33 research outputs found

    Dağlık Karabağ Sorununda Ermenistan'ın Rolü ve Sorumluluğu

    No full text
    Azerbaycan’ın bir parçası olan Dağlık Karabağ’da Ermeni azınlık tarafından başlatılan ayrılıkçı eylemler, 1991 yılından itibaren Ermenistan’ın da katılımıyla topyekûn savaşa dönüşmüştür. Savaş, ancak 1994 yılında yapılan ateşkesle geçici olarak durdurulabilmiştir. O tarihten itibaren Azerbaycan topraklarının yaklaşık % 20’si uzun bir süre Ermeni işgali altında kalmıştır. Günümüzde Azerbaycan’ın başarılı askeri operasyonları sonucu Ermeni işgali son bulmuştur. Ancak bu, hem savaş hem de işgal sırasında Ermenistan’ın hukuka aykırı eylemleri nedeniyle sorumluluğunu bertaraf etmemektedir. Bu makalenin amacı da, Dağlık Karabağ sorununda Ermenistan Devletinin rolünü ve sorumluluğunun kapsamını ortaya koymaktır

    Smart sanctions of United Nations Security Council on preventon of financing of terrorism

    No full text
    The main purpose of The United Nations, which was established after The Second World War, is to maintain international peace and security. United Nations Security Council is assigned to fulfill this purpose and if The Security Council determines any existence of threat to the peace, breach to the peace or act of aggression, it may decide taking any measures necessary involving or not involving the used of armed force. Especially after the occurrence of 9/11 attacks, targets of Security Council's sanctions are certain individuals and/or entities. Those individuals and/or entities' fundamental rights and freedoms are restricted or violated by The Security Council's resolutions, which is called "smart sanctions". The United Nations Charter hasn't got any article including judicial remedy for those individuals and/or entities. Hence, whether or not there is any judicial remedy in the framework of The United Nations, European Union and Council of Europe is analysed separately in this study. Applicability of smart sanctions and whether or not judicial review is possible for smart sanctions are also researched taking into consideration example of Turkey.İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler'in asıl amacı uluslararası barış ve güvenliği sağlamaktır. Bu amacı yerine getirmekle görevli olan Güvenlik Konseyi de uluslararası barış ve güvenliğin bozulması, tehdit edilmesi veya herhangi bir saldırı olayının gerçekleşmesini tespit etmesi halinde, silahlı kuvvet kullanılmasını içeren veya içermeyen önlemlerin alınmasına karar verebilir. Özellikle 11 Eylül saldırılarının gerçekleşmesinden sonra GK tarafından alınan yaptırım kararlarının hedefinin belirli kişi ve/veya kuruluşlar olduğu görülmektedir. "Akıllı yaptırımlar" denilen kararlarla kişi ve/veya kuruluşların hak ve özgürlükleri sınırlanmakta ya da ihlal edilmektedir. Bu kişi ve/veya kuruluşların alınan kararlar için başvurabilecekleri bir yargı yolunun varlığı konusunda BM Antlaşması'nda bir hüküm bulunmamaktadır. Çalışmada bu nedenle BM, AB ve AK sistemi çerçevesinde başvuru yollarının olup olmadığı ayrı ayrı incelenmiştir. Ayrıca akıllı yaptırımların uygulanabilirliği ve yargısal bir denetimin mümkün olup olmadığı konusu da Türkiye örneği üzerinden değerlendirilmiştir

