AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
    5260 research outputs found

    Tekstil Atığından Lif Üretilmesi ve Bu Yolla Beton Matrisinin Tokluğunun Artırılması

    No full text
    Betonun enerji yutma kapasitesi beton matrisinde yapılacak olan düzenlemeler ve çeşitli donatı elemanlarının kullanılması ile artabilmektedir. Beton gibi gevrek malzemeler için tokluk önemli bir parametredir. Çünkü beton gibi üstün bir basınç dayanımına sahip malzemelerin ani göçme gibi bir sorunu olabilmektedir. Bu noktada, devreye beton matrisinin şekil değiştirme kapasitesinin artırılması girmektedir. Bunun için betonun sünekliği artırılabilir. Artan süneklik ile betonun şekil değiştirme limitleri artar. Bu sayede daha fazla şekil değiştirebilen beton zorlanmalara karşı daha fazla tolerans gösterebilir. Bu çalışmada agrega, lif ve su/çimento oranının beton matrisinde oluşturduğu toklaşma mekanizmaları incelenmiş, tekstil atığından lif üretilerek deneysel çalışmalarla uygun kullanım oranları ortaya konmuştur. Bu yolla beton matrisinin tokluğunun artırılması hedeflenmektedir. Tokluk artışı ile ani göçmelerin önüne geçebilir, deprem gibi ülkemiz için yıkıcı sonuçları olan durumlar karşısında can ve mal güvenliğimizi artırabiliriz. Bu çalışma, 6 Şubat 2023 yılında, Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın aziz hatırasına ithaf edilmiş olup, çalışmadan elde edilebilecek faydaların, gelecekte gerçekleşecek olan depremlerde can ve mal kaybının önüne geçmesi arzu edilmektedir

    Solar Radiation and Incident Angle Based Optimum System Configuration Selection for Parabolic Trough Solar Collectors: Dynamical Performance, Economic and Environmental Analysis

    No full text
    This study investigates the thermodynamic, economic, and environmental impacts of variations in Direct Normal Irradiance (DNI) and incident angle in parabolic-trough collectors, with area cosine losses (cos 0) explicitly included, using a full year of meteorological data. Six sub-configurations across the Kalina (KC), Steam Rankine (SRC), and Organic Rankine (ORC) cycles were evaluated. Results show that performance generally increases with higher DNI; however, larger incident angles can significantly reduce collector efficiency and system output, so maximum performance does not necessarily coincide with maximum DNI. For example, although the maximum DNI recorded was 840.8 W/m2 at an incident angle of 20.1 degrees, the highest net power and CO2 reduction occurred at 829.8 W/m2 with an incident angle of 1.71 degrees. Under this condition, the ORC-HEX (R123) produced 67.8 MW of net power and 41.45 t/h of CO2 reduction. The Kalina cycle delivered the most favorable economic results, with an LCOE of 0.0628 $/kWh and a payback period of 6.03 years. A comprehensive 4E analysis underscores the importance of accounting for solar-geometry effects-particularly incident angle-in performance evaluations. The study concludes that optimizing on DNI alone can be misleading; accurate assessment requires simultaneous consideration of both DNI and incident angle in real-world solar-thermal applications

    İşitme Kaybı Derecelerinin İşitme Cihazı Kullanıcı Memnuniyeti Üzerindeki Etkisi

    No full text
    İşitme kaybı, bireyin çevresel sesleri algılama yetisinde meydana gelen azalma sonucunda iletişim, sosyal etkileşim ve yaşam kalitesinde olumsuzluklara yol açan önemli bir duyusal bozukluktur. İşitme cihazları, işitme kaybı yaşayan bireyler için yaygın olarak kullanılan rehabilitasyon araçları arasında yer almakla birlikte, her birey cihaz kullanımından aynı düzeyde fayda ve memnuniyet elde edememektedir. Bu farklılığın, işitme kaybı derecesi gibi çeşitli klinik özelliklerden etkilenebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma, işitme kaybı derecesinin işitme cihazı kullanıcılarında işitme cihazı memnuniyeti üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya orta, orta-ileri ve ileri derecede işitme kaybına sahip bilateral işitme cihazı kullanan toplam 60 birey dâhil edilmiştir. Katılımcıların tanımlayıcı ve işitme özellikleri işitme kaybı derecesine göre karşılaştırılmış; işitme cihazı öncesi ve sonrası memnuniyet düzeyleri Abbreviated Profile of Hearing Aid Benefit (APHAB) ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre cihazsız durumda APHAB iletişim kolaylığı, arka plan gürültüsü, yankılanma ve toplam skor alt boyutlarında işitme kaybı derecesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanırken (p0,05). İşitme cihazı kullanımı sonrasında ise iletişim kolaylığı, arka plan gürültüsü, yankılanma ve APHAB toplam skorlarında orta ve orta-ileri derecede işitme kaybı olan bireylerin puanlarının ileri derecede işitme kaybı olan bireylere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Konuşmayı ayırt etme skoru ile APHAB toplam ve alt boyut puanları arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca APHAB ölçeğinin tüm alt boyutlarında ve toplam skorunda Cronbach alfa katsayılarının yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır. Bulgular, işitme kaybı derecesinin işitme cihazı memnuniyetini etkileyen önemli bir faktör olduğunu göstermektedir

