AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
5260 research outputs found
Sort by
Türkiye Otomotiv Sektöründe İthalat ve İhracat Trendlerinin Analizi ve Gelecek Projeksiyonları
Otomotiv sektörü, Türkiye’nin ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle 2006 yılından bu yana sektörün, Türkiye ihracatında lider konumda olması otomotiv endüstrisinin ekonomideki önemini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin geçmişten günümüze geçirdiği ticari safhaları açıklayarak, günümüz ticaret faaliyetlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Ayrıca, Türkiye'de otomotiv endüstrisinin gelişim süreci ve günümüzdeki durumu analiz edilerek, ülkenin ihracattaki konumu ortaya konulmaktadır. Son olarak, 1990 yılından itibaren elde edilen verilere dayalı olarak otomotiv yedek parça endüstrisinde trend analizleri gerçekleştirilerek sektörün gelecek projeksiyonları sunulmuştur. Bu kapsamda nicel veri toplama yöntemleri kullanılmıştır. Türkiye’nin 1990-2023 yılları arasında otomotiv yedek parça sektörü için, 8708 GTİP numarası temel alınarak UN Comtrade veri tabanı üzerinden bir tarama gerçekleştirilmiştir. Bu tarama sonucunda Türkiye’nin söz konusu yıllar arasındaki ithalat, ihracat ve dış ticaret dengelerine ilişkin trendler belirlenmiştir. Elde edilen veriler Minitab veri analizi programında değerlendirilmiş, lineer ve kuadratik regresyon analizleri kullanılarak gelecek projeksiyonu gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda 2043 yılına kadar yedek parça ihracatının 16 milyar dolar seviyesine gelmesi beklenirken, yedek parça ithalatının 11 milyar dolar seviyesine gelmesi beklenmektedir. Bu doğrultuda, sektörün ilerleyen yıllarda cari fazla vermesi öngörülmektedir. Bu potansiyelin değerlendirilmesi amacıyla, yerli üretim teşviklerinin artırılması ve uzun vadeli sanayi politikalarının geliştirilerek uygulanması önerilmektedir. Sektöre verilecek desteklerle bu alandaki ithalat bağımlılığı öngörüldüğü gibi azaltılabilir ve sektör, ihracat açısından daha güçlü bir konuma taşınabilir
Uzay Mimarliğinda Yapay Zekâ Kullaniminin Form Üretimi Bağlaminda Incelenmesi
Dünya genelinde artan çevresel krizler ve kaynakların tükenişi, gezegen dışı yerleşim fikirlerini giderek daha somut hedefler hâline getirmektedir. Uzayda insanların yaşayacağı mekânlar oluşturma gayreti de, bu sürecin sonuçlarından biridir. Bu kapsamda uzay mimarlığı, aşırı çevre koşullarında yaşam alanları tasarlamayı amaçlayan bir disiplin olarak önem kazanmaktadır. Bu alanda birçok uzay mekânı tasarımı ortaya konmuştur. Bunlar başlangıçta uzay ajansları tarafından gerçekleştirilen bilimsel üretimleri kapsarken, ilerleyen dönemlerde uzay habitatı tasarım yarışmaları doğrultusunda hazırlanan mimari projeleri de içermektedir. Ancak uzay mekânlarının tasarım süreci, içerdiği parametreler ve zorlayıcı koşullar nedeniyle geleneksel dünya mimarlığından daha fazla mesai ve iş gücü gerektirmektedir. Karşılaşılan fiziksel, teknik ve psikolojik zorluklar, geleneksel mimari yöntemlerin yetersiz kalmasına neden olmakta; yeni nesil teknolojilerin, özellikle yapay zekânın tasarım sürecine entegre edilmesini gerekli kılmaktadır. Gerçekleştirilen çalışma, yapay zekânın uzay mimarlığında form üretimi ve görselleştirme aracı olarak kullanım potansiyelini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda ilk olarak literatürden seçilen çeşitli örnekler incelenerek uzay mekânı tasarım kriterleri belirlenmiştir. Ay ve Mars’a yönelik farklı dönemlere, ölçeklere ve teknolojik yaklaşımlara sahip dokuz habitat projesi örnek alınarak çalışma kapsamı oluşturulmuştur. Yapılan incelemeler sonucu oluşturulan