    The role of islands in maritime boundary delimitation

    No full text
    Defining "islands" and their role in the context of the delimitation of maritime boundaries is both a complex and crucial issue in terms of international law. The significance of the matter takes its source from fact that the majority of potential maritime boundaries around the world remain undelimited, such as the continental shelf dispute in the Aegean Sea. This study, examines the regime of islands and their role in maritime delimitation by analysing judicial decisions and state practices. In the first section, the definiton of islands and the maritime zones of islands are explained. Then in the second section, maritime delimitation law and in this context the functions of islands in the process of delimitation are discussed. In the third and the last section, the effects given to islands in delimitation and the factors affecting assesment are examined.Adaların tanımlanması ve deniz alanlarının sınırlandırılmasında adaların rolü konusu uluslararası hukukta karmaşık ve önemli bir meseleyi oluşturmaktadır. Bu meselenin önemi, Ege Denizi'nde kıta sahanlığı uyuşmazlığı gibi dünyada henüz çözüme kavuşturulmamış olası sınırlandırmaların çokluğu bakımından önem arz etmektedir.Bu çalışma, uluslararası hakemlik ve yargı kararları ile devletlerarası uygulamanın analizi yoluyla adaların rejimini ve deniz alanlarının sınırlandırılmasında adaların rolünü incelemektedir. İlk bölümde, ada tanımı ve adaların deniz alanları açıklanmaktadır. Ardından, ikinci bölümde, deniz alanlarının sınırlandırılması hukuku ve bu kapsamda deniz alanlarının sınırlandırılması sürecinde adaların işlevleri tartışılmaktadır. Son bölümde ise, sınırlandırmada adalara tanınan etkiler ve yapılan değerlendirmede dikkate alınan faktörler incelenmektedir

    The legal status of the southern Kurile islands

    No full text
    Güney Kuril Adaları uyuşmazlığı, esasen San Fransisko Barış Antlaşması'nın muğlak tanımlamaları sonucu ortaya çıkan ve soğuk savaşla düğümlenen bir egemenlik uyuşmazlığıdır. Japonya ve Rusya arasındaki sınır çizgisi, 1855, 1875 ve 1905 yıllarında karşılıklı mutabakat ile değişmiş olmasına rağmen, Habomai, Shikotan, Kunashiri ve Etorofu adaları hiçbir zaman el değiştirmemiş, Japonya haricinde hiçbir devletin egemenliği altına girmemiştir. Roosevelt, Churchill ve Stalin'in katılımıyla Şubat 1945 tarihinde gerçekleşen Yalta Konferansı doğrultusunda, II. Dünya Savaşı'nda, Japonya, Müttefik devletler tarafından mağlup edilmiş ve toprakları taksim edilmiştir. Bu taksimatın sınırları, kapsamı ve tarafları belirlenmediği için de Rusya ve Japonya arasında hâlâ bir barış antlaşması imzalanamamış olup II. Dünya Savaşı hâlâ devam etmektedir. Bu çalışmada, somut uyuşmazlığın tarihçesi ve uluslararası hukukta ülke kazanılması şekilleri detaylı bir şekilde incelendikten sonra tarafların egemenlik iddialarının geçerlilikleri tartışılacak ve çözüm önerileri değerlendirilecektir. The Southern Kurile Islands dispute, is a territorial dispute, in fact which has emerged as a result of the ambiguous definitions set forth in the San Francisco Peace Treaty and has become a knot with the cold war. Although the demarcation line between Japan and Russia has changed in the years of 1855, 1875 and 1905 by mutual consensus; the islands of Habomai, Shikotan, Kunashiri and Etorofu have never been transferred and have never been under the sovereignty of any country other than Japan. In line with the Yalta Conference held in February 1945 with the attendance of Roosevelt, Churchill and Stalin, in the World War II, Japan has been defeated by the Allies and her territories have been distributed. As the limits and framework of the distribution as well as the parties to the said distribution has not been determined, a peace treaty could still not be signed by and between Russia and Japan; therefore the World War II still continues among them. In this study, the history of the subject matter dispute and modes of acquisition of territory in international law shall be examined in detail, thereafter, the validity of the sovereignty claims of the parties shall be discussed and the resolution proposals shall be evaluated

    Improvement of being tried equally in Turkish Law with the effect of International Law

    No full text
    Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte günümüzde adil yargılanma hakkı, gittikçe açığa çıkarak çok daha fazla bir önem kazanmıştır. Bu durumun yanı sıra yargılama alanı ne olursa olsun en başta dikkat edilmesi gereken hususların, adil bir soruşturma, adil bir kovuşturma ve neticesinde adil bir yargılanma hakkı olması gerektiğinin üzerinde titizlikle durulmuş ve olayların adil bir şekilde ilerlemesi önemle takip edilmiştir. Bende projemde bu bilgiler çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve Türk Hukuku'nda Adil Yargılanma Hakkı'nı geniş bir çerçeveyle anlatmaya çalıştım.The right to a fair trial is regulated in Article 6 of the European Convention on Human Rights. In addition to this, today the right to a fair trial, has come to the fore and gained a lot more importance. In the meantime, regardless of the jurisdiction case, it has been diligently emphasized that points to take into consideration have to be a fair investigation, a fair prosecution and consequently a fair trial and progression of a fair process has been momentously followed. In light of this information, in my project I have tried to explain The Right to a Fair Trial in European Convention on Human Rights and Turkish Law in a broad framework

