AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
5260 research outputs found
Sort by
Epilepsi Hastalarında Oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (O-VEMP) Sonuçlarının Uyaran Ve Kayıt Parametreleri Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi
Denge, vestibüler sistem ile beraber vücuttaki somatosensoriyel ve vizüel sistemlerin birbirleriyle harmoni içinde çalışmasına bağımlı olan, kompleks bir yetenektir. Denge sistemindeki bozukluklar her zaman vestibüler sistem bozukluğu olamaz ancak vestibüler sistem bozukluklarında denge problemleri yaşanır. O-VEMP elektrofizyolojik bir ölçümdür ancak vestibüler cevapları ölçtüğümüz bir ölçüm çeşididir. Epilepsi, beynin normal elektriksel aktivitesinde epileptik nöbetlere neden olan kalıcı eğilim ile karakterize edilen bir beyin disfonksiyonudur. Bu çalışmanın amacı; O-VEMP sonuçlarının epilepsi hastalarındaki cevapların parametreler üzerindeki etkileri incelenmektedir. Çalışmaya göz problemi ve kulakla ilgili yakınması olmayan 30 sağlıklı erişkin gönüllü 30 epilepsi hastası (120 Kulak) (22 erkek, 38 kadın; 18-45 yaş) dahil edildi. Kontrol ve deney grubuna kulak burun boğaz (KBB) muayenesi, odyolojik değerlendirme yapıldı. Hava yolundan ses uyarıları verilmek suretiyle O-VEMP testleri yapıldı ve elimize geçen sonuçlar birbirleriyle karşılaştırıldı. Bulgular: İpsilateral ve cinsiyetler arasında amplitüt ve latans sonuçları istatistiksel olarak kontrol grubu katılımcılarının cinsiyet ile latans ve amplitud değerleri arasında Sağ Kulak ms (Latans); Sağ Kulak (amplitüt) ve Sol Kulak ms (Latans) verileri arasında anlamlı farklılık yoktur (p>0,05). Sol Kulak (amplitüt) verileri açısından bakıldığında ise anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Kadınların Sol Kulak ms (Latans) değerleri negatif olarak daha yüksek farklılık göstermektedir. Deney grubu katılımcılarının cinsiyet ile latans ve amplitud değeleri arasında Sağ Kulak ms (Latans) ve Sol Kulak ms (Latans) verileri arasında anlamlı farklılık yoktur (p>0,05). Sağ Kulak μV (Amplitüt)ve Sol Kulak μV (Amplitüt) verileri açısından bakıldığında ise anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Kadınların Sağ ve Sol Kulak μV (Amplitüt) değerleri negatif olarak daha yüksek farklılık göstermektedir (p>0,05). Amplitüd değerleri, N1, P1 ve latansı ile yaş arasında herhangi bir ilişik saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda ortaya çıkan veriler normatif sonuçlar kabul edilerek O-VEMP çalışmalarında referans olarak kullanılabilir
Yeraltı Su Seviyesi Değişiminin Dayanma Duvar Tasarımına Etkisinin Parametrik Olarak Araştırılması
Dayanma duvarlarının günümüzde arazinin etkin kullanımı için çok yüksek öneme sahip olduğu bilinmektedir. Özellikle yüksek eğime sahip arazilerde daha etkin arazi kullanımı için sıklıkla kullanılmaktadır. Bu nedenle dayanma duvarı yapılarının tasarımı ve inşası insan ve çevre güvenliği açısından yüksek öneme sahiptir. Her ne kadar günümüzde bilgisayar teknolojileri gelişmiş olsa da dayanma duvarları yalnız statik ve dinamik yükler etki altında tasarlanmakta olup, yer altı su seviyesi değişimi ve drenaj probleminden dolayı su seviyesinin yükselmesi gibi durumlar tasarımda genel olarak dikkate alınmamaktadır. Dayanma duvarının tasarımında su yükü dikkate alınsa bile, yeraltı suyu değişim etkisi küresel ısınma sebebiyle değişen iklim koşulları sebebiyle meydana gelen daha yoğun yağışın su etkisinden daha az olabilmektedir. Bu tez çalışması, yaygın olarak kullanılan betonarme dayanma duvarı tasarımında su seviyesinin yükselmesinin stabiliteye etkisi incelenmiş ve dayanma duvarı tasarımına katkı sağlamayı amaçlamıştır. Dayanma duvarı arkasında bulunan duvar arkası dolgu zemin sabit olmak üzere; üç farklı zemin tipinde, dört farklı duvar yüksekliği dikkate alınarak, yedi farklı su seviyesi ile toplam 84 farklı tasarım durum için inceleme yapılmıştır. Yapılan incelemelerde iç ve dış stabilite ayrı ayrı incelenerek sonuçlar elde edilmiştir. Hesaplama için GEO5 bilgisayar programı kullanılmıştır. Yapılan hesaplar sonucunda yer altı su seviyesinin duvarının tabanından itibaren yukarı doğru yükselmesinin, dayanma duvarı stabilitesini olumsuz olarak etkilediği ve istenmeyen göçmelere sebebiyet verecek kadar gerilme artışlarına neden olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca değişen duvar yüksekliği ve temel zemin özelliğine göre duvarın stabilitesi açısından kritik su yüksekliği yorumlanmıştır
