1,720,995 research outputs found

    Success for all: fostering early childhood STEM identity

    Get PDF
    Bu makale erken çocukluk eğitimi verilen anasınıfların genel olarak kimlik oluşturma çalışmaları özellikle de erken STEM kimlik gelişimini destekleme yeri olup olamayacağını tartışmaktadır. Eğitimciler ve araştırmacılar, küçük çocukların günlük yaşamlarında erken çocukluk STEM eğitiminin açımlayıcı rolünü desteklemektedir. Bu çalışmada, erken çocukluk, STEM eğitimi ve gelişim psikolojisinin yanı sıra kamu yönetimi ile ilgili geniş bir araştırmayla alanyazından yararlanılarak nitel ve yorumlayıcı bir metodoloji kullanılmıştır. Günümüzde “Sızan STEM boru hattı”nı (metafor) düzeltmeyi amaçlayan araştırma ve müdahaleler ile STEM kimlik gelişimi üzerine teorik araştırmalar ortaokul ve üstü seviyedeki çocuklara odaklanmaktadır. Yine de çocukların STEM eğitimine ve kendilerinin STEM öğreneni olmaya karşı tutumları erken oluşur ve kimlik gelişimi de erken çocuklukta gelişen bir olgudur. Bu çalışma, erken STEM kimlik gelişimini beslemenin bir yolu olarak küçük çocukların STEM eğitimine katılımına odaklanılması gereksinimini öne sürmektedir. Bu makale, erken çocukluk eğitiminde STEM eğitimini genişletilmesi ihtiyacını vurgulamak amacıyla önceki araştırmaları sentezler. Erken STEM akademik kimlik gelişiminin (Sızan STEM boru hattını düzeltmek için ortaokulun çok geç olduğu öngörüsüne dayanarak) kavramsallaştırılmasını önermektedir.This paper discusses early childhood classrooms as powerful spaces for identity work and, more specifically, as a place (or not) for supporting early STEM identity development. It makes the case for educators and researchers alike to promote an expanded role of early childhood STEM education in the daily lives of young children. This paper uses a qualitative interpretive methodology, drawing from a wide array of research and theoretical literature from early childhood and STEM education and developmental psychology, as well as public policy. Today, both research and interventions aimed at fixing the “leaking STEM pipeline” and theory/research on STEM identity development focus on children in middle school and above. Yet, children’s attitudes about STEM and about themselves as STEM learners are formed early, and identity work is a task of early childhood. This suggests a need to focus on young children’s engagement with STEM education as a means of nurturing their early STEM identity development. This paper synthesizes previous research to outline the need for expanding STEM education in early public schooling. It proposes a conceptualization of early STEM academic identity development (based on the premise that middle school is too late to fix the leaking STEM pipeline)

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Get PDF
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed

    Variations on the Author

    Get PDF
    “Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship

    Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis

    Get PDF
    We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis

    Osmanlı Devleti’nde İlk Modern Okul Öncesi Eğitim Programı:1911 Tarihli Osmanlı İttihat Mektepleri Çocuk Bahçesi Programı

    Get PDF
    6th International Conference on Innovative Academic Studies ICIAS 2025, March12-13, 2025Tarihsel süreçte Türkiye’de modern okul öncesi eğitim kurumlarının devlet eliyle açılmaya başladığı 1913 yılından önce ilk yerli özel okul girişimlerinden biri tarafından oluşturulan ana sınıfları ve programı bu çalışma kapsamında dikkat çekici olarak görülmüştür. Bu çalışmada Osmanlı İttihat Mektepleri Çocuk Bahçesi ve İbtidai Programı adıyla 1911 yılında yayımlanan programın güncel okul öncesi eğitim amaçları, ilkeleri, öğrenme süreçleri ve ölçme değerlendirme süreci açısından karşılaştırılarak analiz edilmesi amaçlanmıştır. Doküman incelemesi yöntemiyle tasarlanan araştırmada tarihi ve güncel kaynaklar karşılaştırılmıştır. Ana kaynak olan program kitapçığının içeriğininbetimsel analizi yapılarakilgili dönem ve güncel kaynaklar aracılığıyla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.Araştırmanın ana kaynağı olan çocuk bahçesi programında iki yıl bu eğitimin alınması ön görülerek birinci yılda ve ikinci yılda uygulanacak etkinlik içerikleri ile öğretim yöntemlerine ağırlık verilmiştir. Elde edilen bulgular son dönem Osmanlı toplumunda Avrupa merkezli erken çocukluk eğitimi yaklaşımlarından etkilenerek modern ile geleneği birleştiren karma bir eğitim anlayışı geliştirilmeye çalışıldığını göstermiştir.Modernokul öncesi eğitim programlarının geçmişle karşılaştırılması için bir temel olarak kullanılabilecek olan bu program, eğitim yaklaşımlarımızın temellendirilmesine katkıda bulunacaktır

