1,721,003 research outputs found
Metabolically Healthy Obesity
Obesity is a disease whose incidence is increasing day by day and is accepted as the pandemic of the 21st century. In addition to genetic factors that
cause obesity, the main causes are a diet containing high-energy foods, rich in saturated fat and simple sugar, and a sedentary lifestyle. Obesity does
not only affect the individual physically, but also brings along many metabolic problems. However, metabolic health problems may not be seen in every
obese individual. Although there are many factors underlying this concept, which is defined as “metabolically healthy obesity”, not all of them have been
fully elucidated. Although the lack of general diagnostic criteria prevents definitive information on the prevalence of metabolically healthy obesity, it is
known that individuals with this phenotype are more advantageous in terms of cardiometabolic risk. Metabolic and cardiovascular abnormalities should be
considered to reduce the risk of early death, cardiovascular diseases, type 2 diabetes and cancer in all individuals with obesity. Researches in this article
should enlighten determinants and modifiable risk factors for better prevention of metabolic healthy obese to metabolic unhealthy obese conversions and
manifestations.Obezite, gün geçtikçe insidansı artan ve 21. yüzyılın pandemisi olarak kabul edilen bir hastalıktır. Obeziteye neden olan genetik faktörlerin yanı sıra esas
nedenler yüksek enerjili besinleri içeren, doymuş yağ ve basit şekerden zengin beslenme tipi ve hareketsiz yaşam tarzıdır. Obezite, bireyi sadece fiziksel
olarak etkilemez, birçok metabolik sorunu beraberinde getirir. Ancak, her obez bireyde metabolik sağlık sorunları görülmeyebilir. “Metabolik olarak sağlıklı
obezite” olarak tanımlanan bu kavramın altında birçok faktör yatmakla birlikte hepsi tam olarak aydınlatılamamıştır. Genel geçer tanı kriterlerinin olmaması,
metabolik olarak sağlıklı obezite prevalansı hakkında kesin bilgiye ulaşılmasını engellese de bu fenotipe sahip bireylerin kardiyometabolik risk açısından
daha avantajlı olduğu bilinmektedir. Obezitesi olan tüm bireylerde erken ölüm, kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet ve kanser riskini azaltmak için
metabolik ve kardiyovasküler anormallikler göz önünde bulundurulmalıdır. Bu makalenin ele aldığı araştırmalar, metabolik sağlıklı obezlerden metabolik
sağlıksız obezlere dönüşüm ve tezahürlerin daha iyi önlenmesi için belirleyicileri ve değiştirilebilir risk faktörlerini aydınlatmalıdır
Depresyonlu Bireylerde Kurkimin Kullanımı
Depresyon ruhsal sağlığı etkileyen ve toplum sağlığını tehdit eden sorunlarından biridir. COVİD- 19 ile
depresyon vakalarında artış bildirilmektedir. Depresyonlu bireylerin tedavisinde yer alan ilaçlardan bu
bireyler yan etkileri (ağız kuruluğu, baş dönmesi, cinsel işlevlerde azalma vb) sebebiyle kullanımından
kaçınabilmektedir. Bu durum depresyonlu bireylerin tedavisinde yer alan ilaç ve psikoterapiye ek tedavi
araştırmalarına yol açmıştır. Bu ek tedavilerde alternatif tıbbi ürünlerinin kullanımı da son zamanlarda
kılavuzlarda yer almaya başlamıştır. Curcuma Longa bitkisinden elde edilen zerdeçalın bir biyoaktif bileşeni
olan kurkumin depresyonlu bireylerde farmakolojik tedaviden bağımsız olarak tedavi edici etkilerinin
olduğu tartışılmaktadır. Oral yolla alınan zerdeçaldaki kurkumin miktarı ve biyoyararlanımı düşüktür.
Kurkuminin etkinliğinde artış sağlayan biyoaktif birleşenler ile tüketimi biyoyararlanımı desteklemektedir.
Bu derleme depresyona sahip bireylerde kurkuminin etkilerini inceleyen güncel makalelerden derlenerek
depresyonlu bireylerde kurkumin takviyesini incelemektedir.Depression is one of the problems that threaten mental health protection and society threats. Cases
with COVID-19 have been reported in cases. Among the drugs used in the treatment of individuals
with depression, the side effects (dry mouth, headache, decrease in sex drive, etc.) can be avoided.
This has led to research into adjunctive therapy to medication and psychotherapy that is involved in
treating evaluative individuals. The use of alternative consumption in these additional treatments has
also started to take place in the last lines. Curcumin, a bioactive component of turmeric obtained from
the Curcuma Longa plant, is argued to have a therapeutic contribution independent of pharmacological
treatment in depressed substances. The amount and bioavailability of curcumin in orally taken turmeric
is insufficient. The use of curcumin with bioactive components demonstrating in the works advocates
bioavailability. In people who have this download, the uninstallation of curcumin is compiled from current
articles and examines the curcumin download on the devices with us
Tarçın Gerçekten Kan Şekerini Düşürüyor mu?