    Milli Futbol Takımlarının Logo Tasarımlarındaki Değişim Süreci ve Minimalist Etkiler

    No full text
    Milli futbol takımlarının logoları, yalnızca sportif birer sembol değil, aynı zamanda ulusal kimliğin görsel temsil araçlarıdır. Tarihsel olarak bu logolar, ayrıntılı sembollerden ve geleneksel motiflerden oluşmuş; ulusların tarihini, hanedanlık bağlarını ve kültürel hafızasını görsel düzlemde aktarmıştır. Bununla birlikte bazı futbol milli takımları, forma üzerinde ülke bayraklarını doğrudan kullanmak yerine futbol federasyonlarının sembollerini tercih etmişlerdir. Çünkü bayraklar, devletin resmi ve değiştirilemez simgeleri olarak kullanılırken; federasyon logoları, sporun kurumsal kimliğini temsil eder, tasarım açısından müdahalelere izin verir ve farklı mecralarda kullanıma açıktır. Özellikle 20. yüzyılın sonlarından itibaren grafik tasarım alanındaki genel yönelimler ve dijitalleşmenin getirdiği ihtiyaçlarla birlikte bu logolarda belirgin bir sadeleşme eğilimi gözlenmektedir. Minimalizmin yükselişi, milli takım logolarının tasarım sürecinde de kendini göstermiş; ayrıntılar yerini daha yalın çizgilere, sınırlı renk paletlerine ve güçlü simgesel odaklara bırakmıştır. Bu dönüşüm, logoların estetik boyutlarının ötesinde, markalaşma, uluslararası tanınırlık amaçlara da hizmet etmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, milli futbol takımlarının logo tasarımlarındaki değişim sürecini tarihsel bağlamda ele alarak, minimalizmin bu süreçteki etkilerini ortaya koymaktır. Araştırmada yöntem olarak karşılaştırmalı görsel analiz tercih edilmiştir. Logoların tarihsel versiyonları görsel belgeler üzerinden toplanmış, biçim, renk, tipografi ve sembolik öğeler açısından analiz edilmiştir. Minimalizmin etkisiyle logolarda detayların azaltılması, sembollerin daha evrensel ve kolay algılanabilir bir forma kavuşturulması, federasyon kimliğinin devlet sembollerinden bağımsızlaştırılması ve ulusal markalaşma stratejilerine entegre edilmesi dikkat çeken bulgular arasındadır. Sonuç olarak çalışma, minimalizmin milli kimliği temsil eden futbol logoları üzerindeki dönüştürücü rolünü vurgulamakta; bu logoların yalnızca sportif birer amblem değil, aynı zamanda kültürel kimlik, görsel iletişim ve uluslararası markalaşma araçları olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle araştırma, sanat ve tasarım alanında yeniden düşünme ve yeniden hayal etme çağrılarıyla örtüşmekte, görsel kültürün güncel dönüşümüne dair katkılar sunmayı amaçlamaktadır

    Okul Öncesi Dönemde Çocuğu Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Ebeveynlerin Yeterlilik Algıları ile Çocuğun Yeme Davranışları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