    Oyuncaklar ile Aile ve Çocuk

    No full text
    Türk Kültüründe Aile ve Çocuk / Editör: Dr. Öğr. Üyesi Cansu KÖKEN -- Eğiten Kitap Yayıncılık -- ISBN: 978-605-2234-- -- Ankara, 2025.Gelişimsel süreçte insanı etkileyen birçok somut öğe bulunmakla be raber bireyin atfettiği öneme göre doğumdan itibaren kullandığı eşyalar veya materyaller, onun dünyaya uyum sağlamasında en büyük yardımcısı olarak görülmüştür. Doğum öncesinden itibaren bebeğe/çocuğa alınma ya başlayan her türlü eşya veya materyal alışkanlıklara göre bazen bir tü ketim öğesi bazen de değer verilip saklanan bir hatıra haline dönüşebil mektedir. Küçük aylarda/yaşlarda ebeveynlerin bakış açısına göre alınan bu eşya veya materyallerden gelişimde önemli etkilere sahip olanların başında oyun materyali olarak kullanılabilecek her türlü nesne, eşya veya öğeler gelir

    Türkiye'de Okul Öncesi Eğitimin Tarihsel Gelişimi ve Mevcut Durumu

    No full text
    Kitap adı: ARAŞTIRMA RAPORLARI: 14 Okul Öncesi Eğitim / Proje Yürütücüsü: Ahmet Sait Öner Editör: İsa Kaya -- Bölüm adı: Türkiye'de Okul Öncesi Eğitimin Tarihsel Gelişimi ve Mevcut Durumu / Musa Bardak -- Sayfa aralığı: 16-25 -- Yayıncı: İlke Yayınları -- ISBN: 978-625-8350-84-5. -- Tarih: 2024Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’nin eğitim tarihine bakıldığında okul öncesi dönem çocuklarının küçük yaşlardan itibaren eğitsel imkanlara sahip olduğu söylenebilir. Osmanlı klasik eğitim anlayışında bireysel farklılıklar ön planda tutulmuş, öğrenme hızı ve ihtiyaçlara göre bir öğrenme süreci öngörülmüştür. Niteliği itibarıyla akademik becerilerden çok davranış odaklı bir eğitim kademesi olan okul öncesi eğitimde çocuklar, formal eğitime başlamadan önce ailelerinin gözetiminde yetiştirilmiştir. Yaygınlığı net olarak bilinmese de 4 yaş 4 ay 4 günlük çocukların kendi mahallelerinde bulunan okullara “bed-i besmele” denen onore ve motive edici mütevazı bir törenle başladıkları aktarılmıştır (Kara, 2012). Bu okullarda Türkçe, matematik, sosyal bilgiler, dini bilgiler ve müzik derslerinde temel bilgi ve beceriler kazandırılmıştır. 1870’lerden itibaren dünyadaki gelişimine paralel olarak okul öncesi eğitim ile ilgili teori ve uygulamalar kısa zaman içinde iktibas edilerek özgün bir model oluşturulmaya çalışılmıştır. Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslim girişimciler ve yabancı sivil toplum kuruluşları aracılığıyla ilk örneklerine rastlanan modern okul öncesi eğitim uygulamalarının temelinin Frobel ve Montessori yaklaşımları olduğu söylenebilir. Cumhuriyet kurulmadan önceki 10 yıllık süreçte devletin diğer eğitim kademelerinde büyük eksiklikler olmasına rağmen okul öncesi eğitimle ilgili yasal düzenlemeler ve okul öncesi eğitim programı hazırladığı, bağımsız okul öncesi eğitim kurumlarıyla ilkokullar bünyesinde anasınıfları açtığı görülmüştür (Bardak, 2019). Bu kısımda Osmanlı’dan devralınan mirasın bugüne aktarılma sürecinde okul öncesi eğitimi etkileyen önemli olaylar ve yasal düzenlemeler, öğretmen yetiştirmeyle ilgili durum, programlar ve güncellemeleri, yaygınlaştırma ve okullaşma çalışmaları ele alınmıştır

