AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
    5260 research outputs found

    Virtual Reality Applications in the Management of Coronary Artery Diseases

    No full text
    Coronary artery disease is known as one of the leading causes of death worldwide. There are various treatment approaches applied in the management of coronary artery disease. Cardiac rehabilitation, one of these, plays an important role in this disease in terms of recovery, increasing quality of life and reducing the risk of rehospitalization. However, the participation rate in traditional cardiac rehabilitation programs is low. Therefore, new technological approaches, especially virtual reality systems, stand out as an alternative solution. Virtual reality helps to ensure continuity in rehabilitation programs by providing individuals with a motivating and immersive digital environment. Virtual reality application in individuals with coronary artery disease provides positive effects on many parameters such as rehabilitation, exercise capacity, motivation, stress and anxiety management. The aim of this review study is to evaluate the role of virtual reality technology in cardiac rehabilitation, which is one of the treatment steps in individuals with coronary artery disease, to reveal the physical, psychological and motivational effects of virtual reality applications, and to analyze the potential benefits and current limitations in a comprehensive manner in line with the literature.Koroner arter hastalığı, dünya genelinde önde gelen ölüm nedenlerinden biri olarak bilinmektedir. Koroner arter hastalığı yönetiminde uygulanan çeşitli tedavi yaklaşımları bulunmaktadır. Bunlardan biri olan kardiyak rehabilitasyon bu hastalıkta iyileşme, yaşam kalitesini arttırma ve yeniden hastaneye yatış riskini azaltma açısından önemli bir rol oynamaktadır. Ancak geleneksel kardiyak rehabilitasyon programlarına katılım oranı düşüktür. Bu nedenle yeni teknolojik yaklaşımlar, özellikle sanal gerçeklik sistemleri, alternatif bir çözüm yolu olarak öne çıkmaktadır. Sanal gerçeklik bireylere motive edici ve sürükleyici dijital bir ortam sunarak rehabilitasyon programlarında sürekliliği sağlamaya yardımcı olmaktadır. Koroner arter hastalığı olan bireylerde sanal gerçeklik uygulaması rehabilitasyon, egzersiz kapasitesi, motivasyon, stres ve anksiyete yönetimi gibi birçok parametre üzerinde olumlu etkiler sağlamaktadır. Bu derleme çalışmasının amacı, koroner arter hastalığı bulunan bireylerde sanal gerçeklik teknolojisinin tedavi basamaklarından biri olan kardiyak rehabilitasyon sürecindeki rolünü değerlendirmek, sanal gerçeklik uygulamalarının fiziksel, psikolojik ve motivasyonel etkilerini ortaya koymak, sunduğu potansiyel faydaları ve mevcut sınırlılıkları literatür doğrultusunda kapsamlı bir şekilde analiz etmektir

    Ruhları Değiştirmek: Türkiye’de Terapötik Söylemler Üzerinden Girişimciliğe ve Kariyer Politikalarına Yeni Bir Bakış