Günümüzde obezitenin artışıyla birlikte insülin direnci ve diyabet yaygın bir halk sağlığı sorunu haline
gelmiştir. Bu sebeple ilaç tedavileri, beslenme tedavisi, fiziksel aktivite dışında yeni tedavi yöntemleri için
alternatif yollar aranmaktadır. Bitkisel destekler, çok az yan etkiye sahip oldukları ve popülasyonun çoğu
tarafından kolayca ulaşılabilir olduğu için iyi bir alternatif olarak görülmekte ve bu konuda araştırmalar
yapılmaktadır. Yüzyıllardır geleneksel bir ilaç olarak kullanılan tarçın da diyabet semptomlarına karşı en
fazla kullanılan bitkisel desteklerden biridir. Cinnamomum cassia (Cinnamomum aromaticum veya Çin
tarçını), Cinnamomum zeylanicum (Cinnamomum verum veya Seylan tarçını), Cinnamomum burmannii
(Endonezya/Java tarçını) ve Cinnamomum loureiroi (Saygon/Vietnam tarçını) en yaygın tarçın türleri olarak
kullanılmaktadır. Çeşitli çalışmalarda tarçının diyabetik olmayan, prediyabetli ve Tip 2 diyabetli bireylerde
kan şekeri, tokluk kan şekeri, insülin, HbA1c gibi kan parametreleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır.
Çalışmalar incelendiğinde sonuçlar arasında heterojenlik olduğu görülmekte ve tarçının kan şekerini
düşürmede yararlı etkilerinin olduğuna dair kesin sonuçlara ulaşılamamaktadır. Bu nedenle diyabeti
olan bireylerde mevcut literatür bilgileri göz önünde bulundurularak beslenme tedavisi ve yaşam tarzı
değişikliklerinin önerilmesi tavsiye edilmektedir.Today, with the increase in obesity, insulin resistance and diabetes have become a common public health
problem. For this reason, alternative ways are sought for new treatment methods other than drug treatments,
nutrition therapy and physical activity. Herbal supplements are seen as a good alternative because they
have few side effects and are easily accessible by most of the population, and research is being done on
this subject. Cinnamon, which has been used as a traditional medicine for centuries, is one of the most
used herbal supplements against diabetes symptoms. Cinnamomum cassia (Cinnamomum aromaticum
or Cassia cinnamon), Cinnamomum zeylanicum (Cinnamomum verum or Ceylon cinnamon), Cinnamomum
burmannii (Indonesian/Java cinnamon) and Cinnamomum loureiroi (Saigon/Vietnamese cinnamon) are the
most common types of cinnamon. In various studies, the effect of cinnamon on blood parameters such
as blood sugar, postprandial blood sugar, insulin, HbA1c in non-diabetic, prediabetic and Type 2 diabetes
individuals was investigated. When the studies are examined, it is seen that there is heterogeneity between
the results and no definite conclusions can be reached regarding the beneficial effects of cinnamon in
lowering blood sugar. For this reason, it is recommended to recommend nutritional therapy and lifestyle
changes in individuals with diabetes, taking into account the available literature
Fonksiyonel Besinlerin Oksidatif Stres Üzerine Etkileri
Fonksiyonel besinler, içerdikleri biyoaktif bileşenler sayesinde sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratabilen ve geleneksel besinlerden farklı olarak belirli sağlık hedeflerine
yönelik geliştirilen gıdalar olarak tanımlanır. Bu kavram, ilk kez 1980’lerde Japonya’da ortaya çıkmış ve o zamandan bu yana dünya genelinde hızla yaygınlaşarak gıda ve sağlık
endüstrilerinde önemli bir yere sahip olmuştur. Fonksiyonel besinler, yalnızca temel besin öğelerini sağlamanın ötesinde, düzenli ve yeterli düzeyde tüketildiklerinde vücutta
çeşitli sağlık yararları sunabilirler. Bu besinler, hastalıkların önlenmesine yardımcı olma, bağışıklık sistemini güçlendirme ve genel refahı artırma gibi potansiyellere sahiptir.
Fonksiyonel besinlerin içeriğinde bulunan antioksidanlar, özellikle oksidatif stresle mücadelede kilit bir rol oynar. Oksidatif stres, organizmada reaktif oksijen ve nitrojen türlerinin üretiminin artması ve vücudun doğal antioksidan savunma mekanizmalarının bu duruma karşı yetersiz kalması sonucu meydana gelir. Bu durum, hücre hasarına neden
olabilir ve kardiyovasküler hastalıklar, kanser, diyabet gibi birçok kronik hastalığın gelişiminde rol oynar. Fonksiyonel besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, bu tür süreçlere
karşı vücudu koruyarak hastalık riskini azaltabilir ve sağlığı optimize edebilir. Böylece, fonksiyonel besinler hem koruyucu bir etki sunar hem de bireylerin günlük yaşam
kalitesini artırma potansiyeline sahiptir.
