1,721,072 research outputs found

    Alıcı verici arasındaki short tandem repeat "STR" farklılıklarının human leukocyte antigen "HLA" uygun verici kardeşten yapılan allojeneik hematopoietik kök hücre nakli üzerine etkisi

    No full text
    Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-fareast-language:EN-US;} KTB allo-HHT sonrası kimerizmin takibinde yaygın olarak kullanılan ve duyarlılığı yüksek bir yöntemdir. Az sayıda çalışmada alıcı-verici KTB lokuslarındaki farklılıkların allo-HHT üzerine etkisi çalışılmıştır. Bu çalışmada amacımız alıcı verici arasındaki KTB lokuslarındaki farklılıkların erken ve geç dönem transplantasyon sonuçlarına etkisini geriye dönük olarak değerlendirmektir. Eylül 2001-Şubat 2007 tarihleri arasında HLA uygun kardeş vericiden allo-HHT yapılan ve transplantasyon öncesi KTB ile değerlendirilebilen 150 hasta (81 erkek/ 69 kadın) çalışmaya alınmıştır. Ortanca yaş 34 yıl (16-64 yıl) dı. Hastaların tanıları sıra ile: 66 AML, 24 ALL, 30 KML, 6 MDS ve 30 diğer malign veya malign olmayan hastalıklardı. Hastaların 121’ine myeloablatif ve 29’una indirgenmiş yoğunlukta bir hazırlık rejimi kullanılmıştır. Kliniğimizde kimerizm tayininde multipleks polimeraz zincir yöntemi ile 15 KTB lokusu (D3S1358, HUMvWA, D16S539, D2S1338, D81179, D21S11, D18S51, D19S433, THO1, FGA, D7S820, CSF1PO, D13S317, TPOX, D5S818) (ABI Prism 3130) amplifiye edilebilmektedir. Bu lokuslar alıcıverici arasındaki uyum durumuna göre tam uyumlu (TU), kısmi uyumlu (KU) ve uyum yok(UY) olarak gruplandırılarak istatistiksel analizler yapıldı. Sonuçlar: En bilgi verici lokuslar D13S317, D18S51 ve D2S1338 lokusları olarak saptanırken, en az bilgi verici olanların ise CSF1PO ve TPOX lokusları olduğu görülmüştür. Çalışma grubundaki hastaların % 46,7’sinde (n=69) akut GvHH gelişirken, yalnızca 31 hastada akut ciddi GvHH (Gr II-IV) görüldü. Kronik GvHH sıklığı ise % 63,4’dü. Akut ciddi II-IV GvHH ayrı olarak değerlendirildiğinde TPOX lokusunda TU olanlarda akut GvHH gelişme sıklığı fazla idi (p=0,02). D7S820 lokusunda KU olanlarda kronik GvHH gelişme sıklığı UY ve TU’lu gruba göre fazla idi (p=0,016). TİÖ sıklığı D21S11 lokusunda KU olanlarda daha fazla iken, D5S818 ve FGA lokusunda UY ve KU olanlarda ise TİÖ sıklığı daha azdı. İki yıllık HSK ve GSK olasılığı sıra ile %58,1±5.5 ve %67,5±4,4 idi. D21S11 lokusunda TU olanlarda (P=0,07) ve D5S818 lokusunda KU olanlarda (p=0,009) HSK olasılığı daha fazla idi. Çoklu değişken analizde HSK üzerine tekli değişken analizlerdeki gibi D21S11 ve D5S818 lokuslarının etkisi vardı. GSK da aynı şekilde D5S818 ve D19S433 etkisi gösterilmiştir Hastalarımızdaki KTB lokuslarındaki uyumluluğu iki gruba indirgediğimizde: Tam uyum var ve tam uyum yok (Kısmi uyum ve uyum yok) grubu altında değerlendirdiğimizde; genel