1,720,975 research outputs found

    3. İstanbul Tasarım Bienali: BİZ İNSAN MIYIZ? Türümüzün Tasarımı 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl

    No full text
    Bu kronoloji çalışması, sağlık tarihi içinden “tasarım” düşüncesine yönelik sorular sormak ve tasarıma ait veriler elde edebilmek için oluşturulmuş bir denemedir. Tarih yazımı dinamizmi içinde, sağlık tarihi bağlamında uzmanlık dışı bu ele alış tam ve yeterli olmak iddiasından uzaktır. Literatüre dair yeterli bilgi birikiminin eksikliği baştan kabul edilmiş, araştırma boyunca karşılaşılan bilgiler derlenmiştir. Bu derlemenin; ihtiyaçlar ve arzular ekseninde yer alan tasarımsal düşüncenin, sınırları hayatta kalma arzusu ve sağlıklı yaşama ihtiyacı ciddiyeti ile belirlenmiş sağlık tarihi ile kesişmesinin, tasarım bağlamında yeni sorular doğurması ve farklı türden araştırmalara motivasyon nedeni olması hayal edilmektedir

    Çevrimiçi Mimarlık Eğitimi Deneyimi: Zeminsiz ve Bedensiz Bir Performans

    No full text
    Pandemi koşullarında mimarlık eğitimi deneyimi

    MEANING OF INTUITION IN DESIGN PROCESS

    No full text
    İnsan kendisini ve çevresini, dünya üzerindeki varlığını anlama, anlamlandırma çabası olarak dışsallaştırma, kendi varlığı ile durumlar arasına mesafe koyma yolunu sıkça kullanır. Bu tez bağlamında dışsallaştırma, mesafe koyma yöntemi olarak “temsil etme” üzerinde durulmaktadır. Temsil etme ve temsil edilenlerin nedensel ilişkileri üzerinden sistemler oluşturmanın hayatın devamlılığı kurgusunu oluşturmak için önemli olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında, temsiller üzerine kurulan birçok sistemin, insanın kendisini ve çevresini değiştirme, başkalaştırma potansiyelleri olarak kişisel ve rastlantısal durumları göz ardı ettiği öne çıkarılmak istenen temel düşüncelerden birisidir. Bu bağlamda, insanın kendisini ve çevresini değiştirme, başkalaştırma potansiyellerini barındıran “tasarım süreci” alanı çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Tasarım süreci içinde kişisel ve rastlantısal durumların bütünü olarak ise “sezgisel kavrayış” tanımı öne çıkarılmıştır. Kartezyen düşünce sistemi ve bu düşünce sisteminin varsaydığı uzamsal düzlemin, insanın kendisi ve çevresini temsil etme yönteminin araçlarını oluşturmaktadır. İnsan temsiller aracılığı ile ilk olarak kendisi ve dış dünya arasında bir mesafe varsaymaktadır. Bu temsillerin bazıları özne-nesne, zihin-beden temsilleridir. İnsanın özne olarak temsili, dış dünyanın ise nesneler dünyası olarak temsili insanın kendisi ve dış dünya arasında bir mesafe varsayarken; düşüncenin merkezi olarak zihin, eylem aracı olarak beden olarak temsili insanın kendi varlığında da benzer bir mesafe varsaymaktadır. Birçok sürecin sistem olarak ele alınışı, özne-nesne ve zihin-beden arasında kurulan nedensel ilişkiler ile açıklanmaktadır. Bu temsiller ile ele alışın varsaydığı mesafeler ve sistematik hale gelen ilişkiler, gerçekte insanın kendisi ile ürettikleri arasında ve düşüncesi ile eylemleri arasında bir ayrışmaya neden olmaktadır. İnsanın kendi varlığında ve yaptıkları ile olan ilişkisindeki bu ayrışma, “eylemsel süreçler” ve “düşünsel süreçler” olarak, iki ana başlık altında ele alınmıştır. Tasarım sürecinin ele alınışında da yer alan bu ayrımın, sürecin bütününde beliren kişisel ve rastlantısal olan durumların tanımında eksikliklere sebep olmaktadır. Bu tez çalışmasında; tasarım sürecinin bütününün, nedenlere bağlanamayan ilişkilerinde beliren, kişisel ve rastlantısal olan durumların, sezgisel kavrayış olarak tanımı için, alternatif bir bakış geliştirilmenin araçları araştırılmıştır. Geliştirilmeye çalışılan ele alışın temel referansını, Henry Bergson’un “süre” kavramı oluşturmaktadır. Süre kavramı referans alınarak geliştirilen ele alış, tasarım süreci içinde tasarımcının nasıl algıladığı, nasıl yaptığı, geçmişteki bir anısına nasıl döndüğü ve bilgisini nasıl kullandığı sorularını kişisel ve rastlantısal durumların bütünü içindeki sıçramalı ilişkiler üzerinden tanımlamaktadır. Son olarak yapılan tanımlar ve kurulan bağlantılar, tasarımcıların