Fonksiyonel besinler, oksidatif stresle mücadelede ve vücuttaki biyokimyasal dengenin korunmasında önemli bir rol oynayabilir. Bu tür besinler, içerdikleri biyoaktif bileşenler
sayesinde vücudun savunma mekanizmalarını destekleyerek oksidatif stresin neden olduğu hücre hasarını azaltabilir. Örneğin, yeşil çay, polifenol adı verilen güçlü antioksidan
bileşenler bakımından zengindir. Bu polifenoller, vücutta serbest radikallerin etkisini azaltarak hücreleri korur ve oksidatif stresi minimize eder. Benzer şekilde, kahve de
biyoaktif bileşenler içerir ve nükleer faktör eritroid 2 yolaklarını aktive ederek hücresel koruyucu proteinlerin üretimini teşvik edebilir. Ancak bu etkiler, kanser hücrelerinde
istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Akdeniz diyetinin vazgeçilmez bir öğesi olan zeytinyağının içerdiği bileşikler ile reaktif oksijen türlerinin oluşumunu azalttığı bilinmektedir.
EPA, antioksidan enzimlerin ifadesini artırırken, DHA mitokondriyal sağlığı destekleyip inflamasyonu azaltabilir. Kırmızı üzüm içeriğindeki resveratrol, antioksidan özellik göstererek çeşitli hastalıkların önlenmesine yardımcı olmaktadır. Yapılan klinik çalışmalarda, fonksiyonel ve besleyici özellikleri içeriğindeki ß-glukana atfedilen yulafın oksidatif stres
üzerine olumlu etkileri görülmüştür. Sonuç olarak, fonksiyonel besinlerin sağlıklı bireylerde oksidatif stresin azaltılmasında ve genel sağlık durumunun iyileştirilmesinde önemli
bir rol oynayabileceği görülmektedir.Functional foods are defined as foods that have positive effects on health due to the bioactive components they contain and that are developed for specific health goals,
unlike traditional foods. This concept first emerged in Japan in the 1980s and has since spread rapidly around the world, taking on an important place in the food and health
industries. Functional foods, beyond just providing basic nutrients, can offer various health benefits to the body when consumed regularly and adequately. These foods have
the potential to help prevent diseases, strengthen the immune system and increase general well-being.
Antioxidants found in functional foods play a key role, especially in combating oxidative stress. Oxidative stress occurs when the production of reactive oxygen and nitrogen
species in the body increases and the body’s natural antioxidant defense mechanisms become inadequate against this condition. This can cause cell damage and play a role
in the development of many chronic diseases such as cardiovascular diseases, cancer, and diabetes. The bioactive components contained in functional foods can protect the
body against such processes, reduce the risk of disease, and optimize health. Thus, functional foods offer both a protective effect and have the potential to increase the daily
quality of life of individuals.
Functional foods can play an important role in combating oxidative stress and maintaining biochemical balance in the body. Such foods can reduce cell damage caused by
oxidative stress by supporting the body’s defense mechanisms thanks to the bioactive components they contain. For example, green tea is rich in powerful antioxidant components called polyphenols. These polyphenols protect cells by reducing the effects of free radicals in the body and minimize oxidative stress. Similarly, coffee also contains
bioactive components and can activate nuclear factor erythroid 2 pathways and stimulate the production of cellular protective proteins. However, these effects can lead to
undesirable results in cancer cells. It is known that olive oil, an indispensable element of the Mediterranean diet, reduces the formation of reactive oxygen species with the
compounds it contains. EPA increases the expression of antioxidant enzymes, while DHA supports mitochondrial health and can reduce inflammation. Resveratrol in red grapes
helps prevent various diseases by showing antioxidant properties. In clinical studies, the positive effects of oats, whose functional and nutritional properties are attributed to
the ß-glucan in its content, on oxidative stress have been observed. In conclusion, it seems that functional foods can play an important role in reducing oxidative stress and
improving general health status in healthy individuals
TELESNE ZNAČILNOSTI MLADIH RITMIČARK GLEDE NA PREHRANSKO VEDENJE STARŠEV
