1,721,079 research outputs found

    Efficacy of pinaverium bromide in the treatment of Irritable Bowel Syndrome (IBS): A meta-analysis

    No full text
    Bor, Serhat/0000-0001-5766-9598; Tack, Jan/0000-0002-3206-6704[No abstract available

    New metrics in oesophageal manometry: pressure-flow metrics and the role of pressure-flow metrics in the gastro-oesophageal reflux disease

    No full text
    Amaç: Basınç-akım analizleri özofagus motor fonksiyonlarının ve bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılmaya başlanan yeni bir yöntemdir. Bu çalışmada sağlıklı gönüllülerde basınç-akım metriklerinin özofagus motor fonksiyonlarını değerlendirmedeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Gastroözofageal reflü hastalarının manometrik incelemeleri basınç-akım metrikleri kullanılarak analiz edilmiş ve bu metriklerin gastroözofageal reflü hastalığını değerlendirmedeki rolünün belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği’ne başvuran gastroözofageal reflü hastalarından elde edilen manometri verileri ile sağlıklı gönüllü havuzundan elde edilen manometri verileri basınç-akım metriklerinin analiz edildiği Swallow Gateway veri tabanında değerlendirilmiştir. Her iki grubun Swallow Gateway verileri gruplar arasında ve konvansiyonel veri tabanından elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Veriler istatistiksel olarak SPSS programında; Mann-Whitney U testi, Ki-kare testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada sağlıklı grupta ortak metriklerde MMS veri tabanı ile Swallow Gateway veri tabanı arasında yüksek anlamlılık düzeyinde bir ilişki saptanmıştır. Konvansiyonel metrikler ile Swallow Gateway metrikleri sağlıklı grupta uyumlu bulunmuştur. Hasta grubunda ise iki yöntemin GÖRH’yi tespit etmede sağlıklı gönüllülerdeki kadar başarılı olmadığı düşünülmüştür. Bolus volümünün basınç-akım metrikleri üzerine etkisi incelenmiş ve volüm değişiminden etkilenen metrikler belirlenmiştir. Sağlıklı gönüllü grubunda yaşa göre değişen basınç-akım metrikleri tespit edilmiştir. Sonuç: Basınç-akım analizi ile özofagusun akım fonksiyonları değerlendirebilir. Gastroözofageal reflü hastalığındaki yeri kısıtlı görünmekle birlikte başta akalazya olmak üzere daha geniş hasta gruplarıyla yapılacak çalışmalar ile bu metriklerin hastalığı tespit ve gruplandırmada objektif veriler sağlayabileceği düşünülmektedir. Sağlıklı gönüllülerdeki analizlerin kabul görmüş manometrik analiz yöntemleri ile uyum göstermesi de basınç-akım analizlerinin özofageal manometride geliştirilebilir bir yöntem olduğunu göstermiştir.Aim: Pressure-flow analysis is a new method in the evaluation of esophageal motor functions and disorders. In this study, it was tried to determine the place of pressure flow metrics in evaluating esophageal motor functions in healthy volunteers. In addition, it is aimed to determine the role of pressure-flow metrics in evaluating gastroesophageal reflux disease. Materials and Methods: Manometry data obtained from patients with gastroesophageal reflux referred to Ege University Faculty of Medicine-Gastroenterology Department and manometry data obtained from healthy volunteers database were evaluated in Swallow Gateway where pressure-flow metrics were analyzed. The Swallow Gateway data of both groups were compared between the groups and the data obtained from the conventional database. The data were analyzed statistically by using Mann-Whitney U test, Chi-square test and Spearman correlation analysis in SPSS program. Results: In this study, there was a high correlation between the MMS database and the Swallow Gateway database in common metrics in the healthy group. The conventional metrics and the Swallow Gateway metrics were consistent in the healthy group. In the patient group, two methods were thought to be as successful as healthy volunteers in the evaluation of reflux disease. The effect of bolus volume on pressure-flow metrics was investigated and the metrics affected by volume change were determined. In addition, age-dependent pressure-flow metrics in healthy volunteers were determined. Conclusion: The flow functions of the esophagus can be evaluated by pressure-flow analysis. Although its role in gastroesophageal reflux disease seems to be limited, it is thought that these metrics can provide objective data in the detection and grouping of the disease with the studies conducted with larger patient groups, especially achalasia. The concordance of the analyzes in healthy volunteers with the accepted manometric analysis methods showed that pressure-flow analysis was an improvement in esophageal manometry