olarak GvHH gelişimi D21S11 lokusunda tam uyum yok ise artmaktadır. İstatisiksel olarak anlamlı olma eğilimindedir. GrIIIV GvHH sıklığı ise D18S51 ve TPOX lokuslarında tam uyum yok grubu azaltmaktadır. Kronik GvHH ise D7S820 lokusunda tam uyum olan grupta artmaktadır. İlk analizlere benzer olarak D21S11 lokusunda uyumsuzluk TİÖ arttırırken, D5S818 ve FGA lokuslarında uyumsuzluk TİÖ azaltmaktaydı. GSK üzerine D5S818 lokusunun etkisi devam ederken, D19S433 lokusunun hafif etkisi görülmüştür. Sonuçta, bazı KTB lokuslarında allojeneik transplantasyon sonuçları etkilenmektedir, bu etkilerin transplantasyon sonuçlarını etkileyen diğer değişkenler ile birlikte analizi yapılmalıdır. Sonuçta KTB’deki farklılıklar transplantasyon sonucunu etgkileyebilmekte, ancak sonuçlarımızın çok merkezli bir çalışmada ve beraberinde transplantasyon sonuçlarını etkileyen diğer değişkenler ile birlikte değerlendirilmelidir.SummarySTR marker systems are used in the monitoring of hematopoietic chimerism in patients after AHCST. The biological effect of STR disparity on AHCT outcome has rarely been studied. Therefore, we aimed to evaluate the impact of STR disparity on allo-HCT outcome in our single center. Between Sept 2001 and Feb 2007, 150 patients (81M/69F, median age: 34 ys) underwent AHCT (Stem cell source: 119 PB/31 BM) were retrospectively analyzed. Their diagnoses were 90 acute leukemia, 30 CML, 6 MDS and 24 other hematological conditions. Multiplex PCR method was performed to amplify 15 STR loci (D3S1358, HUMvWA, D16S539, D2S1338, D8S1179, D21S11, D18S51, D19S433, THO1, FGA, D7S820, CSF1PO, D13S317, TPOX, D5S818) using (ABI Prism 3130). The loci examined were classified as complete matched (CM), partially matched (PM), and fully mismatched (FMM) between donors and recipients. Results: The loci of D13S317, D18S51 and D2S1338 were the most informative, while the loci of TPOX and CSF1PO were the least. The incidence of acute GvHD was 46.7 % (n=69), which acute severe GvHD (grII-IV) was observed in only 31 patients. Chronic GvHD was developed in 63.4 % patients. The incidence of grII-IV GvHD was higher in patient with CM in TPOX loci (p=0.02). Chronic GvHD was more frequent in the patients with PM in D7S820 loci than those with CM or FMM (p=0.016). While PM in D21S11 locus increased TRM, FMM or PM in D5S818 and FGA loci decreased the TRM. In our cohort analysis, 2- year probability of disease-free survival (DFS) and overall survival (OS) were 58.1±5.5% and 67.5±4.4%, respectively. The CM in D21S11 locus (p=0.07) and PM in D5S818 locus (p=0,009) prolonged the probability of DFS. In multivariate analysis, these loci had an impact on DFS (p=0.055 ve p=0.005). D19S433 and D5S818 loci had an effect on the OS. We repeated similar analyses upon two

