74 research outputs found
Primary School Teachers’ Opinions about Using Joined Cursive and Manuscript Letters in Literacy Education
Bu araştırmanın amacı, ilkokul öğretmenlerinin okuma-yazma eğitimisürecinde bitişik eğik yazı ve dik temel harflerin kullanımına ilişkin görüşleriniortaya koymaktır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan olgubilimkullanılmıştır. Çalışma grubunu 2016-2017 eğitim öğretim yılında ülkemizinçeşitli bölgelerinde görev yapmakta olan 85 ilkokul öğretmeni oluşturmaktadır.Araştırmada veri toplama aracı olarak açık uçlu sorulardan oluşan yarıyapılandırılmışgörüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formunda yer alan soruifadelerine verilen cevaplar MAXQDA 12 yazılımı ile analiz edilerek kavramsalbütünlük oluşturan ifadeler iki araştırmacı tarafından ayrı ayrı kodlanmış ve temalaroluşturulmuştur. Araştırma sonucunda; bitişik eğik yazı kullanımının özellikleestetik bulunduğu için tercih edildiği, dik temel harflerin özellikle yazmada veokumada kolaylık sağlaması ve yaşamla ilişkilendirilebilmesi bakımından tercihedildiği, bitişik eğik yazıda karşılaşılan güçlüklerin yazma ve okuma süreçlerineodaklandığı ve öğretmenlerin dik temel harflerin kullanımında öncelikle yazmasüreçlerinde güçlüklerle karşılaşabileceklerini düşündükleri ortaya çıkmıştır.The purpose of this study is to reveal the opinions of primary school teachers
through the literacy education using joined cursive and manuscript letters.
Phenomenology as a part of qualitative research methods was used in this study.
The study group consists of 85 primary school teachers which are in active service
in various regions of the country within the educational term of 2016-2017.
Responses to open-ended statements in the questionnaire were thoroughly examined
and concepts within responses were separately coded by two researchers using
MAXQDA 12 software and themes were created afterwards. As the result; it was
found that, most of the teachers prefer manuscript letters, joined cursive letters were
preferred mostly for aesthetical reasons, manuscript letters were mostly preferred
for providing ease at writing and reading and for providing more interactivity with
life, difficulties in using joined cursive letters were focused mostly on writing and
reading processes, and teachers thought that they could face difficulties in using
manuscript letters mostly in writing process
Bir İstanbul semtinin tarihsel panoraması: ondokuzuncu yüzyıl sonundan 2000'lere Cihangir
This study can be seen as a contribution to the history of a cosmopolitan Istanbul neighborhood, Cihangir, where Greeks, Armenians, Jews, Levantines, Turks, and other Muslim and non-Muslim inhabitants lived in harmony for centuries. Based on oral history narratives by older and new inhabitants of the neighborhood as well as primary sources identified by the author, the present study aims to shed light on its cosmopolitan fabric and the changes it has undergone throughout the republican history of Turkey. It reflects its author’s perspective which situates the story of Cihangir within the framework of the story of the decline of cosmopolitan Istanbul due to the Turkification policies of the nationalist state. After a series of regrettable events like the notorious Wealth Tax of 1942, the 6-7 September riots in 1955, and the 1964 decree for the deportation of Greek nationals, Cihangir lost its original human fabric with the gradual departure of its non-Muslim inhabitants, specifically the Greeks, who were the main population in the neighborhood. It also presents the cosmopolitan mahalle life in Cihangir, especially in the 1950s and the 1960s. After a period of déclassement, however, Cihangir was reinvented in a globalizing metropolis, Istanbul. This study also discusses the process of gentrification in Cihangir and its effects on the neighborhood and the daily mahalle life there. Present day Cihangir is a culturally heterogeneous but ethnically less mixed neighborhood embracing the few remaining Greeks, Armenians, Jews and Levantines. However, it is a neighborhood still living together with its past.Bu çalışma yüzyıllardır Rum, Ermeni, Musevi, Levanten, Türk ve diğer Müslüman ve gayrimüslim unsurların bir arada uyum içinde yaşadıkları kozmopolit bir İstanbul semti olan Cihangir'in tarihine bir katkı olarak görülebilir. Eski ve yeni Cihangirlilere ait sözlü tarih anlatıları ve yazar tarafından ortaya çıkarılan birincil kaynaklara dayanan bu çalışma semtin kozmopolit dokusuna ve onun Cumhuriyet tarihi boyunca geçirdiği dönüşümlere bir ışık tutmayı hedeflemektedir. Bu çalışma Cihangir'in hikayesini milliyetçi devletin Türkleştirme politikaları ile ilintili olarak kozmopolit stanbul'un düşüş hikayesi içerisine yerleştiren yazarının perspektifini yansıtmaktadır. 