141 research outputs found
Petrographical, geochemical and petrological features the of eocene volcanic rocks in the Gümüşdamla-Erikdibi (Bayburt) and surrounding region
YÖK Tez No: 604720Bu tezin konusunu Gümüşdamla-Erikdibi (Bayburt) ve çevresinde yer alan Eosen yaşlı volkanik kayaçlar oluşturur. Bu kapsamda, çalışma alanındaki volkanik kayaçlar petrografik, jeokimyasal ve petrolojik olarak incelenmiş olup, kayaçları oluşturan magmanın kökeni ve gelişimi belirlenmeye çalışılmıştır. İnceleme alanı Doğu Pontidler'in güneyinde yer almakta olup, başlıca birimleri Geç Kretase yaşlı Ardıç Volkanitleri, Eosen yaşlı Sırataşlar Formasyonu, Eosen yaşlı Yazyurdu Formasyonu, bu birimi kesen Eosen yaşlı Taşlıburun Diyoriti ve Kuvarterner yaşlı alüvyonlar oluşturur. Çalışma alanındaki Eosen yaşlı volkanik kayaçlar bazalt, bazaltik andezit ve andezit bileşimindedir. Başlıca mineraller plajiyoklas, alkali-feldispat, piroksen, amfibol, biyotit ve opak minerallerinden oluşmaktadır. Gümüşdamla-Erikdibi (Bayburt) ve civarındaki volkanik kayaçlara ait plajiyoklaslar An39-86 bileşimli olup bitownit, labrador ve andezinden oluşurlar. Piroksenler klinopiroksen (Wo40-48En39-46Fs9-19) bileşiminde olup, diyopsitten ojite doğru değişen bir bileşim gösterirler. İncelenen volkanik kayaçlar düşük-yüksek potasyum (K) içeriğine sahip olup, kalk-alkali ve kısmen de toleyitik karakter sergilemektedir. Bu kayaçlar hafif nadir toprak elementler (HNTE)'ce zenginleşmiş, büyük iyon yarıçaplı litofil elementler (BİYLE) ve yüksek çekim alanlı elementler (YÇAE)'ce tüketilmişlerdir. Kondrite göre normalize edilen nadir toprak element dağılımları, konkav şekilli olup, orta derecede zenginleşmişlerdir (La/LuN=9.04-16.34). Bu sonuçlar, volkanitleri oluşturan kayaçların benzer kaynaktan türedikerini göstermektedir. Plajiyoklaslardan hesaplanan kristallenme sıcaklıkları 928 ile 1126°C ve su içerikleri % 0.12 ile 0.97 arasındadır. Klinopiroksen minerallerinde hesaplanan kristallenme sıcaklıkları 921 ile 1077°C ve basınç değerleri 0.24 ile 3.62 kbar arasındadır. Tüm bu veriler ışığında incelenen volkanitlerin ana magmasının önceki yitimden oluşan akışkanların metasomatizmasıyla zenginleşmiş litosferik manto kaynağından türediğini ve daha sonra kabuk içerisinde özellikle fraksiyonel kristallenme ve daha az oranda da magma karışımı, kirlenme gibi magmatik olayların etkisiyle geliştiği düşünülmektedir.Eocene volcanic rocks in the Gümüşdamla-Erikdibi (Bayburt) and its surrounding area is the subject of this thesis. Within this scope, petrographical, geochemical and petrological characteristics of volcanic rocks from the study area were investigated, and the origin and the evolution of the magma that forms the rocks were tried to determined. Study area is in the south of the Eastern Pontides. The main units consist of Late Cretaceous Ardıç Volcanites, Eocene Sırataşlar Formation, Eocene Yazyurdu Formation, Eocene Taşlıburun Diorite that cut this unit and Quaternary alluviums. Eocene volcanic rocks in the study area are consist of basalt, basaltic andesite and andesite in composition. Main minerals consist of plagioclase, alkali feldspar, pyroxene, amphibole, biotite and opaque minerals. Plagioclases of the Eocene volcanic rocks in the Gümüşdamla-Erikdibi (Bayburt) and surrounding area are in the composition of An39-86, and are consist of bitownite, labrador and andesine. Besides, pyroxenes are clino-pyroxene in composition (Wo40-48En39-46Fs9-19), and differ from diopside to augite. Studied volcanic rocks have low to high potassium (K) values and show calc-alkaline and partly tholeitic character. These volcanic rocks are enriched in light rare earth elements (LREE) and depleted in high field strength elements (HFSE). The chondrite-normalized light rare earth elements (REE) distributions are concave in shape and enrich medium level (La/LuN=9.04-16.34). This case indicates that the rocks forming the volcanics are derived from similar sources. Crystallization temperatures calculated from plagioclase are between 928 to 1126 °C and water content are between 0.12 and 0.97 %. Crystallization temperatures calculated from clino-pyroxene minerals are between 921 and 1077 °C and the pressure values are between 0.24 and 3.62 kbar. In the light of these data, the parental magma(s) of the studied volcanics rocks were derived from an enriched lithospheric mantle source previously enriched by subduction related fluids and it reached the final composition with the effect of fractional crystallization and minor amount of magma mixing and crustal contamination
Sera koşullarında damla sulama yöntemiyle toprak tuzluluğunun giderilme olanakları
Bu çalışmada, sera koşullarında bir yetişme dönemi sonunda topraktaki tuz yığışımının damla sulama yöntemiyle giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 4 farklı düzeydeki tuzlu toprakların yıkama etkinliği araştırılmıştır. Araştırmada ele alınan yıkama başlangıç toprak tuzluluk ortalama değerleri: (1) T1, 2 dS/m; (2) T2, 3 dS/m; (3), T3, 3.8 dS/m ve (4) T4, 6 dS/m olarak belirlenmiştir. Çalışma sonunda toprak tuzluluğunun 0.7 dS/m'ye düşürülmesi hedeflenmiştir. Araştırma, Antalya ve ülkemizde yaygın olarak üretim yapılan tipte bir cam serada yürütülmüştür. Sera içerisine her bir tuzluluk konusu üç tekerrür halinde tesadüfi olarak yerleştirilmiştir. Yıkama suyu damla sulama yöntemiyle uygulanmıştır. Etkin bir yıkama-tuzluluk ilişkisini ortaya koyabilmek için yıkama suyu bir defada uygulanmamıştır. Yıkama suyu 21 gün boyunca her gün eşit miktarlarda uygulanmıştır. Her yıkamada toprak su içeriğini belirlemek için 0-10 cm, 10-20 cm, 20-30 cm ve 30-40 cm derinliklerden gravimetrik toprak örnekleri alınmıştır. Benzer bir şekilde her yıkamada toprak tuzluluk değerlerini saptamak amacıyla 0-10 cm, 10-20 cm, 20-30 cm, 30-40 cm ve 40-50 cm derinliklerden üçer tekerrürlü olarak toprak örnekleri alınmıştır. Tuzluluk için alınan toprak örnekleri hava kuru hale geldikten sonra rutin yöntemle laboratuvarda hazırlanan çamur ekstraktlarından süzükler çıkarılmıştır. Tuzluluk ölçümleri de çamur süzüklerinde yapılmıştır. Yıkama işlemi sırasında her bir konuya olmak üzere farklı miktarlarda yıkama suyu uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre T1, T2, T3 ve T4 konularındaki tuz yığışımı genel olarak on beşinci (15.) yıkama sonunda hedeflenen tuzluluk (0.7 dS/m) düzeyine düşürülmüştür. Araştırmada farklı tuzluluk düzeyindeki toprakların yıkama işleminde hedeflenen değere ulaşılabilmesi için T1 konusunda 290 mm, T2 konusunda 410 mm, T3 konusunda 500 mm ve T4 konusunda ise 750 mm yıkama suyu kullanılması gerektiği saptanmıştır. Elde edilen veriler ışığında serada bir üretim sezonu sonunda toprakta meydana gelen tuz yığışımının damla sulama yöntemiyle etkin bir şekilde yıkanabileceği sonucuna varılmıştır
Harran Ovası Koşullarında Farklı Sulama Aralıklarında Yağmurlama-Damla Sulama Yöntemleriyle Sulanan Soya Fasulyesinin Su Verim İlişkisinin Saptanması
Bu çal ışma; Yağmurlama ve damla sulama yöntemlerinin, soya fasulyesinde dört farkl ı sulama aral ığı nda 3, 6, 9 ve 12 gün ve dört farkl ı s ı ra aral ığı 50x30, 70x30, 80x40 ve 70 cm mesafesinde verim su ili şkisini belirlemek amac ı yla yap ı lmışt ı r. Araşt ı rma 1998-1999 y ı lları aras ı nda HR. Ü. Ziraat Fakültesi deneme alanlar ı nda yürütülmüştür. Araşt ı ma sonunda; yağmurlama sulama yönteminde, birinci y ı l 575 mm-1295 mm aras ı nda ikinci y ı l 601mm1369 mm aras ı nda sulama suyu uygulanm ış , benzer sulama suyu miktar ı damla sulama için kullan ı lm ışt ı r. Toplam su kullan ı m rand ı man ı TWUE ve sulama suyu kullan ı m rand ı man ı IWUE s ı k sulama aral ığı nda 3 günde bir sulamada düşük, uzun sulama aral ığı nda 12 günde bir sulamada yüksek saptanm ışt ı r. En düşük TWUE değ eri 1,98 ve en düşük IWUE değeri 2,10 kg/ha/mm ya ğmurlama sulamada 3 günde bir sulamada , en yüksek TWUE de ğeri 5,30 ve en yüksek IWUE değeri 6,44 kg/ha/mm ya ğmurlama sulamada 12 günde bir sulamada hesaplanm ışt ı r. Yağmurlama ve damla sulama uygulamalar ı n ı n istatistiki anlamda önemsiz oldu ğ u belirlenmiştir. Dört farkl ı sulama aralığı ve dört farkl ı sı ra aral ığı LSD testi sonucuna göre uygulamalar aras ı farkl ı l ı klara göre çok önemli