    The assessment of in vivo T lymphocyte functions in CML by flow cytometry and changes under imatinib treatment

    No full text
    Imatinib is a tyrosine kinase inhibitor being increasingly used today in the treatment of chronic myeloid leukemia. Imatinib is not only used in newly diagnosed CML patients but also used for patients in whom relaps occurred after allogeneic stem cell transplantation. Besides this, there are published articles reporting that imatinib has suppressive effects on T lymphocytes which primarily act on GVL effect. In this study, the effect of imatinib on T lymphocyte functions is evaluated in vivo by flow cytometry analysis. A total of 29 patients and 9 healthy control subjects were enrolled into the study. CML patients were divided into three groups as newly diagnosed patients having no treatment, patients using imatinib for 1 year and patients using imatinib for 2 years, respectively. To evaluate T lymphocyte functions, cells were induced by phorbol myristate acetate (PMA) and ionomisin, CD4+ T-cells were selected and IL-4 and IFN ? expression on these cells; how much percentage of CD3+ T cells were activated (CD3+CD69+); CD8+ T lymphocytes and the ratio and grade of expression of HLA-ABC and HLA-DR on those cells were evaluated, respectively. In our study, while CD8+ cell ratio was found to be statistically lower in all CML patient groups when compared to that of healthy control subjects (p=0.001); percent activity ratios were found to be significantly higher (p=0.002). No effect of imatinib on cytokine synthesis was observed. Further studies are needed to enlight whether there is correlation between in vivo and in vitro studies.İmatinib, kronik miyelositer lösemi (KML) tedavisinde günümüzde giderek artan sıklıkla kullanılan bir tirozin kinaz inhibitörüdür. İmatinib, yalnızca yeni tanı KML hastalarının tedavisinde değil, allojeneik hematopoietik hücre nakli sonrası relaps hastalarında da tedavide kendisine yer bulmuştur. Diğer yandan literatürde, imatinibin, graft versus lösemi (GVL) etkisine primer aracılık eden T lenfositler üzerine supresif etkilerinin olduğuna dair in vitro yayınlar mevcuttur. Bu çalışmada imatinibin in vivo ortamda T lenfosit fonksiyonları üzerine olan etkileri akım sitometrik olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya toplam 29 KML hastası ve 9 sağlıklı birey dahil edilmiştir. KML hastaları kendi aralarında sırasıyla, yeni tanı almış ve imatinib tedavisi almayan, 1 yıldır imatinib alan ve 1 yıldan uzun süredir imatinib alan hastalar olarak 3 gruba ayrılmıştır. Bu gruplarda T lenfosit fonksiyonlarını değerlendirmek üzere, hücreler forbol miristat asetat (PMA) ve ionomisin ile uyarıldıktan sonra, CD4+ hücreler ve bu hücrelerdeki IL-4 ve IFN ? ifadeleri, CD3+ T lenfositlerin % kaçının aktive edilmiş olduğu (CD3+CD69+), CD8+ hücreler ve bu hücrelerde HLA-ABC ve HLA-DR ifade eden hücrelerin oranı ve HLA-ABC ve HLA-DR ifadelerinin şiddeti değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, CD8+ hücre oranı tüm KML gruplarında sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşük çıkarken (p=0,001), yüzde aktivite oranlarının anlamlı yüksek olduğu izlenmiştir (p=0,002). İmatinibin sitokin sentezi üzerine herhangi bir etkisi gözlenmemiştir. İmatinib tedavisi altındaki hastalarda T lenfosit fonksiyonlarının etkilendiğine dair klinik belirgin gözlemler olmamakla birlikte, subklinik etki varlığı araştırma konusudur. Yapılan in vitro çalışmaların in vivo korele olup olmadığının aydınlatılabilmesi için daha ileri çalışmalara gereksinim vardır

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed

    Variations on the Author

    Full text link
    “Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship

    Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis

    Full text link
    We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis

    Efficacy of stem cell mobilization and cell yield-engraftment relations in autologous hematopoietic stem cell transplantation