1942 Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955 olayları, 1964'te Yunan tebaalıların sınır dışı edilmesine yol açan kararname gibi bir dizi üzücü olay sonrasında Cihangir gayrimüslim, özellikle de semtin ağırlıklı nüfusu olan Rum sakinlerinin zaman içerisinde ayrılması sonucunda orijinal insan dokusunu kaybetmiştir. Çalışma aynı zamanda özellikle 1950'ler ve 1960'ların Cihangirindeki kozmopolit mahalle hayatını da yansıtmaktadır. Bununla birlikte Cihangir bir dönem geçirdiği sınıfsal düşüşün ardından küreselleşen bir metropol olan İstanbul'da yeninden keşfedilmiştir. Bu çalışma aynı zamanda Cihangir'de mutenalaşma sürecini ve onun semt ve oradaki mahalle hayatı üzerindeki etkilerini tartışmaktadır. Günümüzde Cihangir kültürel anlamda heterojen ama etnik olarak daha az karışık fakat hala az sayıdaki Rum, Ermeni, Musevi ve Levanten sakinlerini kucaklayan ve her şeye rağmen bugünü dünü ile birlikte yaşayan bir semttir
TEffectR: an R package for studying the potential effects of transposable elements on gene expression with linear regression model
YANDIM, Cihangir/0000-0002-2050-6186Introduction. Recent studies highlight the crucial regulatory roles of transposable elements (TEs) on proximal gene expression in distinct biological contexts such as disease and development. However, computational tools extracting potential TE - proximal gene expression associations from RNA-sequencing data are still missing. Implementation. Herein, we developed a novel R package, using a linear regression model, for studying the potential influence of TE species on proximal gene expression from a given RNA-sequencing data set. Our R package, namely TEffectR, makes use of publicly available RepeatMasker TE and Ensembl gene annotations as well as several functions of other R-packages. It calculates total read counts of TEs from sorted and indexed genome aligned BAM files provided by the user, and determines statistically significant relations between TE expression and the transcription of nearby genes under diverse biological conditions
Desıgn, Manufacture And Experımental Investıgatıon Of A Thermal Conductıvıty Measurement Apparatus For Lıquıds And Gases
Enerjinin evrenin en temel unsurlarından biri olduğu tartışmasız bir gerçektir. Bu sebeple
enerjinin üretilmesi ve kullanılması kadar korunması da önem arz etmektedir. Maddelerin
(katı, sıvı ve gaz) ısıyı iletmedeki kabiliyetleri ve bu kabiliyetlerin bilinmesi için bazı
nümerik formüllerde yer alan katsayıların bilinmesini gerektirir. Günümüzde saf su,
amonyak karbondioksit, oksijen, atmosfer v.b. sıvı ve gazların literatürde ısı iletim
katsayılarını bulmak oldukça kolay olmasına karşın, teknolojinin gelişmesiyle beraber
hayatımıza giren ve iyi veya kötü ısıl iletkenliklere sahip nano partiküller içeren özel
sıvıların ısıl iletkenliklerinin bulunması ve hesaplanması oldukça zordur. Bu çalışmada sıvı
ve gazların ısıyı iletme kabiliyetini belirlemek amacıyla kullanılan Isı İletim Katsayısının
belirlenmesi için silindirik metoda göre ölçüm yapan laboratuvar tipi cihaz tasarımı
yapılmış, imalatı gerçekleştirilmiş ve deneysel olarak test edilmiştir. Cihazın doğru çalışıp
çalışmadığının kontrolü için deney malzemesi olarak kullanılan saf su ile deneyler yapılmış
ve sonuçları saf suyun literatür değerleri ile karşılaştırılmıştır. Saf su ile yapılan deneyler
sonucunda literatür değerine en yakın sonuçların 30 g/s debide 50 60 70 ve 80 volt
değerlerinde olduğu saptanmıştır. Buna göre saf suyla yapılan deneyler sonucunda ölçülen
deney sonuçları ile fiziksel özellik tablosundan alınan değerler arasındaki ortalama bağıl
hata % 13.33 olarak bulunmuştur. Saf su ile yapılan deney şartlarında ısı iletkenlik katsayısı
hakkında bilgi edinmek istediğimiz Alümina, Magnezyum Alüminat Spineli gibi içerisinde
nano partiküller bulunan sıvıların ve Füzel yağı gibi endüstride oldukça fazla bulunan
sıvıların ısı iletimi hakkında bilgiler elde edilmiştir.It is an undisputable fact that energy is one of the most basic elements of the universe.