    Reservations to treaties from the perspective of indeterminacy theory

    No full text
    Uluslararası andlaşmalarda çekincelerle ilgili söylemde Soğuk Savaş'ın sona erişini takiben en az 4 (dört) dikkat çekici gelişme yaşanmaktadır. Öncelikle, kendisine çekince konulabilecek uluslararası andlaşmaların sayısı azalmaktadır. İkinci olarak, çekincelere yol açan düşünce yapısı ve hukuki akıl yürütme varlığını sürdürmektedir. Üçüncü olarak, hukuk doktrini çekinceleri düzenleme yoluna gitmekle birlikte düzenlemenin kendisi hukuken bağlayıcı olmayan bir biçimde gerçekleştirilmektedir. Dördüncü olarak, sayıca sınırlı olmakla birlikte farklı hukuk rejimlerinde çekincelere uygulanabilir hukuk farklılık göstermektedir. Bahse konu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde; hukuk doktrini, dogmatiği ve ilişkili olmakla birlikte onların dışında kalan alanların doktrin ve dogmatik ile birlikte, gerçek anlamının ortaya çıkarılması amacıyla eleştirisine ihtiyaç duyulduğuna işaret etmektedir. Anılan nedenlerle, bu tezde, örnek olarak 19. yüzyıl Alman doktrini ve sonrası üzerinden yukarıda anılan eleştiri gerçekleştirilmek istenmektedir.Since the end of Cold War, at least 4 (four) notable currents have occurred regarding the discourse on reservations to international treaties. First, the number of treaties suitable for reservations has decreased. Second, the structure of thought and legal reasoning that allowed reservations have persisted. Third, though the legal doctrine opted for regulating the reservations, the regulation itself has been made in a legally non-binding way. Fourth, although limited in number, law applicable to reservations vary as per different legal regimes. Taken together, these currents signal a need for a critique aimed at attaining the true meaning of legal doctrine and dogmatics, and fields related thereto. Therefore, in this thesis, it is purported to perform such critique via the example of 19th century German scholarship and so on

    Slavery, enslavement crime and human trafficking in international law

    No full text
    Geçmişi insanlık tarihi kadar eski olan "kölelik", insanların metalaştırılarak kullanıldığı bir uygulamadır. Kölelik yasaklanmış ve günümüzde büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Köleliğin uluslararası ceza hukukundaki yansıması ise insanlığa karşı suçlar arasında yer alan köleleştirme suçudur. Uluslararası hukuk kapsamında her ikisinin oluşumu için kişiler üzerinde mülkiyet hakkına bağlı yetki kullanımı gereklidir. Son yıllarda insan ticaretinin kölelik ve köle ticaretinin yerini aldığı, insan ticaretinin köleliğin modern biçimi veya çağdaş kölelik olduğu ileri sürülmektedir. İnsan ticareti, kişileri istismar ederek bedava veya ucuz işgücü olarak kullanılmalarına sebep olmaktadır. İnsan ticareti, günümüzde giderek artmakta ve her geçen gün daha fazla sayıda insanı mağdur etmektedir. Çalışmada, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde kölelik ve köleleştirme suçu ile insan ticaretinin tanımları ve aralarındaki ilişki ele alınmıştır.Slavery, which is as old as human history, is a practice that commodifies people. Slavery was banned and is now largely abolished. The reflection of slavery in international criminal law is the crime of enslavement, which is among the crimes against humanity. Under international law, for slavery and enslavement, any or all of the powers attaching to the right of ownership must be exercised over persons. In recent years, it has been argued that human trafficking has replaced slavery and the slave trade, and that human trafficking is the modern form of slavery or contemporary slavery. Human trafficking exploits people and causes them to be used as free or cheap labour. Human trafficking is increasing and victimizing more and more people every day. In this study, the definitions of slavery, enslavement and human trafficking and their relationship are discussed within the framework of international law

