1,721,026 research outputs found
Functionality and public awareness of waste drop-off centres in the context of waste recycling: The case of Ankara
Sanayileşme, teknoloji, nüfus artışı plansız kentleşme, kapitalist üretim tarzı ve neoliberal politikalar sonucunda küreselleşen tüketim toplumu ile birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de katı atık miktar ve çeşitlilik bakımından artmaya devem etmektedir. Oluşan atıkların bertaraf edilmesi için başvurulan depolama ve yakma gibi yöntemler, beraberinde hava, su ve toprak kirliliğine yol açmaktadır. Bu bakımdan, geri dönüştürülebilir atıkların depolama sahalarına gitmesini önlemenin yanında, bu tür atıkların kaynağında ayrı toplanıp üretim sürecine dâhil edilerek hammadde ve enerji kullanımının azaltılmasının sağlanması büyük önem arz etmektedir. Türkiye'de bu yöndeki bütün çabalara rağmen, geri dönüşüm oranı istenilen seviyede değildir. Ankara'da geri dönüşüm oranı %57 olmasına karşın, Türkiye genelinde bu oran %13 gibi oldukça düşüktür. Öte yandan, yasal olarak atık getirme merkezi kurmaları gereken ilçe belediyeleri, AVM'ler, üniversiteler, OSB'ler ve marketler yükümlülüklerini yerine getirmekten oldukça uzaktırlar. Örneğin, 124 mahallesi olan Çankaya Belediyesi'nin kurduğu taşınabilir atık getirme merkezi sayısı 9 iken, benzer şekilde 51 mahalleye sahip Keçiören Belediyesi sadece 8 adet taşınabilir AGM kurmuştur. Atık getirme merkezleri konusunda halkın farkındalığına ilişkin araştırma sonucuna göre, Ankara'da halkın geri dönüşüm konusunda bilinçli olduğu ve bu tür atıkları evlerinde ayrı biriktirip geri dönüşüm kutularına götürmek istediği anlaşılmaktadır. Ancak, yakınlarında atık getirme merkezleri bulunmadığından geri dönüştürülebilir atıkları evlerinde karışık olarak biriktirmektedirler. Öte yandan, belediye, market ve AVM'lerden AGM kurmaları konusunda yeterince talepte bulunmadıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Atık, Geri Dönüşüm, Ankara'da Atık Getirme Merkezleri, Geri Dönüşümde Halkın FarkındalığıAs a result of industrialisation, technology, population growth, unplanned urbanisation, capitalist production pattern and neoliberal policies, and together with globalized consumer society solid waste has been increasing in both quantitatively and qualitatively not only in the world but also in Turkey. Methods such as landfilling and incineration used to dispose of wastes generated lead to pollution in air, water and soil. In this regard, besides preventing the recyclable wastes sending to the landfilling sites, it has a great importance to reduce the use of raw materials and energy by collecting these types of wastes separately at the source and incorporating them into the production process. Despite all efforts in Turkey, the recycling rate is not at the desired level. Although the recycling rate in Ankara is 57%, it is quite low as 13% in Turkey. On the other hand, district municipalities, shopping malls, universities, organized industrial zones and markets which are legally required to establish waste drop-off centres, are quite far away from meeting their requirements. For example, while the number of mobile waste drop-off centres established by Çankaya Municipality which has 124 neighbourhoods was 9, the Municipality of Keçiören which has 51 neighbourhoods, similarly established only 8 mobile waste drop-off centres. According to the result of the survey of the public awareness of the waste drop-off centres, it is understood that the people in Ankara are aware of recycling and want to collect these types of wastes separately at their homes and take them to the recycling bins. However, since there are no waste drop-off centers close to them, they collect recyclable wastes in a mixed way at their homes. On the other hand, it appears that they do not make enough demands from municipalities, groceries and shopping malls to establish waste drop-off centers. Key Words: Waste, Recycling, Waste Drop-off Centres in Ankara, Public Awareness in Recyclin
Biyoetik çerçevesinde vegan ve vejetaryenlik