Therefore, conservation of energy has much importance as generation and consuming of
energy. The coefficients in some numerical formulas should have to be known in order to
determine the heat transfer capabilities of the matters (solid, liquid, gas). Despite of the fact
that it is now pretty easy to find out the heat transfer coefficients of the materials such as
pure water, ammonia, carbon dioxide, oxygen, atmosphere etc. in the literature, determining
the thermal conductivity of the special liquids containing much or less thermal conductivity
nanoparticles, which are welcomed by us with the improvements in technology, is still quite
difficult. In this study, in order to find out the thermal conductivity coefficients which are
used for determining the thermal conductivity capabilities of the liquids and gases, a
laboratory type device, making measurements based on cylindrical methods was designed,
produced and experimentally tested. Verifying the proper operation of the device,
experiments were conducted with the values available in the literature. The closest results
obtained from the experiments conducted with pure water, were found to be 50-60-70 and
80 voltage at 30 g/s flow rate. As a result of the experiments, 13,33% relative error was
observed between three results obtained from the experiments conducted with pure water
and tables related to physical properties. With the help of the experiment conducted with
pure water, information about the heat conduction of the materials, whose thermal
conductivity coefficient is sought for, such as Alumina, Magnesium Aluminate Spinel etc.
which contains nanoparticles and Fusel oil, which is widely used in industry, was gathered
Sıvıların Ve Gazların Isıl İletkenliğini Belirleyebilmek İçin Laboratuvar Tipi Bir Deney Cihazının Tasarımı, İmalatı Ve Test Edilmesi
Enerjinin evrenin en temel unsurlarından biri olduğu tartışmasız bir gerçektir. Bu sebeple enerjinin üretilmesi ve kullanılması kadar korunması da önem arz etmektedir. Maddelerin (katı, sıvı ve gaz) ısıyı iletmedeki kabiliyetleri ve bu kabiliyetlerin bilinmesi için bazı nümerik formüllerde yer alan katsayıların bilinmesini gerektirir. Günümüzde saf su, amonyak karbondioksit, oksijen, atmosfer v.b. sıvı ve gazların literatürde ısı iletim katsayılarını bulmak oldukça kolay olmasına karşın, teknolojinin gelişmesiyle beraber hayatımıza giren ve iyi veya kötü ısıl iletkenliklere sahip nano partiküller içeren özel sıvıların ısıl iletkenliklerinin bulunması ve hesaplanması oldukça zordur. Bu çalışmada sıvı ve gazların ısıyı iletme kabiliyetini belirlemek amacıyla kullanılan Isı İletim Katsayısının belirlenmesi için silindirik metoda göre ölçüm yapan laboratuvar tipi cihaz tasarımı yapılmış, imalatı gerçekleştirilmiş ve deneysel olarak test edilmiştir. Cihazın doğru çalışıp çalışmadığının kontrolü için deney malzemesi olarak kullanılan saf su ile deneyler yapılmış ve sonuçları saf suyun literatür değerleri ile karşılaştırılmıştır. Saf su ile yapılan deneyler sonucunda literatür değerine en yakın sonuçların 30 g/s debide 50 60 70 ve 80 volt değerlerinde olduğu saptanmıştır. Buna göre saf suyla yapılan deneyler sonucunda ölçülen deney sonuçları ile fiziksel özellik tablosundan alınan değerler arasındaki ortalama bağıl hata % 13.33 olarak bulunmuştur. Saf su ile yapılan deney şartlarında ısı iletkenlik katsayısı hakkında bilgi edinmek istediğimiz Alümina, Magnezyum Alüminat Spineli gibi içerisinde nano partiküller bulunan sıvıların ve Füzel yağı gibi endüstride oldukça fazla bulunan sıvıların ısı iletimi hakkında bilgiler elde edilmiştir.It is an undisputable fact that energy is one of the most basic elements of the universe. Therefore, conservation of energy has much importance as generation and consuming of energy. The coefficients in some numerical formulas should have to be known in order to determine the heat transfer capabilities of the