Rhythmic gymnastics is a sport that is supported by strength, speed and endurance with an emphasis on flexibility and coordination. It is assumed that low fat percentage, normal height, low body weight, and elegant and thin structure influence the performance of the athletes because it provides an aesthetically advantage in this sports branch. The aim of the study was to reveal the anthropometric properties in rhythmic gymnastics athletes, and to examine the changes and relationships of these parameters according to their parents\u27 diet. A questionnaire with socio-demographic information, Parental Feeding Style Questionnaire, was used to gather data. The data on children\u27s BMI, waist circumference and upper middle arm circumference were also included; these measurements were all taken by the same researcher. It was determined that the scores obtained from the parent feeding style scale differed according to the waist circumference of the child (p <0.05). It can be concluded that the scores obtained from the parent feeding style scale and its sub-dimensions of promoting to eat /encouraging feeding and instrumental feeding differ according to the child\u27s upper middle arm circumference (p <0.05). As a result of the research, some sociodemographic and anthropometric features seem to affect the parents\u27 feeding style of their children. The results obtained from this study can be used as a guide when creating forward-looking nutrition models for children engaged in rhythmic gymnastics, and planning the nutritional education for their parents.Ritmika je šport, ki je podprt z močjo, hitrostjo in vzdržljivostjo s poudarkom na gibljivosti in koordinaciji. Predpostavlja se, da nizek odstotek maščobe, normalna višina, nizka telesna masa ter uglajena in vitka struktura vplivajo na uspešnost športnic, saj zagotavljajo lepotno prednost v tej športni panogi. Namen raziskave je bil razkriti telesne lastnosti pri ritmičarkah ter preučiti spremembe in razmerja teh spremenljivk glede na prehrano njihovih staršev. Za zbiranje podatkov je bil uporabljen vprašalnik z družbenimi in prebivalstvenimi podatki »Parental Feeding Style Questionnaire«. Vključeni so bili tudi podatki o ITM otrok, obsegu pasu in nadlakti; vse te meritve je izvedel isti raziskovalec. Ugotovljeno je bilo, da se rezultati, pridobljeni na lestvici načinov hranjenja staršev, razlikujejo glede na obseg pasu otroka (p <0,05). Sklepamo lahko, da se rezultati, dobljeni na lestvici starševskega načina hranjenja in njenih podrazsežnosti spodbujanja k prehranjevanju/spodbujanja hranjenja in instrumentalnega hranjenja razlikujejo glede na otrokov zgornji srednji obseg roke (p <0,05). Kot rezultat raziskave se zdi, da nekatere družbene in telesne značilnosti vplivajo na način prehranjevanja otrok pri starših. Rezultati, pridobljeni s to študijo, se lahko uporabljajo kot vodilo pri ustvarjanju v prihodnost usmerjenih prehranskih modelov za otroke, ki se ukvarjajo z ritmiko, in načrtovanju prehranskega izobraževanja za njihove starše
Üniversite Öğrencilerinde Sağlıklı Beslenme Tutumu, Rastgele Alınan Kan Şekeri ve Antropometrik Ölçümler Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
Amaç: Bu araştırmada üniversitede eğitim alan öğrencilerin sağlıklı beslenmeyle ilgili tutumlarının kan şekeri ve antropometrik ölçümler ile ilişkisinin incelenmesi
amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Kesitsel olarak tasarlanan araştırma Mayıs-Eylül 2023 tarihleri arasında İstanbul’da bir üniversitede öğrenim gören 351 üniversite öğrencisi ile
yapılmıştır. Araştırmada katılımcılara genel bilgilerini içeren bir anket formu ve Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) uygulanmış, antropometrik ölçümler
yapılmış ve parmaktan alınan kan ölçümü ile rastgele alınan kan şekeri değerine bakılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS versiyon 25.0 paket programı ile yapılmıştır.
İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir.
Bulgular: Beslenme ve Diyetetik bölümünde okuyan öğrencilerin SBİTÖ toplam puanı istatistiksel olarak anlamlı derecede farklı bölümlerde okuyan öğrencilerden
daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Spor yapan öğrencilerin de SBİTÖ toplam puanı spor yapmayanlara göre daha yüksek ve rastgele alınan kan şekeri (mg/dl)
değerleri ise daha düşük olarak bulunmuştur (p<0,05). SBİTÖ alt ölçeklerinden “Beslenme Hakkında Bilgi” puanı azaldıkça ve “Kötü Beslenme” puanı arttıkça rastgele
alınan kan şekeri (mg/dl) değerinin de arttığı saptanmıştır (p<0,05). Ağırlık (kg), bel çevresi (cm), bel/boy oranı (cm) ve BKİ (kg/m²) arttıkça rastgele alınan kan şekeri
(mg/dl) değerinin de arttığı saptanmıştır (p<0,05).