TÜKETİMİN PARANORMALİ: GÖSTERİŞÇİ TÜKETİM VE PARANORMAL İNANÇ İLİŞKİSİ
Gösterişçi tüketim genel olarak bireyin kendisini alt sınıflardan ayırmak ve ait olmak istediği üst sınıfa yaklaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği tüketim türünü ifade eder. Diğer bir deyişle, gösterişçi tüketimde bireyin üst sınıfın tüketim kalıplarını taklit etmesi söz konusudur. Bu çerçevede kişiyi bir anda varlıklı, başarılı, güçlü, seçkin veya zevk sahibi bir bireye dönüştürme gibi birtakım gizsel güçlerin tüketim nesnelerine atfedilmiş olduğu görülür. Benzer şekilde göstergeyi ele geçirerek, göstergenin kimi zaman doğrudan kimi zaman ise rastlantısal olarak temsil ettiği güce de sahip olunabileceği fikri paranormal inançlar bağlamında ele alınabilir. Bu çalışma ise, gösterişçi tüketim nesnelerine atfedilen söz konusu güce yönelik inanç ile paranormal inançlar arasında kökensel olarak bir benzerlik kurar. Buradan yola çıkan araştırma gösterişçi tüketim eğilimi ile paranormal inanç eğilimi arasında bir ilişkinin olup olmadığını nicel olarak sorgular. Bu doğrultuda Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde 313 katılımcı ile gerçekleşen araştırma, gösterişçi tüketim eğilimi ile paranormal inanç eğilimi arasında pozitif yönlü bir ilişki tespit eder.Conspicuous consumption is a kind of consumption through which individuals approximate themselves to upper class, which they dream to belong, while separating from lower classes. In other words, individuals imitate the form of upper class’ consumption in conspicuous consumption. In this context, some mystical powers such as transforming a person into a wealthy, successful, powerful, elite or sophisticated individual are attributed to the objects of consumption. Likewise, the idea, referring that owning a sign means getting a grip of power represented by that sign directly or by coincidence, can be considered in the context of paranormal beliefs. Thus, this study makes an analogy between the belief in the power of conspicuous consumption objects and the paranormal beliefs, originally. From this point of view, this research analyzes quantitatively the relationship between conspicuous consumption tendency and paranormal belief tendency. The research conducted with 313 participants from the Communication Faculty of Marmara University, found that there is a positive correlation between conspicuous consumption tendency and paranormal belief tendency
Besleme Koşullarının Engelsiz Karıştırmalı Tanklarda Pickering Emülsiyonlarının Damla Boyutu Üzerine Etkisi
Emulsions are systems consisting of two immiscible liquids. These immiscible liquids are generally oil and water phases. Oil and water phases are called the dispersed and continuous phases, respectively. Emulsions can be classified as single and multiple emulsions. Oil-in-water (o/w) and water-in-oil (w/o) emulsions are the examples of single emulsions, and water-in-oil-in-water (w/o/w) and oil-in-water-in-oil (o/w/o) emulsions are examples of multiple emulsions. Emulsions are an example of immiscible liquid-liquid mixing. Emulsions are thermodynamically unstable and stabilizing agents are required to obtain stable emulsions. Emulsions stabilized by solid particles are known as Pickering emulsions. Pickering emulsions have advantages over surfactant-based emulsions which are stabilized by chemical surfactants.