    Gastroözofageal reflü hastalığı olgularında proton pompası inhibitörü tedavisi öncesi ve sonrasında, 24 saatlik ph-impedans monitorizasyonunun manuel ve otomatik analizlerinin karşılaştırılması

    No full text
    24 saatlik intraözofageal ambulatuar impedans-pHmetre; gastroözofageal reflü hastalığında önemli bir tanısal araçtır. Birçok araştırmacı manuel analiz uzun zaman aldığı için otomatik analiz ile tanıya ulaşmaktadır. Bu çalışmada, hastaların PPİ tedavisi öncesinde ve sonrasında ÇKİİ-pH tetkiki ile yapılan otomatik ve manuel analizleri arasında reflü sayıları (asit-non asit-zayıf asit), reflü olan metaryalin içeriği (sıvı-miks), bolus temizlenme zamanları, LES≥15 cm reflü sayıları karşılaştırılmış ve anlamlı fark olup olmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca PPİ tedavisi öncesi ve sonrası hastalarda ayrı ayrı manuel ve otomatik analizlerin etkinlikleri belirlenmiştir. Bu da bize klinik pratikte PPİ öncesi ve sonrası hastalarda manuel analizin gerekli olup olmadığını öngörmemize yardımcı olmuş, kısacası on/off PPİ ile ölçüm yapılan hastalarda klinik pratikte rutin olarak yapılan otomatik analizlerin manuel bir vizüalizasyon ihtiyacının olup olmadığı anlaşılmıştır. Bildiğimiz kadarı ile uluslararası literatürde buna benzer bir çalışma sadece daha önce PPİ tedavisi altında veya PPİ tedavisi altında olmayan farklı hastaların sonuçları ile yapılmıştır. Aynı hastalarda PPİ tedavisi öncesi ve sonrasında buna benzer bir çalışma literatürde yoktur. Ayrıca; manuel analizlerde PPİ tedavisi öncesinde ve sonrasında hastaların PPİ yanıt oranları karşılaştırılmış ve tedavi sonrası reflü, asit reflü, zayıf asit reflü ve LES≥15 cm reflü sayılarındaki değişim ile tedavi yanıtı arasında anlamlı ilişki olup olmadığı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın yan sonuçlarından birisi olan PPİ etkinliğini değerlendiren çalışmalar bulunmasına karşın eş zamanlı intragastrik ve intraözofageal ölçüm ile yapılmış etkililik çalışması da azdır. Çalışmamızda çeşitli parametreler kullanılarak on-off PPİ hastalarda manuel ve otomatik analizlerin uyumuna bakılmış, on-off PPİ toplam hastalarda yine manuel otomatik analizlerde Blant Altman grafikleri kullanılmıştır. Nonparametrik Brunner - Langer model ile off ve on ppi tedavisi etkisi, manuel ve otomatik analizlerin etkisi ve bu faktörlerin etkileşimi bakılmış, göreli etkileşim grafikleriyle de veriler desteklenmiştir. Bu verilere cinsiyet değişkeni de eklenmiş ancak anlamlı etkileşim saptanmamıştır. Ayrıca manuel analizlerde, nonparametrik Brunner - Langer model ile PPİ yanıtlı ve yanıtsız gruptaki değişkenler ile PPİ tedavisi öncesi ve sonrası değişkenlerin etkileşimi bakılmıştır. Bu veriler göreli etkileşim grafikleri ile desteklenmiştir. Elde edilen veriler ışığında; günlük pratikte otomatik olarak yapılan çok kanallı intraözofageal impedans pHmetri analizleri; atipik reflü semptomları dominant olan hastalarda (ekstraözofageal bulguları olan hastalar), semptomdan bağımsız olarak zayıf asit reflü dominant reflüsü olan hastalarda ve görece reflü sayısı fazla olan hastalarda manuel olarak da analiz edilmelidir. Bu şekilde analizlerde yanlış tanıyı önlemek mümkün olabilir. Ayrıca asit reflü sayısı baskın olan hastalarda otomatik analizlere güvenilebilir. Proton pompası inhibitörü tedavisine yanıtın değerlendirilmesinde; tedavi yanıtı olan ve olmayan hastalarda reflü sayısı, asit reflü sayısı ve LES≥15 cm reflü sayılarının benzer oranda düştüğü; zayıf asit reflü sayısının ise tedavi yanıtı olan hastalarda daha yüksek oranda arttığı akılda tutulmalıdır