Sonuç: Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenmeye ilişkin olumlu tutumlarının artması ile ağırlık, BKİ, bel çevresi ve bel/boy oranı gibi antropometrik ölçümlerinin ve
rastgele alınan kan şekeri (mg/dl) değerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu sebeple üniversiteli gençlere sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması birçok
kronik hastalığın gelişmesine zemin hazırlayan obezitenin önlenmesi konusunda yarar sağlayacaktır.Aim: This study aimed to examine the relationship between university students’ attitudes towards healthy nutrition and blood sugar and anthropometric measurements.
Materials and Methods: The cross-sectional research was conducted with 351 university students studying at a university in Istanbul between May and September
2023. In the research, a survey form containing general information and the Attitude Scale for Healthy Nutrition (ASHN) were applied to the participants, anthropometric measurements were made, and random fasting blood glucose values were measured with blood taken from the finger. Data analysis was done with IBM SPSS
version 25.0 package program. Statistical significance was accepted as p<0.05.
Results: It was found that the ASHN total score of students studying in the Department of Nutrition and Dietetics was statistically significantly higher than students
studying in different departments (p <0.05). The ASHN total score of students who do sports was found to be higher and their random fasting blood glucose (mg/
dl) values were lower than those who did not do sports (p<0.05). It was determined that as the “Knowledge About Nutrition” score decreased and the “Poor Nutrition”
score increased, the random fasting blood glucose (mg/dl) value increased (p<0.05). It was found that as weight (kg), waist circumference (cm), waist/height ratio
(cm) and BMI (kg/m²) increased, the random fasting blood glucose (mg/dl) value also increased (p<0.05).
Conclusion: As a result, university students’ positive attitudes and behaviors regarding healthy nutrition provide benefits in terms of lower weight, BMI, waist
circumference and waist/height ratio values and random fasting blood glucose value from anthropometric measurements
Evaluation of the knowledge of information and consumption of probiotic breasts of women
Sağlığın geliştirilmesinde probiyotiklerin faydalı etkileri yapılan birçok araştırmayla ortaya konulmuştur. Çoğu araştırmada probiyotiklerin etkileri ortaya koymasına rağmen bireylerin probiyotik tüketimini ve bilgi düzeyini saptamak için yapılan araştırma sayısı azdır. Çalışma, Aralık 2017, Ocak 2018 tarihleri arasında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitimi Kursunda eğitim gören 18-65 yaş arasındaki 385 kadın kursiyerin probiyotikler hakkındaki bilgi düzeyleri ve tüketim durumlarını değerlendirmek amacı ile planlanmış ve uygulanmıştır. Veriler, literatürden yararlanılarak hazırlanan anket yoluyla elde edilmiştir. Araştırmada, uygulanan anketler yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmış, katılımcılardan gönüllü onam formu ile bilgilendirme yapılmıştır. Araştırmada eğitim düzeyi arttıkça probiyotik terimini bilme oranıda arttığı belirlenmiştir (p=0,001). Probiyotik tüketmeyen katılımcıların çok büyük bir kısmı probiyotiklerin ne olduğunu bilmedikleri için tüketmedikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Tüketilen probiyotik besinlerin başında yoğurt gelmektedir. Katılımcıların çok az bir kısmı (%3,9) probiyotik toz veya kapsül kullandığını belirtmiştir. Probiyotik besin tüketme durumu ile Beden Kütle İndeksi (BKİ) arasında anlamı düzeyde ilişki bulunmamamıştır (p=0,357). Probiyotik besin tüketenlerde faydasını görme durumu ile bu besinleri tüketmeleri için çevrelerine önerme durumu arasında anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur (p=0,001). Probiyotik besin tüketenlerde bu besinlerin fayda sağladığı hastalıkların dağılımı incelendiğinde; konstipasyona %68,6, diyareye %20,4, gaz ve şişkinlik %42,9 ve alerjiye ise %7,1 oranında fayda sağladığı, ayrıca bağırsak hastalıklarına %48,2, yüksek kolesterole %8,8, mide ülserine ise %12,4, tansiyona %7,1 oranında faydalı olduğu ileri sürülmüştür. Bu çalışmanın sonucunda; probiyotiklerin bilinirlik düzeyinin ve tüketiminin çok az olduğu bulunmuştur. Sağlığın korunması ve geliştirilmesinde birçok faydası bulunan probiyotiklerin bilinirlik düzeyinin ve tüketiminin artmasına yönelik çalışmaların yürütülmesi ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi gereklidir.The beneficial effects of probiotics in the development of health have been demonstrated in many studies. Despite the fact that probiotics show efficacy in most studies, the number of studies conducted to determine the level of probiotic consumption and knowledge of individuals is low. The study was planned and implemented with the aim of assessing the knowledge levels and consumption patterns of probiotics of 385 female participants aged 18-65 years who were educated in Kocaeli Metropolitan Municipality