çalışmaları, yaşadıkları süreci ifadeleri ve stüd yo çalışmaları örnekleri üzerinden anlatılmaktadır. Man uses the method of putting distance between his existence and occations of the outside world as a means of understanding his own existence on the world. In the context of this thesis, “representation” is emphasized as the method of externalization. It is thought to be of importance to represent and to form systems to create the fiction of continuity of life through the cause-based relationships of represented. Besides this, it is one of the basic ideas of this thesis that many systems formed on representations do generally neclect personal and coincidential occations as potentials of externalisation. In this context, the “process of design” is chosen to be the field of study as it hosts the potentials of externalization and man’s altering himself and his environment. “Intuitive undestanding” has been brought out as the whole of the situations of individual and coincidental occations among the design process. Cartesian thinking system and the assumed spatial plane by these systems form the tools of the method of representation of himself and his environment. Man assumes an amount of distance between himself and the outside world by the employment of representations in the first place. Some of those representations are object-subject and mind-body representations. The representation of man as the object and the outside world as the world of subjects creates a distance alike the distance created the representation of mind as the center of thinking and the body as the tool of action. Many processes adressed as systems are described by the relations formed between the object and the subject and, the body and the mind. In reality, the distances assumed by the addressing with representations and relations altered to systematical forms cause a seperation of man himself and his productions and his thoughts and actions. This seperation in man’s own existence and his relation with his actions are discussed under two main topics as “operational process” and “intellectual process”. This seperation that can be found in the method of addressing the process of design causes the deficiency in the description of the individual and coincidental situations appearing in the process. In this body of work, an alternative approach has been tried to be developed on handling the individual and coincidental situations appearing in the relations that can not be attached to reasons inside the process of design as whole and, describing them as intuitive perception. Henry Bergson’s concept of “duration” maintains the main referrence of the method of addressing tried to be developed. The method of addressing tried to be developed based on the concept of “duration”, answers the questions of how the designer perceives, how he does, how he returns to a memory and uses the knowledge acquired from this memory, in referral to the salutatory relations in between the body of individual and coincidental situations. Finally, the connections and the definitions made are discussed through examples of designers’ work, their expressions of the process they exprienced and studio work

    3. İstanbul Tasarım Bienali: BİZ İNSAN MIYIZ? Türümüzün Tasarımı 2 saniye, 2 gün, 2 yıl, 200 yıl, 200.000 yıl

    Get PDF
    Bu kronoloji çalışması, sağlık tarihi içinden “tasarım” düşüncesine yönelik sorular sormak ve tasarıma ait veriler elde edebilmek için oluşturulmuş bir denemedir. Tarih yazımı dinamizmi içinde, sağlık tarihi bağlamında uzmanlık dışı bu ele alış tam ve yeterli olmak iddiasından uzaktır. Literatüre dair yeterli bilgi birikiminin eksikliği baştan kabul edilmiş, araştırma boyunca karşılaşılan bilgiler derlenmiştir. Bu derlemenin; ihtiyaçlar ve arzular ekseninde yer alan tasarımsal düşüncenin, sınırları hayatta kalma arzusu ve sağlıklı yaşama ihtiyacı ciddiyeti ile belirlenmiş sağlık tarihi ile kesişmesinin, tasarım bağlamında yeni sorular doğurması ve farklı türden araştırmalara motivasyon nedeni olması hayal edilmektedir

    Sanatı Anlamak! Sanatı Avlamak!