    Usability and accessibility of urban service areas with increasing epidemics: the case of Bursa/Turkey

    No full text
    The concept of urban life quality, which comes to the fore with urbanization and evaluates the effects of environmental variables on the well-being of the citizens in every respect, is directly related to the quality, quantity, and sufficiency of the urban service areas of the cities. In this study, cultural spaces, open spaces, and green areas in the central district of Bursa are classified as 12 types of urban service areas were examined. Within the framework of the method setup, the existence and distribution of urban services were evaluated within the scope of pre- and post-pandemic conditions, and solution suggestions were developed to increase the quality of life. In this context, it was determined that 47 out of 136 neighborhoods did not have urban service areas, and per capita values were found to be sufficient in only 10 neighborhoods. It is seen that these 10 neighborhoods have more recreational activity opportunities compared to other neighborhoods. The systematic method in the study was created in order to evaluate it as a plan base for physical planning studies in the study area and to shed light on the development of suggestions for increasing the quality of life for each city in general

    Gastroözofageal reflü hastalarında reflü içeriği ve intersellüler aralıktaki genişlemenin semptom profili üzerine etkisi

    No full text
    Giriş ve Amaç: Ülkemizde GÖRH’daki histolojik bulgularla ilgili yayınlanmış bir veri yoktur. Pirozis yakınmasında asid teması yani kimyasal stimülasyon regürjitasyona göre daha belirgin bir faktördür. Bu da ‘’pirozis yakınması ön planda olan hastalarda regürjitasyon yakınması ön planda olan hastalara göre intersellüler aralık daha geniş olabilir’’ varsayımını akıllara getirmektedir. Bu çalışmanın amacı eroziv ve noneroziv reflü hastalığında özofagusta DIS varlığını, seviyesini ve diğer histolojik değişiklikleri değerlendirmek; pirozis ve regürjitasyon yakınması ön planda olan hastalar arasında ÇKİİ-pH monitörizasyon verileri, DIS varlığı ve seviyesi açısından fark olup olmadığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Haftada bir veya daha fazla pirozis ve/veya regürjitasyon yakınması olan, kliniğimizde üst GIS endoskopi yapılıp distal özofagus biyopsisi alınan ve impedans-pH monitörizasyonu uygulanan 41 hasta retrospektif olarak değerlendirilermiştir. Distal özofagus biyopsilerinde vasküler göllenme, hücrelerde balonlaşma, bazal hücre hiperplazisi, papiller elangasyon, lenfosit, eozinofil, nötrofil, erezyon-ülser, DIS ve DIS yükselme seviyesi incelenmiştir. Histolojik reflü özofajit skorlaması yapılmıştır. Hastaların şikayetleri ve genel özellikleri detaylı anket formlarından elde edilmiştir. Bulgular: Hastaların %61’inde vasküler göllenme, %32’sinde hücrelerde balonlaşma, %42’sinde bazal hücre hiperplazisi, %66’sında papiller elangasyon, %49’unda lenfosit, %5’inde eozinofil, %12’sinde PNL, %15’inde erezyon-ülser varlığı görülmüştür. Hastaların hepsinde DIS saptanmıştır. Hastaların %66’sında histolojik olarak reflü özofajit varlığı görülmüştür. DIS’te orta ve üst seviyelere yükselme eroziv özofajiti olan hastalarda noneroziv hastalara göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (sırasıyla %78, %38, p<0.05). Nötrofil ve erezyonülser sadece eroziv özofajitli hastlarda görülmüştür (sırasıyla %56; p<0.05, %67; p<0.05). En kötü yakınması pirozis olan 21 (%51), regürjitasyon olan 20 (%49) hasta karşılaştırılmıştır. Regürjitasyon yakınması daha kötü olanlarda lenfosit varlığı daha fazla bulunmuştur (%65, %33, p<0.05). Pirozis yakınması daha kötü olanlarda belirgin DIS (2 puan alan) daha fazla olmakla birlikte bu fark anlamlı değildir (%71, %45, p=0.08). İki grup arasında DIS yükselme seviyesi arasında herhangi bir farklılık saptanmamıştır. De Meester skoru, total, asit, zayıf asit reflü sayısı, reflü ataklarının proksimale yükselmesi, bolus klirens zamanı açısından da herhangi bir fark saptanmamıştır. DIS yükselme seviyesinin bazal hücre hiperplazisi, papiller elangasyon, DIS belirginliği ile ilişki gösterdiği bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Pirozis yakınması daha kötü olan ve regürjitasyon yakınması daha kötü olan hastalar arasında DIS belirginlik derecesi ve DIS yükselme seviyesi arasında herhangi bir farklılık saptanmamıştır. DIS eroziv özofajitli hastalarda belirgin olarak daha yüksek seviyelere ulaşmaktadır. Yeni skorlama sistemlerine DIS yükselme seviyesinin eklenmesi GÖRH’da histolojinin önemini arttırabilir ve DIS yükselme seviyesi GÖRH’da eroziv özofajit gelişiminin etyopatogezini anlamada yardımcı bir veri olabilir