    No full text
    Türkiye’de, Neo-liberalizmin yeni uygulamalarıyla çalışanlardan istenen özellikler değişmeye başlamıştır. Bu değişimin içinde olan gençler, kariyer planlamasını yeni piyasaya ve koşullara göre uyarlamak zorundadır. Bu süreçte, esnekliğin kurucu güçleri her yere; girişimcilik, kişisel gelişim, hayat boyu öğrenme ve kariyer yapmanın cazipliği üzerinden yayılmaktadır. Girişimcilik, kariyer planlama, hayat boyu öğrenme söylemleri, sadece piyasa aracılığıyla değil başta eğitim olmak üzere okullar, üniversiteler, medya, iş dünyasına hizmet veren danışmanlık şirketleri ve birçok platform tarafından yayılmaktadır. Girişimcilik söylemlerine terapötik söylemler de eklenince, ortaya devamlı benlikle meşgul olan, öz-sorumlu, girişimci, esnek ve ben-merkezci öznelliği yükselten, buna paralel gençlerin geçişlerini girişimci ve terapötik söylemlerle yönetmeye çalışan Neo-liberalizm ruhu ortaya çıkmaktadır. Özellikle son yıllarda Türkiye’de girişimcilik ve kariyer söylemleri; psikolojik fikirler ve teşhislerin yer aldığı , terapi dallarıyla ilişkili olarak yayılmaktadır. Söz konusu makalede, piyasanın esnekleşmesi ile çalışma hayatının nasıl değiştiği sonrasın da ise girişimcilik, kariyer yönetimi, hayat boyu öğrenme ve terapötik yaklaşımların neoliberalizm ile beraber gençlerin, girişimci benlik kişiliğine nasıl dönüştürüldüğü ve kariyer inşasının nasıl bireyselleştirildiği gösterilmeye çalışılacaktır.With the new applications of neo-liberalism in Turkey, the characteristics expected from employees have begun to change. Young people who are part of this change have to adapt their career planning to the new market and conditions. In this process, the founding forces of flexibility are developing through personal development, lifelong learning and the appeal of building a career. Entrepreneurship, career planning and lifelong learning discourses are reinforced not only through the market but also by education, schools, universities, media, consultancy companies serving the business world and many other platforms. When therapeutic discourse is added to entrepreneurship discourse, the spirit of Neo-liberalism emerges, which constantly deals with the self, increases the self-responsible, entrepreneurial, flexible and self-centered subjectivity and tries to manage the transitions of young people with entrepreneurial and therapeutic discourses. Especially in recent years, entrepreneurship and career discourses in Turkey have been used in relation to branches of therapy, which include psychological ideas and diagnoses. In this article, it will be attempted to show and how entrepreneurship, career management, lifelong learning and therapeutic approaches have transformed young people into entrepreneurial self-personalities with neoliberalism, and how career construction has been individualized

    Gençlerde Diplomalı İşsizlik Kaygısı ve Güven Arayışı

    No full text
    Üniversite öğrencilerinin işsizlik bağlamında gelecek kaygısını ele alan pek çok çalışma vardır. Genel olarak çalışmalar, öğrencilerin demografik değişkenleri ile gelecek kaygıları arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır. Gelecek kaygısını şekillendirebilecek bazı sosyolojik değişkenler ihmal edilmektedir. Bu anlamda gelecek kaygısının neye göre arttığını veya azaldığını merkeze alan bir araştırma tasarımı oldukça önemlidir. Çünkü diplomalı işsizlik kaygısı yaşayan gençler, bazı sosyo-demografik değişkenler bakımından, benzer bir kümenin içinde olmasına rağmen, farklı kaygı yoğunlukları yaşayabilmektedir. Söz konusu durumdan hareketle bu çalışma, gelecek kaygısı taşıyan üniversite öğrencilerinin güven biçimlerini konu edinmektedir. Araştırmanın amacı, güven biçimleri ve gelecek kaygısı arasındaki ilişkiyi açığa çıkarmaktır. Araştırmanın örneklemi ise Konya’daki üçü devlet, biri vakıf üniversitesinde okuyan öğrencilerdir. Araştırma, temelde beş güven duygusu üzerinden sınırlandırılmıştır. Nicel bir anket araştırmasına (N=682) dayanan sonuçlar, farklı güven türlerinin gelecek kaygılarını açıklamada kullanılabileceğini göstermektedir. Buna göre ülkenin ekonomisine, yaşadığı kentin koşullarına ve okumuş olduğu bölüme güven duymak gelecek kaysısını azaltırken; gelecek kaygısı, kripto yatırımlara olan güveni artırmaktadır. Kendi alanında çalışmaya tutkulu olan ve bu noktada kendine güvenen öğrencilerin de gelecek kaygısının arttığı görülmüştürThere are several studies on future anxieties of university students in relation to unemployment. Generally, studies focus on the relationship between students’ demographical variables and future anxieties. Several sociological variables capable of shaping future anxiety are omitted. Therefore, a research logic that focuses on factors resulting in higher or lower future anxiety is crucial. For one thing, young people with future anxiety can experience it in different forms, although they may share similar socio-demographic traits. This research focuses on forms of trust in university students with future anxiety. The research aims to investigate the relationship between future anxiety and different forms of trust. The place where the research was conducted was the students studying at three state universities and one foundation university in Konya. In our design, we limit the number of types of trust with five. Based on a quantitative survey research (N=682) the results indicate that different types of trust can be used in explaining future anxieties. Accordingly, national economy, conditions in city of residence and trust to studied major can decrease future anxieties. On the other hand, future anxiety increases trust in crypto-currencies as a security tool. Finally, students who are passionate about working in their field and who are self-confident also have increased anxiety about the future