matters (solid, liquid, gas). Despite of the fact that it is now pretty easy to find out the heat transfer coefficients of the materials such as pure water, ammonia, carbon dioxide, oxygen, atmosphere etc. in the literature, determining the thermal conductivity of the special liquids containing much or less thermal conductivity nanoparticles, which are welcomed by us with the improvements in technology, is still quite difficult. In this study, in order to find out the thermal conductivity coefficients which are used for determining the thermal conductivity capabilities of the liquids and gases, a laboratory type device, making measurements based on cylindrical methods was designed, produced and experimentally tested. Verifying the proper operation of the device, experiments were conducted with the values available in the literature. The closest results obtained from the experiments conducted with pure water, were found to be 50-60-70 and 80 voltage at 30 g/s flow rate. As a result of the experiments, 13,33% relative error was observed between three results obtained from the experiments conducted with pure water and tables related to physical properties. With the help of the experiment conducted with pure water, information about the heat conduction of the materials, whose thermal conductivity coefficient is sought for, such as Alumina, Magnesium Aluminate Spinel etc. which contains nanoparticles and Fusel oil, which is widely used in industry, was gathered
Burdur Alt Havzası Entegre Su Kaynakları Yönetiminin Belirlenmesinde Weap (Water Evaluatıon And Plannıng System) Modelinin Kullanılması
Su kaynaklarının günden güne azalması ve su kıtlığı yaşayan ülkelerin artması sebebiyle suyla ilgili problemler küresel boyuta ulaşmıştır. Herhangi bir su kaynağına yapılan müdahale diğer havza elemanlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Çevrenin tüm doğal kaynaklarıyla bir bütün oluşturması "Entegre Su Kaynakları Yönetimi" yaklaşımının gelişmesine neden olmuştur. Bu sebeple su kaynakları planlanıp yönetilirken, suyun sadece miktarı değil, kalitesi, toprak ve havayla ilişkileri, tüm fiziksel faktörler bir arada dikkate alınmalıdır. Bu çalışmada, Burdur Gölü Havzası entegre su kaynaklarının yönetimi için WEAP (Water Evaluation and Planning System) programından yararlanılmıştır. Burdur Gölü Havzasında yer alan su kaynakları ile talep bölgeleri (içme suyu, sulama vb.) programa tanıtılmış ve WEAP modeli oluşturulmuştur. Akabinde havzadaki su kullanımları ile akım gözlem istasyonlarından elde edilen yağış, akış, buharlaşma vb. gibi hidrolojik veriler kullanılarak programda mevcut durumun su bilançosu hesaplanmıştır. Oluşturulan model ile geleceğe yönelik (2017-2050) su ihtiyacının belirlenmesi için iyimser ve kötümser senaryolar türetilmiştir. Yapılan hesaplamalara göre yüzeysel ve yeraltı suları dâhil Burdur Gölü havzasına giren su miktarı mevcut durumda 275,7 hm3, karşılanamayan su talebi 21 hm3'tür. İyimser senaryoda 2050 yılında havzaya giren su miktarı 353,5 hm3, karşılanamayan su talebi 8,9 hm3 iken kötümser senaryoda havzaya giren su miktarı 189,4 hm3, karşılanamayan su talebi 85 hm3 olarak bulunmuştur. Mevcut sistemlerdeki kayıp kaçakların fazla olması, suyun bilinçsiz tüketilmesi, belgeli belgesiz sondaj miktarının fazla olması gibi nedenlerden dolayı havzada su açığı bulunmaktadır. Su açığını kapatmak için kamuoyunda su farkındalığının arttırılması, belgesiz kuyuların kontrol altına alınması, sistemlerdeki kayıp kaçak miktarlarının en aza indirilmesi gerekmektedirAs water resources decrease day by day and increase of countries facing with water scarcity, water related problems have reached a global dimension. The intervention in any water source affects other basin elements directly or indirectly. The creation of a whole with the natural resources of the environment has led to the development of the "Integrated Water Resources