    Comparison of intraesophageal impedance and high resolution manometer metrics in gastroesophageal reflux disease phenotypes

    No full text
    Giriş ve Amaç: Gastroözofageal reflü hastalığı, dünya genelinde sıklığı artan ve ülkemizde de prevalansı yaklaşık %23 olan ve yaşam kalitesinde önemli ölçüde bozulmaya yol açabilen bir hastalıktır. Mide içeriğinin özofagus lümenine doğru hareketi reflü olarak tanımlanır ve fizyolojik miktarlarda herkeste meydana gelir. Reflünün özofagus lümeninde hasara ve hastada semptoma yol açması gastroözofageal reflü hastalığı olarak tanımlanır. Tanısında intraözofageal impedans pH incelemesi ve yüksek rezolüsyonlu manometre tetkikleri kullanılmaktadır. Bu tetkiklerdeki özelliklere ve endoskopisindeki özofajit olup olmamasına göre kabaca; eroziv reflü hastalığı, non eroziv reflü hastalığı, hipersensitif özofagus ve fonksiyonel pirozis olmak üzere fenotiplere ayrılır. Literatürde reflü hastalarında manometri ve impedans verilerinin değerlendirildiği çalışmalar mevcuttur. Biz de polikliniğimizde takipli hastalarımızda, hem reflü fenotiplerinin demografik özellikleri, tedavi yanıtları, semptom özellikleri, manometri verileri ve impedans bulgularına göre birbirleri ile karşılaştırmayı, hem de reflü patogenezinde önemli rol oynayan özofagogastrik bileşkenin manometrik metriklerinin anti reflü kuvvetin niceliksel bir metrikle ifade edilip edilemeyeceğinin araştırılmasını amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma, tek merkezli, retrospektif ve tanımlayıcı araştırma olarak tasarlanmıştır. Ege Üniversitesi Hastanesi Namık Kemal Menteş Gastroenteroloji kliniği reflü polikliniğinde takipli 66 eroziv reflü, 47 non eroziv reflü, 6 hipersensitif özofagus ve 15 fonksiyonel pirozis hastası ile kliniğimizde daha önceden yürütülmüş olan prospektif çalışmalara katılmış 20 sağlıklı gönüllü bireyin yüksek rezolüsyonlu manometri verileri, pH impedans verileri, demografik özellikleri, semptom özellikleri, tedavi yanıtları ve tetkik metriklerinin bu özelliklerle korelasyonu araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların 88 (%57,1) tanesi kadındı. Çalışmaya katılanların medyan EGJ-DCI değeri 34,93 mmHg x s x cm, gövde DCI medyan değeri 711 mmHg x s x cm ve ortalama AET yüzdesi %6,55 olarak saptandı. 29 hastada (%18,8) hiatus hernisi ve 27 hastada (%17,5) inefektif peristaltizm saptandı. Gövde DCI değeri sağlıklı gönüllü grubunda diğer gruplara göre daha yüksek saptandı (p=0,043). EGJ-DCI değeri de sağlıklı gönüllü grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,001). EGJ-DCI değerinin; semptom skoru (p=0,004), semptom sayısı (p=0,049) ve AET (p<0,001) ile negatif korelasyonu olduğu saptandı. Ayrıca inefektif peristaltizmi olan grupta olmayan gruba göre (p<0,001), hiatus hernisi olan grupta olmayan gruba göre (p=0,003) ve PPİ yanıtı %50' nin altında olan grupta %70 ve üzerinde olan gruba göre daha düşük EGJ-DCI değerleri ( p<0,001) saptandı. Tartışma: GÖRH fenotipleri arasında manometri metrikleri ve pH impedans metrikleri arasında farklılıklar mevcuttur. Bu farklılıkların semptom özellikleri, tedavi yanıtı ve semptom sayısı özelliklerine etkileri mevcuttur. Ayrıca AÖS' ne ait manometrik bir metrik olan EGJ-DCI; asit