Vocational and Art Education Course between December 2017 and January 2018. The data were obtained through a questionnaire prepared using the literature. In the survey, the applied questionnaires were applied by face-to-face interview method and the participants were informed by voluntary consent form. As the level of education increased, the probiotic term was found to increase in the rate of knowing (p = 0.001). A large proportion of the non-probiotic participants did not know what the probiotics were because they did not consume. Yoghurt is at the head of consumed probiotic foods. A small proportion of participants (3.9%) reported using probiotic powder or capsules. There was no significant relationship between probiotic nutrient intake and Body Mass Index (BMI) (p = 0,357). There was a statistically significant correlation between the perceived utility of probiotic foods and their proposition for consuming these foods (p = 0.001). When the distribution of diseases in which these foods are beneficial is examined in those who consume probiotic food, constipation 68.6%, diarrhea 20.4%, gas and bloating 42.9% and allergy 7.1%, also intestinal diseases 48.2%, high cholesterol 8.8% and gastric ulcer 12% , 4, and blood pressure of 7.1%. As a result of this study; the level of awareness and consumption of probiotics was found to be very low. The awareness level and consumption of the probiotics, which have a lot of usefulness in the protection and development of health, should be carried out and the society should be conscious of this issue
Determination of factors affecting the compliance of weight reducing diet in adult individuals who apply to the special nutrition center
Bu çalışma zayıflama diyeti uyum davranışını etkileyerek bireylerin ağırlık kaybı sağlamasının önündeki sosyo-demografik, sosyo-kültürel, biyolojik, psikolojik, beslenme kültürü ve davranış etmenlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma 01.11.2019-31.12.2019 tarihleri arasında İstanbul İlinde bulunan Özel Beslenme Merkezi'ne başvuran, çalışmayı kabul eden, yaşları 18-65 arasında değişen 150 yetişkin birey (116 kadın, 34 erkek) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bireylerin demografik özellikleri, diyet uyum davranışları, sigara-alkol kullanma öyküsü ve fiziksel aktivite alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmış olup, beslenme durumları besin sıklığı tüketim kayıt formu ile belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin depresyon durumları Beck Depresyon Ölçeği ile tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir durumu, medeni durum, sigara kullanımı, egzersiz yapma gibi demografik ve yaşam tarzı davranışları ile zayıflama diyet uyumu davranışı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Katılımcıların yaş, Beden Kütle İndeksi (BKİ), aile tipi, çocukluk dönemi şişmanlığı, kronik hastalık bulunma, su tüketimi, öğün sayısı, öğün atlama, ara öğün yapma ve depresyon düzeyleri ile zayıflama diyet uyumu davranışı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p0,05). There was a meaningful statistical relation between the compliance of weight reducing diet and age, Body Mass Index (BMI), family type, childhood obesity, chronic disease, water consumption, number of meals, skipping meals, making snacks and depression levels (p<0,05). With examining the participants‟ the frequency of food consumption, there was a meaningful statistical relation between the compliance of weight reducing diet and bread consumption, green leafy vegetable consumption, olive oil consumption, the frequency of sugar consumption (p<0,05). The results show that there is a significant relationship between the compliance of weight reducing diet and depression, age, the frequency of some nutrition's consumption, and nutritional behaviors. As a result, psychological support, nutrition education, and eating behavior suggestions are important in weight loss programs
The assesment of the nutritional status and anthropametric measurement of employed unemployed women
Bu çalışma ile çalışan ve çalışmayan kadınların sağlıklı beslenme kavramı ve beslenme alışkanlıklarına yönelik tutum ve davranışlarını, beslenme bilgilerini ve alışkanlıklarını belirleyebilmek amaçlanmıştır. Çalışan ve çalışmayan kadınların besin seçimini etkileyen faktörler, sağlıklı beslenme kavramlarının değerlendirilmesi, beslenme düzeyleri ile ilgili kişisel fikirleri, sağlıksız beslenme nedenleri vb.bilgilerin olduğu anketle veriler toplanmış ve incelenmiştir. Çalışma, Haziran 2017 / Temmuz 2017 tarihleri arasında İstanbul Bakırköy ilçesinin Ataköy Konakları sitesinde yaşayan kişilerle gönüllülük esasına dayanılarak hazırlanmıştır. Örneklem; sitede yaşayan 18-65 yaş aralığındaki çalışan ve çalışmayan 200 evli kadın bireyden oluşmaktadır. Katılımcıların %45,5'i çalışan kadınlardan, %54,5'i ise çalışmayan kadınlardan oluşmuştur. Kadınların yaş ortalaması 39,93 ± 8,81 yıldır. Kadınların beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 24,37 ± 3,68 kg/m2'dir. Araştırmada, uygulanan