    Effects of Ketamine and Esketamine on Cognitive Functions in Treatment-Resistant Depression

    No full text
    Major depressive disorder is a public health issue that negatively impacts quality of life and leads to cognitive impairments, causing significant disruptions in work, education, and social life. Treatment-resistant depression is defined as the failure to achieve improvement in depressive symptoms despite the use of at least two different antidepressant medications at adequate doses and durations. Current pharmacological approaches are inadequate for about half of treatment-resistant depression patients, and the effects of these medications on cognitive impairments are limited. Therefore, there is a need for new and effective treatment methods. This review aims to evaluate the effects of ketamine and esketamine on cognitive functions in the treatment of treatment-resistant depression patients. Relevant literature has been reviewed and recent studies have been evaluated. The results of randomized controlled trials indicate that ketamine is effective in treating treatment-resistant depression and can improve specific cognitive domains. Significant improvements in cognitive functions such as visual memory, processing speed, working memory, and attention have been recorded in patients responding to 0.5 mg/kg ketamine infusion. However, long-term use of ketamine may have negative effects on spatial working memory. Esketamine, an NMDA receptor antagonist, has shown rapid and effective antidepressant outcomes, providing stability or improvement in cognitive functions. Additionally, its intranasal administration offers practical advantages. However, findings suggest that high doses of esketamine may have neurotoxic effects and negatively impact cognitive functions. The effects of both drugs on depressive symptoms and cognitive functions vary depending on dose, duration of use, and frequency of administration. In conclusion, while ketamine and esketamine show significant potential in the treatment of treatment-resistant depression and improvement of cognitive symptoms, further research is needed regarding their long-term effects and safety

    Güncel Gelişmeler Işığında Kısa Çalışma Uygulaması ve Kısa Çalışma Ödeneğinin Değerlendirilmesi

    No full text
    Genel ekonomik, bölgesel veya sektörel kriz, zorlayıcı nedenler yahut genel salgınlar gibi işyerinden veyahut işyeri dışından kaynaklanan birtakım sebepler çalışma düzenini etkileyebilmektedir. Bu gibi durumlarda içerisinde bulundukları sıkıntılı koşullardan kurtulmak için işverenlerin başvurduğu ilk yöntem iş sözleşmelerinin sona erdirilmesi yahut işçilerin ücretsiz izne çıkarılması olmaktadır. Kısa çalışma uygulaması, işçiler için sınırlı da olsa bir gelir alma imkanı veren ve daha önemlisi iş sözleşmesinin devamını sağlayan kanuni bir çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. 4857 sayılı Kanunu’nun 65. maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerle kısa çalışma uygulaması düzenlenmiştir. Uygulamadaki ihtiyaca göre, çeşitli yıllarda pek çok değişikliğe uğrayan, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Hakkında Yönetmelik, 11.6.2024 tarihinde yürürlükten kaldırılmış, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneğine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kabul edilmiştir. Çalışmamızda kısa çalışma ve kısa çalışma ödeneği hakkında bilgi verilerek 2024 tarihli yönetmeliğin getirdiği yenilikler değerlendirilmiştir

    Intensive Care Nurses' Level of Knowledge on External Ventricular Drainage Care: a Quasi-Experimental Study