Özel Gereksinimli Çocuğu Olan Anne Ve Babaların Depresyon Durumu İle İlgili Yapılan Araştırmaların İncelenmesi
Yükseköğretim ve Bilim DergisiÖzel gereksinimli bir çocuğa sahip olan anne babaların duygusal durumları ve depresyon ile ilişkili faktörlerin incelenmesi, bu kavramların daha kapsamlı bir şekilde anlaşılması, alanyazındaki boşlukları açığa çıkararak yeni araştırma sorularının ortaya konulmasını açısından önemlidir. Özel gereksinimli çocuğu olan aileleri daha iyi anlamak, depresyon belirtileri gösterenlere erken müdahale için önemli bir fırsat sunabilir. Bu çalışmanın amacı 2010-2022 yılları arasında özel gereksinimli çocuğa sahip olan anne babaların depresyon düzeyleriyle ilgili yapılan araştırmaların sistematik bir şekilde değerlendirilmesidir. Çalışmada PRISMA (Preferred Reporting Items for Systematic Reviews and Meta Analyses) yönergelerine uygun olarak, Web of science, Scopus, Directory of open Access journals (DOAJ),Pubmed, CABI, CAS, ULAKBİM, ERIC, Google Akademik, Proquest gibi veri tabanlarında “özel gereksinimli çocukların anne babaları”, “engelli çocuğu olan anne babalar”, “özel gereksinimli çocukların anne ve babalarında depresyon” anahtar kelimeleri İngilizce karşılıkları ile birlikte taranmıştır. Dahil edilen çalışmalarda yanlılık riski ve çalışmaların kalitesini değerlendirmek için Karma Yöntem Değerlendirme Aracı (Mixed Methods Appraisal Tool) kullanılmıştır. Yapılan tarama sonucunda kapsam içi ve kapsam dışı ölçütler doğrultusunda 622 akademik çalışma ele alınarak içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 2010-2022 yılları arasında yapılan çalışmaların 69.2’sinin ulusal ve uluslararası makale olduğu, en çok 2017-2022 yılları arasında çalışma yapıldığı, örneklem gruplarının çoğunun 100 bireyden fazla olan nicel çalışmalar olduğu belirlenmiştir. Değerlendirilen araştırma sonuçlarının pek çoğunda depresyon düzeyi ile özel gereksinimli çocuğun engel türü, anne babaların eğitim durumu, ailenin ekonomik geliri, ailenin sosyal destek alıp almaması, eşlerin uyumu, ailede birlikte yaşanan kişilerin özel gereksinimli çocuğun bakımına desteği, aile bireylerinin problem çözme ve baş etme becerilerinin kaygı ve depresyon düzeylerini etkilediği belirlenmiştir. Değerlendirilen araştırmaların çoğunda annelerin yüklendikleri sorumluluklar karşısında her şeye güçlerinin yetmeyeceği inancı ile depresyona girdikleri belirlenmiştir. Gelecekte gerçekleştirilmesi planlanan çalışmalarda konu, örneklem ve araştırma deseni seçiminde çalışma bulgularımızın dikkate alınması özel gereksinimli bireyler alanında üretilen bilimsel bilginin kalitesini artıracaktı
Development And Psychometric Evaluation Of The Type 1 Diabetes Mellitus Self-Management Scale For Parents
EUROPEAN JOURNAL OF PEDIATRICSBackground/aim Diabetes has become a global epidemic, necessitating effective self-management strategies. This is particularly crucial for parents of children with type 1 diabetes mellitus, as they must make numerous daily decisions and perform complex care activities. Therefore, the aim of this study was to develop a comprehensive diabetes self-management scale specifically for parents of children with type 1 diabetes. This scale aims to holistically address behaviors impacting diabetes self-management and to evaluate its psychometric properties. Materials and methods A methodological, correlational, and cross-sectional study was conducted with a sample of 190 parents of children with type 1 diabetes mellitus. The scale items were reviewed by five experts to ensure they adequately covered the parents' evaluation of their children's diabetes self-management. Following this, a Turkish language expert assessed the draft scale for language accuracy, comprehensibility, and grammar. The data were analyzed using descriptive