girdiler çeşitli YZ modellerine verilerek mekân görselleri üretilmiştir. Ardından bu görseller üzerinden YZ kullanılarak 3B modeller elde edilmiştir. Çıkan sonuçlar başlangıçta belirlenen parametreler üzerinden yorumlanmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda üretimlerin büyük oranda parametrelerle örtüştüğü görülmüştür. Elde edilen bulgular, yapay zekânın tasarım sürecinde zaman ve iş gücü açısından önemli avantajlar sunduğunu, aynı zamanda aşırı çevresel gereklilikleri karşılayan yaratıcı mekân çözümleri üretebildiğini göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, yapay zekâ destekli üretimlerin uzay mimarlığına katkı sunabileceğini ortaya koymaktadır
Gelinlerin Algıladıkları Kayınvalide Kabul Davranışları İle Aileye Aidiyet Hissinin İncelenmesi
Bu araştırma, evli kadınların kayınvalidelerinden algıladıkları kabul ve ret davranışlarının aileye aidiyet duyguları üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde ve özellikle Konya ilinde yaşayan, 20-60 yaş aralığında ve kayınvalidesi hayatta olan 400 evli kadından oluşan örneklem grubuyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara Sosyo-demografik Bilgi Formu, Kayınvalide Kabul-Ret Ölçeği (KKRÖ) ve Aile Aidiyeti Ölçeği (AAÖ) uygulanmıştır. Veriler, kolayda örnekleme doğrultusunda toplanmış ve analizler SPSS 26 paket programı kullanılarak yürütülmüştür. Verilerin değerlendirilmesinde t-testi, tek yönlü ANOVA, korelasyon ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, kayınvalideden algılanan ret davranışları ile aileye aidiyet arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. Özellikle “düşmanlık/saldırganlık” ve “ayrışmamış ret” alt boyutlarının aidiyet üzerinde en belirgin olumsuz etkileri olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık, sıcaklık ve şefkat davranışları aidiyet hissini pozitif yönde desteklemiş ancak bu etki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ayrıca katılımcıların yaş, eğitim düzeyi, evlilik süresi, çocuk sayısı, gelir durumu ve kayınvalideyle birlikte yaşama gibi demografik özelliklerinin hem kayınvalideye yönelik algılar hem de aidiyet düzeyleri üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Genel olarak, gelin-kayınvalide ilişkisinin niteliği, bireyin aile içindeki psikolojik bütünlüğü ve bağlanma hissini etkileyen önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir
Akciğer Cerrahisi Yapılan Hastalarda Nefes Egzersizlerinin Ağrı, Anksiyete, Dispne ve Uykusuzluk Üzerine Etkisi: Randomize Kontollü Bir Çalışma
Bu araştırma akciğer cerrahisi yapılan hastalarda nefes egzersizinin ağrı, anksiyete, dispne ve uykusuzluk üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü bir araştırma olarak yapıldı. Örneklemi, 01.08.2023–15.02.2025 tarihleri arasında Konya Şehir Hastanesi Göğüs Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi ve Göğüs Cerrahisi Kliniği’nde yatan, dahil edilme kriterlerine uyan, girişim grubunda 38, kontrol grubunda 36 olmak üzere 74 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında “Kişisel Bilgi Formu”, “Vizüel Analog Skalası (VAS) Ağrı Skalası”, “VAS-Dispne Skalası”, “Durumluk ve Süreklilik Kaygı Ölçeği”, “Richard Campbell Uyku Ölçeği” kullanıldı. Girişim grubunun cerrahi işlemden önce başlanarak her gün, günde 4 kez nefes egzersizi yapması sağlandı. Kontrol grubuna rutin bakım dışında girişim yapılmadı. Katılımcıların cerrahi öncesi ve sonrası 6. ve 24. saatlerde gün olmak üzere üç zamanda ağrı, anksiyete, dispne ve uykusuzluk durumları değerlendirildi. Gruplar arası tanımlayıcı özelliklerin karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem t Test, ki-kare testleri, değişkenlerin