Vegan ve vejetaryenlik, bir yaşam tarzı ve bir hayat felsefesi olmasının yanı sıra biyoetik bir yaklaşımdır. İnsanların vegan/vejetaryenliği tercih nedenleri birden fazla olabilmektedir. Bu nedenleri hayvan hakları, etik, canlı yaşamına saygı, ekoloji, feminizm ve sağlık şeklinde geniş bir yelpazede ele almak mümkündür. Bu araştırmada tarihsel gelişimi, çeşitleri ile sağlık, kültürel, feminizm, ekolojik, hayvan hakları ve biyoetik yönleriyle vegan/vejetaryenlik ele alınmıştır. Bunun için “Amaçlı Örnekleme Yöntemleri”nden “Kartopu veya Zincir Örnekleme Yöntemi” ile nitel bir araştırma yapılmış ve Ankara’daki 18 yaşından büyük ve en az iki ay vegan/vejetaryen olan kişilerle görüşmeler yapılmıştır. Araştırma öncesinde 5 kişi ile bir ön görüşme yapılmış ve ön uygulama sonrasında görüşme formunda bir düzenlemeye gidilmemiştir. Görüşmeler, 20 Haziran - 24 Ekim 2015 tarihleri arasında her birey yüz yüze yapılmıştır. Kişilerden izin alınarak görüşmeler ses kayıt cihazı ile kayıt edilmiştir. Ses kaydına izin vermeyen kişilerin (3 kişi) görüşmeleri araştırmacı tarafından sadece not edilmiştir. Görüşmeler ortalama 14 dakika sürmüş ve görüşülen kişi sayısı 40’dır. Araştırmada elde edilen veriler nitel çalışmaya uygun olarak değerlendirilmiştir. Açık uçlu sorulardan elde edilen verilerin içerik analizi kodlanarak yapılmıştır. Konu veriler doğrultusunda tartışılmış ve sonuca göre önerilerde bulunulmuştur.AbstractVegan and vegetarianism is a bioethics approach as well as being a lifestyle and a philosophy of life. The reasons why people choose to be a vegan/vegetarian may be more than one. It’s possible to discuss these reasons in a wide range as animal rights, ethics, and respect to living things, ecology, feminism and health. In this study, vegan/vegetarianism is discussed in detail in terms of health, culture, feminism, ecology, animal rights and bioethics with its historical development and varieties. For this study, a qualitative research is done with “Snowball or Chain Sampling Method” and interviewed the people who are older than 18 and been a vegan/vegetarian for at least two months. A pre-interview was arranged with 5 people before the research and no arrangements were made in the interview form after the pre-application. Interviews were made face-to-face with each participant from June 20 until the October 24, 2015. The voice of the participants was recorded by their permission. The interview of the participants who didn’t want to be recorded (3 people) was only written down by the researcher. The interview took approximately 14 minutes and 40 people were interviewed. The data gained in the study is evaluated in accordance with the qualitative study. The data gained from the open–ended questions were written by coding the content analysis of the data. The topic was discussed according to the data and suggestions were given as a result of them
Identity in guards, representation and belonging
Tarihsel ve güncel olaylardan göz önünde bulundurularak yapılan çalışmada çoğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunan; 31 ilde güvenlik unsurlarının kırsaldaki bazı kolluk görevlerine yönelik işe alınan ve bir topluluk olarak nitelendirebileceğimiz köy korucularının kimlik inşası kendi anlatımlarıyla betimlenmeye çalışılmıştır. Yaklaşık 40 yıllık süreçte aileleriyle birlikte ortalama bir milyonluk nüfusa sahip korucuların sosyal-kültürel yaşamlarının bir fotoğrafının çekilmesi için kartopu tekniği ile ulaşılan korucularla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin son döneminde kurulan Hamidiye Alayları ile benzerlikleri, koruculuk sisteminin kurulduğu 1980'li yıllardan günümüze kadar terörle mücadeleye paralel gelişen yasal ve siyasi süreç irdelenmiştir. Korucu Konfederasyonunun 2012 yılından itibaren çıkardığı Korucu Dergisinin içerik analizi yapılmıştır. Çalışmada ana sorunsalın karşılığı olarak nitel araştırma yöntemi kıstaslarıyla; Korucu kimliğinin bileşenleri, korucuların temsiliyetleri, sembolleri, milliyetçilik ögeleri, aile ve sosyal yaşamları, mesleklerine bakış açıları ve manevi değerleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.Considering the historical and current events, most of them are located in the Eastern and Southeastern Anatolia regions; The identity construction of the village guards, who are recruited for some law enforcement duties in the rural areas of 31 cities and which we can define as a community, has been tried to be described with their own expressions. In-depth interviews were conducted with the village guards, reached by snowball technique, in order to take a picture of the social-cultural life of the village guards, who have an average population of one million, with their families over a period of nearly 40 years. In addition, the similarities with the Hamidiye Regiments, which were established in the last period of the Ottoman Empire, and the legal and political process that developed in parallel with the fight against terrorism from the 1980s when the village guard system was established to the present were examined. The content analysis of the Korucu Magazine, which has been published by the Confederation of Village Guards since 2012, was made. In the thesis, with the criteria of qualitative research method as the main problematic answer; The components of the identity of the village guards, the representations of the guards, their symbols, elements of nationalism, their family and social lives, their perspectives on their profession and their spiritual values were tried to be revealed