maruziyet süresi, semptom sayısı, PPİ yanıtı gibi GÖRH kliniği ile ilgili parametreleri etkileyebilecek ve AÖS anti reflü kuvvetinin nicel bir ölçümünü gösterebilecek bir metrik olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar kelimeler: Gastroözofageal reflü hastalığı; fenotip; manometri; impedans; EGJ-DCIBackground & Aims: Gastroesophageal reflux disease is a disease that is increasing in prevalence worldwide and has a prevalence of approximately 23% in our country and can lead to significant deterioration in quality of life. The movement of stomach contents into the esophageal lumen is defined as reflux and occurs in everyone in physiological amounts. Gastroesophageal reflux disease is defined as reflux that causes damage to the esophageal lumen and causes symptoms in the patient. Intraesophageal impedance pH examination and high resolution manometry tests are used in the diagnosis. Material & Methods: The study was designed as a single-center, retrospective and descriptive study. High-resolution manometry data, pH impedance data of 66 erosive reflux, 47 non-erosive reflux, 6 hypersensitive esophagus and 15 functional pyrosis patients followed in Ege University Hospital Namık Kemal Menteş Gastroenterology clinic reflux outpatient clinic and 20 healthy volunteers who participated in the prospective studies previously conducted in our clinic, Correlation of demographic characteristics, symptom characteristics, treatment responses and examination metrics with these characteristics was investigated. Results: Eighty-eight (57.1%) of the participants in the study were women. The median EGJ-DCI value of the study participants was 34.93 mmHg x s x cm, the median body DCI value was 711 mmHg x s x cm, and the mean AET percentage was 6.55%. Hiatal hernia was detected in 29 patients (18.8%) and ineffective peristalsis in 27 patients (17.5%). Body DCI value was found to be higher in the healthy volunteer group than in the other groups (p=0.043). The EGJ-DCI value was also found to be significantly higher in the healthy volunteer group compared to the other groups (p<0.001). EGJ-DCI value; It was found that there was a negative correlation with symptom score (p=0.004), number of symptoms (p=0.049) and AET (p<0.001). In addition, lower EGJ-DCI values in the group with ineffective peristalsis compared to the group without (p<0.001), in the group without hiatus hernia (p=0.003), and in the group with a PPI response below 50% than in the group with 70% or more (p<0.001) was detected. Conclusion: There are differences between manometry and pH impedance metrics among GERD phenotypes. These differences have effects on symptom characteristics, response to treatment and number of symptoms. In addition, EGJ-DCI, which is a manometric metric of LES; It appears as a metric that can affect GERD clinical parameters such as duration of acid exposure, number of symptoms, and PPI response, and can show a quantitative measurement of LES anti-reflux strength. Key words: Gastroesophageal reflux disease; phenotype; manometry; impedance; EGJ-DC

    Implementation of reflux and motility database in Ege University Medical Faculty Gastroenterology Science and data mining analysis