    Legal regime of airspace and air transportation

    No full text
    Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında hava araçlarında yaşanan teknolojik gelişmeler sonraki süreçte hukuk kurallarına da yansımıştır. Nitekim Birinci Dünya Savaşı'nın akabinde akdedilen çok taraflı niteliğe sahip Paris, Madrid ve Havana Sözleşmelerinde sivil havacılığa ilişkin temel hukuk kurallarına yer verilmiş ve hava sahasında tam ve münhasır egemenlik ilkesi yazılı bir kural haline gelmiştir. Şikago Konferansı'nın sonunda imzaya açılan Şikago Sözleşmesiyle hava sahasında tam ve münhasır egemenlik ilkesi yazılı bir kural olarak tekrar benimsemiştir. Transit geçiş ve teknik iniş olmak üzere ilk iki trafik hakkını düzenleyen Hava Transit Antlaşması'na çok sayıda devlet taraf olmuştur. Hava Ulaştırma Antlaşması ticari trafik haklarını düzenlediğinden ve çok taraflı bir yapıya sahip olduğundan kendisine taraf toplayamamıştır. Sonuç olarak geçerliliğini hala muhafaza etmeye devam eden Şikago Rejimi günümüz şartlarında yetersiz kalmış ve yerini dolaylı yoldan da olsa iki taraflı antlaşmalar rejimine bırakmıştır. Bu rejim dahilinde 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana devletler, sınırlayıcı hükümler içeren iki taraflı hava ulaştırma antlaşmaları aracılığıyla birbirlerine ticari trafik haklarını tanımıştır. Ancak ABD, iç hukukta yaşadığı deregülasyon sürecinin sonrasında AB ile akdettiği "Açık Semalar" Antlaşması vasıtasıyla sınırlayıcı iki taraflı antlaşmalar rejimi algısını bir ölçüde kırmış ve "Açık Semalar" gibi benimsediği liberal bir politikayla uluslararası hava ulaştırmayı rekabete açık ve serbest bir alan haline getirmiştir. Tüm bu noktalardan hareketle çalışmamızın amacı hava sahası ile uluslararası hava ulaştırmanın tabi olduğu rejimin geçmişten günümüze kadarki gelişimi ve rejimin güncel gelişmelere yansımalarını ortaya koymaktır. The technological developments in aircraft during the First and Second World Wars were reflected in the rules of law in the next period. As a matter of fact, in the Paris, Madrid and Havana conventions of the multilateral nature that followed the First World War, the basic rules of civil aviation were introduced and the principle of complete and exclusive sovereignty became a written rule. With the Chicago Convention signed at the end of the Chicago Conference, the complete and exclusive sovereignty principle in the air space was again adopted as a written rule. Numerous states have became parties to the Air Transit Agreement, which regulates the first two traffic rights, transit and technical landing. On the other hand, since the Air Transport Agreement regulates commercial traffic rights and has a multilateral structure, it has not taken sides. As a result, the Chicago Regime, which still maintains its validity, is inadequate in today's conditions and leaves its place to the regime of bilateral agreements, indirectly. Within this regime, since the second half of the 20th century, the states have introduced commercial traffic rights to each other through bilateral air transport agreements containing restrictive provisions. However, the US has broken the sense of regime of restrictive bilateral agreements through "Open Skies" Agreement, which it has concluded with the EU after the deregulation process in domestic law, and has transformed international air transport into an open and free sector with a liberal policy adopted as "Open Skies"

    Context of international conventions, meetings and demonstrations of limits of rights in turkey