    No full text
    20.02.2014 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.İstanbul Bilim Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim DalıAmaç: Multiple miyelom (MM) ve lenfomalar en sık karşılaşılan kanser türleri arasındadır. MM’de otolog hematopoietik kök hücre nakli (OHKHN) destekli yüksek doz kemoterapi (YDKT) 65 yaş altında ve performansı iyi olan 65-75 yaş arası hastalarda standart tedavi yaklaşımını oluşturmaktadır. Benzer şekilde lenfomalarda da özellikle dirençli hastalık ve nüks durumunda HKHN destekli YDKT’nin uygun tedavi seçeneği olduğu bilinmektedir. Granülosit koloni uyarıcı faktör (G-CSF), kemoterapi ya da pleriksafor ile kemik iliği nişinde bulunan hematopoietik kök hücrelerin (HKH) periferik kana çıkartılması işlemine mobilizasyon, bu hücrelerin toplanması işlemine ise aferez denilmektedir. Toplanan hücreler dondurulup saklanarak uygun süre ve hazırlık rejimi ardından hastalara infüze edilmektedir. Bu çalışmada, yeni kurulan hematopoietik kök hücre nakli (HKHN) merkezimize başvuran hastaların verilerini bahsedilen tüm basamaklarda değerlendirmeyi, kendi verilerimizi ortaya koyarak literatür verileri ile olan benzerlik ve farklılıkları ortaya koymayı aynı zamanda hastalık ve hastalar için yararlı olabilecek çıkarımları klinik uygulamaya sokabilmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza T.C. İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi ile afiliye olan Şişli Florance Nightingale Hastanesi Hematopoietik Kök Hücre Nakli ünitesi konseyinde Ağustos 2010 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında OHKHN endikasyonu konulan MM ve lenfoma tanılarına sahip 167 ardışık hasta yeterli kök hücre toplanması hedefi ile alındı. Hastaların dosyaları geriye dönük incelenerek demografik veriler, hastalık verileri, mobilizasyon verileri, aferez verileri ve nakil verileri değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 57’si kadın, 110’u erkekti. Hastaların 31’i Hodgkin Lenfoma (HL), 55’i Hodgkin dışı lenfoma (HDL) ve 81’i ise MM tanılarına sahipti. Hastaların 121 (%72)’inde sadece G-CSF ile mobilizasyon sağlandı. Hastaların mobilizasyon için kullandıkları tedaviler sonucunda aferez öncesinde elde edilen periferik 34+ (pCD34+) sayısı ortanca 18,0/l olarak saptandı. pCD34+ hücre sayısı ile yaş, hastalık tipi, geçmiş tedavi özellikleri arasında herhangi bir ilişki bulunmazken beden kitle indeksi (BKİ) ile ilişkili bulundu. Hastaların pCD34+ hücre sayıları ile sadece G-CSF, kemoterapi veya pleriksafor ile mobilizasyon sonrası toplanan CD34+ hücre sayıları arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (sırasıyla; p<0,001, p=0,002 ve p=0,001). Aferez sonrası elde edilen toplam CD34+ hücre sayısı 33,9-0,2x106/kg arasında değişirken ortalama 3,3x106/kg olduğu saptandı. Aferez sayısı arttıkça toplanan CD34+ hücre sayısının litre başına düşen miktarının azaldığı saptandı. Hastaların 144’üne başarılı OHKHN yapıldı. Sadece dokuz hastada tüm rejimlere rağmen mobilizasyon başarısı sağlanamadı. Tüm hasta grubunda nötrofil ve trombosit engrafmanı ortanca değeri 11 gün olarak saptandı. Hastalara infüze edilen CD34+ hücre miktarı arttıkça nötrofil ve trombosit engrafman süresinin azaldığı izlendi (p<0,0001). Sonuç: Çalışmamızdaki 167 hastalık homojen kohortumuzda, MM olgularının büyük çoğunluğunda, lenfomaların en az 2/3’ünde tek başına G-CSF kullanılarak mobilizasyon sağlandı. G-CSF ile toplanamayan olguların en az yarısında kemoterapi ve G-CSF ya da 2. ve 3. sırada pleriksafor kullanılarak başarılı mobilizasyon elde edildiği gösterildi. Hastaların işlem öncesi aldıkları kemoterapi yükü arttıkça