Digital awareness and digital addiction in parents: The mediatory role of parental attitude
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Hizmet Ana Bilim DalıBu araştırmada, anne-babaların dijital ebeveyn farkındalık ve dijital bağımlılık düzeylerini ortaya koymak ve bu bağlamda ebeveyn tutumunun aracı rolünün olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel yaklaşım benimsenmiş olup ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Dijital ebeveyn farkındalığı ile dijital bağımlılık arasındaki ilişkide ebeveyn tutumunun aracı rolünü araştırmak için aracı etki modelinden yararlanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Sivas ilinde ikamet eden, ilköğretim düzeyinde öğrencisi olan 676 ebeveyn oluşturmaktadır. Bu ebeveynlerin 606'sının anne, 70'inin baba olduğu görülmektedir. Anne ve baba sayısı arasındaki orantısız dağılımdan ötürü anne ve baba grupları arasında ayrım gözetmeksizin analizler gerçekleştirilmiştir. Ebeveynlere araştırma kapsamında "Dijital Ebeveyn Farkındalık Ölçeği, Dijital Bağımlılık Ölçeği, Ebeveyn Tutumları Ölçeği ve demografik bilgi formu" uygulanmıştır. Ebeveynlere uygulanan ölçekler neticesinde elde edilen veriler SPSS 25.0 programında ve Process Macro 3.5. uzantısında analiz edilmiştir. Verilerin betimsel analizleri için değişkenlerin ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, minimum ve maksimum değerleri hesaplanmıştır. Çıkarımsal analizler kapsamında ise bağımsız örneklem t-testi, korelasyon analizi, varyans analizi ve aracılık analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ebeveynlerin dijital farkındalık düzeyi ile dijital bağımlılık düzeyi arasında anlamlı ilişkilerin olduğu ve ebeveyn tutumunun aracı rolünün olduğu görülmektedir. Ayrıca ebeveynlerin dijital ebeveyn farkındalık düzeyleri ile yaşları ve dijital araçlarla geçirdikleri süreler arasında da anlamlı ilişkinin olduğu görülmektedir. Eğitim düzeylerine göre dijital ebeveyn farkındalığı değişkeni açısından anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar ilgili literatür ve kuramsal çerçeve ışığında tartışılmıştır. Araştırmanın sonunda araştırmacılara ve ileride yapılacak olan çalışmalara ışık tutacağına inanarak birtakım önerilerde bulunulmuştur.This research aims to reveal parents' digital parenting and digital partnership levels and to examine whether parental relationships have a mediating role in these relationships. A quantitative approach was adopted in the research and a relational screening model was used. In addition, the mediating effect model was used to investigate the mediating role of parental relationships in the relationship between digital parental care and digital relationships. The research includes 676 parents who are primary school graduates and reside in Sivas, where their relatives are. It is seen that 606 of these registered children have mothers and 70 have fathers. Due to the disproportionate distribution between the number of mothers and fathers, analyzes were carried out without discrimination between mother and father intervals. Within the scope of the research, 'Digital Parent Awareness Scale, Digital Addiction Scale and Parental Attitudes Scale' were carried out. The data obtained as a result of the scales applied to the ratios were analyzed using SPSS 25.0 programs and Process Macro 3.5. It was analyzed in extension. For descriptive analysis of the data, the mean, standard deviation, frequency, percentage, minimum and maximum values of the variables were calculated. For inferential analysis, testing, general analysis and analysis of variance were performed independently.According to the findings, it is seen that there is a significant correlation between the general digital health level and digital relationship relationships and that the parental relationship has a mediating role. In addition, it is seen that digital parent status and its variables such as age, education level, and endurance with digital tools continue throughout the period. These results obtained from the research; It is examined within the framework of relevant literature and theoretical framework. At the end of the research, collective suggestions were made, believing that it would shed light on researchers and future studie