statistics (numbers and percentages), Cronbach's alpha reliability coefficient, factor analysis, and correlation analysis. Results The Cronbach's alpha for the overall scale was 0.893, and the Cronbach's alpha for the subscales was between 0.757 and 0.845. The item-total score correlations ranged between 0.408 and 0.660 (p < .05). The exploratory factor analysis showed that the scale explained 61.427 of the total variance, and the factor loadings of items ranged from 0.574 to 0.859. The confirmatory factor analysis also showed that the factor loadings of the scale items ranged from 0.574 to 0.859. Conclusion: The validity and reliability analyses revealed that the scale is a valid and reliable measurement tool for the Turkish culture. Results The Cronbach's alpha for the overall scale was 0.893, and the Cronbach's alpha for the subscales was between 0.757 and 0.845. The item-total score correlations ranged between 0.408 and 0.660 (p < .05). The exploratory factor analysis showed that the scale explained 61.427 of the total variance, and the factor loadings of items ranged from 0.574 to 0.859. The confirmatory factor analysis also showed that the factor loadings of the scale items ranged from 0.574 to 0.859. Conclusion: The validity and reliability analyses revealed that the scale is a valid and reliable measurement tool for the Turkish culture
Diagnostic Value Of Enhanced-Contrast Ultrasound For Cesarean Scar Pregnancy: A Systematic Review
EUROPEAN JOURNAL OF OBSTETRICS & GYNECOLOGY AND REPRODUCTIVE BIOLOGYBackground: Cesarean scar pregnancy, an uncommon ectopic pregnancy in which the embryo is implanted in the cesarean scar, poses significant risks without prompt diagnosis and treatment. Its prevalence has risen alongside increased cesarean section rates. Despite various treatment approaches, consensus remains elusive. Ultrasonography, particularly contrast-enhanced ultrasonography, shows promise in cesarean scar pregnancy diagnosis. Main body: This systematic review, following PRISMA guidelines, explores contrast-enhanced ultrasound's diagnostic potential in cesarean scar pregnancy. We searched PubMed, Scopus, Web of Science, and Google Scholar up to August 2023. Selection involved two stages: title/abstract screening and full-text assessment. The included studies investigated contrast-enhanced ultrasound's diagnostic value in cesarean scar pregnancy, provided adequate data, and were peer-reviewed in English. Quality assessment followed the QUADAS-2 criteria. We extracted the diagnostic accuracy metrics: sensitivity, specificity, and accuracy. Out of 193 records, five studies met the inclusion criteria (2016-2020, China). Contrast-enhanced ultrasound displayed sensitivities of 77-100 and specificities of 95-100. Two studies reported accuracy of 96.9-97.8. Compared with conventional ultrasound, contrast-enhanced ultrasound exhibited superior sensitivity, specificity, and accuracy. It also outperformed transvaginal ultrasound. Conclusion: Enhanced-contrast ultrasound holds promise for diagnosing and managing cesarean scar pregnancy by visualizing scar vascularization in real-time, thereby reducing severe complication risks. This review highlights contrast-enhanced ultrasound as a transformative diagnostic tool for cesarean scar pregnancy management, despite existing evidence limitations
Parental Attitudes And Social Emotional Well-Being Predict Digital Game Addiction In Turkish Children
AMERICAN JOURNAL OF FAMILY THERAPYWe examined the association between parental attitudes, social emotional well-being, and digital game addiction tendency among Turkish children. The research participants included 227 children aged between 6 and 13 years old. Parental Attitude, Social-Emotional Well-Being and Resilience, Digital Game Addiction Tendency Scales were used to collect the data. Results indicated authoritarian parental attitude, frequency of Internet use, gender and being task orientated significantly predicted the digital game addiction tendency. The variables together predicted 52.8 of the variance. The findings reinforce the importance of digital game addiction tendency in terms of its effect on children psychological well-being and role of parents