Management" approach. Therefore, while water resources are planned and managed, not only the quantity of water, but also the quality, the relations with the soil and air, all physical factors should be considered together. In this study, WEAP (Water Evaluation and Planning System) program has been used for integrated water resources management of the Burdur Lake Basin. Water resources and demand areas (potable water, irrigation etc.) in the Burdur Lake Basin have been introduced to the program and WEAP model has been created. Then the water balance sheet of the current situation has been calculated by using the hydrological data obtained from the stream gauge stations such as precipitation, inflow, evaporation etc. With created model, optimistic and pessimistic scenarios are derived for determining the future (2017-2050) water need. According to the calculations, the amount of water entering the Burdur Lake Basin including the surface water and ground water is currently 275,7 hm3 and the water demand is 21 hm3. In the optimistic scenario, it was found that the amount of water entering the basin in the year 2050 is 353,5 hm3 and the deficit in water demand is 8,9 hm3 while in pessimistic scenario, the amount of water entering the basin is 189,4 hm3 and deficit in water demand is 85 hm3. There is a water deficit in the basin due to the high quantity of leakages in existing systems, unconscious consumption of water and high amount of undocumented drilling. In order to decrease this water deficit, raise public awareness for water, undocumented wells should be taken under control, and leakage amounts in systems should be minimize
Usage Of Weap (Water Evulatıon And Plannıng System) Model In The Determınatıon Of Integrated Water Resources Management For Burdur Sub-Basın
Su kaynaklarının günden güne azalması ve su kıtlığı yaşayan ülkelerin artması sebebiyle
suyla ilgili problemler küresel boyuta ulaşmıştır. Herhangi bir su kaynağına yapılan
müdahale diğer havza elemanlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Çevrenin
tüm doğal kaynaklarıyla bir bütün oluşturması "Entegre Su Kaynakları Yönetimi"
yaklaşımının gelişmesine neden olmuştur. Bu sebeple su kaynakları planlanıp
yönetilirken, suyun sadece miktarı değil, kalitesi, toprak ve havayla ilişkileri, tüm fiziksel
faktörler bir arada dikkate alınmalıdır. Bu çalışmada, Burdur Gölü Havzası entegre su
kaynaklarının yönetimi için WEAP (Water Evaluation and Planning System)
programından yararlanılmıştır. Burdur Gölü Havzasında yer alan su kaynakları ile talep
bölgeleri (içme suyu, sulama vb.) programa tanıtılmış ve WEAP modeli oluşturulmuştur.
Akabinde havzadaki su kullanımları ile akım gözlem istasyonlarından elde edilen yağış,
akış, buharlaşma vb. gibi hidrolojik veriler kullanılarak programda mevcut durumun su
bilançosu hesaplanmıştır. Oluşturulan model ile geleceğe yönelik (2017-2050) su
ihtiyacının belirlenmesi için iyimser ve kötümser senaryolar türetilmiştir. Yapılan
hesaplamalara göre yüzeysel ve yeraltı suları dâhil Burdur Gölü havzasına giren su miktarı
mevcut durumda 275,7 hm3, karşılanamayan su talebi 21 hm3'tür. İyimser senaryoda 2050
yılında havzaya giren su miktarı 353,5 hm3, karşılanamayan su talebi 8,9 hm3 iken
kötümser senaryoda havzaya giren su miktarı 189,4 hm3, karşılanamayan su talebi 85 hm3
olarak bulunmuştur. Mevcut sistemlerdeki kayıp kaçakların fazla olması, suyun bilinçsiz
tüketilmesi, belgeli belgesiz sondaj miktarının fazla olması gibi nedenlerden dolayı
havzada su açığı bulunmaktadır. Su açığını kapatmak için kamuoyunda su farkındalığının
arttırılması, belgesiz kuyuların kontrol altına alınması, sistemlerdeki kayıp kaçak
miktarlarının en aza indirilmesi gerekmektedirAs water resources decrease day by day and increase of countries facing with water
scarcity, water related problems have reached a global dimension. The intervention in any