In this thesis, the effect of feeding conditions of the dispersed phase on the drop size of Pickering emulsions produced in an unbaffled stirred tank was investigated. Silicone oil and distilled water were selected as the dispersed and continuous phases, respectively. Hydrophilic zinc-oxide solid particles were selected as the stabilizing agent. Zinc-oxide stabilized oil-in-water (o/w) Pickering emulsions were produced. A standard six-bladed Rushton turbine (RT) with a diameter of one-third of the tank diameter (D=T/3) was used as the impeller. The impeller shaft was positioned at three locations which are at the center, e/T=0 and at two eccentricity ratios, e/T=0.1 and e/T=0.2. Eccentricity (e) is the distance between the impeller shaft and center of the tank, and T is tank diameter. The impeller tip speeds, all corresponding to the turbulent flow regime, were selected as 1.85, 2, 2.32 m/s. To determine the effect of feeding conditions of the dispersed phase on drop size of Pickering emulsions, two feeding conditions were tested: dispersed phase was fed either from the liquid surface within 5 seconds which is referred to as surface feeding, or into the impeller zone over 900 seconds which is referred to as impeller zone feeding. The drop size and drop size distribution analysis was done using dynamic light scattering.
In conclusion, the drop sizes and drop size distributions decreased as the impeller tip speed is increased for all positions of the impeller shaft. For both feeding conditions of the dispersed phase (surface feeding and impeller zone feeding), the smallest drop size was obtained at e/T=0.1 and at the highest impeller tip speed, 2.32 m/s. The feeding of the dispersed phase into the impeller zone was found to be more effective for obtaining smaller drop sizes. The impeller discharge stream-wall interactions and the presence of vortex and its connection with impeller blades were found to cause an increase in drop size by affecting the impeller flow pattern. When the feeding condition of the dispersed phase is changed from surface feeding to impeller zone feeding, a significant effect of varying feeding conditions of the dispersed phase on drop size was found at e/T=0.2 and at an impeller tip speed, 2 m/s. It was also found that a reduction in power consumption can be achieved by changing the emulsion production process while obtaining similar drop sizes.Emülsiyonlar birbiri içinde karışmayan iki sıvıdan oluşan sistemlerdir. Bu birbirine karışmayan sıvılar genellikle yağ ve su fazlarıdır. Yağ ve su fazları sırasıyla dağılan ve sürekli fazlar olarak adlandırılırlar. Emülsiyonlar, tekli ve çoklu emülsiyonlar olarak sınıflandırılabilirler. Su içinde yağ (s/y) ve yağ içinde su (y/s) emülsiyonları tekli emülsiyonların örnekleridir ve su içinde yağ içinde su (s/y/s) ve yağ içinde su içinde yağ (y/s/y) emülsiyonları çoklu emülsiyonların örnekleridir. Emülsiyonlar, karışmayan sıvı-sıvı karıştırmanın bir örneğidir. Emülsiyonlar termodinamik olarak kararsızdır ve kararlı bir hale gelebilmeleri için stabilize edici ajan gereklidir. Katı partiküller tarafından stabilize edilen emülsiyonlara Pickering emülsiyonları denir. Pickering emülsiyonları, kimyasal yüzey aktif maddeler tarafından stabilize edilen yüzey aktif madde bazlı emülsiyonlara göre avantajlara sahiptir.
Bu tezde, dağılan faz besleme koşullarının engelsiz karıştırmalı tanklarda üretilen Pickering emülsiyonlarının damla boyutu üzerine etkisi araştırıldı. Silikon yağı ve saf su sırasıyla dağılan faz ve sürekli faz olarak seçildi. Hidrofilik çinko-oksit katı parçacıkları stabilize edici ajan olarak seçildi. Çinko-oksit katı parçacıkları ile stabilize edilmiş su içinde yağ Pickering emülsiyonları üretildi. Karıştırıcı olarak tank çapının üçte biri çapında (D=T/3) standart 6 bıçaklı Rushton türbini (RT) kullanıldı. Karıştırıcı şaftı merkezde, e/T=0, ve merkez dışında, e/T=0.1 ve e/T=0.2, olmak üzere üç noktada konumlandırıldı. Merkez dışı şaft, karıştırıcı şaftı ile tankın merkezi arasındaki mesafedir ve T tank çapıdır. Türbülanslı akış rejimine karşılık gelen karıştırıcı uç hızları olarak 1.85, 2 ve 2.32 m/s seçildi. Dağılan fazın besleme koşullarının Pickering emülsiyonlarının damla boyutu üzerindeki etkisini belirlemek için, iki besleme koşulu test edildi: dağılan faz, yüzey beslemesi olarak adlandırılan sıvı yüzeyinden 5 saniye içerisinde veya karıştırıcı bölgesi beslemesi olarak adlandırılan karıştırıcıya yakın bölgeye 900 saniye içerisinde beslendi. Damla boyutu ve damla boyut dağılımı analizi dinamik ışık saçılımı kullanılarak yapıldı.