    Oyun temelli öğrenme

    Get PDF
    İnsan hayatının bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve ileri yetişkinlik olarak dönemlendirilmesi halinde, bir kısmına gelişme ve hayata hazırlık, bir kısmına üretkenlik-verimlilik, bir kısmına ise değerlendirme dönemi olarak bakılabilir. Canlılar arasında yetenek ve becerilerini çok çeşitli yollarla ortaya çıkaran ve kullanan ayrıca düşünme ve düşüncelerini organize ederek ifade edebilen tek varlık insandır. Fakat dünyaya gelmesine vesile olan varlıklara bağımlılığı en fazla ve uzun süreli olan canlılardan biri olduğu düşünüldüğünde yeni ortamına alışma ve uyum sağlaması da bir o kadar zordur. Hayatta kalması ve uyum sağlaması için en önemli becerilerden biri öğrenme ve öğrenilenleri şartlara uygun bir şekilde uygulamasıdır. Bilginin sonsuz olduğu varsayıldığında hayatta ihtiyaç duyulan nesne, olay, durum ve olguların hayat boyu öğrenilmesi gerekebilir. İnsanoğlu hem öğrenme hem de yaşanılan yere uyum sağlama için doğal olanı fark etmiş veya doğal olmayan farklı yollar oluşturmuş ve sonraki nesillere aktarmıştır. Hayatın ilk yıllarında kendi bedeninden başlayarak genişleyen bir çerçeve ile çevresini fark etme, algılama, anlama, kullanma, düzenleme, yeniden tasarlama ve maalesef yok etme gibi etkinlikler birçok yolla yapılmaya başlanır. Bebeklik ve çocukluk dönemleri gözlemlendiğinde doğal yollardan birinin taklit ve tanıma deneyimlerine dayanan oyun olduğu anlaşılabilir. Oyun hayat boyu farklı form ve kapsamlarda olsa da insan yaşamında yer alan bir etkinliktir. Bu yönüyle yetişkinlik ve yaşlılıkta da doğal bir öğrenme ve rahatlama yöntemi olarak görülebilir. Oyunun insanlığın varlığıyla beraber ortaya çıktığı varsayıldığında tarihsel süreçte yetişkinlerin çocuğa bakışı, ekonomik ve sosyal şartlar, doğal afetler, savaş ve benzeri felaketler gibi nedenlerle farklı bakış açılarıyla şekillendiği iddia edilebilir. İlk Çağ insanının genç kuşakların hayata hazırlanmasında iş kadar önemli gördüğü oyun, Orta Çağ’da işle bütünleşmiş hem çocuklar hem de yetişkinler için beceri kazanmaya, rahatlamaya ve dünyayı tanımalarına yardımcı olan bir uğraş olarak kabul edilmiştir. 18. yüzyıldan itibaren ve özellikle 19. yüzyılda sosyal bilinç gelişmiş ve çocukluk ve oyuna gelişimin önemli ve farklı bir yönü olarak bakılmaya başlanmıştır (Oktay, 2013). 