AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
    5260 research outputs found

    Rewriting Lost Time: Translating Proust Through the Lens of Berman and Derrida

    No full text
    This study examines the challenges of translating Marcel Proust's In Search of Lost Time into English, focusing on how the translator navigates the foreignness inherent in the original text. Drawing on Antoine Berman's concept of the trials of the foreign and Jacques Derrida's view of translation as transformation rather than reproduction, the research analyzes how Proust's complex syntax, introspective narrative style, and temporal structures pose significant difficulties for translators. Centering on the madeleine episode, in one the parts of the book called Swann's Way, the study explores how different English translations handle the nuances of memory and time, highlighting the tension between preserving the foreignness of the original and making the text accessible to the target audience. Berman’s framework provides insight into the deforming tendencies that may occur during the translation process, such as rationalization and clarification, while Derrida’s philosophy emphasizes the inherently transformative nature of translation, suggesting that each version inevitably adds new layers of meaning. The findings suggest that translating Proust requires a careful balance between fidelity to the source text and the creative adaptation necessary to convey its essence in another language. Ultimately, this balance reflects broader questions in translation studies regarding the role of the translator, the meaning of fidelity, and the possibility of fully capturing the original’s literary spirit within a different linguistic and cultural framework

    0.22 LR Tüfeklerde Fişek Yatağı Yapısının Boş Kovan Çıkarmama Hatası Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi

    No full text
    Yivli tüfeklerde, silahın işleyişini etkileyen temel parçaların tasarımından kaynaklanan birçok hata meydana gelebilir. Mekanizma, namlu, şarjör gibi temel parçalar, silah sisteminin temelini oluşturur ve hataların kök sebeplerini etkileyen unsurlardır. Silah sistemlerinde, namlunun fişek yatağı kısmı, ateşlemenin gerçekleştiği kısımdır ve bu nedenle sistemin en kritik noktasını oluşturur. Silahların hatasız çalışabilmesi için fişek yatağı tasarımı oldukça önemlidir. Bu çalışma, 0.22 lr tüfeklerde fişek yatağı tasarımının boş kovan çıkarmama hatasına etkisini incelemek amacıyla sekiz farklı tipte namlu üretilmiş ve test edilmiştir. Yapılan testler sonucunda, fişek yatağı yapısının boş kovan çıkarmama hatası ile ilişkisi detaylı bir şekilde incelenmiştir. İnceleme sonucunda, mühimmatların yapısı ve fişek yatağının giriş kısmındaki radyüs veya pah işleminin boş kovan çıkarmama ve mermi sürememe hatasına etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca, fişek yatağındaki mermi ile namlu iç duvarı arasındaki boşluğun önemli olduğu belirlenmiştir

    İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik İle İlgili Enerji Şirketlerinin Alabileceği Önlemler

    No full text
    Bu çalışma sürdürülebilirlik kavramını enerji sektörü özelinde ele alarak, iklim değişikliğiyle mücadelede enerji politikalarının ve uygulamalarının rolünü incelemektedir. Sürdürülebilir kalkınma ilkeleri, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) boyutlarıyla birlikte değerlendirilmiş; enerji sektöründeki sürdürülebilirlik uygulamaları bu çerçevede analiz edilmiştir. Tezde, sürdürülebilirlikten iklim değişikliğine uzanan kavramsal bir geçiş kurulmuş ve enerji sektörünün sera gazı emisyonlarındaki payı doğrultusunda iklim değişikliğinin temel nedenleri detaylandırılmıştır. Ardından, Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi uluslararası politika çerçeveleri karşılaştırmalı olarak ele alınmış; bu politikaların Türkiye enerji politikalarına etkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışmada döngüsel ekonomi ve yeşil finansman gibi sürdürülebilir enerji dönüşümünü destekleyen araçlar açıklanmış, yenilenebilir enerji yatırımlarının küresel ve ulusal düzeydeki gelişimi tablolar ve grafiklerle sunulmuştur. Son olarak, enerji şirketleri için sürdürülebilirlik stratejileri ve iklim değişikliğine uyum politikaları önerilmiştir. Bu bağlamda tez, enerji sektörünün iklim değişikliğiyle mücadelede nasıl bir dönüşüm geçirmesi gerektiğine dair bütüncül bir analiz sunulmakta ve sürdürülebilirlik perspektifinden geliştirilecek politika önerilerine zemin oluşturmaktadır