işlem başarısının düştüğü izlendi. Yaş ve vücut ağırlığına göre mobilizasyon başarısı etkilenmezken, hastaların vücut ağırlıkları ve indeksleri ile mobilizasyon ve HKH toplanması etkinliği arasında bir ilişki görülmedi. Toplanan kök hücre miktarı arttıkça engrafman süreleri kısalırken, dondurarak saklama ve çözme sonrası elde edilen CD34+ hücre sayısına göre yapılan kayıp analizinde, kaybedilen CD34+ hücre miktarının engrafmanı uzattığı yani olumsuz etkilediği gösterildi.Objectives: Hematopoietic stem cell transplantation (HSCT) is a potentially curative therapy for advanced hematological malignencies, and it also permits the administration of higher doses of chemotherapy to overcome tumor cell resistance. Mobilization is the iatrogenic augmentation of haematopoietic stem cell recirculation that occurs at low levels in steady state. G-CSF, chemotherapy and plerixafor are the most common used agents for mobilization. Mobilized patients underwent apheresis and the products collected by apheresis are cryopreserved. Then cryopreserved CD34+ stem cells are re-infused after conditioning regimen. Expected transient hematopoietic failure is compansated by supportive care. In this study, our aim is to evaluate patiens’ data which acquired from our newly established haematopoietic stem cell transplantation unit in all processes and to compare them with published data. Materials and Methods: Between August 2010 and May 2013, 167 patients who had indication for autologous HSCT had referred to Şişli Florence Nightingale Hospital HSCT Unit, which is affiliated with Istanbul Bilim University Faculty of Medicine are accepted for this retrospective study. Patients’ data are analyzed according to demographic features, received chemotherapies, mobilization, apheresis and stem cell transplantation characteristics. Results: Totally 31 Hodgkin lymphoma, 55 non-Hodgkin lymphoma and 81 multiple myeloma patients (F/M: 57/110) were included in this study. Mobilization with G-CSF as a single agent resulted optimal CD34+ cell yield for 121 patients. After any type of mobilization regimen median count for pCD34+ cells obtained was 18.0/l. pCD34+ cell yield correlated with body mass index, but not with age, disease and previous treatment types. There is a close correlation between pCD34+ cell count and collected CD34+ cells in all types of mobilization regimens as G-CSF, chemotherapy and plerixafor (relatively; p<0.001, p=0.002 ve p=0.001). Median yield of 3,3 x 106/kg CD34+ cells/kg was collected with range of 33,9 – 0,2 x106/kg in total apheresis sessions. An inverse correlation between apheresis sessions number and count of CD34+ cells is obtained. Succesful ASCT is achieved in 144 patients. Mobilization failure encountered only in 9 patients, although all types of mobilization regimen were applied. Median values of both neutrophil and platelet engraftment time for all patients determined as day 11. There is a close inverse correlation between neutrophil and platelet recovery with total CD34+ cell content collected. (p<0.0001). Conclusion: Mobilization is achieved in almost all multiple myeloma patients and most of lymphoma patients with only G-CSF based regimen in our cohort. Half of patients not mobilizated with G-CSF can be mobilizied with chemotherapy and plerixafor as second or third line regimen. Succes of mobilization is found associated with previous chemotherapy cycles but not associated with body weight and indices or age. Engraftment time is shortened with infused amount of CD34+ cell yield. Other mechanical processes like cryopreservation reduce CD34+ cell yield in product