Sonuç olarak, karıştırıcı şaftının bütün konumları için, karıştırıcı uç hızı arttıkça damla boyutları ve damla boyutu dağılımları azalmıştır. Dağılan fazın her iki besleme koşulu için (sıvı yüzeyinden besleme ve karıştırıcı bölgesine besleme) en küçük damla boyutu e/T=0.1’de ve en yüksek karıştırıcı uç hızı olan 2.32 m/s’de elde edilmiştir. Dağılan fazın karıştırıcıya yakın bölgeye beslenmesi, daha küçük damla boyutu elde etmek için daha etkili bulunmuştur. Karıştırıcı çıkış akımı-tank duvarı etkileşimleri ve girdabın varlığı ve girdabın karıştırıcı kanatlarının ucu ile arasındaki etkileşiminin, karıştırıcı akış düzenini etkileyerek damla boyutunda artışa neden olduğu bulunmuştur. Dağılan fazın besleme koşulu sıvı yüzey beslemesinden karıştırıcı bölgesi beslemesine değiştirildiğinde, dağılan fazın değişen besleme koşullarının damla boyutu üzerindeki önemli etkisi e/T=0.2 ve 2 m/s karıştırıcı uç hızında bulundu. Ayrıca emülsiyon üretim prosesini değiştirerek benzer damla boyutlarına daha düşük güç tüketimlerinde ulaşılabileceği bulunmuştur.M.S. - Master of Scienc
Prevalance of Hyperthyroidism in Cats and Ultrasonographic Examination of The Thyroid Gland
Amaç: Bu çalışmada kedilerde T4 ölçümü ile hipertiroidizm prevalansının belirlenmesi ve tiroid bezinin ultarasonografik muayenesinin önemi araştırılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Araştırmanın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniği ve İzmir ili veteriner klinik ve polikliniklerine getirilen, yapılan klinik muayene ve kan testleri değerlendirmeleri sonucu serum total T4 seviyeleri yüksek olan ve semptom gösteren hipertirodizm tanısı koyulan kediler oluşturdu. Çalışmada vakalar ırk, her iki cinsiyet ve yaş farklılıklarına göre ayırt edilmedi. Anamnez alınıp fiziksel muayene sonrası özellikle sabah saatleri tercih edilerek kan örnekleri alınıp ardından boyun bölgesi tıraşlanarak tiroid bezinin ultrasonografik muayenesi gerçekleştirildi. Dağılımların normalite testleri shapiro wilk analizine göre gerçekleştirip verilerin normal dağılım göstermemesi üzerine Mann Whitney U testi ile gruplar arası karşılaştırmalar yapıldı. Tüm analizlerde SPSS 25 programından yararlanılıp p değerinin 0.05 den küçük olduğu durumlar istatistiksel anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Araştırma kapsamına alınan kediler normotiroidili ve hipertiroidili olarak gruplandı. Çalışmaya dahil edilen kedilerde hipertiroidizm prevalansı %8,6 olarak bulundu. Hipertiroidizm tanısı koyulan kedilerde tiroid bezinin ultrasonografik muayenesinde normotiroidili kedilere göre hacim ve ekojenitelerde anlamlı farklılıklar görüldü. T4 değeri yüksek bulunan kedilerin yaygın olarak 10 yaş ve üzeri olduğu belirlendi.