    Windows Tabanlı Bilgisayarlarda Dark Web Kullanımına Dair Dijital İzlerin Adli Bilişim Çözümleriyle Tespiti

    No full text
    Gelişen dijital teknolojiler ve artan gizlilik ihtiyaçları, gizliliği esas alan dijital ağlar aracılığıyla erişilen Dark Web ortamlarının hem meşru hem de yasa dışı amaçlarla kullanımını yaygınlaştırmıştır. Bu durum, özellikle adli bilişim uzmanları açısından, söz konusu platformlara erişen sistemlerdeki dijital izlerin tespiti ve analizini kritik bir gereklilik haline getirmiştir. Bu çalışma, Windows tabanlı masaüstü bir sistem üzerinde simüle edilen bir Dark Web erişim senaryosu üzerinden, RAM ve disk analizine dayalı dijital izlerin yapılandırılmasını ve değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmada olay yeri müdahalesinden başlayarak sırasıyla RAM ve disk imajlarının alınması, adli kopyaların bütünlük doğrulaması, RAM analizi, disk analizi, kayıt defteri incelemesi ve tarayıcı kalıntılarının değerlendirilmesi gibi adımlar sistematik biçimde uygulanmıştır. Bu süreçlerde kullanılan araçların yetenekleri, sundukları analiz derinliği ve raporlama özellikleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Elde edilen bulgular; Tor Browser, ProtonVPN ve OnionShare gibi araçların RAM ve disk üzerinde bıraktığı kalıntıların adli olarak anlamlandırılabileceğini göstermektedir. Özellikle RAM'deki işlem izleri, .onion geçmişi ve disk üzerinde bulunan profil verileri gibi bulgular, kullanıcının Dark Web'e aktif şekilde eriştiğini ortaya koymuştur. Tezin özgün katkısı, çoklu analiz aracının birlikte kullanıldığı vaka temelli bir yaklaşım geliştirmesi ve Windows 11 ortamında Dark Web erişimine dair dijital izlerin sistematik biçimde yapılandırılmasını sağlamasıdır. Araştırma, özellikle ceza muhakemesi sürecinde delil niteliği taşıyabilecek dijital izlerin elde edilmesi ve sunulmasına yönelik adli bilişim uygulamalarına katkı sunmaktadır. Ayrıca, vaka temelli analiz yapısıyla, gelecekteki benzer çalışmalar için metodolojik bir örnek teşkil etmektedir

    Erken Çocukluk Dönemindeki Çocukların Liderlik ve Öz Düzenleme Becerilerinin Çok Kültürlülük Bağlamında İncelenmesi

    No full text
    Bu araştırma, erken çocukluk dönemindeki (48-66 aylık) çocukların liderlik ve öz düzenleme becerilerini çok kültürlülük bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Küreselleşme ile birlikte eğitim ortamlarında artan kültürel çeşitlilik, çocukların sosyal-duygusal gelişimi üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı, çok kültürlü eğitim ortamlarında öğrenim gören çocukların liderlik ve öz düzenleme becerilerinin farklılaşıp farklılaşmadığını saptamak, aynı zamanda bu iki beceri arasındaki ilişkiyi ve öz düzenleme becerilerinin liderlik becerilerini yordayıp yordamadığını belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde desenlenmiş, veri toplama süreci öğretmen görüşlerine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu Antalya ili Manavgat ilçesinde 10 farklı okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48-66 aylık çocuklar oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak “Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği” ve “Erken Liderlik Becerileri Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde korelasyon ve çoklu regresyon analizleri ile bağımsız gruplar t-testi uygulanmıştır. Bulgular, öz düzenleme becerilerinin erken liderlik becerilerini anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir. Ayrıca, çok kültürlü eğitim ortamlarında öğrenim gören çocukların liderlik ve bazı öz düzenleme alt boyutlarında daha yüksek puanlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkeni açısından ise yalnızca “düzenleme” alt boyutunda kız çocuklarının lehine anlamlı bir farklılık bulunmuştur

    Ticaret Odalarında Yöneticilerin Sergilediği Politik Davranış ve Örgütsel Etkililik Arasındaki İlişkide Liderliğin Aracılık Rolü