21. Yüzyılda ise hayatın tüm yönlerinde başlayan endüstrileşme ve dijitalleşmenin çocuğu ve oyunu nasıl etkileyeceğini zaman gösterecektir. Tarihsel süreçte oyun ile ilgili görüşlerinden yararlanılan Aristoteles, Quantilianus, Comenius, Locke, Pestalozzi, Rousseau, Fröebel, Montessori, Dewey, Piaget, Vygotsky gibi düşünürlerin fikirleriyle yeterli derecede bilgi birikimi oluşmuştur. Şöyle ki önceleri oyunun gerekliliği ve faydaları gerekçelendirilmeye çalışılırken son aşamada diğer yönleriyle beraber Piaget ile bilişsel, Vygotsky ile sosyal-bilişsel yönünün ayrıntılı olarak ortaya konması artık tartışmasız bir biçimde oyunun insan hayatındaki yerini belirlemiştir. Artık oyuna disiplinler arası bir inceleme konusu olarak bakılıp oyunun zihnin oluşumundaki, benliğin biçimlenmesindeki, kültürün tanımlanması ve yeniden üretilmesindeki rolü tartışılmaya başlanmıştır (Nicolopoulou, 1993). Yaşamın ilk yılları normal şartlarda bilinmeyen bir dünyada tanınmayan bir kişi tarafından ihtiyaçların karşılandığı, bağımlılıktan bağımsız hareket etmeye doğru gelişen deneyimler içermektedir. Bu deneyimlerde doğal olan bebeğin veya çocuğun keşifler yapması, farklı yapılandırma ve denemeler içerisine girmesi, duyularını etkin bir şekilde kullanmasıdır. Bu durumlar bedensel ve ruhsal sağlık açısından da çok önemlidir. Farklı toplumlarda farklı şekillerde karşılaşılsa da bazı yetişkinler genellikle kendi çocukluklarını unutup ilgilendikleri veya gözlemledikleri çocuklarla ilgili “şımarık”, “yaramaz” gibi etiketlemelerle çocukların doğal hallerini olumsuz bir algılama olarak yansıtmaktadırlar. Bu durumun temel nedenlerinden biri de zihinlerdeki çocuk ve oyun imgesinin yeterince bilinçli ve sağlıklı oluşmamasıdır. Çocuk imgesi birçok yönden sorgulanırken onun dünyayı algılamada kullandığı en önemli yöntemi olan oyun da dikkate alınmaktadır. Söylem olarak “çocuk oyunu/oyuncağı”, “bebek/çocuk gibi”, “oyunbozanlık yapmak” gibi birçok ifadenin geliştirilmiş olması yetişkin bakış açısıyla faydasız gibi görünen çocuk uğraşılarının (oyunlar) anlaşılamaması olarak ifade edilebilir. Oysa oyun sonuç odaklı olmaktan çok süreç odaklı bir yöntemdir. Yetişkinlerin çocukları kendi muhakeme gücünde ve tecrübede düşünmeleri oyun ve oyuncağa yükledikleri anlamlar kadar çocuk imgesinin de sağlıksız olarak oluşmasına sebep olmaktadır