    No full text
    AbstractObjectiveThis study was carried out to determine the effect of training on the knowledge level of nurses on external ventricular drainage care given to nurses working in the intensive care unit.Method.This study is a quasi-experimental study with a pretest-posttest control group. The study was completed between 01.08.2024 and 07.09.2024, and 45 nurses worked in the Anesthesiology and Reanimation Intensive Care Unit of a university hospital. The study data were collected using the Personal Information Form, Pre-Test-Post Test, and Retention Test Questionnaire. After the pre-test was administered, the nurses were trained in accordance with the EVD care guidelines of the American Association of Neuroscience Nurses. Then the post-test and retention test were conducted. ResultsThe mean age of the nurses was 28.89 ± 4.89 years and 68.9% of them were female. It was determined that 64.4% of the nurses did not receive any training on EVD and 82.2% of those who received training did not find the training they received sufficient. It was determined that 48.9% of the nurses felt inadequate in the care of patients with EVD. There was statistical significance between the mean achievement scores of the nurses in the pre-test, post-test, and retention test (p0.05).ConclusionIt was found that the training on EVD care increased the knowledge level of nurses. For effective management of EVD care and prevention of possible complications, it is important to expand training programs that will keep nurses' knowledge and skills up to date. Keywords: education, external ventricular drainage, nursing careÖzAmaçBu çalışma, yoğun bakımda çalışan hemşirelere verilen eksternal ventriküler drenaj bakımına ilişkin eğitimin hemşirelerin bilgi düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi.YöntemBu çalışma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel bir çalışmadır. Bir üniversite hastanesinin Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinde çalışan 45 hemşire ile 01.08.2024-07.09.2024 tarihleri arasında çalışma tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Ön Test-Son Test ve Kalıcılık Testi Soru Formu kullanılarak toplanmıştır. Ön test uygulandıktan sonra hemşirelere Amerikan Nörobilim Hemşireleri Derneği'nin EVD bakım kılavuzlarına uygun eğitim verilmiştir. Ardından son test ve kalıcılık testi yapılmıştır. BulgularHemşirelerin yaş ortalaması 28,89 ± 4,89’dır ve %68,9’unun kadın olduğu tespit edildi. Hemşirelerin %64,4’ünün EVD ile ilgili herhangi bir eğitim almadığı; eğitim alanların ise %82,2’sinin aldığı eğitimi yeterli bulmadığı saptandı. Hemşirelerin %48,9’unun EVD’li hasta bakımında kendini yetersiz hissettiği tespit edildi. Hemşirelerin ön test, son test ve kalıcılık testi başarı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlılık saptandı (p 0,05).SonuçEVD bakımına ilişkin verilen eğitimin hemşirelerin bilgi düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. EVD bakımının etkin yönetimi ve olası komplikasyonların önlenmesi için, hemşirelerin bilgi ve becerilerini güncel tutacak eğitim programlarının yaygınlaştırılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: eksternal ventriküler drenaj, eğitim, hemşirelik bakım

    Bibliometric Analysis of Virtual Space Concepts and Contemporary Technological Applications in Architecture