Sonuç: Yapılan çalışma sonucu elde edilen verilere göre hipertiroidizmin şimdiye kadar yapılan çalışmalarla uyumlu olarak özellikle yaşlı kedilerde yaygın bir endokrin hastalık olduğu görülmüştür, tanı aşamasında ultrason muayenesinin bezin değerlendirilmesinde ve hastalığın prognozunun belirlenmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir. Hipertiroidizm şüpheli hastalarda hormonun sirkadiyen ritmi ve etkilendiği diğer şartlar dolayısı ile tanı amaçlı yapılan testlerin belirli aralıklarla tekrar edilmesi önerilmektedir.KABUL VE ONAY……………………………………………………………………… ……i
TEŞEKKÜR...…………………………………………………………………………………..i
İÇİNDEKİLER.………………………………………………………………………………..ii
SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ…………………………………………………..iv
ŞEKİLLER DİZİNİ…………………………………………………………………………...vi
RESİMLER DİZİNİ………………………………………………………………………….vii
TABLOLAR DİZİNİ………………………………………………………………………..viii
ÖZET………………………………………………………………………………………….ix
ABSTRACT…………………………………………………………………………………...xi
1. GİRİŞ………………………………………………………………………………………13
2. GENEL BİLGİLER………………………………………………………………………..15
2.1. Endokrin Sistem………………………………………………………………………….15
2.2. Endokrin Sistem Hastalıkları…………………………………………………………….15
2.3. Tiroid Bezi ve Hormonları. ………………………………………………………….…..16
2.4. Tiroid Hormonlarının Etkileri……………………………………………………………21
2.4.1. İyot………….………………………………………………………………………….21
2.4.2. Tiroid Fonksiyonunu Etkileyen Çevresel ve Genetik Risk Faktörleri…………………22
2.4.2.1. Diğer Guatrojenik Bileşikler …………………………………………………………24
2.4.2.2. Soya İzoflavonları……………………………………………………………………25
2.5. Tiroid Bezi Disfonksiyonları…………………………………………………………….26
2.5.1. Hipertiroidizm………………………………………………………………………….26
2.5.2. Toksik Guatr (Graves Hastalığı). ……………………………………………………...30
2.5.3. Tiroid Tümörleri……………………………………………………………………….31
2.5.3.1. Etiyoloji ve Risk Faktörleri………………………………………………………….31
2.5.3.2. Klinik Semptom, Tanı ve Sınıflandırma. ……………………………………………32
2.6. Tiroid Fonksiyon Bozukluklarında Kan Analizleri……………………………………...33
2.6.1. T4 ve T3 Ölçümlerini Etkileyen Faktörler…………………………………………….35
2.6.2. Total T4 Konsantrasyonu……………………………………………………………...35
2.6.3. Serbest T4 Konsantrasyonu……………………………………………………………36
2.6.4. T3 Supresyon Testi…………………………………………………………………….36
2.6.5. TRH Stimülasyon Testi………………………………………………………………...37
2.6.6. TSH Yanıt Testi. ………………………………………………………………………37
2.6.7. Rastgele TSH Konsantrasyon Testi………………………………………………...….37
2.6.8. Tiroid Sintigrafisi………………………………………………………………………38
2.6.9.Tiroid Ultrasonografisi………………………………………………………………….38
3. GEREÇ VE YÖNTEM…………………………………………………………………….41
3.1. Gereç……………………………………………………………………………………..41
3.1.1. Hayvan Materyali………………………………………………………………………41
3.2. Yöntem…………………………………………………………………………………...41
3.2.1. Klinik Uygulama Prosedürü……………………………………………………………41
3.2.1.1. Hasta seçimi………………………………………………………………………….41
3.2.1.2. Kan Örneklerinin Toplanması …………………………………………………42
3.2.1.3. Hormon Analiz Cihazının Kullanımı………………………………………….……..42
3.2.1.4. Ultrasonografik Görüntüleme………………………………………………………..44
3.3. İstatistiksel Değerlendirme………………………………………………………………46
4. BULGULAR…………………………………………………………………………….…47
4.1. Demografik Bilgiler……………………………………………………………………...47
4.2. Klinik Bulgular…………………………………………………………………………..48
4.3. Hormon Analizleri……………………………………………………………………….51
4.2. Ultrasonografik Veriler…………………………………………………………………..53
5. Tartışma……………………………………………………………………………………59
6. SONUÇ VE ÖNERİLER…………………………………………………………………..63
KAYNAKLAR……………………………………………………………………………….65
EKLER………………………………………………………………………………………..72