    No full text
    Bugünün sanatında dil, örgütlediği anlamlarla sanatın deneyimselliğinin önüne geçmeye başladı. Sanat üstüne yazılanların pek çoğu, anlama çabaları olarak gözükseler de, oluşturdukları yeni yeni anlamlarla sanatsal olanın deneyiminde aşılması güç bir koşullanmaya ve kısır döngüye neden olmaktalar. Modernliğe özgü “aklın yolu birdir” ilkesine karşılık, akıl yerine dilin egemen olduğu postmodern hakikat rejiminde anlamlar olabildiğince çoğaltılmakta. Akılla ve akıl yoluyla kurulan sistemlerle, anlamlarla savaşarak kendi özerkliğini kazanan ‘sanat’, farkında olmadan ‘dil’ aracılığı ile özerk varlığını yitirmekte

    Mimarlıkta Biçimlenme Sorunsalı: Sinop Sur Duvarı Üzerinden Bir Tartışma

    No full text
    Yapıların ‘‘nasıl oluştuğu?” sorusu mimarlık düşüncesi ve pratiği içinde ‘‘olmak” fiiline yönelik ucu açık bir sorudur ve olanların, olabilir olanların nasıl olabileceğine dair bitmeyen bir arayışı ve araştırmayı doğurur. ‘‘Nasıl?” sorusundaki ucu açıklık mimarlığın kapsadığı tüm süreçler içindeki öngörülemez ve sayısal olarak hesaplanamaz çoklukta ilişkinin karmaşıklığını kapsar. Mimarlık düşüncesi ve pratiğinde yapılara yönelik sorular, çoğunlukla yapıların kendisi dışındaki aşkın anlam ve ideallerde aranır, yapılar dışındaki temsili ilişkilere indirgenir ve söylemsel ya da konstrüktif kalıp modeller aracılığı ile elde edilen biçim tanımları ile cevaplanır. Böylece olmak fiili içindeki hesaplanamaz çokluktaki karmaşık ilişki bir üst anlam, bir ideal ile kurulan nedensel ilişkilerin kurgusuna indirgenir ve düzene sokulur. Biçimler üzerinden edindiği biçimlendirme kabiliyeti ile mimarlık, birçok alanda kendine yer bulur. Yapılar modern düşünce sisteminin de temel temsilleri olan özne-nesne, zaman-mekan ayrımları ve bu temsillerin uzamsal düzlemdeki pozisyonları ile ilişkilendirilirler. Yapıların biçimsel ifadeleri bu temsiller aracılığı ile dönem, üslup, modern, gelenek, klasik vb. tanımlar ile tarihselleşir, malzeme, teknik, üretim ekonomisi ile toplumsal düzenin sistemlerinin içine dahil olur ve farklı ölçeklerde temsili ilişkileri kurgular. Bu araştırma; yapılara yönelik soruların cevabını yapılar dışındaki aşkın anlamda ve ideallerde arayan bakış açılarını, biçim tanımları üzerinden tartışır. Biçim tanımlarının; yapıları farklılık ve tekilliklerinden arındıran, homojenleştiren söylemsel ve konstrüktif kalıp modellerini, bu modelleri oluşturan kavramlarını ve bu kavramların belirlediği özne-nesne, zaman-mekân temsillerini sorunsallaştırır. Yapılar söylemsel ve konstrüktif kalıp modeller ile düzene sokulmuş, hesaplanmış ve formülleştirilmiş biçimler olarak ele alınmaz. Yapılar; oluş içinde, farklı zaman ve mekânların eş zamanlı biraradalığında, özne ve nesnelerin hesaplanamayan karmaşık ilişkileri bağlamında biçimlenmeler olarak ele alınır. Yapıları aşkın idealler ile anlamlandıran, değerlendiren biçim tanımlarının felsefi referanslarını, kökenlerini Platon felsefesine dayandırabileceğimiz klasik felsefe ve metafizik yaklaşım oluşturur. Yapıları; temsili ilişkiler düzleminden çıkarıp oluş içinde biçimlenmeler olarak ele alan bakış açısının kavramsal referanslarını ise Henri Bergson, Gilles Deleuze ve Georges Bataille’ın felsefi yaklaşımları, önerdikleri kavram ve metaforlar oluşturur. Bu kavram ve metaforlar aracılığı ile yapılara yönelik “Nasıl?” sorularının cevapları, yapılar dışında aşkın anlam ve ideallerde değil yapıların kendisinde arayan içkin bakış açısının kavramları araştırılır. İçkin bakış açısı ile ele alındığında yapılar, bitmiş, hesaplanmış, düzenlenmiş, tasarlanmış nesneler ve biçimler değil; hiçbir zaman