Artemisinin May Disrupt Hyphae Formation By Suppressing Biofilm-Related Genes Of Candida Albicans: In Vitro And In Silico Approaches
ANTIBIOTICS-BASELThis study aimed to assess the antifungal and antibiofilm efficacy of artemisinin against Candida (C.) species, analyze its impact on gene expression levels within C. albicans biofilms, and investigate the molecular interactions through molecular docking. The antifungal efficacy of artemisinin on a variety of Candida species, including fluconazole-resistant and -susceptible species, was evaluated by the microdilution method. The effect of artemisinin on C. albicans biofilm formation was investigated by MTT and FESEM. The mRNA expression of the genes related to biofilm was analyzed by qRT-PCR. In addition, molecular docking analysis was used to understand the interaction between artemisinin and C. albicans at the molecular level with RAS1-cAMP-EFG1 and EFG1-regulated genes. Artemisinin showed higher sensitivity against non-albicans Candida strains. Furthermore, artemisinin was strongly inhibitory against C. albicans biofilms at 640 mu g/mL. Artemisinin downregulated adhesion-related genes ALS3, HWP1, and ECE1, hyphal development genes UME6 and HGC1, and hyphal CAMP-dependent protein kinase regulators CYR1, RAS1, and EFG1. Furthermore, molecular docking analysis revealed that artemisinin and EFG1 had the highest affinity, followed by UME6. FESEM analysis showed that the fluconazole- and artemisinin-treated groups exhibited a reduced hyphal network, unusual surface bulges, and the formation of pores on the cell surfaces. Our study suggests that artemisinin may have antifungal potential and showed a remarkable antibiofilm activity by significantly suppressing adhesion and hyphal development through interaction with key proteins involved in biofilm formation, such as EFG1
Comparison of Forward Contracts with Selem and Istisna Contracts
Karatay İslam İktisadı ve Finans Dergisi / Karatay Journal of Islamic Economics and FinanceTürev araçlar tarih boyunca finansal risklerin bertaraf edilmesi açısından önemli bir rol oynamıştır. Türev araçlar, ileri bir vadede alınıp satılacak ürünün fiyatının, cinsinin, miktarının belirlenip bugünden alım ve satımını içeren sözleşmelerdir. Türev araçların spekülatif faaliyetler, arbitraj ve hedging gibi amaçları içermesi sebebi ile İslami finansta kullanımına dair görüş ayrılıkları mevcuttur. Ancak, forward sözleşmeler ve özellikle emtia forward sözleşmesi uygulamada İslami finans akitlerinin bazısı ile benzerlik göstermektedir. Bu çalışmada, türev araçlardan forward sözleşmeler incelenmekte olup, forward sözleşmelerin İslami finans ile uyumu ele alınıp, İslam alimlerinin görüşlerine yer verilmektedir. Selem ve istisna akitlerinin işleyişleri incelenip, forward sözleşmeler ile farkları göz önünde bulundurulmaktadır. Forward sözleşmelerin, selem ve istisna akitlerinin barındırdığı riskler değerlendirilip, uygulamada bu akitlerin forward sözleşmelere alternatif olabilirliği üzerinde durulmaktadır. Çalışmanın sonucunda ise finansmana ihtiyaç duyan kişiler için alternatif öneriler sunulup İslam’ın emir ve yasakları çiğnenmeden uygulanabilirliği incelenmektedir.Today, with the rapid growth of the world economy and the effect of increasing competition conditions, financial markets are developing and a new financial product is included in the market every day in line with different needs. In recent years, various financial products based on Islamic foundations have emerged that contribute to the growth and development of the Islamic economy. At the forefront of these products is “sukuk” as a product that has made important developments in the countries where it is used. Malaysia, Saudi Arabia, United Arab Emirates and Indonesia are the leading countries of the sukuk market, and various projects are financed through sukuk issuances. In Türkiye the first communique for sukuk issuances, known as “lease certificates”, was prepared by the Capital Markets Board (CMB) in 2010, and the first issuance was made in the same year. The main purpose of the study is to reveal the role and importance of sukuk within the scope of Islamic finance as an alternative financing tool for the economic development of the public and private sectors. For this purpose, the definition of sukuk, its historical development, parties, functioning and classification of sukuk will be discussed in detail, and at the end of the study, various graphics will be presented about the world sukuk market