EK-1. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu…...……..72
BİLİMSEL ETİK BEYANI…………………………………………………………………..73
ÖZ GEÇMİŞ………………………………………………………………………………….7
Doğal Yağış ları n Laboratuvar Tipi Yapay Yağışlar ile Karşılaştırılması
Bu çal ışmada, A.Ü.Z.F. Toprak Bölümü Ara şt ı rma Laboratuvarı nda kurulan yapay ya'ğmurlama aleti ya'ğışları n ı n, Ankara Bölgesi doğal yağışlar ı ile karşı laşt ı r ı lmas ı yap ı lm ışt ı r. Yağışları n erozyon olu şturma gücünü belirlemede en önemli yağış karakteristikleri olan damla büyüklü ğü ve damla düşme h ı zları ndan yararlan ı lm ışt ı r. Karşı laşt ı rma parametreleri olarak kinetik enerji 0.5 mV2 , momentum mV , birim damla vuru ş alan ı ndaki kinetik enerji 0.5 mV2 / A ve birim damla vuru ş alan ı ndaki momentum mV / A incelenmi ştir. Her bir parametre için, yapay ya ğış erozyon olu şturma gücünün doğal yağışı nkine oran ı n! gösteren "oransal erozyon oluşturma gücü" hesaplanm ışt ı r. Elde edilen yüzde değerler, dört parametreden s ı ras ı yla momentum ve kinetik enerjinin, yapay yağışları n doğal yağ' ışlan betimlemesinde kullan ı lacak en uyumlu parametreler olduğunu ve çoğunlukla % 70'in üzerinde betimledi ğ ini göstermi ştir. Fakat, birim damla vuru ş alan ı ndaki kinetik enerji ve momentum kullan ı larak hesaplanan oransal erozyon oluşturma gücü yüzdesi çoğunlukla % 100'ün üzerinde olmu ş ve dolay ı s ı yla bu parametreler için, yapay ve doğal yağış arası nda uyum görülmemi ştir. Bu uyumsuzluk, yapay ya ğmurlama aleti bir boyutlu ortalama damla büyüklüklerinin, benzer intensiteli do ğal yağışlar damla çap ı orta değerlerinden çok büyük olmas ı na bağlanm ışt ı r
The effects of different drip irrigation systems and irrigation management on cotton lint yield, yield components and lint quality
Bu çalışma Diyarbakır koşullarında, 2016-2017 yıllarında, farklı damla sulama sistemleri vefarklı sulama suyu düzeyleri kullanılarak pamuk bitkisinde lif verimi, verim öğeleri ve lifkalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Tesadüf bloklarında bölünmüş parsellerdeneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak kurulan denemede ana konuları farklı damlasulama yöntemleri (I1: Yüzey damla (YD), I2: Yüzeyaltı damla 30 cm (YAD), I3: Yüzeyaltıdamla 40 cm) alt konuları ise farklı sulama suyu düzeyleri (K1: 1.25 × ETc (bitki su tüketimi),K2: 1.00 × ETc, K3: 0.75 × ETc) oluşturmuştur. Sulama aralığı 5 gün olarak uygulanmıştır. Lifverimleri 2016 yılında konulara bağlı olarak 1108–1734 kg ha-1 arasında, 2017 yılında ise1117–2457 kg ha-1arasında değişmiştir. En yüksek lif verimleri her iki deneme yılında da I3K1konusundan elde edilmiş olup, ortalama 2085 kg ha-1’dır. Bütün damla sulama sistemlerindesulama suyu arttıkça lif verimi de artmıştır. Benzer şekilde artan sulama suyu ve YD’danYAD’a doğru gittikçe bitki boyunda artış sağlanmış olup en yüksek değer (85.6 cm) I3K1konusundan elde edilmiştir. En yüksek çırçır randımanı değeri ise I3K1 konusundan (% 47.4)elde edilmiştir. Genelde su stresinin artması silkme oranını arttırmıştır. Sulama suyu miktarıarttıkça lif kopma uzaması ve olgunluk indeksi de artmıştır. Farklı damla sulama sistemleri delif kopma dayanıklılığını artırmıştır. Diğer lif kalite parametreleri arasındaki farklılıklaristatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Lif verimi ve diğer özellikler bakımından en iyisonuç I3K1 konusundan elde edilmiş olmasına karşın, optimum su kullanımı göz önünealındığında bitki su tüketiminin tam olarak verildiği ve 40 cm (YAD) derinliğe gömülü sulamasistemi olan I3K2 konusu önerilmiştir