anketler yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmış, antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel ve kalça çevresi) alınmıştır. Anket formunun düzenlenmesinde çoktan seçmeli ve açık uçlu sorular kullanılmıştır. Araştırmada çalışan kadınların daha genç yaşta olduğu, çalışan kadınların çoğunun üniversite mezunu olduğu, çalışmayan kadınların lise mezunu olduğu belirlenmiştir. Çalışan kadınların ana öğünlerini düzenli yaptığı, çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında atlanan öğünlerle ara öğün yapma durumları ve atıştırmalık tüketim durumları açısından herhagi bir farklılık bulunmadığı tespit edilmiştir. Çalışan kadınların uyku süresi ortalaması, çalışmayan kadınların ortalamasından anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Çalışan kadınların günlük diyetlerinde aldığı yağ yüzdesi yüksek; lif düzeyleri ise çalışmayan kadınlara göre daha düşük bulunmuştur. Meslekler arasında beden kütle indeksi (BKİ) ortalamaları açısından bakıldığında; ev hanımlarının (%47,5) BKİ ortalaması, öğrenci (%0,5), sağlık çalışanı (%4,5) ve diğer mesleklerden (%38) olanlardan yüksek bulunmuştur. Araştırmada, örneklem grubu içerisinde çalışan kadınlar ile çalışmayan kadınlar arasında incelenen nitelikler arasında belirgin düzeyde farklılıklar görülmemiştir. Fakat özellikle yaş ortalaması, ana öğünlerin düzenli yapılıyor olması, kadınların yağ yüzdesi ve lif alımlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar olduğu görülmektedir. Araştırmamızda genel olarak çalışan ve çalışmayan kadınların beslenme düzenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Yeterli beslenme, Sağlıklı beslenme, Dengeli beslenme, AntropometriThis reaserch aims to determine feeding behaviour and nutritional habits of women based on their knowledge. The factors that effects their choices; including unhealty nutrition reasons and personal opinions about feeding habits, be mentioned in this reaserch. All data inferences obtained from this survey. The main parameters are; employement / unemployment and educational difference based on women desicion-making in nutritional behaviour in their life. Survays made in June/July 2017 in Istanbul Bakırköy district with the householders of 'Ataköy Konakları' site. This survey is based on voluntariness. Volunteers are made of 200 people employed / unemployed married women ages between 18-65 years old. Majority of the survey compose of unemployed women which is (%) 54.5 in percentage. The other portion %45.5 is composed of employed women. The average age of the participants are 39.93 +,- 8.81 years old. Participants has an average of 24.37+,- 3.68kg/m^2 body/mass index. Surveys performed in face-to-face method and consist of anthropometric measurement(height , body, weight, waist and hip curcimference). Questionnaire form of the survey composed both multiple questions and open-ended questions. The result of the research shows that, employed women are much more younger than unemployed women and they are mostly graduated from university. On the other side, unemployed women mostly graduated from hight school. There is a difference in eating main dishes (meals) between employed and unemployed women. Employed women are more intended to eat main dishes on time compared to unemployed ones. Contrary of this, both employed and unemployed women are equally skip a meal and eat almost same snack food in free their free. There will be no major difference found in this behaviour. Employed women are sleeping less compared to unemployed women. Besides, employed women consumes more fat-included products and consumes less fiber-included products and foods in their daily dietary routine. There will be no major difference found between employed and unemployed women in this research. However; age average, regular main dish consumption, body fat percentage and fiber food intake differs in statistical way. Overall, as a summary, we couldn't find any significant difference between employed and unemployed women in terms of nutritional behaviour. Key Words: Nutritional behaviour, Healthy diets, Balanced nutrition, Anthropometr
The effect of medical nutrition therapy on anthropometric measurements and blood parameters in sarcopenic obesity patients undergoing peritoneal dialysis treatment