tamamlanmayacak, ideal ve tam olmayacak, bitmez tükenmez oluşlar, biçimlenmelerdir. Bu anlamda, farklı biçim tanımları üzerinden özne ve nesnenin pozisyonlarını belirleyen kavramlar sorunsallaştırılır. Yapıların oluşlarına yönelik “nasıl?” soruları birçok farklı yapısallık üzerinden tartışılabilir. Tartışma bir kent üzerinden, bir bina üzerinden, bir kavram üzerinden ele alınabileceği gibi bir duvar üzerinden de ele alınabilir. Duvar hem mimari bir nesne olarak hem de taşıdığı tüm metaforik anlamları ile biçimlenmeyi bir oluş olarak tanımlamak ve bu oluş içinde yapıların nasıl oluştuğuna yönelik soruyu kavramsallaştırabilmek için yeterli ve doğurgan bir alan tanımlar. Bu araştırmada içkin bakış açısının kavramları bağlamında yapılara yönelik “nasıl?” soruları, örneklem olarak belirlenen Sinop sur duvarı üzerinden sorulur. Sinop sur duvarı üzerinden sorulan soruların cevaplarının karmaşıklığı, neden-sonuç ilişkileri kurgusu ile belirli bir söylemsel ya da konstrüktif kalıp içine yerleşmez ve bütünde biçimli bir düzen oluşturmaz. Sinop sur duvarı indirgenmiş biçim tanımları içinde ele alınamayan yapısı ile örneklem olarak araştırmanın omurgasına yerleşir. Araştırma boyunca biçimler üzerinden sorulan tüm sorular örneklem duvarın biçimlenme öyküsü üzerinden yeniden ele alınır. Duvarın farklı zaman ve mekanlara yayılı yapısal, temsili, kavramsal, metaforik biçimleri oluş içinde biçimlenmeler olarak ele alınır ve yapılara içkin bakış açısının kavramları araştırılır. Araştırma nesnesi olarak duvar ile kurulan ilişkide ne duvar ne de araştırmacı sabit bir noktada konumlanmaz. Bu anlamı ile araştırma örnek bir nesne olarak Sinop sur duvarını ele alan farklı araştırmacıların öznel bakışlarından biri değildir. Araştırmanın metin kurgusunda da biçim ve biçimlenme tanımları arasında kavramsal olarak kurgulanan ilişki referans alınır. Duvarı belirli nesnel bir pozisyona yerleştirerek, dışardan bir özne olarak ele alış biçimi ile tanımlanan duvarın biçimsel özellikleri, tezin düşey omurgasını kurgular. Metin boyunca ilerleyen düşey içerik kurgusu örneklem olarak duvara yönelik sorulara verilen cevapların nedensel ilişkileri üzerinden kurgulanır. Sinop sur duvarı, biçim temsillerinin tarih içindeki belirli pozisyonları ve kavramları ile “devşirme duvar”, “sur duvarı”, “örme/yığma duvar” olarak metin boyunca biçim olarak inşa edilir. Nedensel ilişkilere indirgenemeyen ve metin boyunca birbirine sıçrayan karmaşık ilişkiler ile kurgulanan içkin bakış ise, aynı duvarı bir biçimlenme öyküsü olarak söker. Bu araştırma bağlamında içkin bakış açısının üç temel kavramı olarak bellek, olay ve ilişki kavramları önerilir. Bu üç kavramın birbiri ile olan ilişkisi tezin bütününde düşeydeki biçim tanımlarını yatay bir oluşa, biçimlenme öyküsüne dönüştürür. Bu sayede Sinop sur duvarı ile her tür karşılaşma tekil bir olayı yaratır ve olaylar duvarın ilişkiye geçtiği bellekler aracılığı ile tekrar biçimlenmesine neden olur. Bellek karşılaşmalardaki şimdiki zamanı kurgulayan alt yapıyı oluşturur. Sinop sur duvarını o ana kadar biçimlendiren tüm olayların birbirini doğuran ve dönüştüren ilişkileri, neden-sonuç ilişkileri ile değil; sıçramalı ilişkiler kurularak eşzamanlı olarak bir arada bulunur. Aktüel hale gelmiş her biçim yarattığı olaylar ve ilişkiler ile biçimlenme hareketini oluşturur. Sinop sur duvarı ile yaşanan tüm olaylar duvarın biçimlenme hareketi içinde dinamik katmanlar olarak ve eşzamanlı olarak ele alınır. Böylece sur duvarları nesne olarak pozisyon verilmiş bir biçim olarak değil araştırmacı ile araştırma boyunca yeniden biçimlenen bir oluş olarak ele alınır