    No full text
    Ege Reflü Grubu 2000 yılından beri hasta kayıt ve dosyalama sistemine sahiptir. Ancak dosyaların saklanabileceği bir veri tabanı mevcut değildir. Bu çalışmada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Reflü Çalışma Grubunun izlemekte olduğu 6893 hastanın verilerinin web tabanlı yazılımının oluşturulması sağlanacaktır. Planlanan yazılıma benzer bir reflu yazılımın hiçbir merkezde bulunmadığı saptanmıştır. Bu nedenle ilgili yazılımın ulusal ve uluslararası merkezler tarafından da kullanılması potansiyeli vardır. Hasta takip sisteminden gelen verilerin sayısal verilere dönüştürülmesi ve tasarlanan veritabanına aktarılması ile yorumlanabilir veriler elde edilebilecektir. Bu verilerle geliştirilecek web tabanlı Karar Destek Sistemi için bütünleşik bir veri ambarı oluşturulabilecektir. İçerdiği veri madenciliği algoritmaları sayesinde, hekime analiz sonuçlarını dökebilecek bir karar destek sistemi verecektir. Ve veri analizinin gerçekleştirileceği bir mekanizma sunacaktır. Hastaların arşivlerde tutulan tüm demografik bilgiler, tetkikler ve laboratuvar sonuçları hasta bilgi güvenliği kurallarına uygun olarak ortak bir veri tabanında biriktirilecektir. Bu sistem, sağlık personelinin değişik platformlar kullanarak sisteme kolaylıkla erişebilmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda hasta bilgisinin hızlı sorgulanmasını ve tedavi sürecinde güncel bilgi girişini hedeflemektedir. Yazılım; ekonomik, işlevsel, teknolojik, bilimsel ve akademik olarak bir çok konuda fayda sağlayacaktır.The group of Ege Reflux has been had records of reflux patients and file system since 2000. However it hasn’t database systems for patient files. In this study will provide to web based construct 6893 patient records which are tracking by Ege University faculty of medicine, group of study of reflux. There is no determined reflux software anywhere that is planned software. Therefore this software has a potential that may be used national or international units. The data can be transform interpretable data and transport to designed database that has come from patient tracking system. A data warehouse can be construct for web based decision support system that will develop by acquired data. With data mining algorithms will provide a decision support system that can give their analysis results to the physician. And it will provide a mechanism to perform data analysis. All kept in the archives of patient demographic information, lab results and tests in accordance with the patient information with security rules will be collected in a common database . This system will allow personnel of health to easily access the system by using different platforms. It also provides for entry of up-to-date information and rapid queries of patient information while the treatment process. This software will provide academic, operational, technological and economical a lots of benefits

    Retrospective investigation of lower esophageal sfincter pressure flow metrics and treatment response in achalazian patients

