AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
    5260 research outputs found

    EVALUATION OF THE EFFECTIVENESS OF CHATGPT IN ANSWERING COMMON PREGNANT WOMEN'S QUESTIONS ABOUT EXERCISE IN PREGNANCY

    No full text
    Objective: ChatGPT is an artificial intelligence chatbot built to understand and produce humanlike answers to questions in many different fields based on extensive training data available on the internet. Due to this ability, people consult ChatGPT with many questions about their health status. This study aimed to evaluate the quality and readability of ChatGPT’s responses to common questions about exercise during pregnancy. Providing reliable and evidence-based information on this topic is crucial for promoting maternal and fetal health. Methods: Ten frequently asked questions about exercise in pregnancy were selected by two researchers (a physiotherapist and a midwife) from a list generated by ChatGPT. The questions were submitted to ChatGPT version 4.0, and the first responses were recorded without follow-up queries. Five independent experts (two physiotherapists, two midwives, and one gynecologist) assessed the quality of ChatGPT’s responses using a four-grade evaluation system. Readability levels were analyzed using the Flesch-Kincaid Grade Level via WordCalc software. Statistical analysis was performed using SPSS v29.0, with intraclass correlation coefficients (ICC) used to measure inter-rater reliability. Results: Among the 10 evaluated responses, four were rated as “Excellent answers requiring no explanation,” while six were rated as “Satisfactory answers requiring minimal clarification.” The median quality score for responses was high, reflecting good alignment with current evidence-based practices. The readability level of the answers averaged 8.63. Inter-rater reliability was excellent, with an ICC value exceeding 0.90. Conclusion: ChatGPT provides high-quality and readable responses to common questions about exercise during pregnancy, with the majority of answers requiring little to no clarification. While it demonstrates promise as a supplementary resource for pregnant women seeking information, further refinement is necessary to ensure its alignment with personalized healthcare needs. Future research should investigate ChatGPT’s utility in diverse health-related contexts and its integration with clinical practice. Keywords: Artificial Intelligence, exercise, pregnancy, prenatal car

    The Pediatric Nurse From The Perspective Of Children With Hospitalization Experience: A Qualitative Study

    No full text
    Purpose: This study aims to determine the perceptions of children with hospital experience about pediatric nurses. Design: A descriptive qualitative design guided by a phenomenological approach was used. Settings: A purposive sampling technique was used to recruit 17 children aged 7–18 who had experienced hospitalization in pediatric clinics. Methods: The study employed rigorous research methods, including semi-structured interviews and thematic analyses, to ensure the validity and reliability of the findings. Data were analyzed using the MAXQDA20 program, resulting in the identification of 322 codes. Five themes and 16 sub-themes were created from the obtained codes, providing a comprehensive understanding of the children's perceptions. The COREQ checklist was followed in this study. Results: Five themes were created: the image of the pediatric nurse in children's minds, children's expectations from pediatric nurses, the characteristics of the pediatric nurse, children's perception of whether nurses care about or do not care about them, the topics nurses talk about with children. Conclusions: Pediatric nurses have positive and negative images of children, children have child-specific expectations from pediatric nurses, such as playing and chatting. Some nurses' attitudes and behaviors create the perception that children care about or do not care about them. Practice implications: This study's findings have a practical impact on pediatric nursing. In addition to their treatment and care practices, nurses can communicate more with children, spend more time with them, play more games with them. This way, the needs and expectations specific to children's age periods are met, leading to improved patient outcomes. © 2025 Elsevier Inc

    Üriner Sistem Enfeksiyonu Tanısı Almış Gebe Kadınlara Öğrendiğini Anlat Yöntemi İle Verilen Eğitimin Hijyen Davranışları Ve Semptomlar Üzerine Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma

    No full text
    Araştırma üriner sistem enfeksiyonu tanısı almış gebelere öğrendiğini anlat yöntemi ile verilen eğitimin hijyen davranışları ve semptomlar üzerine etksini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma ön test-son test randomize kontrollü tasarımda toplam 36 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Müdahale grubuna öğrendiğini anlat yöntemi kullanılarak genital hijyen eğitimi verilirken, kontrol grubuna rutin bakım verilmiştir. Araştırma verileri ön test, 7. gün 21. gün ve 30. günde Tanıtıcı Bilgi Formu, Genital Hijyen Davranışları Ölçeği ve Semptom Takip Formu kullanılarak toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 27,58 ± 3,93 olup grupların sosyodemografik ve obstetrik özellikler bakımından benzer olduğu belirlenmiştir. Genel hijyen puan ortalamaları bakımından grup zaman etkileşimine göre genel hijyen puan ortalamaları farklılık göstermektedir (p 0,05). Üriner sistem enfeksiyonu tanısı almış gebelere öğrendiğini anlat yöntemi ile verilen eğitimin genel hijyen davranışlarını ve anormal bulgu farkındalığını olumlu yönde etkilediği ve belirli sağlık semptomlarını azaltmada etkili olabileceği belirlenmiştir