izlem zamanlarına göre karşılaştırılmasında Karışık düzen varyans analizi kullanıldı. Etik kurul izni, araştırmanın yapıldığı kurumdan kurum izni alındı. Araştırma sonucunda, katılımcıların ağrı, dispne ve kaygı puanlarında ilk ölçümde gruplar arasında anlamlı bir farklılık yok iken (p>0,05), cerrahi sonrası 6. saat ve 24. saatteki ölçümlerinde girişim grubunda kontrol grubuna göre daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Girişim grubunda uyku kalitesinin kontrol grubuna göre daha iyi olduğu belirlendi (p<0,05). Araştırma sonucunda göğüs cerrahisi hastalarında nefes egzersizinin ağrı, anksiyete, dispne ve uykusuzluk üzerine etkili olduğuna yönelik bulgular elde edildi. Göğüs cerrahisi yapılan hastalara nefes egzersizlerinin öğretilmesi, kliniklerde ve evde uygulamaları yönünde desteklenmeleri önerilmektedir
Hot Pack Therapy Versus Cherry Seed Pillow in Fibromyalgia Patients: A Prospective Randomized Controlled Trial
OBJECTIVE: The aim of this study was to evaluate the effect of a cherry seed pillow on pain and quality of life in fibromyalgia patients. METHODS: This study used a pretest-posttest, randomized, and controlled prospective research design. It was conducted between December 2023 and February 2024 in the physiotherapy clinic of a private hospital. A total of 72 adults with fibromyalgia were randomly assigned to the cherry seed (n=36) and control (n=36) groups. Both groups received conventional physiotherapy 5 days a week for 4 weeks. A cherry seed pillow (microwave-heated) was used in the cherry seed group. A hot pack was applied to the control group. The data were collected using a personal information form, Visual Analog Scale, and Fibromyalgia Impact Questionnaire. RESULTS: The change in the participants’ resting pain before and after the treatment decreased in both the treatment (p<0.001, d=0.86) and control (p<0.001, d=0.97) groups. The change in activity pain decreased in the intervention (p<0.001, d=0.79) and control (p<0.001, d=0.87) groups. Similarly, there was a decrease in night pain in the intervention (p<0.001, d=0.86) and control (p<0.001, d=0.89) groups. The change in Fibromyalgia Impact Questionnaire scores of the participants showed a decrease in the intervention (p<0.001, d=3.90) and control (p<0.001, 30.03, d=4.28) groups. CONCLUSION: Both groups showed a reduction in pain, likely due to the combined effect of heat and physiotherapy; however, the clinical improvement was more significant in the control group, suggesting that the cherry seed pillow was less effective. KEYWORDS: Cherry; Fibromyalgia; Pain; Physalis; Quality of lif
The effects of pilates method in pregnant women: scoping review
Background Pregnancy induces physiological and psychological changes that require adaptation. Pilates, combining aerobic, strength, and flexibility exercises, is considered a safe and effective method to improve maternal and fetal outcomes. While studies highlight its benefits, a scoping review addressing the comprehensive effects of Pilates during pregnancy is lacking. This study aimed to comprehensively review the effects of Pilates during pregnancy, focusing on type, duration, frequency, practitioners, and parameters it influences. Methods A scoping review was conducted following Arksey and O’Malley’s framework and PRISMA-ScR guidelines. Six databases (PubMed, Scopus, Web of Science, PEDro, Cochrane Library, and CINAHL) were searched using MeSH terms. Studies published between January 2014 and September 2024 were included. Twenty-one studies meeting the inclusion criteria were analyzed for type, duration, frequency, practitioners, and