    Gökyüzü Kimin? Mimarlık Kimin?

    No full text
    Mimarlık, ürettiği “mega” projelerle günümüz ekonomik sisteminin motoru. Aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda yarattığı anlamlar ve örgütlediği ilişkilerle hatırı sayılır bir iktidar alanına sahip. Bu nedenle mimarlık üretim mekanizmalarının içerik ve sınırlarını, hâkim ideolojilerin ve piyasanın manipüle ettiği ekonomik değerler oluşturuyor. Bu anlamda mimarlık, ekonomik değeri yüksek büyük ölçekli nesneler üreten bir hizmet ve uzmanlık alanı. Bu büyük ölçekli nesnelerin üretim mekanizmaları içinde yer alan birçok insanın kişisel değerleri de, kendilerine dikte edilen kimliklere indirgenmiş durumda. Bu üretim mekanizmalarının tanımları içine hapsolmuş birçok kişi ve kuruma başka bir mimarlık pratiğini ve düşüncesini mümkün kılan kamusal bir aralık yaratmanın araçlarını ve yöntemini tartışmak hedeflenmiştir

    Meaning Of Intiution In Design Process

    Get PDF
    Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2009Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2009Bu tez çalışmasında; tasarım sürecinin bütününün, nedenlere bağlanamayan ilişkilerinde beliren, kişisel ve rastlantısal olan durumların, sezgisel kavrayış olarak tanımı için, alternatif bir bakış geliştirilmenin araçları araştırılmıştır. Bu anlamda bu çalışma, tasarım deneyiminin tasarımcıyı ve dış dünyayı dönüştüren, kişisel ve rastlantısal durumların belirmesine olanak sağlayan karmaşık yapısına dikkat çekmektedir. İnsan kendisini ve çevresini, dünya üzerindeki varlığını anlama, anlamlandırma çabası olarak dışsallaştırma, kendi varlığı ile durumlar arasına mesafe koyma yolunu sıkça kullanmaktadır. Bu tez bağlamında dışsallaştırma, mesafe koyma yöntemi olarak “temsil etme” üzerinde durulmaktadır. Temsil etme ve temsil edilenlerin nedensel ilişkileri üzerinden sistemler oluşturmanın hayatın devamlılığı kurgusunu oluşturmak için önemli olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında, temsiller üzerine kurulan birçok sistemin, insanın kendisini ve çevresini değiştirme, başkalaştırma potansiyelleri olarak kişisel ve rastlantısal durumları göz ardı ettiği öne çıkarılmak istenen temel düşüncelerden birisidir. Bu bağlamda, insanın kendisini ve çevresini değiştirme, başkalaştırma potansiyellerini barındıran “tasarım süreci” alanı, çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Tasarım süreci içinde kişisel ve rastlantısal durumların bütünü olarak; “sezgisel kavrayış” tanımı öne çıkarılmıştır. Sezgisel kavrayış, Henry Bergson’un “Süre” kavramı referans alınarak geliştirilen ele alış ile, tasarım süreci içinde tasarımcının nasıl algıladığı, nasıl yaptığı, geçmişteki bir anısına nasıl döndüğü ve bilgisini nasıl kullandığı sorularını kişisel ve rastlantısal durumların bütünü içindeki sıçramalı ilişkiler üzerinden tanımlamakta ve süreç içinde temsiller üzerinden kurulan nedensel ilişkiler kadar önemsenmektedir.In this study, an alternative approach has been tried to be developed on handling the individual and coincidental situations appearing in the relations that can not be attached to reasons inside the process of design as whole and, describing them as intuitive perception. Man uses the method of, putting distance between his existence and occations of the outside world as a means of understanding his own existence on the world. In the context of this thesis, “representation” is emphasized as the method of externalization. It is thought to be of importance to represent and to form systems to create the fiction of continuity of life through the cause-based relationships of represented. Besides this, it is one of the basic ideas of this thesis that many systems formed on representations do generally neclect personal and coincidential occations as potentials of externalisation. In this context, the “process of design” is chosen to be the field of study as it hosts the potentials of externalization and man’s altering himself and his environment. “Intuitive undestanding “ has been brought out as the whole of the situations of individual and coincidental occations among the design process. The method of addressing tried to be developed based on Henry Bergson’s the concept of “duration”, answers the questions of how the designer perceives, how he does, how he returns to a memory and uses the knowledge acquired from this memory, in referral to the salutatory relations in between the body of individual and coincidental situations.Yüksek LisansM.Sc