Investigating The Relationship Between Attachment And Marital Satisfaction İn Couples' Marital ExperiencesÇiftlerin Evlilik Deneyimlerinde Bağlanma Ve Evlilik Doyumu İlişkisinin İncelenmesi
Journal of Ahmet Kelesoglu Education FacultyAhmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi DergisiThis study aimed to examine the relationship between attachment and marital satisfaction in couples' marital experiences. The study included 601 married individuals selected by criterion sampling method, one of the purposive sampling methods, and fifteen married couples were interviewed separately. This research was designed using Creswell's simultaneous triangulation design, one of the mixed method designs. The data were collected using the Personal Information Form, Relationship Scales Questionnaire, Marital Life Scale, and Semi-structured Interview Form prepared by the researchers. The findings of the study revealed that the participants' gender, educational status, type of marriage, fearful attachment, and preoccupied attachment styles did not predict marital life levels. In contrast, secure attachment styles positively predicted marital life levels, whereas dismissing attachment styles negatively predicted marital life levels. In the study, it was concluded that the type of marriage has no effect on marital continuity and satisfaction and that the character traits of the spouses and the way they behave towards each other, the presence of understanding, love, interest, happiness, and peace between the spouses and having children are more determinant. The findings obtained from the study were discussed in line with the relevant literature, and suggestions were made for research and practice.Bu araştırmada çiftlerin evlilik deneyimlerinde bağlanma ve evlilik doyumunun ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya amaçlı örneklem yöntemlerinden ölçüt örneklem yöntemi ile seçilmiş 601 evli birey seçilmiş ve örneklem içinden on beş evli çift ile ayrıca görüşme yapılmıştır. Bu araştırma Creswell’in karma yöntem tasarımlarından biri olan eşzamanlı üçgenleme tasarımı ile desenlenmiştir. Araştırmadaki veriler araştırmanın alt amaçları doğrultusunda oluşturulan Kişisel Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, Evlilik Yaşam Ölçeği ve araştırmacılar tarafından hazırlanan Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu ile toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre katılımcıların cinsiyet, eğitim durumu, evlenme şekli, korkulu bağlanma ve saplantılı bağlanma stillerinin evlilik doyum düzeylerini yordamadığı bulunurken, güvenli bağlanma stillerinin evlilik doyumunu pozitif yönde, kayıtsız bağlanma stilinin ise negatif yönde yordadığı görülmüştür. Araştırmada evlenme şeklinin, evliliğin devamlılığına ve doyuma etkisinin olmadığı, eşlerin karakter özelliklerinin ve birbirlerine karşı davranış şekillerinin, eşler arasında anlayış, sevgi, ilgi, mutluluk, huzurun bulunması ile çocuk sahibi olmanın daha belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür doğrultusunda tartışılarak araştırma ve uygulamaya yönelik önerilerde bulunulmuştur
Ambalaj Tasarımında Sürdürülebilirlik Kavramı