    No full text
    This study investigates the relationship between virtual space and contemporary technologies such as blockchain, NFTs, and the metaverse with the discipline of architecture using bibliometric methods, aiming to question their potential in shaping the future of the field. After defining each concept and technology forming the basis of the study, a bibliometric literature analysis was conducted to explore how these technologies influence architecture, reveal dominant perspectives, and identify the direction and intensity of recent developments. Analyses were carried out using two sets of keywords. Cluster A, related to virtual space, includes virtual space, cyberspace, and virtual reality. Cluster B, representing recent technological applications, includes blockchain, NFT, and metaverse. The distribution of publications by year and topic was examined through VOSviewer, and co-word analysis was performed.The results show a significant increase in publications addressing the relationship between architecture and virtual space technologies up to June 2023, suggesting an ongoing update in architectural terminology. Virtual reality and blockchain emerged as the most frequently studied concepts, indicating their strong association with the profession and their potential impact on the future of architecture. The study’s dataset consists of 732 peer-reviewed publications indexed in the Web of Science (WOS) between 2000 and 2023.In this new digital era, where the boundaries between the physical world and virtual environments are increasingly blurred, the position of the architectural discipline appears unresolved. This study reflects an interdisciplinary effort to understand how architecture’s future intersects with emerging technologies, with each discipline contributing its own perspective.Bu çalışma, sanal mekân ve blockchain, NFT, metaverse gibi güncel uygulamaların mimarlık disiplini ile ilişkisini bibliyometrik yöntemler kullanarak araştırmayı, bu teknolojilerin mimarlık disiplininin geleceğindeki potansiyelini sorgulamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temelini oluşturan her bir kavram ve teknoloji tanımlandıktan sonra, bu teknolojilerin mimarlığı nasıl etkilediğini, literatürdeki baskın düşünceleri, yeni gelişmelerin yönünü ve yoğunluğunu tespit etmek amacıyla bibliyometrik literatür analizi yapılmıştır. Analizler iki anahtar kelime kümesi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sanal mekânla ilgili A kümesi altında sanal mekân, siber mekân, sanal gerçeklik kavramları incelenmiştir. Güncel teknolojik uygulamalar ise B kümesi altında blockchain, NFT, metaverse kavramları kullanılarak taranmıştır. Yayınların yıllara ve konulara göre dağılımı VOSviewer kullanılarak incelenmiş ve ortak kelime analizi yapılmıştır.Analiz sonucunda, 2023 Haziran ayına kadar mimarlık disiplini ile sanal mekân teknolojileri arasındaki ilişkiyi konu alan yayınlarda önemli bir artış olduğu ve bunun da mimarlık terminolojisinde bir güncellemeye işaret ettiği görülmüştür. Ayrıca, sanal gerçeklik ve blockchain kavramlarının diğer terimlere kıyasla çok daha fazla sayıda çalışıldığı gözlemlenmiştir. Bu kavramların mimarlık mesleği ile yoğun bir şekilde ilişkili olduğu ve geleceğe yönelik bir potansiyeli temsil ettiği tespit edilmiştir. Çalışmanın veri seti, 2000-2023 yılları arasında hakemli Web of Science (WOS) kataloğunda indekslenen 732 yayını kapsamaktadır.Fiziksel dünya ile sanal evren arasındaki sınırların giderek bulanıklaştığı bu yeni dijital çağda, mimarlık disiplininin konumunun tanımı henüz bir uzlaşıya varmış gibi görünmemektedir. Bu çalışma, her biri kendi perspektifinden yaklaşan disiplinlerin, mimarlığın geleceğinin bu tür yeni teknolojik gelişmelerle nasıl kesiştiğini belirleme çabasını temsil etmektedir

    The role of cervical lordosis angle in the differential diagnosis ofchest pain after Exercise electrocardiography test

    No full text
    Objectives: The exercise electrocardiography test (EET) is extensively utilized for diagnosing stable angina pectoris (SAP). Nonetheless,differential diagnosis may prove difficult in instances of chest discomfort absent ischemic indicators. The loss of cervical lordosis (LCL)and several cervical diseases may be implicated in non-cardiac chest discomfort.Methods: This retrospective study evaluated 216 patients who experienced chest pain during EET without ischemic ECG changes andunderwent invasive coronary angiography (ICA) and cervical spine radiography (CSR). Among them, 18 patients with significant cervicalpathologies apart from LCL were excluded from angle measurements. Cervical lordosis angle (CLA) was measured only in patientswithout additional cervical pathology.Results: CLA was significantly lower in the CAD (–) group compared to the CAD (+) group (13.97° ± 8.82 vs. 29.20° ± 7.58; p<0.001). Anincrease in CLA independently predicted the presence of CAD (OR: 1.197; 95% CI: 1.135–1.264; p<0.001). Using a cut-off value of 20.5°,CAD could be predicted with 78.3% sensitivity and 79.6% specificity (AUC: 0.892). However, a decrease in CLA was insufficient to excludecardiac etiology in chest pain.Conclusion: The measurement of CLA post-cervical spine assessment may facilitate clinical decision-making in the differential diagnosisof chest pain subsequent to EET and assist in directing secondary testing procedures.Keywords: Cardiac chest pain, cervical lordosis, chest pain, exercise electrocardiography, stable angina pectori