    Mimarlıkta Biçimlenme Sorunsalı: Sinop Sur Duvarı Üzerinden Bir Tartışma

    No full text
    Yapıların ‘‘nasıl oluştuğu?” sorusu mimarlık düşüncesi ve pratiği içinde ‘‘olmak” fiiline yönelik ucu açık bir sorudur ve olanların, olabilir olanların nasıl olabileceğine dair bitmeyen bir arayışı ve araştırmayı doğurur. ‘‘Nasıl?” sorusundaki ucu açıklık mimarlığın kapsadığı tüm süreçler içindeki öngörülemez ve sayısal olarak hesaplanamaz çoklukta ilişkinin karmaşıklığını kapsar. Mimarlık düşüncesi ve pratiğinde yapılara yönelik sorular, çoğunlukla yapıların kendisi dışındaki aşkın anlam ve ideallerde aranır, yapılar dışındaki temsili ilişkilere indirgenir ve söylemsel ya da konstrüktif kalıp modeller aracılığı ile elde edilen biçim tanımları ile cevaplanır. Böylece olmak fiili içindeki hesaplanamaz çokluktaki karmaşık ilişki bir üst anlam, bir ideal ile kurulan nedensel ilişkilerin kurgusuna indirgenir ve düzene sokulur. Biçimler üzerinden edindiği biçimlendirme kabiliyeti ile mimarlık, birçok alanda kendine yer bulur. Yapılar modern düşünce sisteminin de temel temsilleri olan özne-nesne, zaman-mekan ayrımları ve bu temsillerin uzamsal düzlemdeki pozisyonları ile ilişkilendirilirler. Yapıların biçimsel ifadeleri bu temsiller aracılığı ile dönem, üslup, modern, gelenek, klasik vb. tanımlar ile tarihselleşir, malzeme, teknik, üretim ekonomisi ile toplumsal düzenin sistemlerinin içine dahil olur ve farklı ölçeklerde temsili ilişkileri kurgular. Bu araştırma; yapılara yönelik soruların cevabını yapılar dışındaki aşkın anlamda ve ideallerde arayan bakış açılarını, biçim tanımları üzerinden tartışır. Biçim tanımlarının; yapıları farklılık ve tekilliklerinden arındıran, homojenleştiren söylemsel ve konstrüktif kalıp modellerini, bu modelleri oluşturan kavramlarını ve bu kavramların belirlediği özne-nesne, zaman-mekân temsillerini sorunsallaştırır. Yapılar söylemsel ve konstrüktif kalıp modeller ile düzene sokulmuş, hesaplanmış ve formülleştirilmiş biçimler olarak ele alınmaz. Yapılar; oluş içinde, farklı zaman ve mekânların eş zamanlı biraradalığında, özne ve nesnelerin hesaplanamayan karmaşık ilişkileri bağlamında biçimlenmeler olarak ele alınır. Yapıları aşkın idealler ile anlamlandıran, değerlendiren biçim tanımlarının felsefi referanslarını, kökenlerini Platon felsefesine dayandırabileceğimiz klasik felsefe ve metafizik yaklaşım oluşturur. Yapıları; temsili ilişkiler düzleminden