    No full text
    Bu araştırma, okul öncesi dönemde otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı almış çocuğu bulunan ebeveynlerin yeterlilik algıları ile çocukların yeme davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışma, ilişkisel tarama modelinde tasarlanmış olup, olay ve bireyler üzerinde herhangi bir deneysel müdahale yapılmadan mevcut durum betimlenmiştir. Araştırmanın evrenini okul öncesi dönemde OSB tanılı çocuğu olan ebeveynler oluştururken, örneklemi Konya ili Karatay, Selçuklu ve Meram ilçelerinde bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden, uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş 101 ebeveyn oluşturmaktadır. Katılımcıların büyük çoğunluğu annelerden oluşmakta olup, çocukların çoğu 4–6 yaş aralığında ve erkek cinsiyettedir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Çocuğu Otizm Spektrum Bozukluğu Tanısı Almış Ebeveynlerde Ebeveyn Yeterlilik Ölçeği (EYÖ) ve Çocuklar İçin Yeme Davranışları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Ölçeklerin güvenirlik katsayılarının kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlenmiş, verilerin normal dağılım gösterdiği saptanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiş; t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal–Wallis H testi, Mann–Whitney U testi ve Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, ebeveynlerin yeterlilik algıları ve OSB’li çocukların yeme davranışları; ebeveyn yaşı, ekonomik durum, anne ve baba öğrenim durumu, evde bakıma muhtaç birey bulunma durumu, çocuğun yaşı, cinsiyeti ve tanı konma yaşı gibi demografik değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaşmamıştır. Buna karşın, ebeveynlerin yeterlilik algısı ile çocukların yeme davranışları arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu bulgu, ebeveynlerin kendilerini daha yeterli algılamalarının, OSB’li çocukların yeme davranışlarını destekleyici bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Araştırma sonuçları, aile temelli ve ebeveyn yeterliliğini güçlendirmeye yönelik müdahalelerin önemini vurgulamakta ve gelecekte yapılacak çalışmalar için önemli ipuçları sunmaktadır

    Fütüvvetnâmelerin İnsan Eğitiminde Ayet ve Hadis Kullanımı (XIII-XVI. Yüzyıllar)

    No full text
    Çalışma, fütüvvetnâmelerde insan eğitimine yönelik ahlâkî ve dinî ilkelerin ayet ve hadisler aracılığıyla nasıl temellendirildiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Fütüvvet geleneği, bireyin nefs terbiyesini, toplumsal sorumluluk bilincini ve meslek ahlâkını esas alan bütüncül bir insan yetiştirme anlayışı sunması bakımından İslâm düşünce tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu bağlamda Beyazıt Kütüphanesi 5482 numaralı Burgâzî Fütüvvetnâmesi, Milli Kütüphane 8602 numara ile kayıtlı Razavî’nin Fütüvvetnâme-i Kebîr isimli eseri, Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu’na A 8546 “Fütüvvetnâme” adıyla kayıtlı eserler ile Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi 10.203 numaralı Fütüvvetnâme’ si temel alınarak ayet ve hadisler bağlamında insan yetiştirme unsurları karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Araştırma yönteminde doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Fütüvvetnâmeler taranarak ayet ve hadisler saptanmış bu ayet ve hadisler; beş alt başlıkta toplanmıştır. Elde edilen bulgular insan yetiştirme olgusu ekseninde yorumlanmıştır. Erdem ve etik yasalarının değişmediği ilkesinden hareketle geçmişte insanlarda birlik ve beraberlik şuurunu canlı tatmak amacı ile kaleme alınan fütüvvetnâmelerin bugünkü eğitim sisteminde de başvuru kılavuzu olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Araştırmanın literatüre katkı sağlaması beklenmektedir

    Acrodermatitis dysmetabolica: lessons from two pediatric cases

    No full text
    Objectives Acrodermatitis dysmetabolica (AD) is a dermatologic manifestation associated with inherited metabolic disorders (IMDs), distinct from acrodermatitis enteropathica, which occurs solely due to zinc deficiency.Case presentation This report presents two pediatric cases: a 30-month-old girl with maple syrup urine disease (MSUD) experiencing AD secondary to severe isoleucine deficiency due to a protein-restricted diet, showing improvement with dietary adjustments, and a 2.5-month-old boy infant with propionic acidemia (PA) who developed AD alongside septic shock, which progressed despite intervention.Conclusions These cases emphasize the importance of identifying AD in IMDs and the critical need for meticulous monitoring of amino acid levels, as deficiencies may lead to severe complications

    Ergenlerin Travma Sonrası Strese Tepkileri Ve Psikolojik Dayanıklılığı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi

    No full text
    Bu araĢtırmanın amacı, Anamur‟daki devlet ve özel liselerde öğrenim gören ergenlerin travma sonrası strese (TSS) verdikleri tepkiler ile psikolojik dayanıklılıkları arasındaki iliĢkiyi ortaya koymaktır. AraĢtırmanın önemi, ergenlerin eğitim sürecinde karĢılaĢabilecekleri travmatik deneyimlerin, onların akademik ve sosyal yaĢamlarını olumsuz etkileyebilme potansiyelinden kaynaklanmaktadır. AraĢtırmada nicel yöntemler kullanılarak kesitsel bir tasarım benimsenmiĢtir. Veri toplama sürecinde TSS belirtilerini ölçmek için standartlaĢtırılmıĢ anketler ve ölçekler uygulanmıĢ; psikolojik dayanıklılık düzeyleri ise ilgili alanyazında geçerliliği ve güvenilirliği kanıtlanmıĢ envanterlerle değerlendirilmiĢtir. Bulgular, TSS belirtilerinin sıklığının okul türüne, sosyal destek düzeyine ve bireysel baĢa çıkma stratejilerine göre anlamlı farklılıklar gösterebildiğini ortaya koymuĢtur. Ayrıca, yüksek psikolojik dayanıklılığa sahip öğrencilerin travma sonrası stres belirtileriyle daha etkili Ģekilde baĢ edebildiği saptanmıĢtır. AraĢtırmanın kısıtlılıkları arasında, verilerin yalnızca Anamur bölgesinden toplanması ve katılımcıların beyanlarına dayanan özbildirim yönteminin kullanılması sayılabilir. Buna rağmen, araĢtırma ergenlerin travma sonrası süreçlerini hem devlet hem de özel okul boyutunda ele alması bakımından özgün bir katkı sağlamaktadır. Elde edilen bulguların, okul psikolojik danıĢmanları, aileler ve eğitim yöneticileri tarafından uygulanabilecek psiko-eğitsel müdahalelerin geliĢtirilmesine ıĢık tutacağı düĢünülmektedir

    Particle Production As A Function Of Charged-Particle Flattenicity İn Pp Collisions At S 13 Tev

    No full text
    This paper reports the first measurement of the transverse momentum (pT) spectra of primary charged pions, kaons, (anti)protons, and unidentified particles as a function of the charged-particle flattenicity in pp collisions at s13 TeV. Flattenicity is a novel event shape observable that is measured in the pseudorapidity intervals covered by the V0 detector, 2.8<η<5.1 and -3.7<η<-1.7. According to QCD-inspired phenomenological models, it shows sensitivity to multiparton interactions and is less affected by biases toward larger pT due to local multiplicity fluctuations in the V0 acceptance than multiplicity. The analysis is performed in minimum-bias (MB) as well as in high-multiplicity events up to pT20 GeV/c. The event selection requires at least one charged particle produced in the pseudorapidity interval η<1. The measured pT distributions, average pT, kaon-to-pion and proton-to-pion particle ratios, presented in this paper, are compared to model calculations using pythia 8 based on color strings and EPOS LHC. The modification of the pT-spectral shapes in low-flattenicity events that have large event activity with respect to those measured in MB events develops a pronounced peak at intermediate pT (2<pT<8 GeV/c), and approaches the vicinity of unity at higher pT. The results are qualitatively described by pythia, and they show different behavior than those measured as a function of charged-particle multiplicity based on the V0M estimator. © 2025 CERN

    Unbearable Spectacle: The Abject and Verfremdungseffekt in Sarah Kane’s Blasted

    No full text
    Sarah Kane’s Blasted (1995) is a play that confronts audiences with extreme violence, bodily destruction, and trauma. This study explores how Kane draws on Julia Kristeva’s theory of the abject and Bertolt Brecht’s verfremdungseffekt to challenge theatrical conventions and force spectators into an uncomfortable space between emotional immersion and critical distance. Kristeva defines the abject as what disturbs the boundary between self and other, forcing individuals to confront what they reject to maintain identity. Blasted presents numerous abject moments such as rape, physical disintegration, and cannibalism where bodily and moral boundaries collapse. Ian, initially a figure of control, is stripped of power, his body is mutilated and consumed. The dead baby, an unburied and decaying form, embodies abjection in its most direct sense. Kane disrupts any clear distinction between civilization and savagery, exposing violence as an inherent part of human existence. These images unsettle audiences, not only through their shock value but by revealing the fragility of the human condition. At the same time, Kane employs Brecht’s alienation effect to resist passive identification. The abrupt shift from realism to surreal war imagery fractures the play’s narrative, preventing emotional catharsis. Characters do not fit into clear moral categories. Ian, one of the protagonists, is both a perpetrator and a victim and despite his military background, he is also traumatized. The play denies resolution, leaving audiences in a state of discomfort. This Brechtian distancing forces viewers to see violence not as an isolated act but as a systemic condition, linking personal abuse to the horrors of war. By merging Kristeva’s abject and Brecht’s alienation, Kane creates a theatre of confrontation and immerses audiences in horror yet refuses them the relief of resolution. The play’s combination of visceral impact and intellectual detachment makes it not just a depiction of violence, but a critique of the structures that sustain it. Ultimately, Kane uses theatre as a space where horror and analysis collide, ensuring that the audience cannot look away but also cannot fully absorb what they have seen

    786

    full texts

    5,260

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