oyunlarından Divânü
Lugâti’t-Türk’te yer alanlar tespit edilmiş ve bunlar mukayeseli olarak
incelenmiştir. Sonuçta 11. yüzyılda oynanan çocuk oyunlarının bir kısmının 21.
yüzyılda Uygur çocukları tarafından oynanmaya devam ettiği görülmüştür
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Çağatay Türkçesiyle yazılan ve geleneksel meslekleri konu alan risaleler üzerine
Yerleşik hayata geçen ilk Türk toplumu olan Uygur Türkleri, yerleşik hayat
ve bölgede kurulan düzen neticesinde edebiyat, sanat, tababet, geleneksel meslekler
vb. alanlarda gelişme göstermiştir. İpek Yolu gibi önemli ticaret yolunun Uygur
Türklerinin yaşadığı bölgeyi kapsaması ve çeşitli ülkelerle etkileşim hâlinde olunması
nedeniyle kültür aktarımında önemli bir role sahip olmuştur. Kültür aktarımında farkı
ülkeler, coğrafyalar arasındaki etkileşimin yanı sıra “dil” de önemli bir yere sahiptir.
13. yüzyılda Moğol baskısı dolayısıyla farklı bölgelere kitlesel göçler yaşanmış,
bu açıdan 13. yüzyıl kitlesel göçler ile Türk kültürünün yanı sıra Türk dilinin de geniş
coğrafyalara yayıldığı bir yüzyıl olmuş hatta bu göçler sonucunda Türk dili yeni
dillerin meydana gelmesinde etkili olmuştur. Yine bu süreçte Doğu Türkçesi olarak da
bilinen “Çağatay Türkçesi” şekillenmeye başlamış, 15. ve 20. yüzyıllar arasında ise
Orta Asya’daki Türk topluluklarının ortak yazı dili olmuştur. Uygur Türkleri de 13.
yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar olan süreçte Çağatay Türkçesiyle divan,
mesnevi, tezkire ve risale gibi türlerde çok sayıda eser vermiştir.
Bu eserler arasında geleneksel meslekleri konu alan ve “risale” olarak anılan birçok
fütüvvetnâme kaleme alınmıştır. Daha çok Kaşgar, Hoten, Yarkent, Kumul ve Turfan
gibi şehirlerde kaleme alınan bu eserler, 19. ve 20. yüzyıllarda Doğu Türkistan’a giden
araştırmacı, seyyah ve misyonerler tarafından toplanarak çeşitli ülkelere götürülmüştür.
Prof. Dr. Adem Öger yürütücülüğünde gerçekleştirilen “Çağatay Türkçesiyle
Yazılan ve Geleneksel Meslekleri Konu Alan Risalelerin Araştırılması, İncelenmesi
ve Yayımlanması” başlığını taşıyan proje kapsamında da İsveç Lund Üniversitesi Jarring Koleksiyonu, St. Petersburg’da bulunan Rusya Bilimler Akademisi Doğu Bilimi Enstitüsü Kütüphanesi, Çin Milletler Üniversitesi Uygur Dili ve Edebiyatı Bölümü, Minzu Üniversitesi’nden orijinal metinleri temin edilen sekiz eser yayımlanmıştır
Zulhayat Ötkür, Seyyahlar İzinden, İstanbul Uygur Araştırma Enstitüsü, 2021. 733 s.
9. yüzyılda Sanayi İnkılabı ile birlikte Türkistan’a olan merak artmış; İsveçli, Rus, Alman, Japon, İtalyan, İngiliz vb. birçok araştırmacı, seyyah, haritacı, arkeolog, antropolog, misyoner, casus Doğu Türkistan başta olmak üzere Türk Dünyası’nda faaliyetlerini arttırmıştır. Zulhayat Ötkür tarafından Uygurca olarak kaleme alınan “Seyyahlar İzinden” adlı eser, 19. ve 20. yüzyıllarda İsveçli seyyah ve misyonerlerin Doğu Türkistan’da
gerçekleştirdikleri saha çalışmalarını ve bölgedeki faaliyetlerini konu almaktadır
Uygurların Somut Olmayan Kültürel Mirası: Kazakistan Örneği Projesi ve Çıktıları Üzerine
1972 yılında, kültürel somut yapıları ve doğal çevreyi korumayı amaçlayan Dünya Kültürel
ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi’nin kabul edilmesi ile birlikte (Türkiye 1983
yılında taraf olmuştur), yapılan çalışmalardan hareketle geçmişten günümüze aktarılan
ancak çeşitli etkenler sebebiyle değişime uğrayan, “dille aktarılan, kuşaktan kuşağa usta
çırak ilişkisi içinde ve okul dışı koşullarda yani geleneksel ortamlarda görerek öğrenilen”
(Oğuz, 2009: 53, 54) yaşayan miras ya da somut olmayan kültürel mirasın da korunması
gerektiği fark edilmiştir. Böylelikle “Somut olmayan kültürel miras” teriminin, “somut
kültürel miras” çalışmalarının doğal bir sonucu olarak UNESCO’nun “kültür varlıklarının
korunması” için yürüttüğü programlar sırasında (Oğuz 2009: 53) doğduğunu söylemek
mümkündür. Bu amaçla, “bir toplumun kendi kültürel kimliğinin bir parçası olarak gördüğü
ve kuşaktan kuşağa aktarmak suretiyle günümüze kadar getirdiği somut olmayan kültürel
miraslarını korumasına ve gelecek kuşaklara aktarmasına katkı sağlayacak yol, yöntem ve
imkânları” (Oğuz, 2009: 8) tanımlayan Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması
Sözleşmesi, 17 Ekim 2003 32. Genel Konferansında UNESCO tarafından kabul edilmiştir.
Türkiye ise bu sözleşmeye 27 Mart 2006 yılında taraf olmuştur (URL-1). Türkiye’de bu
bağlamda halkbilimi, turizm gibi bölümlerde dersler verilmekte, yüksek lisans ve doktora
programları açılmakta, bunun yanı sıra belirli bölgelerin SOKÜM ürünlerine yer veren
çalışmalar yapılmaktadır. Bu konudaki bazı çalışmalar ülkemiz sınırlarını da aşmış olup
Türk dünyasının farklı coğrafya ve boylarına uzanmıştır. Bu çalışmalardan biri “Uygurların
Somut Olmayan Kültürel Mirası: Kazakistan Örneği” adlı projedir. Söz konusu çalışma,
genelde Türk dünyası, özelde Uygur Türkleri üzerine yapılan ilk çalışma olması bakımından dikkate değerdir
- …