çıkarıp oluş içinde biçimlenmeler olarak ele alan bakış açısının kavramsal referanslarını ise Henri Bergson, Gilles Deleuze ve Georges Bataille’ın felsefi yaklaşımları, önerdikleri kavram ve metaforlar oluşturur. Bu kavram ve metaforlar aracılığı ile yapılara yönelik “Nasıl?” sorularının cevapları, yapılar dışında aşkın anlam ve ideallerde değil yapıların kendisinde arayan içkin bakış açısının kavramları araştırılır. İçkin bakış açısı ile ele alındığında yapılar, bitmiş, hesaplanmış, düzenlenmiş, tasarlanmış nesneler ve biçimler değil; hiçbir zaman tamamlanmayacak, ideal ve tam olmayacak, bitmez tükenmez oluşlar, biçimlenmelerdir. Bu anlamda, farklı biçim tanımları üzerinden özne ve nesnenin pozisyonlarını belirleyen kavramlar sorunsallaştırılır. Yapıların oluşlarına yönelik “nasıl?” soruları birçok farklı yapısallık üzerinden tartışılabilir. Tartışma bir kent üzerinden, bir bina üzerinden, bir kavram üzerinden ele alınabileceği gibi bir duvar üzerinden de ele alınabilir. Duvar hem mimari bir nesne olarak hem de taşıdığı tüm metaforik anlamları ile biçimlenmeyi bir oluş olarak tanımlamak ve bu oluş içinde yapıların nasıl oluştuğuna yönelik soruyu kavramsallaştırabilmek için yeterli ve doğurgan bir alan tanımlar. Bu araştırmada içkin bakış açısının kavramları bağlamında yapılara yönelik “nasıl?” soruları, örneklem olarak belirlenen Sinop sur duvarı üzerinden sorulur. Sinop sur duvarı üzerinden sorulan soruların cevaplarının karmaşıklığı, neden-sonuç ilişkileri kurgusu ile belirli bir söylemsel ya da konstrüktif kalıp içine yerleşmez ve bütünde biçimli bir düzen oluşturmaz. Sinop sur duvarı indirgenmiş biçim tanımları içinde ele alınamayan yapısı ile örneklem olarak araştırmanın omurgasına yerleşir. Araştırma boyunca biçimler üzerinden sorulan tüm sorular örneklem duvarın biçimlenme öyküsü üzerinden yeniden ele alınır. Duvarın farklı zaman ve mekanlara yayılı yapısal, temsili, kavramsal, metaforik biçimleri oluş içinde biçimlenmeler olarak ele alınır ve yapılara içkin bakış açısının kavramları araştırılır. Araştırma nesnesi olarak duvar ile kurulan ilişkide ne duvar ne de araştırmacı sabit bir noktada konumlanmaz. Bu anlamı ile araştırma örnek bir nesne olarak Sinop sur duvarını ele alan farklı araştırmacıların öznel bakışlarından biri değildir. Araştırmanın metin kurgusunda da biçim ve biçimlenme tanımları arasında kavramsal olarak kurgulanan ilişki referans alınır. Duvarı belirli