    No full text
    maç: İmpedans manometri kullanımı ile elde edilen basınç-akım analizi, yutma fizyopatolojisinin anlaşılmasında, rutinde kullanılan yüksek çözünürlüklü manometriye kıyasla çok daha ayrıntılı veri sağlayan, yeni bir yöntemdir. Çalışmamızda akalazyalı olgularda, basınç-akım metriklerinin özofagus motor fonksiyonlarını değerlendirmedeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için öncelikle akalazya olgularının manometrik incelemeleri yapılıp, basınç-akım metrikleri kullanılarak analiz edilmiş, bu metriklerin akalazya hastalığını tespit etme ve gruplandırma gücü, sağlıklı kontrollere göre karşılaştırarak incelenmiştir. Ayrıca akalazya olgularında bir alt grupta tedavi öncesi ve sonrası aynı incelemeler yapılarak karşılaştırmalar yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniği'ne başvuran yeni tanı ve tedavi sonrası akalazya hastalarından elde edilen manometri verileri ile sağlıklı gönüllü havuzundan elde edilen manometri verileri, basınç-akım analizi yapılıp, Swallow Gateway veri tabanında değerlendirilmiştir. Sonrasında iki grubun Swallow Gateway verileri (PCI, DCI, IRP, IR, DPA, DPE, CSI, RP, PFI) karşılaştırılmıştır. Veriler istatistiksel olarak SPSS programında; Mann-Whitney U testi, Ki-kare testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, yaş ortalaması 52±14,8 olan tedavi naif akalazya hastaları [n:21 %62(13) erkek, %38 (8) kadın ] ile yaş ortalaması 38±9,1 olan sağlıklı gönüllü [n:14 %21,4 (3) erkek, %78,6 (11) kadın] grubun basınç akım analizlerinden elde edilen metrikler karşılaştırıldı. Bu iki grubun yaş ortalamaları (p:0,08) ve cinsiyet dağılımı (p:0,0042) istatistiksel anlamlı bulundu. PCI, IRP, DPA, DPE, RP, PFI metrikleri istatistiksel anlamlı bulunmuştur. Bu analizde Eckardt skoru, istirahat basıncı, DCI, IRP, DPE metrikleri istatistiki anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Akım metriklerinin, basınç metrikleri ile korele olduğu görülmüştür. DPE tedavi naive hastalar ile sağlıklılar arasında dramatik fark göstermiş ve tedavi sonrası incelenen subgruptada anlamlı düşmüştür. Bundan dolayı DPE' nin tedavi sonrasında semptomları süren hastalarda önemli bir belirteç olabileceğini düşündürmüştür. PFI olarak tedavi öncesi ve sonrası gruplar arasında dramatik fark saptanmıştır. Bu nedenle tip 3 akalazya grubunda gerek diagnostik, gerek terapotik başarıyı ölçmede anlam taşıyabilir. RP' nin hastalarda, sağlıklılardan yüksek oluşu bu metriğin sadece tip 3 akalazya grubunda hesaplanmasından dolayı, tanı ve tedavi başarısında anlam taşıyabileceğini düşündürmüştür. Bu metriğin daha geniş hasta gruplarıyla çalışması gerekir. Metriklerin çoğu, tip1 ve tip 2 akalazyada ölçülemediği için basınç akım analizinin tanı ve prognostik değeri sınırlı kalmaktadır ancak PFI, RP, DPE nin anlamlı olabileceği düşünülmüştür. Tip 3 akalazya tedavisi en zor olan gruptur bu grubun tedavi başarısını ölçmede PFI ve RP nin yol gösterebileceği düşünülmüştür.Aim: The pressure-flow analysis obtained by the use of impedance manometry is a new method of understanding swallowing physiopathology, providing much more detailed data than the high resolution manometry used in routine. In our study, we tried to determine the place of pressure-flow metrics in evaluating esophagus motor functions in patients with achalasia. For this purpose, firstly, the manometric examinations of the achalasia cases were analyzed and analyzed by using pressure-flow metrics, and the power of these metrics to detect and group achalasia disease was compared according to healthy controls. In addition, comparisons were made in a subset of achalasia cases before and after treatment. Materials and Methods: After the new diagnosis and treatment applied to Ege University Faculty of Medicine Gastroenterology Clinic, the manometry data obtained from the achalasia patients and the manometry data obtained from the healthy volunteer pool were analyzed in the Swallow Gateway database. Afterwards, Swallow Gateway data (PCI, DCI, IRP, IR, DPA, DPE, CSI, RP, PFI) of the two groups were compared. The data were analyzed statistically by using Mann-Whitney U test, Chi-square test and Spearman correlation analysis in SPSS program. Results: In this study, naive achalasia patients with a mean age of 52 ± 14.8 [n: 21 62% (13) men, 38% (8) women] and healthy volunteers with mean age 38 ± 9.1 [n: 14% 21 The metrics obtained from the pressure flow analysis of 4 (3) male, 78.6% (11) female] groups were compared. The mean age (p: 0.08) and gender distribution (p: 0.0042) of these two groups were found statistically significant. PCI, IRP, DPA, DPE, RP, PFI metrics were statistically significant. In this analysis, Eckardt score, resting pressure, DCI, IRP, DPE metrics were found statistically significant. Conclusion: Flow metrics were found to be correlated with pressure metrics. DPE treatment showed a dramatic difference between naive patients and healthy subjects and decreased significantly in the subgroup examined after treatment. Therefore, DPE suggested that it may be an important marker in patients whose symptoms persist after treatment. As PFI, a dramatic difference was found between the groups before and after treatment. Therefore, it can be meaningful in measuring diagnostic and therapeutic success in the type 3 achalasia group. The fact that RP is higher in patients than healthy suggests that this metric can only be meaningful in diagnosis and treatment success since it is calculated only in the type 3 achalasia group. This metric needs to work with larger patient groups. Since most of the metrics cannot be measured in type1 and type 2 achalasia, the diagnostic and prognostic value of pressure flow analysis remains limited, but PFI, RP, DPE are thought to be significant. Type 3 achalasia is the most difficult group to treat. It was thought that PFI and RP could guide the success of this group

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
    corecore