Akademik SanatAkademik SanatToday, with advanced technology and changing cultural structure, almost every product is sold in packaging. In this respect, packaging design, which establishes the product's first contact with the consumer and enables it to communicate with them, is crucial. Packaging is responsible for protecting products from external factors, unifying them, and communicating with the consumer through its design. Many packages with these functions lose their function and become waste after reaching the consumer. While consumption increases due to the ascending world population, the consumption of packaged products is also increasing. The rapid increase in consumption harms natural life and deteriorates the ecological balance. Not every packaging or material can be recycled; therefore, recycling efforts to prevent this situation are insufficient. At this point, increasing consumption rates and the emergence of ecological problems impose great responsibilities on the packaging designer. Considering these situations, designers must design their packaging so that it causes minimal damage to the environment. Packaging produced by reducing the amount of material is designed to be suitable for later use. The concept of sustainability requires using natural resources most efficiently, minimizing waste, or making designs suitable for secondary use. This research aims to raise awareness on the subject by examining sustainability’s role in packaging design. The research was organized using the literature scanning method, and document review model. The information obtained was summarized and interpreted with descriptive analysis. The findings show that packagings designed with the sustainability concept in mind have the potential to reduce waste, support material efficiency and secondary use. In conclusion, sustainable packaging designs are an approach that can contribute to the solution of ecological problems. Designers can play a role in developing a more sustainable consumption culture by optimizing material use and encouraging reuse. Additionally, increasing consumer awareness and recycling requirements will support environmental sustainability.Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve kültürel yapının değişmesiyle birlikte neredeyse her ürün ambalajlı olarak satılmaktadır. Bu açıdan, ürünün tüketiciyle ilk temasını kuran ve onlarla iletişime geçmesini sağlayan ambalaj tasarımı büyük önem taşımaktadır. Ambalaj, ürünleri dış etkilerden koruma, onları bir arada tutma ve tasarımıyla da tüketiciyle iletişim kurma görevlerini üstlenmektedir. Bu görevleri yerine getiren birçok ambalaj, tüketiciye ulaştıktan sonra işlevini yitirmekte ve atık maddeye dönüşmektedir. Gittikçe çoğalan dünya nüfusuna bağlı olarak tüketim artarken, bunun yanı sıra ambalajlı ürünlerin tüketimi de artmaktadır. Tüketimin hızla artması, doğal hayata zarar verirken, ekolojik dengenin kötüleşmesine sebep olmaktadır. Her ürün ambalajı ve her malzeme geri dönüştürülemediğinden bu durumun önüne geçebilmek adına yapılan geri dönüşüm çabaları yetersiz kalmaktadır. Bu noktada, tüketim oranlarının yükselmesi ve ekolojik sorunların ortaya çıkması, ambalaj tasarımcısına büyük sorumluluklar yüklemektedir. Tasarımcılar bu durumları göz önünde bulundurarak; ambalajları, çevreye minimum seviyede zarar verecek şekilde tasarlamak durumundadırlar. Malzeme miktarını azaltarak üretilen ambalajlar, sonrasında da kullanıma uygun şekilde tasarlanmaktadır. Sürdürülebilirlik kavramı, doğal kaynakları en verimli şekilde kullanarak, atık miktarının minimuma indirgenmesini veya ikincil kullanıma elverişli şekilde tasarımlar yapılmasını gerektirmektedir. Bu araştırmanın amacı; ambalaj tasarımında sürdürülebilirliğin rolünü irdeleyerek konuya dair farkındalık oluşturmaktır. Araştırma, literatür tarama yöntemi ve doküman inceleme modeliyle düzenlenmiş olup elde edilen bilgiler betimsel analizle özetlenerek yorumlanmıştır. Bulgular, sürdürülebilirlik kavramı gözetilerek tasarlanan ambalaj tasarımlarının atık miktarını azaltma, malzeme verimliliği ve ikincil kullanımı destekleme potansiyeli barındırdığını göstermektedir. Sonuç olarak, sürdürülebilir ambalaj tasarımları, ekolojik problemlerin çözümüne katkıda bulunabilecek bir yaklaşımdır. Tasarımcılar, malzeme kullanımını optimize ederek ve yeniden kullanımı teşvik ederek daha sürdürülebilir bir tüketim kültürünün geliştirilmesinde rol oynayabilir. Bunun yanı sıra tüketici farkındalığı ve geri dönüşüme dair gerekliliklerin artırılması çevresel sürdürülebilirliği destekleyecektir