nesnel bir pozisyona yerleştirerek, dışardan bir özne olarak ele alış biçimi ile tanımlanan duvarın biçimsel özellikleri, tezin düşey omurgasını kurgular. Metin boyunca ilerleyen düşey içerik kurgusu örneklem olarak duvara yönelik sorulara verilen cevapların nedensel ilişkileri üzerinden kurgulanır. Sinop sur duvarı, biçim temsillerinin tarih içindeki belirli pozisyonları ve kavramları ile “devşirme duvar”, “sur duvarı”, “örme/yığma duvar” olarak metin boyunca biçim olarak inşa edilir. Nedensel ilişkilere indirgenemeyen ve metin boyunca birbirine sıçrayan karmaşık ilişkiler ile kurgulanan içkin bakış ise, aynı duvarı bir biçimlenme öyküsü olarak söker. Bu araştırma bağlamında içkin bakış açısının üç temel kavramı olarak bellek, olay ve ilişki kavramları önerilir. Bu üç kavramın birbiri ile olan ilişkisi tezin bütününde düşeydeki biçim tanımlarını yatay bir oluşa, biçimlenme öyküsüne dönüştürür. Bu sayede Sinop sur duvarı ile her tür karşılaşma tekil bir olayı yaratır ve olaylar duvarın ilişkiye geçtiği bellekler aracılığı ile tekrar biçimlenmesine neden olur. Bellek karşılaşmalardaki şimdiki zamanı kurgulayan alt yapıyı oluşturur. Sinop sur duvarını o ana kadar biçimlendiren tüm olayların birbirini doğuran ve dönüştüren ilişkileri, neden-sonuç ilişkileri ile değil; sıçramalı ilişkiler kurularak eşzamanlı olarak bir arada bulunur. Aktüel hale gelmiş her biçim yarattığı olaylar ve ilişkiler ile biçimlenme hareketini oluşturur. Sinop sur duvarı ile yaşanan tüm olaylar duvarın biçimlenme hareketi içinde dinamik katmanlar olarak ve eşzamanlı olarak ele alınır. Böylece sur duvarları nesne olarak pozisyon verilmiş bir biçim olarak değil araştırmacı ile araştırma boyunca yeniden biçimlenen bir oluş olarak ele alınır

    Sanatı Anlamak! Sanatı Avlamak!

    Get PDF
    Bugünün sanatında dil, örgütlediği anlamlarla sanatın deneyimselliğinin önüne geçmeye başladı. Sanat üstüne yazılanların pek çoğu, anlama çabaları olarak gözükseler de, oluşturdukları yeni yeni anlamlarla sanatsal olanın deneyiminde aşılması güç bir koşullanmaya ve kısır döngüye neden olmaktalar. Modernliğe özgü “aklın yolu birdir” ilkesine karşılık, akıl yerine dilin egemen olduğu postmodern hakikat rejiminde anlamlar olabildiğince çoğaltılmakta. Akılla ve akıl yoluyla kurulan sistemlerle, anlamlarla savaşarak kendi özerkliğini kazanan ‘sanat’, farkında olmadan ‘dil’ aracılığı ile özerk varlığını yitirmekte
    corecore