Sigorta Poliçelerinin Sözleşmeden Farklı Olmasının Teyit Mektubu Bağlamında Değerlendirilmesi
Bu makalenin amacı asıl sözleşmenin içeriğini doğrulama amacıyla yazılı bir ispat aracı niteliği taşımaları nedeniyle maddi hukuk yönünden benzer olan teyit mektubu ile sigorta poliçelerinin karşılaştırmasının yapılarak, teyit mektubuna ilişkin Türk Ticaret Kanunu’nun 21/3 fıkrası ile getirilen kanuni karinenin sigorta poliçelerine uygulanıp uygulanamayacağı hususunu tartışmaktır. Bu bağlamda öncelikle sigorta poliçelerinin teyit mektubunun Türk Ticaret Kanunu 21/3. fıkrasında yer verilen tanımını karşılayıp karşılamadığı; ardından Türk Ticaret Kanunu 21/3. fıkrasında düzenlenen kanuni karinenin, koşulları bakımından her durumda sigorta poliçeleri için uygulanıp uygulanamayacağı ve ispat sorunu ile son olarak Türk Ticaret Kanunu’nun 1425/2 hükmü ile sigorta poliçesinde sözleşmeden farklılaşan aleyhe içeriğin geçersizliği düzenlemesinin bu değerlendirme bakımından anlamı incelenecektir
Tip 1 diyabetli çocuk ve adolesanlarda kardiyovasküler sistem komplikasyonlarının biyokimyasal ve radyolojik göstergeleri
Amaç: Tip 1 diyabetes mellituslu (DM) olgularda kardiovasküler hastalık risk faktörlerini arastırmak, ateroskleroz göstergelerini (biyokimyasal ve radyolojik) belirlemek ve biyokimyasal göstergelerin radyolojik belirteçler, metabolik kontrol ile iliskisini saptamak. Gereç ve Yöntem: En az 5 yıldır Tip 1 DM tanısı ile izlenen 55 olgu (31 kız-24 erkek) ve aynı yasta, benzer cinsiyet ve VKI’inde 30 sağlıklı kontrol (14 kız-16 erkek) çalısmaya alındı. Son bir yılın ortalama HbA1c değeri hesaplandı, lipid profili, HsCRP, adinopektin çalısıldı. Kardiyovasküler sistem (KVS) etkilenimi açısından ekokardiyografik veriler, karotis intima media kalınlığı (CIMT) ölçümü, akım aracılı dilatasyon (FMD) ölçümü tüm olgulara uygulandı. Sonuçlar: DM’li olguların yas ortalaması 17,6±4 yıl kontrol grubunun16,43±4,1 yıl idi. Olguların % 57,2’si esnek insülin tedavisi, % 41,8’i pompa tedavisi almaktaydı. HsCRP kontrol grubuna göre anlamlı yüksekken (0,21±0,31 vs 0,10±0,16mg/l, p=0,00) adiponektin düzeyleri (15,2±6,1 vs 15,57±6,49 mcg/ml) arasında fark yoktu. DM süresi ile CIMT pozitif korelasyon, FMD ile negatif korelasyon göstermekteydi. KVS değerlendirmelerinde sistolik fonksiyonlardan fraksiyonel kısalma (FS) ve ejeksiyon zamanı (ET) değerleri her iki grupta benzerken, sağ ve sol ventrikül sistolik ve diastolik fonksiyonu değerlendiren miyokard performans indeksleri arasında belirgin fark saptandı (p=0,00). Dopler ekokardiografik incelemelerde her iki ventrikül diastolik fonksiyonlarında bozukluk saptandı (p=0,01, p=0,00). FMD; DM’li olgularda kontrol grubuna göre anlamlı düsük bulunurken (p=0,00), CIMT; DM’li olgularda anlamlı artmıstı (p=0,00). FMD; HsCRP (r=-0,28, p=0,03) ve adiponektin (r=-0,27, p=0,04) ile negatif korelasyon göstermekteydi. Tartısma: HsCRP, CIMT değerlerinde artma, FMD değerinde azalma, ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarda bozulma çocukluk çağında DM’li hastaların KVS hastalık riski tasıdığını göstermektedir. Standart ekokardiografik parametrelerle saptanan bozukluklar DM süresi, insülin dozu ve metabolik kontrolden bağımsızken, FMD ve CIMT gibi ileri düzey incelemelerin, DM süresi ile belirgin olarak etkilendiği saptandı. DM’li hastalarda düzenli KVS değerlendirmelerinin ve özellikle de FMD, CIMT gibi ileri düzey incelemelerin yapılması uygun olacaktır
- …