outcomes. Results Most studies examined the effects of Pilates on sleep quality (n = 6), pain (n = 6), depression (n = 5), incontinence (n = 4), and disability (n = 4). Pilates showed significant effectiveness across these parameters. Traditional Pilates (n = 10) was the most commonly used method, followed by online, pregnancy-specific, and clinical Pilates. The exercise duration ranged from 4 to 16 weeks, with twice-weekly sessions being the most common. Practitioners were primarily Pilates instructors (n = 9) and physiotherapists (n = 6), with one study involving a midwife. Conclusion Pilates is effective for improving sleep quality, pain, depression, and other maternal health outcomes during pregnancy. Variations in method, frequency, and practitioners highlight the need for standardized protocols to optimize its benefits. This review provides insights for healthcare professionals to incorporate Pilates in prenatal care
Enerji Verimliliği, Kamuda Enerji Yönetimi ve Kamu Politikaları
Enerji verimliliği, sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda hem çevresel hem de ekonomik açıdan kritik bir strateji olarak öne çıkmaktadır. Artan enerji talebi, sınırlı doğal kaynaklar ve iklim değişikliği gibi küresel sorunlar, enerji verimliliğinin her sektörde öncelikli bir politika alanı haline gelmesini sağlamıştır. Bu bağlamda, kamu sektörü enerji verimliliği politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında hem düzenleyici hem de uygulayıcı bir rol üstlenmektedir. Bu tez, enerji verimliliği kavramını, tarihsel gelişimini ve Türkiye'de kamu politikaları çerçevesinde nasıl ele alındığını incelemektedir. Çalışmada, Türkiye’de enerji verimliliğine yönelik yürütülen yasal düzenlemeler, teşvik mekanizmaları analiz edilmektedir. Mevzuat incelemesi ve hükümet politikalarının değerlendirilmesiyle, kamu sektörünün enerji verimliliğini artırmaya yönelik çabaları ve bu çabaların etkinliği ele alınmaktadır. Elde edilen bulgular, enerji verimliliği politikalarının sürdürülebilirlik ve ekonomik kalkınma açısından önemli fırsatlar sunduğunu göstermektedir. Ancak, bu politikaların etkinliği, kurumsal kapasite, finansal destek mekanizmaları ve kamu farkındalığı gibi faktörlere bağlıdır. Bu doğrultuda, enerji verimliliğinin artırılması için kamu sektöründe daha güçlü teşvik mekanizmaları, teknolojik yatırımlar ve bilinçlendirme faaliyetlerine ihtiyaç duyulduğu sonucuna varılmıştır
Ada Bazlı Birleştirilmiş Örnek Parsellerin En Verimli ve En İyi Kullanımı İlkesine (Evik) Göre Değer Analizi
Bu çalışma, kentsel dönüşüm süreçlerinde ada bazlı parsel birleştirme yönteminin, taşınmazların En Verimli ve En İyi Kullanım (EVİK) ilkesine göre değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Günümüzde uygulanan mevcut planlama yaklaşımlarının büyük bir kısmı, bireysel parsel ölçeğinde kalmakta; bu da kentsel alanlarda parçalanmışlık, düzensiz yapılaşma, mekânsal bütünlüğün bozulması ve altyapı hizmetlerinde yetersizlik gibi çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Bu tür planlamalar, uzun vadede sürdürülebilir bir kentsel gelişimi desteklememekte, mekânın etkin kullanımını sınırlandırmaktadır. Oysa ada bazlı planlama yaklaşımı, kentsel dokunun daha bütüncül, entegre ve planlı bir biçimde ele alınmasına imkân tanımakta; altyapı hizmetlerinin daha ekonomik ve etkili sunulmasına, açık ve yeşil alan düzenlemelerinin daha verimli yapılmasına, sosyal donatı alanlarının entegrasyonuna ve mekânsal kalitenin artırılmasına katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda, çalışmada seçilen örnek bir alanda geliştirilen parsel birleştirme senaryoları üzerinden kullanım