    Green Synthesis And Characterization of Gold Nanoparticles Using Plant Extracts Obtained Through Supercritical CO₂ Extraction

    No full text
    Altın nanoparçacıklar (AuNP'ler), benzersiz fiziksel ve kimyasal özellikleri nedeniyle birçok alanda büyük bir ilgi görmektedir. Bu nanoparçacıkların sentezinde kullanılan yöntemler, genellikle kimyasal ve yeşil sentez olarak iki ana kategoriye ayrılmaktadır. Kimyasal sentez yöntemleri, genellikle toksik kimyasalların kullanılması ve çevresel etkileri nedeniyle eleştirilirken, yeşil sentez yöntemleri daha çevre dostu ve sürdürülebilir alternatifler sunmaktadır. Kimyasal sentez yöntemleri, altın nanoparçacıkların üretiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Altın nanoparçacıklarının kimyasal indirgeme yöntemleriyle sentezlerinde genellikle yüksek verimlilik sağlanmaktadır. Ancak bu yöntemlerin çevresel etkileri ve toksik kimyasalların kullanımı, bu süreçlerin sürdürülebilirliğini sorgulatmaktadır. Kimyasal indirgeme yöntemleri, genellikle NaBH4 gibi zararlı kimyasalların kullanımını gerektirir. Bu durum, araştırmacıları daha çevre dostu alternatifler aramaya yönlendirmiştir. Yeşil sentez yöntemleri, bitki özleri, mikroorganizmalar ve diğer biyolojik kaynaklar kullanarak nanoparçacıkların üretimini hedeflemektedir. Yeşil sentez yöntemlerinin avantajları, çevresel etkilerinin azaltılması ve daha az zararlı kimyasal kullanımı ile sınırlı değildir. Örneğin Artemisia absinthium bitkisi kullanılarak altın nanoparçacıklarının hızlı ve çevre dostu bir yöntemle sentezleri gerçekleştirilmiştir. Bitki özleri ise maserasyon ve süperkritik ekstraksiyon yöntemeri gibi farklı tekniklerde elde edilebilmektedir. Bu çalışmada farklı bitkilerin süperkritik CO2 esktraksiyon yöntemiyle ekstraktları elde edilmiş ve bu ekstraktlar kullanılarak altın nanoparçacıkların sentezleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen altın nanoparçacıkların SEM, FTIR, DLS gibi analizleri yapılarak karakterize edilmiştir. Ayrıca kimyasal sentez yöntemiyle de altın nanoparçacıklar sentezlenmiş ve her iki yöntem kıyaslanmıştır. Elde edilen bulgular ışığında yeşil sentezin önemi vurgulanmıştır

    Muvazaanın Müeyyidesi Meselesi

    No full text
    Muvazaa pratik hayatta sıklıkla görülen, özel hukukta önemli yeri olan çift taraflı bir irade beyan uyuşmazlığı türüdür. Ancak muvazaalı sözleşmelerin müeyyidesinin ne olduğu konusunda fikir birliği yoktur. Muvazaanın müeyyidesinin yokluk mu kesin hükümsüzlük mü olduğu konusunda tartışmalar mevcuttur. Türk Borçlar Kanunu’nda muvazaa hakkında kendisine has bir kesin hükümsüzlük düzenlendiğini söyleyenler de vardır. Konunun çözüme kavuşturulmasında en temelde hem kanundaki düzenlemeler hem de iradelerin yorumlanmasına ilişkin doktrindeki görüşler ele alınmıştır. Türk Borçlar Kanunundaki muvazaa ile ilgili maddeler çok açık olmayıp ortaya atılan tüm bu görüşleri destekler mahiyette olduğu için kanunun muhtelif hükümlerinin lafız ve ruh olarak değerlendirilmesine makalede özel bir önem verilmiştir

    786

    full texts

    5,260

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