Posthuman tendencies in metamodernism: The example of the permaculture farm
İnsan dünyaya geldiği andan itibaren etrafını ve kendisini tanımlamaya çalışmaktadır. Antropoloji de benzer bir kaygıyla insanları ve onların kendilerini nasıl tanımladıklarını anlamaya çalışmaktadır. Bu çalışma da bugünkü insanların kendilerini ve dünyayı nasıl anlamlandırdıkları ile ilgili bir çalışmadır. Anlamın verili olmaktan ziyade inşa edilmesinden dolayı anlamın tarihsel oluşu bu çalışmanın şekillenmesindeki başlıca etkenlerden biridir. Bu çalışmanın ortaya çıkmasında dönemsel birtakım olguların etkisi net olarak hissedilmektedir. Başta postmodernizmdeki anlamsızlık hissiyatına bulunan çözümlerin çıkmaz sokağa bağlanmasıyla kültürel; ardından siyasi, ekolojik ve ekonomik krizlerle perçinlenen toplumsal istikrarsızlık bugünkü anlam ağlarına bir şekilde sirayet etmiş gibidir. Sonuçta bugün insan, yeni arayışların peşinde başka bir anlam örüntüleri kurarken yepyeni bir döneme, metamodernizme kapı aralamaktadır. Bu çalışma da metamodern dönemde kurulmakta olan posthümanist ve transhümanist yaklaşımların olduğundan bahsederken, alandaki veriler ışığında ortaya çıkan birtakım değerlerin hangi yaklaşımla örtüştüğünü ve hangi dinamiklerle beslendiğini aktarma amacındadır. Bu çalışmada permakültürle başlayan yolculuk posthümanizmle kesişmektedir. Permakültür, sürdürülebilir yaşam alanları tasarımı amacıyla insanlığın doğa kültür ayrımıyla yaşadığı sorunsala geri dönerek orayı onarmayı hedeflemektedir. Bu sorunu çözme arayışı permakültürle yolu kesişen her birey için az veya çok dozda paylaşılmaktadır. Posthümanistler de post-hümanizm, post-antroposantrizm ve post-düalizm ile pek çok sorunun kaynağına inip restorasyon işine girişmektedir. Bu girişim, insanlığın dünyayı bütüncül algıladığı o özgün dönemin aslını bozmadan, bugünkü değerlerle yoğurup yeniden ortaya koyma çabasıdır. Uygulamada posthümanist olanların yolu, bugün doğadan, spiritüalizmden ve hareket etmekten geçmektedir ve tabi bu yolculuğun bir tarafı hep teknolojiden destek almaktadır.Human has been trying to define himself and his surroundings from the moment he was born. Anthropology, with a similar concern, tries to understand people and how they define themselves. This study is about how today's people makes sense of themselves and the world. The historical nature of meaning is one of the main factors in forming this work, since meaning is constructed rather than given to us. The effect of some periodic event in the emergence of this study is clearly felt. As the solutions to the sense of meaninglessness in postmodernism are tied to a dead end, the cultural instability, which is riveted by political, ecological and economic crises, seems to have somehow spread to today's meaning. As a result, today, while establishing another meaning patterns in search of new searches, human crack the door to a new era, metamodernism. While this study mentions that there are posthumanist and transhumanist approaches being established in the metamodern period, it aims to convey with which approach a number of values that emerge in the light of the data in the field overlap and which they are fed by dynamics. In this study, the expedition that started with permaculture intersects with posthumanism. Permaculture aims to return to the problematic that humanity lives with the separation of nature and culture in order to design sustainable living spaces and repair it. The quest of fixing this problem is shared more or less for every individual whose path crosses with permaculture. Posthumanists go to the source of many problems and engage in restoration with various methods, as post-humanism, post-anthropocentrism and post-dualism. This initiative is an effort to uncover the original period in which humanity perceives the world holistically, without disturbing it, by kneading it with today's values. In practice, the path of those who are posthumanists passes through nature, spiritualism and action today, and of course, one side of this expedition is always supported by technology