potansiyelleri ve yatırım fizibiliteleri kapsamlı şekilde değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu senaryolar doğrultusunda geliştirilen planlama kararlarının taşınmaz değerlerine etkisi analiz edilmiştir. Elde edilen veriler; emsal satış değerleri, mevcut durum analizleri ve farklı kullanım senaryoları çerçevesinde karşılaştırmalı olarak incelenmiş, her bir örnek parselin EVİK ilkesine uygunluğu detaylı biçimde ortaya konmuştur. Sürdürülebilirlik ilkesi temel alınmıştır. Ekonomik verimlilik gözetilmiştir. Kamusal fayda ön plandadır. Uygulama kolaylığı dikkate alınmıştır. Plan bütünlüğü esas alınarak analiz yapılmıştır. Sonuç olarak, ada bazlı yaklaşımın mekânsal olduğu kadar ekonomik sürdürülebilirlik açısından da güçlü avantajlar sunduğu belirlenmiştir. Bulgular, bu yöntemin kentsel alanların sağlıklı gelişimi açısından önemli bir alternatif sunduğunu göstermektedir
Türkiye’de Erken Cumhuriyet Dönemi Sümerbank İşçi Konutlarının Mekânsal ve Mimari Analizi
Erken Cumhuriyet dönemi, Türkiye'nin modernleşme ve sanayileşme sürecinin hız kazandığı, toplumsal ve ekonomik dönüşümün belirgin hissedildiği bir dönemdir. 1933 yılında kurulan Sümerbank, yalnızca sanayi üretimiyle sınırlı kalmamış aynı zamanda işçilerin barınma ihtiyacını karşılamak ve sosyal refahını artırmak amacıyla kapsamlı bir konut politikası geliştirmiştir. Bu doğrultuda araştırma, Sümerbank’a ait işçi konutlarına odaklanmakta ve bu konutların mekânsal açıdan analiz edilmesini amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, Kayseri, Nazilli, Hereke, Ereğli ve Merinos fabrikalarına ait işçi konutları incelenmiştir. Bu doğrultuda, öncelikle konutların yerleşkedeki konumlanmaları belirlenmiş, fabrika ile kurdukları ilişkiler irdelenmiştir. Ardından, planlara dayalı olarak mekânların yüzde alanları ve işlevsel dağılımı belirlenmiştir. Daha sonra, erişim ve mahremiyet ilişkileri, Agraph programı kullanılarak mekân dizimi yöntemiyle elde edilmiş olan, ortalama derinlik, göreli asimetri, bütünleşme ve kontrol değerlerinin, grafiksel çıktılarla analizleri gerçekleştirilmiştir. Son aşamada ise mekânlardaki fiziksel aktiviteler ve kullanıcıya ayrılan özel, yarı özel ve genel alanların işlevsel çeşitliliği incelenmiştir. Sonuç olarak, Sümerbank işçi konutları, modernleşme idealleri çerçevesinde işlevsellik, sosyal yaşam ve çağdaş mimari anlayışla bir araya gelen bir konut politikası ortaya koymuştur. Bu konutlar benzer mekânsal örgütlenme, planlama ilkeleriyle birlikte, yerel koşullar ve kaynaklara bağlı olarak farklılıklar sergilemiş, böylece hem ortak bir ulusal standart oluşturmuş hem de bölgesel farklılıklara yer vererek zengin bir çeşitlilik sunmuştur
Wolfgang Tillmans’la Centre Pompidou’ya Uzun Bir Veda
Sanat OkurModern sanatın olduğu kadar, kamusal kültürün de güçlü sembollerinden biri olan ve Paris’in kalbinde yer alan Centre Pompidou, yakın zamanda 5 yıllığına kapandı. 1977’de açıldığından beri çağdaş sanatın en radikal deneyimlerine ev sahipliği yapan ve yaklaşık 50 yaşında olan müze binası, efsane mimar Renzo Piyano ve Richards Roger’s ın en bilinen tasarımlarından. 20. yüz yılın en cool avangartlarından olan bina, Guardian’ın haberine göre asbest gibi zehirli maddelerden arındırılmak ve özgün tasarımını güçlendirecek bir yeni bir bağlam oluşturmak üzere 5 yıllık uzun bir renovasyona girdi. Müze, bu geçici vedayı çağdaş fotoğrafın sınırlarını zorlayan sanatçılardan biri olan Wolfgang Tillmans’la yaptı. Bu nedenle Pompidou’nun bu tercihini, izleyiciye önemli bir sanatçı retrospektifi sunmanın ötesinde, müzenin bir döneme veda ederken sunduğu son jestlerden biri olarak yorumlamak doğru olabilir