    Osmanlı’da modern okul öncesi eğitim (1908-1918)

    No full text
    Alalma Yayınları 2019. Alalma Yayınları ; 3, Akademik Dizi ;1, EğitimBilim Dizisi ;1Türkiye’de okul öncesi döneme özel olarak yapılan bir çalışma olan kitabımız, aynı zamanda yazarımızın onaylanan yüksek lisans tez çalışmasının genişletilmiş biçimidir. Bu alanda ülkemizde maalesef ikinci bir kitap bulunmuyor. Eser; yalnızca Osmanlı devlet arşivlerine değil, o dönem yayınlanmış okul öncesi dönem çocuk dergilerine, okul öncesi öğretmenlik bölümlerinin yönetmeliklerine, azınlıkların ve yabancıların Osmanlı topraklarındaki okul öncesi eğitim çalışmalarına nesnel bir şekilde yaklaştığı için zengin bir kompozisyondan oluşan bir tabloyu gözlerimizin önüne seriyor.Musa Bardak’ın Osmanlı’da Modern Okul Öncesi Eğitim (1908-1918) başlıklı arşiv belgelerine ve özgün dönemsel kaynaklara dayalı çalışması, Türkiye’de hayli bakir sahalardan biri olan okul öncesi eğitimin tarihine dair ciddi katkılardan biridir. Gün geçtikte eğitim sahasındaki meselelerimizin karmaşıklaşmasının temel sebeplerinden biri problemin tarihî, sosyal ve kültürel temellerine ve yapısal niteliklerine bakmaktaki zaaftan kaynaklanmaktadır. Sosyal meselelerin güncelliğine boğularak çalışmalar yapmak araştırmacıları ve bürokratik mekanizmaları çoğu kere teorik zeminden yoksun çözümlemeler yapmaya sevk etmekte, bu da sorunların farkına varmadan katlanarak büyümesine sebep olmaktadır. Türkiye’de eğitim bilimlerinin hemen her alanında farkına bile varılmayan derin bir kriz, inanılmaz bir sığlık ve yabancılık söz konusudur. Aslında birbiriyle içkin bu meselelerin kaynağı Tanzimat senelerine kadar gitmektedir. Musa Bardak, çalışmasına Osmanlı’da Modern Okul Öncesi Eğitim başlığını koyarken bir anlamda söz konusu tarihsel ayrışmaya da gönderme yapmaktadır. Topluma sadık bir üye adayı olarak çocuk, erken yaşlardan itibaren bilgilenmeye ve çevresinin koşullarına adapte olmaya davet/icbar edilmektedir. Bu süreç istisnasız bütün toplumlar için söz konusudur. Musa Bardak’ın da işaret ettiği üzere Osmanlı toplumunda hem çocuk hem de çocukla ilgili geniş bir kavram ve mekân dünyasından bahsetmek söz konusudur. Bu çoklu yapı, çocuk yetiştirmenin serbest karakterine işaret ederken, geleneksel yapının kendine özgü yerel koşullarını da anlatmaktadır. Ancak modernite hayatı toptan biçimlendirip formele dökerken, bütün bu zengin dünyayı yapı/büyü bozumuna uğratarak darmadağın etmiştir. Aslında Philippe Ariés’in Centuries of Childhood (“Çocukluğun Asırları”) başlıklı ayrıntılı çalışmasındaki kavramsallaştırmasından da anlaşılacağı üzere “çocuk ve çocukluk” modern bir tasavvur ve inşadır. Modernitenin âdeta şeytanlaştırdığı “ortaçağ”ın imgesel dünyasında çocukların küçük yetişkinler olarak tasvir edildiği ve simgeleştirildiği söylenir. Dönemin görsel sanatlarına yansıyan çocuk imgelerine bakıldığında kılık kıyafetten duruş ve poz veriş tarzına kadar çocuğun bir tür yetişkin olarak tasarlandığı görülebilir. Bu zihinsel tasarımı altüst eden modern “life style” olmuş ve çalışma tarzında ve mekânında katı hiyerarşiler oluşarak, insanlar arasında da belirgin farklılaşmalar inşa edilmiştir. Bu kategorik tasarım, yaş sınırlarına göre hak ve vazifeleri taksim ederken çocukları geleceğin toplumunun sadık üyeleri, devletlerin makbul vatandaşları, şirketlerin verimli/çalışkan üreticileri ve tüketiciler olarak konumlandırmıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da hemen her bakımdan farklılaşan devlet ve toplum hayatı kendine üstün bir karakter atfederek çevresindekileri birer birer yutmaya başlamıştır. Kendine özgü bir hayatı, varlık tasavvuru ve inanç dünyası olan Osmanlılar da bu yayılma hareketinin istilasından kurtulamayarak, eğitimini gönüllü olarak köklü değişikliklere açık hale getirmiştir. Özellikle II. Abdülhamid döneminde devlet ve topluma saldıran küresel hakim güçlerin tesirinden korunabilmek için düşmanın silahıyla silahlanmayı yegâne çıkar yol görüp modern Batı eğitim sistemine sığınmaktan başka çare kalmamıştır. Bütün paradokslarına ve ironik karakterine rağmen modern Türkiye Cumhuriyeti’nin inşası da bu teslimiyetle mümkün olabilmiştir. Sultan II Abdülhamid döneminin özgül ve özgün eğitim modernleşmesi deneyimini II. Meşrutiyet döneminin paradigmatik değişim ve dönüşüm pratiği takip etmiştir. Musa Bardak, son derece renkli, karmaşık ve bir o kadar da üzerinde çalışması zevkli olan II. Meşrutiyet zamanındaki okul öncesi eğitimin kurumsal, bürokratik ve nicelik yapısını arşiv kaynaklarına dayalı olarak incelemiştir. Bu bakımdan elinizdeki çalışma sadece okul öncesi eğitimin tarihsel gelişimi olarak değil, Türkiye’de eğitim modernleşmesinin sıradışı bir dönemindeki krizlerine de açıklık getirmektedir
    corecore