    Firma İhracat Rekabetçiliğini Etkileyen Faktörler: Küçük Ve Orta Ölçekli İşletmeler Üzerinde Bir Uygulama

    No full text
    genel ifadeyle, kıt kaynakların paylaşımı için verilen mücadele olarak tanımlanabilir. Rekabet edebilirlik, tek seferde elde edilebilecek bir durumun aksine, kademeli olarak ilerlemeyi gerektiren bir süreçtir. Bu uzun soluklu süreçte doğru adımlarla ilerlemek ve başarıya ulaşmak için en temel koşul, küresel ölçekte rekabet dinamiklerinin doğru şekilde analiz edilmesi ve hayata geçirilmesidir. Çok boyutlu bir kavram oluşu rekabeti, hayatın neredeyse her alanında var olmasını sağlamaktadır. Bu alanlardan biri de rekabetin ekonomik boyutunun bir kısmını oluşturan ihracattır. İhracat rekabetçiliği ile ilgili yapılan önceki çalışmaların büyük bir bölümü konuya makro düzeyli yaklaşmış, küresel rekabet ortamında firmaların karşılaştığı sorunlar ve faktörlerden ne ölçüde etkilendikleri ihmal edilmiştir. İhracat rekabetçiliği temel alınan bu çalışmada ihracatçı KOBİ firmalarının ihracat rekabetçiliğini etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin firmaları ne ölçüde etkilediğini belirlemek amaçlanmaktadır. Araştırmanın amacında hareketle 407 ihracatçı KOBİ’den elde edilen veriler doğrultusunda belirlenen araştırma hipotezleri çoklu doğrusal regresyon analizi ile sınanmıştır. Araştırma bulguları, sektör verimlilik düzeyi, paydaşlarla ilişkiler, operasyon ve pazarlama kabiliyetleri ile küreselleşme düzeyinin ihracat rekabetçiliğini pozitif yönde etkilemektedir. İnsan kaynakları ve iş organizasyonu, altyapı ve finansal birikim, inovasyon kapasitesi ve diğer firma ve kurumlarla ortaklık ve iş birliği düzeyi ihracat rekabetçiliği üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma teoriye, firma yöneticilerine ve politika yapıcılara yönelik çıkarımlarda bulunarak sonraki çalışmalara ve reel sektöre katkı sağlamaktadır

    Zihinsel Engelli ve Özgül Öğrenme Güçlüğü Olan 7-14 Yaş Grubunda Mekanik Hipoterapi Simülatörü İle Denge Değerlendirmesi

    No full text
    Zihinsel engelli ve özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG) bulunan çocuklarda denge sorunlarına sıklıkla rastlanmaktadır. Hipoterapi, atla tedavi anlamına gelen bir terapi yöntemi olup, başta serebral palsi (SP) ve multiple skleroz gibi nörolojik durumlar olmak üzere, motor becerileri desteklemek amacıyla çeşitli bireylerde uygulanmaktadır. Son yıllarda, zihinsel engelli ve ÖÖG’li çocuklarda da denge gelişimini desteklemek amacıyla hipoterapinin kullanımına yönelik çalışmalar artmaktadır. Ancak, hipoterapi her zaman erişilebilir bir yöntem olmayıp, maliyet, ulaşım ve güvenlik gibi nedenlerle uygulamada çeşitli kısıtlılıklar söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle, atın doğal hareketlerini taklit eden ve daha kontrollü koşullarda uygulanabilen mekanik hipoterapi simülatörleri (MHS) alternatif bir yöntem olarak geliştirilmiştir. Bu çalışmada, zihinsel engelli ve ÖÖG’li 7-14 yaş grubu bireylerde MHS uygulamasının denge üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya, Romberg, sert-yumuşak zemin (Foam Pad) ve tek çizgi üzerinde yürüme testlerinden başarıyla geçen, 15 zihinsel engelli ve 15 özgül öğrenme güçlüğü tanılı birey dahil edilmiştir. Bireylerin denge düzeyleri, uygulama öncesi ve sonrası statik (Keskinleştirilmiş Romberg ve Tek Ayak Üzerinde Durma Testi) ve dinamik (Fonksiyonel Uzanma ve Flamingo Denge Testi) denge testleriyle değerlendirilmiştir. Katılımcılar, haftada iki kez 10 dakikalık (dk) seanslarla olmak üzere, toplam dört hafta boyunca MHS uygulamasına alınmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics 27.0 programı kullanılmış olup, tüm istatistiksel anlamlılık düzeyi p < 0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma bulgularına göre, hipoterapi uygulaması sonrası hem zihinsel engelli hem de ÖÖG’li bireylerde denge testlerinde anlamlı gelişmeler gözlenmiştir (p < 0,05). Keskinleştirilmiş Romberg testinde, zihinsel engelli bireylerin uygulama sonrasındaki performansında istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p = 0,018). Tek ayak üzerinde durma testinde ise, her iki ayakta da her iki grupta anlamlı gelişmeler elde edilmiştir (ÖÖG: sağ ayak p = 0,020; sol ayak p = 0,043 | Zihinsel engelli: sağ ayak p < 0,001; sol ayak p = 0,010). Flamingo Denge Testi (ÖÖG: p < 0,001; Zihinsel: p = 0,005) ve Fonksiyonel Uzanma Testi (ÖÖG: p=0,010; Zihinsel: p < 0,001) sonuçları da her iki grupta anlamlı düzeyde iyileşmeler göstermiştir. Öte yandan, uygulama öncesi gruplar arası karşılaştırmalarda, ÖÖG’li bireylerin tek ayak üzerinde durma (p < 0,001) ve fonksiyonel uzanma (p = 0,006) testlerinde zihinsel engelli bireylere kıyasla daha yüksek performans sergilediği belirlenmiştir. Hipoterapi öncesi ve sonrası değişimlerin karşılaştırılması sonucunda ise, sağ ayakta durma süresindeki gelişimin zihinsel engelli bireylerde daha belirgin olduğu tespit edilmiştir (p = 0,017). Sonuç olarak, MHS uygulamasının hem zihinsel engelli hem de ÖÖG’si olan bireylerin statik ve dinamik denge performanslarını artırmada etkili bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, mekanik hipoterapinin denge gelişimini destekleyen tamamlayıcı bir terapi aracı olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Gelecekte vi yapılacak çalışmalarda, daha geniş örneklem grupları ve farklı tedavi protokolleri ile mekanik hipoterapinin etkinliği derinlemesine araştırılmalı; böylece özelleştirilmiş rehabilitasyon programlarının geliştirilmesine katkı sağlanmalıdır. Ayrıca, hipoterapinin denge dışında motor fonksiyonlar ve genel rehabilitasyon süreçlerine olan etkileri de değerlendirilmelidir