    No full text
    Bu çalışma, ticaret odalarında yöneticilerin sergilediği politik davranışların örgütsel etkililik üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini, özellikle liderlik yetkinliğinin aracılık rolünü incelemektedir. Politik davranış; yöneticilerin güç ve kaynaklara erişim ile bu kaynakları koruma stratejileri çerçevesinde ortaya koydukları, çoğu zaman resmi olmayan ve kişisel çıkarları ön plana çıkaran eylemler olarak tanımlanırken, örgütsel etkililik, örgütün belirlenen hedeflere ulaşma düzeyini ifade etmektedir. Liderlik ise, çalışanların motive edilmesi, yönlendirilmesi ve karar alma süreçlerine katkı sağlanması bağlamında, örgütsel başarının temel bileşenlerinden biri olarak ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği çatısı altındaki ticaret odalarında görev yapan personel oluşturmaktadır. Veri toplama, politik davranış, örgütsel etkililik ve liderlik yetkinliği ölçeklerine dayalı anket yöntemiyle gerçekleştirilmiş; elde edilen veriler yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular; yöneticilerin politik davranışlarının örgütsel etkililik üzerinde anlamlı ve negatif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyarken, aynı zamanda politik tutumların liderlik yetkinliği üzerindeki olumsuz etkisini de göstermiştir. Liderlik yetkinliği, örgütsel etkililiğe doğrudan pozitif katkı sağlamakla birlikte, politik davranış ile etkililik arasındaki ilişkide kısmi aracılık işlevi üstlenmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda, ticaret odalarında etik temelli liderlik gelişim programlarının hayata geçirilmesi, katılımcı karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve örgütsel kültürün güvene dayalı biçimde yeniden yapılandırılması önerilmektedir. Bu bulgular, liderlik gelişimine yönelik eğitim programları ile etik yönetim uygulamalarının, örgüt içindeki politik tutumların yol açtığı olumsuz etkileri azaltarak örgütsel etkililiği artırmada etkili bir strateji olabileceğini göstermektedir

    65 Yaş ve Üzeri Bireylerde Kırılganlık ve Duygusal Tepkisellik

    No full text
    Bu araştırmada, 65 yaş ve üzeri bireylerin kırılganlık ve duygusal tepkisellik düzeyleri ile aralarındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma, Türkiye’nin Isparta/Şarkikarağaç ilçesinde 10 Temmuz 2024 - 15 Mart 2025 tarihlerinde arasında kesitse türde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılmış ve katılımcı belirlemede dahil edilme kriterlerinden yararlanılmıştır. Katılımcı Bilgi Formu (KBF), Kırılganlık Değerlendirme ve Tarama Ölçeği (KDTÖ) ile Duygusal Tepkisellik Ölçeği (DTÖ) veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme şeklinde toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson kolerasyon ve linear regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya 251 kadın ve 170 erkek katılmış, katılımcıların KDTÖ toplam puan ortalaması 6,71±3,55 ile sınırda, DTÖ toplam puan ortalaması 48,51±8,33 ile yüksek bulunmuştur. KDTÖ’nün cinsiyet, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, evde birlikte yaşanılan kişiler, kronik hastalığa sahip olma ve sosyal organizasyonlara katılma durumuna; DTÖ’nün ise cinsiyet, eğitim durumu, kronik hastalığa sahip olma ve dini organizasyonlara katılma durumuna göre farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Aynı zamanda KDTÖ ile DTÖ toplam puanı arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuş ve kırılganlık düzeyindeki artışın duygusal tepkisellikte anlamlı bir artışa neden olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, yaşlılarda kırılganlık düzeyinin artmasının duygusal tepkisellik üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ortaya konmuştur. Bu doğrultuda, konsültasyon liyezon psikiyatri hemşirelerinin yaşlıların kırılganlık ve duygusal tepkisellik düzeylerini erken dönemde belirleyerek, bireyselleştirilmiş psikososyal destek programları geliştirmeleri ve sosyal destek kaynaklarına yönlendirme yapmaları önerilmektedir

    Drama Eğitiminin Okul Öncesi Dönemdeki Çocukların Üstbiliş Becerilerine Etkisinin İncelenmesi