Bu araştırma, periton diyalizi tedavisi alan sarkopenik obezitesi olan hastalara uygulanacak tıbbi beslenme tedavisinin etkinliğini antropometrik ölçümler ve kan parametrelerini ölçerek değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma 02/05/2022-28/02/2023 tarihleri arasında İstanbul ilinin Pendik ilçesinde Marmara Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Ana Bilim dalı Periton Diyalizi Polikliniği'nde %80'i kadın (12 kişi) ve %20'si erkek (3 kişi) olmak üzere 15 sarkopenik obezitesi olan hasta ile yürütülmüştür. Hastalara gönüllü onam formu doldurtulduktan sonra genel bilgiler formu, sarkopeni tarama testi olarak SARC-F anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) uygulanmış, obezite ve kas kütlesi antropometrik ölçümler, kas gücü el kavrama kuvveti testi ve fiziksel performans 4 metre yürüyüş testi uygulanarak değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların laboratuvar bulguları ve üç günlük besin tüketim kayıtları da alınarak sonuçlar değerlendirilmiştir. Hastaların periton diyalizi tedavisi aldıkları süre ortalama olarak 3,8±1,97 yıl ve yaş ortalamaları 49,6±11,33 yıldır. Sarkopeni vakalarını tespit etmek için diyet tedavisi öncesinde uygulanan SARC-F puan ortalaması da 4,40±0,63'tür. Katılımcıların tamamında el kavrama gücü, iskelet kas kütlesi indeksi (SMI) düşüktür ve sarkopeni bulunmaktadır. Sarkopeninin ciddiyeti yürüyüş testi ile değerlendirilmiş ve yürüyüş hızı katılımcılarda normal bulunmuş, ciddi sarkopeni tanısı konulmamıştır. Antropometrik ölçümlerle de obezite doğrulanmış ve sarkopenik obezitesi olan hastalar belirlenerek diyet tedavisi uygulanmıştır. Araştırmanın sonunda periton diyalizi tedavisi sürecinin yıl olarak her 1 birimlik artışı ağırlığı (kg) 1,59 birim arttırdığı belirlenmiştir (p<0,001). Diyet tedavisi sonucunda ağırlık, beden kütle indeksi (BKİ), yağ kütlesi (fat mass - FM), bel çevresi ve bel/boy oranı değerlerinin azaldığı, yağsız kütle (fat free mass - FFM) değerinin ise arttığı ve bu değişikliklerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Ayrıca kadınlarda diyet öncesi ve diyet tedavisi sonrasında el kavrama gücünün artışı ve hem kadınlarda hem de erkeklerde SMI değerinin artışı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Yürüyüş hızı diyet tedavisinden etkilenmemiş, kadınlarda ve erkeklerde herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir. Laboratuvar bulgularından diyet tedavisi sonrasında serum glikoz (açlık), kreatinin, ürik asit, üre, total kolesterol, trigliserit, LDL-K, AST, ALT, ALP, GGT, LDH, Na, K, Cl ve CRP değerleri istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalmış, total protein ve HDL-K değeri ise artmıştır. Sonuçlar, periton diyalizi tedavisi alan ve sarkopenik obezitesi olan hastalarda diyet tedavisinin yağ kütlesini azaltıp, kas kütlesi ve kas gücünü arttırarak sarkopenik obezitenin iyileştirilmesine katkı sağladığını göstermiştir.This study was carried out to evaluate the efficacy of medical nutrition therapy to be applied to sarcopenic obesity patients receiving peritoneal dialysis treatment by measuring anthropometric measurements and blood parameters. The study was conducted between 02/05/2022 and 28/02/2023 in the Peritoneal Dialysis Outpatient Clinic of Marmara Pendik Training and Research Hospital, Department of Nephrology in Pendik district of Istanbul, 80% of which were female (12 people) and 20% were male (3 people) The study was conducted with 15 patients with sarcopenic obesity. After completing the voluntary consent form, the general information form, the SARC-F questionnaire as a sarcopenia screening test, the International Physical Activity Questionnaire (IPAQ) were applied, obesity and muscle mass anthropometric measurements, muscle strength, hand grip strength test and physical performance were evaluated by applying the 4 meter walking test. In addition, the laboratory findings and food consumption records of the patients were taken and evaluated. The mean time that the patients received peritoneal dialysis treatment was 3.8±1.97 years, and the mean age was 49.6±11.33 years. The SARC-F mean score applied to detect sarcopenia cases is also 4.40±0.63. All participants had low hand grip strength, low skeletal muscle mass index (SMI) and sarcopenia. The severity of sarcopenia was evaluated with the gait test, and the gait speed was found to be normal in the participants, and no serious sarcopenia cases were found. Obesity was confirmed by anthropometric measurements and patients with sarcopenic obesity were identified and diet therapy was applied. At the end of the study, it was determined that each 1 unit increase in the peritoneal dialysis treatment process increased the weight by 1.59 units (p<0.001). As a result of diet treatment, weight, body mass index (BMI), fat mass (FM), waist circumference and waist/height ratio values decreased, while fat-free mass (FFM) values increased and these changes were statistically significant. result was reached (p<0.05). In addition, the increase in hand grip strength in women before and after diet treatment and the increase in SMI value in both women and men were found to be statistically significant. Walking speed was not affected by diet therapy, and no changes were observed in men and women. From the laboratory findings, after diet treatment, serum glucose (fasting), creatinine, uric acid, urea, total cholesterol, triglyceride, LDL-K, AST, ALT, ALP, GGT, LDH, Na, K, Cl and CRP values decreased statistically, the total protein and HDL-K value increased. The results showed that diet therapy contributes to the improvement of sarcopenic obesity by reducing fat mass and increasing muscle mass and muscle strength in patients with sarcopenic obesity who receive peritoneal dialysis treatment
- …