    No full text
    Bu çalışmanın amacı; uluslararası sözleşmeler ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarına göre toplantı gösteri yürüyüşü hakkının hangi argümanlar ile sınırlandırılabileceği, bu sınırlamanın nasıl ve ne şekilde gerçekleştirilebileceği, ülkemizdeki mevzuat ile uluslararası sözleşmelerin ön gördüğü mevzuatın birbiri ile uyumlu olup olmadığı, toplantı ve gösteri hakkının mevcut durumda, güncel yasalar ışığında irdelenmesidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını içeren Türkiye tarafından da imzalanan ''İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'', ''İkiz Sözleşmeler'', ''Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'' ve bu gibi diğer sözleşmeler dikkate alınmakla birlikte, ülkemizde çok daha fazla uygulama alanı bulması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi daha detaylı incelenmiştir. Toplantı ve gösteri hakkını ihtiva eden uluslararası sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu içtihat niteliğinde ki kararlar, Osmanlı'dan günümüze gelerek kullanılan Anayasa ve Kanunların temel hak ve özgürlükler kapsamında toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünü içeren kısımları ile birlikte Türk mahkemelerinin ve üst mahkemelerinin kararlarının incelenmesi çalışmanın ana hatlarını oluşturmuştur. Çalışma sonucunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve 1982 Anayasasında var olan sınırlılık halleri ve bu iki metinde yer alan sınırlılık hallerinin çelişkileri ortaya konulmuştur. Aynı zamanda Kanunda, sözleşme ile bağdaşmayan maddelerin varlığı tespit edilmiş, hangi koşullar sebebi ile sözleşmeye uymadığı, uyum sorunlarının giderilmesi için yapılabilecek çalışmalar aktarılmıştır.The main purpose of this study; limitation of protests and public-meetings with the perspective of Constitution of Republic of Turkey and international agreements, applications of this limitations according to which laws and how can be applied, analyzing the differences between the regulations in foreign countries and Turkey, scrutinizing the rights of meetings and protests with the perspective of current common laws and conditions. Despite, Turkey have been signed the "Universal Declaration of Human Rights", "Twin Laws", "European Convention on Human Rights" and other contracts , European Convention on Human Rights was analyzed more briefly and detailed since it's supervision mechanism and wide-range of its application area. The laws & contracts that content the freedom of meeting and protests, the results of application that are given by the European Courts of Human Rights, the constitution and laws whose contents the freedom of meeting and protest rights, that are evolved from the Ottoman era and still used today and decrees of Courts of Turkey and Higher Courts created the main frame of this study. As results of this study, both situations of limitedness and contradictions about it, in both European Convention on Human Rights and Constitution of 1982 were revealed. At the same time, the articles that are contradicts between Convention and Constitution were confirmed with the reasons of differences and the methods that can be applied for the fixing the compliance problem, were presented with the applications

    An analysisof the outer space regime set forth by the United Nations treaties in the context of the International Law

    No full text
    Space Law, after improvements on the space technology in the 20th century, has been shaped through General Assembly resolutions and international treaties. Besides the contribution of the United Nations, other international organizations? and doctrine?s contributions on the shaping of Space Law could not be denied. The main objective of the author is to examine the United Nations Space Treaties which could be described as the main sources of Space Law. In this context, measures of the United Nations Treaties, resolutions of the United Nations General Assembly and linkage between these Treaties and Resolutions has been discussed firstly. Then measures of the United Nations Treaties has been interpreted and critised in the light of current legal matters regarding space and space activities.Uzay Hukuku, 20. yüzyılda uzay teknolojisine ilişkin gelişmelerden sonra Birleşmiş Milletler bünyesinde alınan Genel Kurul kararları ile uluslararası antlaşmalarla oluşmaya başlamıştır. Uzay Hukuku'nun ortaya çıkışında Birleşmiş Milletlerin katkısının yanında, diğer uluslararası örgütlerin ve doktrinin katkısı da yadsınamaz. Yazarın amacı, Uzay Hukuku'nun temel kaynağı olarak nitelendirilebilecek uzaya ilişkin Birleşmiş Milletler Antlaşmaları'nı incelemektir. Bu kapsamda, öncelikle Birleşmiş Milletler Antlaşmaları'nın getirdiği düzenlemeler, Birleşmiş Milletler Genel Kurul Kararları ile getirilen ilkeler ve söz konusu antlaşmalar ile ilkelerin ilişkisi ele alınmıştır. Sonrasında Birleşmiş Milletler Antlaşmaları'nda yer alan düzenlemeler, uzaya ve uzay faaliyetlerine ilişkin mevcut hukuki sorunlar karşısında değerlendirilmiş ve eleştirilmiştir
    corecore