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Work, life and space on bulk carrier ships through the eyes of seafarers: An ethnographic study
Dünya ticaretinin yaklaşık %90'ı diğer taşımacılık türlerine kıyasla maliyet etkin olduğu için uluslararası deniz taşımacılığı ile yapılmaktadır. Deniz taşımacılığının başlıca unsurları ambarlar, limanlar, ticari yük gemileri ve bu gemilerde çalışan denizcilerdir. Yaşam ve çalışma alanı olarak ticari yük gemileri izole, hareketli, riskli, gürültülü, erkek egemen ve hiyerarşik mekânlardır. Ticari gemilerde çalışan denizciler ise ve yaşam ve çalışma standartları uluslararası standartlara göre düzenlenmiş, birkaç aylık belirli süreli sözleşmelerle çalışan ulus aşırı topluluklardır. Öte yandan, denizcilerin yaşam ve çalışma koşulları, çalıştıkları geminin türüne, yaşına, belirli bir hat üzerinde ya da sürekli değişen limanlar arasında işletilmesine, bakım-tutum işlemlerinin zamanında ve etkin olarak yapılıp yapılmamasına, kumanya kalitesine, şirketin personel politikasına, gemide yeterli sayıda ve deneyimli denizci olup olmamasına, denizcilerin liman kentlerinde gemiden ayrılma imkanlarının olup olmamasına ve yaşam mahallinin maddi koşullarına göre değişir. Bu araştırmada, dökme yük gemilerinde gündelik hayatın nasıl şekillendiği, zamanın, mekânın ve mesleğin denizciler tarafından nasıl anlamlandırıldığı emek sürecine odaklanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde etnografi yöntemi tercih edilmiş ve katılımlı gözlem ile denizcilerle karada ve gemide yüz yüze derinlemesine görüşme tekniklerinden yararlanılmıştır. Katılımlı gözleme dayalı saha araştırması M/V Striker (mahlas) dökme yük gemisinde 2021 yılında çoğunluğu tersanede geçen iki ay ve 2023 yılında tamamı seyirde geçen iki buçuk ay olmak üzere toplam iki safhada gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen yüz yüze formel derinlemesine görüşmelerden ve saha araştırması sırasındaki gözlemlerden hareketle bu tezde, dökme yük gemilerinde (özellikle de standart-altı gemilerde) hiyerarşi, otorite, güç ilişkileri, dayanışma ve çatışmanın dinamikleri, erkek egemen mekânın doğası, ücretler, güvencesizlik ve nihayet denizcilerin psikolojisini etkileyen faktörler emek süreci üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır.Around 90% of world trade is carried out by international maritime transport, as it is cost-effective compared to other modes of transportation. The main elements of maritime transport are warehouses, ports, commercial cargo ships and seafarers working on these ships. Commercial cargo ships as living and working spaces are isolated, mobile, risky, noisy, male-dominated, and hierarchical spaces. Seafarers working on merchant ships forms transnational communities whose living and working standards are regulated according to international standards, which work on fixed-term contracts of several months. On the other hand, the living and working conditions of the seafarers depend on the type of ship they work for, age of the ship, whether the ship is operated as liner or tramp service, whether the maintenance processes are carried out timely and effectively, quality of the provisions, the company's personnel policy, and whether there are enough and experienced seafarers on board whether the seafarers have the opportunity to leave the ship in port cities, and the condition of accommodation places. In this research, it has been tried to explain how daily life is shaped on bulk carriers and how time, space and seafaring profession are interpreted by seafarers through focusing on the labour process. The ethnographic method was employed in this research, and the techniques of participatory observation and face-to-face interviews conducted with seafarers who are ashore and on board. A field research based on participatory observation was carried out in two phases on the bulk carrier M/V Striker (pseudonym); two months mostly spent at the repair shipyard in 2021 and two and a half months in 2023, on voyaging. Based on formal face-to-face in-depth interviews conducted, as well as observations during the field research, this thesis tries to examine some dynamics on board through the labour process, such as hierarchy, authority, power relations, solidarity and dispute, male-dominated space, wages, precarity and finally the determinants affect the psychology of the seafarers in bulk carriers (especially substandard ships)
- …