    Dispelling the Myths Behind First-author Citation Counts

    Full text link
    We conducted a full-scale evaluative citation analysis study of scholars in the XML research field to explore just how different from each other author rankings resulting from different citation counting methods actually are, and to demonstrate the capability of emerging data and tools on the Web in supporting more realistic citation counting methods. Our results contest some common arguments for the continued use of first-author citation counts in the evaluation of scholars, such as high correlations between author rankings by first-author citation counts and other citation counting methods, and high costs of using more realistic citation counting methods that are not well-supported by the ISI databases. It is argued that increasingly available digital full text research papers make it possible for citation analysis studies to go beyond what the ISI databases have directly supported and to employ more sophisticated methods

    Clinical use of hematopoietic stem cells

    No full text
    İstanbul Bilim Üniversitesi, Tıp Fakültesi.Hematopoetik kök hücreler (HKH) klinik olarak 1950’lerden beri kullanılmaktadır. Kemik iliğinin benign rahatsızlıklarında (Örn. Edinsel ağır aplastik anemi, Fankoni anemisi, Talasemi majör, Orak hücreli anemi gibi) terapötik ve malign rahatsızlıklarında postremisyon tedavi konsolidasyonu amaçlı kullanıma rutin olarak girmesi yetmişli yıllara doğru olmuştur. Yılda artık 10-80 bin HKH nakli yapılmakta olup, bir milyonuncu nakil yakın zamanda yapılmıştır. Ülkemizde yapılan işlemlerde son beş yıl içerisinde nakil merkezi sayısı ikiye katlanmış ve toplam nakil sayısı 3.000’lere ulaşmıştır. Bu evrensel ve standart tedavi yönteminin başarısı, onarım tıbbı amaçlı çalışmaların da hızlanmasına yol açmıştır. Kardiyoloji bu alanda başı çekmiş, takiben nörolojik bilimler ve karaciğer rahatsızlıklarında kemik iliği veya çevre kanı tabanlı HKH’lerin çeşitli rahatsızlıklarda deneysel amaçlı klinik kullanımının arttığı gözlenmiştir. Ülkemizde de bu konuda az sayıda klinik araştırma yapılmıştır. Bu konuda erişkin kök hücrelerin, mezenkimal kök hücreler (MKH) dışında standart kinik kullanımına ait bir gelişme yaşanmazken, MKH ve diğer erişkin ve embriyonik kök hücrelerin onarım tıbbındaki araştırmaları olanca hızıyla devam etmektedir. Ülkemizde HKH nakli yayınlanmış standart evrensel endikasyonlarda uygulanmakta ve geri ödenmekteyken, hematoloji dışı erişkin HKH’lerin kullanımı T.C. Sağlık Bakanlığı’nın yasal iznine tabidir. Diğer yandan embriyonik kök hücrelerin klinik kullanımı tamamen yasaklanmıştır. Bu derlemede standart klinik kullanım, endikasyonları, tipleri, sık komplikasyonları ile ülkemizde yürütülmüş olan HKH tabanlı onarım tıbbı yaklaşımları gözden geçirilmiştir.Hematopoietic stem cells (HSC) have been used clinically since the 1950s. Towards the seventies, they have been started to be used routinely for therapeutic purpose in benign disorders of bone marrow (e.g. acquired severe aplastic anemia, Fanconi anemia, Thalassemia major, sickle cell anemia) and for postremission treatment consolidation purpose in malign disorders of bone marrow. Currently, 10 to 80 thousand HSC transplantations are performed annually and the one millionth transplantation was performed recently. Regarding the procedures performed in our country, the number of transplantation centers doubled during the last five years and the total number of transplantations reached 3,000s. The success of this universal and standard treatment method has accelerated studies on regenerative medicine. In this respect, cardiology has led the way, followed by neurological sciences and liver disorders and it was observed that the clinical use of bone marrow or peripheral blood HSCs for experimental purpose in various disorders has increased. In our country, a limited number of clinical research has been conducted on this subject. Hereof, while there is no development involving the standard clinical use of adult stem cells except for mesenchymal stem cells (MSC), researches on MSC and other adult and embryonic stem cells in regenerative medicine are ongoing at full speed. In our country, while HSC transplantation is performed in published standard universal indications and reimbursed, usage of non-hematologic adult HSCs is subject to legal permission from Turkish Republic’s Ministry of Health. On the other hand, clinical use of embryonic stem cells is forbidden completely. In this review, we aimed to overview HSC based regenerative medicine approaches conducted in our country in terms of standard clinical use, indications, types, and frequent complications
    corecore