water source affects other basin elements directly or indirectly. The creation of a whole
with the natural resources of the environment has led to the development of the "Integrated
Water Resources Management" approach. Therefore, while water resources are planned
and managed, not only the quantity of water, but also the quality, the relations with the soil
and air, all physical factors should be considered together. In this study, WEAP (Water
Evaluation and Planning System) program has been used for integrated water resources
management of the Burdur Lake Basin. Water resources and demand areas (potable water,
irrigation etc.) in the Burdur Lake Basin have been introduced to the program and WEAP
model has been created. Then the water balance sheet of the current situation has been
calculated by using the hydrological data obtained from the stream gauge stations such as
precipitation, inflow, evaporation etc. With created model, optimistic and pessimistic
scenarios are derived for determining the future (2017-2050) water need. According to the
calculations, the amount of water entering the Burdur Lake Basin including the surface
water and ground water is currently 275,7 hm3 and the water demand is 21 hm3. In the
optimistic scenario, it was found that the amount of water entering the basin in the year
2050 is 353,5 hm3 and the deficit in water demand is 8,9 hm3 while in pessimistic scenario,
the amount of water entering the basin is 189,4 hm3 and deficit in water demand is 85 hm3.
There is a water deficit in the basin due to the high quantity of leakages in existing
systems, unconscious consumption of water and high amount of undocumented drilling. In
order to decrease this water deficit, raise public awareness for water, undocumented wells
should be taken under control, and leakage amounts in systems should be minimize
Akarçay Havzası Hidrolojisinin SWAT Modeli ile Değerlendirilmesi
Bu araştırma, Akarçay Havzası'ndaki su ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde korunması ve yönetilmesi için SWAT (Toprak ve Su Değerlendirme Aracı) modelinin kullanımını ve bölgeye özgü su ve toprak kaynaklarının değerlendirilmesini tartışmaktadır. Akarçay Havzası, geniş tarım arazileri ve su kaynaklarının önemi nedeniyle Türkiye'nin stratejik öneme sahip havzalarından biridir. Ancak bölgedeki su ve toprak kaynaklarının sürdürülebilirliği; artan tarımsal faaliyetler, nüfus alanlarının büyümesi ve iklim değişikliği nedeniyle tehdit altındadır.
Çalışma kapsamında havzanın hidrolojik özelliklerini ve toprak-su dinamiklerinin modele tanımlanması amacıyla meteorolojik veriler, arazi kullanım haritaları, toprak yapısı ve hidrolojik parametreler ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler temin edilerek hidrolojik süreçlerin simüle edildiği SWAT modeli oluşturulmuş ve söz konusu model ile su kaynakları yönetiminin etkileri incelenmiştir. Kalibrasyon ve doğrulama prosedürleri için SWAT-CUP yazılımı kullanılmış ve modelin doğruluğunu artırmak için performans metrikleri (NSE, RSR, vb.) değerlendirilmiştir.
Bulgular, havzanın tarımsal uygulamaların su kalitesini nasıl etkilediğini ve arazi kullanımındaki potansiyel değişikliklerin hidrolojik süreçleri nasıl etkileyebileceğini göstermiştir. Akarçay Havzası hassasiyet analizi sonucunda en duyarlı unsurların toprak profili parametreleri (SOL_Z, SOL_AWC), yeraltı suyu katsayısı (REWAPMN), toprak buharlaşma dengeleme faktörü (ESCO) ve yüzey suyu akış miktarını etkileyen eğri katsayısı (CN2) olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın ortaya koyduğu öneriler, ulusal ve bölgesel su yönetimi düzenlemelerinin oluşturulmasına yardımcı olacaktır. Sonuçlar, Akarçay Havzası'ndaki konut, ticari ve tarımsal faaliyetlerin daha sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi için bilimsel bir temel sunmaktadır
Entegre Su Kaynakları Yönetiminde WEAP Modelinin Kullanılması:Burdur Gölü Havzası Örneği
- …