    No full text
    Bu araştırmanın amacı drama eğitiminin okul öncesi dönemdeki çocukların üstbilişsel bilgi düzeylerine etkisini incelemektir. Araştırmada öntest-sontest kontrol gruplu tam deneysel desenle çalışılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ili Etimesgut ilçesinde bulunan MEB’e bağlı resmi okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 16’sı deney grubu, 17’si kontrol grubu olmak üzere toplam 33 çocuk oluşturmaktadır. Her iki gruba da planlı şekilde öntest yapılmış ve deney grubuna 12 hafta süresince haftada 2 oturum olacak şekilde toplam 24 oturumluk bir drama eğitimi verilmiştir. Oturumlar ortalama 45dk sürmüştür. Uygulamalar tamamlandıktan sonra her iki gruba da sontest yapılarak veriler toplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Marulis vd. (2016) tarafından geliştirilen Keleş-Ertürk & Tepeli (2023) tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Üstbilişsel Bilgi Görüşme Formu” kullanılmıştır. Verilerin analizinde gruplar arası öntest ve sontest karşılaştırmaları için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Deney ve kontrol gruplarının kendi içlerindeki (öntest ve sontest) değişimleri analiz etmek amacıyla ise Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, kontrol grubunda yer alan çocukların üstbiliş öntest puan ortalamalarının deney grubu öntest puan ortalamalarına göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Kontrol grubunda yer alan çocukların öntest ve sontest puan ortalamalarında anlamlı bir fark görülmezken, deney grubu öntest ve sontest puan ortalamalarının deney grubu lehine anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, deney grubundaki çocuklara verilen drama eğitimlerinin çocukların üstbiliş ilgi düzeylerini arttırdığı görülmüştür. Dolayısıyla, drama etkinlikleri ile verilen eğitim okul öncesi dönem çocuklarının üstbiliş düzeylerini olumlu olarak etkilemektedir

    Visual Modulation of Acoustic Reflex Measurements: Insights Into Sensory Integration

    No full text
    Objective The aim was to investigate the impact of visual tasks on acoustic reflex thresholds (ARTs) and AR latencies (ARLs) during AR measurements. Methods A total of 31 participants (17 female, 14 male; mean age: 20.3 ± 1.8 years) with normal hearing and Type A tympanograms were included. ARTs and latencies were measured using a 226 Hz probe tone under five distinct conditions: (1) resting with no visual task, (2) eyes comfortably closed, (3) fixed gaze on a stationary object, (4) saccadic eye movements, and (5) optokinetic eye movements. Data were analyzed using repeated measures ANOVA with Bonferroni correction applied for post hoc comparisons. Results ARTs were significantly lower in the condition of eyes closed compared to fixed gaze, at both 1 and 2 kHz (p < 0.05). ARLs at 500 Hz were significantly shorter in the condition of fixed gaze compared to saccadic eye movements (p < 0.05). A significant interaction between frequency and condition was observed for ARTs, indicating frequency-specific modulation by visual tasks, whereas no significant frequency and condition interaction was found for ARLs. Conclusion Visual tasks have a measurable effect on ARTs and latencies, likely due to cross-modal interactions between the auditory and visual systems. These results highlight the importance of standardizing visual and attentional conditions during clinical AR testing. Further research is warranted to elucidate the underlying neural mechanisms and their clinical implications

    Particle Production as a Function of Charged-Particle Flattenicity in pp Collisions at √s=13 TeV

    No full text
    Objective: This study, was conducted to examine the effect of primary dysmenorrhea on perceived stress and women's health in one year into the pandemic. Method: This study was conducted as a descriptive, comparative, and cross-sectional study type epidemiological study between 25 May-31 July 2020. The study group consists of a total of 906 women, including the group with primary dysmenorrhea (n=418) and the group without primary dysmenorrhea (n=488). Research data, were collected using the introductory information form, perceived stress scale, and the women's health questionnaire. Results: A significant difference was defined between the groups in terms of mean scores according to depression (p<0.001), somatic symptoms (p<0.001), somatopsychic (p<0.001), somatic-cognitive (p<0.001), gastrointestinal (p<0.001), self-esteem (p=0.002), anxiety (p<0.001) and interest-desire (p<0.001). It was determined that women with primary dysmenorrhea experience more depression, somatic, somatopsychic, somatic-cognitive, gastrointestinal, selfesteem, anxiety and interest-desire problems. Negative spousal relationships and premenstrual syndrome are among the reasons for experiencing primary dysmenorrhea. Conclusion: In our research, it was determined that women with primary dysmenorrhea experience more physiological and psychological problems, and it is thought that measures to be taken to improve the negative consequences of problems such as primary dysmenorrhea, which affect women's health in many ways in situations such as pandemics, are important

    786

    full texts

    5,260

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