    Tarım Arazilerinde Kamu Hukuku Mülkiyet Sınırlamaları

    No full text
    Mülkiyet hakkı, sahibine kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisini veren en geniş ayni hak olarak kabul edilmektedir. Mülkiyet hakkı, başta Anayasa olmak üzere ilgili diğer kanunlar ile uluslararası belgelerde tanınmış ve koruma altına alınmıştır. Mülkiyet hakkı, sahibine en geniş yetkileri sağlayan bir ayni hak olmakla birlikte modern mülkiyet anlayışı içerisinde malikin eşya üzerindeki yetkilerinin sınırsız olduğu söylenemez. Mülkiyet hakkı kapsamında malike yüklenmiş birtakım ödevlerden bahsedilir. Bu ödevler, malikin mülkiyet hakkının sağlamış olduğu bazı yetkileri sınırlandırır. Mülkiyet hakkının sınırlanması özel hukuk kaynaklı olabileceği gibi kamu hukuku kaynaklı da olabilir. Kamu hukuku kaynaklı mülkiyet hakkı sınırlamaları, kamu yararı düşüncesinden hareketle getirilmiştir. Çalışmanın konusunu kamu hukuku kaynaklı mülkiyet hakkı sınırlamalarının, tarım arazileri açısından değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Tarım arazileri bakımından öngörülen kamu hukuku mülkiyet sınırlamalarını iki ana başlıkta ele alınmaktadır. Bunlar tarım arazilerinin kullanılması ve yararlanması bakımından getirilen sınırlandırmalar ile malikin tasarruf yetkisine getirilen sınırlandırmalardır. Ayrıca çalışmada tarım arazilerinin farklı amaçlarla kullanılması durumunda mülkiyet hakkı ve mülkiyet hakkının sınırlanmasının ne şekilde ortaya çıkabileceği hususu da değerlendirilmektedir

    Parkinson Hastalığında Okülomotor Testlerin Videonistagmografi ile Değerlendirilmesi ve Tanısal ve Klinik Rolü

    No full text
    Parkinson hastalığı yaygın görülen bir nörolojik hastalıktır. Motor ve motor olmayan semptomlarla kendini gösteren ilerleyici, dejeneratif bir hastalıktır. Parkinson hastalığında vestibüler, görsel ve okülomotor sistemlerde çeşitli bozukluklar tespit edilmiştir. Parkinson hastalığındaki bu okülomotor bozukluklar giderek daha fazla ilgi görmektedir. Videonistagmografi (VNG) göz hareketlerini değerlendirmek için kullanılan uygulaması kolay ve güvenilir bir cihazdır. Bu çalışmanın amacı; Parkinson hastalarında VNG ile göz hareketlerini inceleyerek okülomotor test sonuçlarının Parkinson hastalığı ile ilişkili olup olmadığını anlamak ve bu testlerin Parkinson hastalığındaki yerini ortaya koymaktır. Çalışmaya 18-90 yaş arasında 30 sağlıklı gönüllü (15 erkek, 15 kadın) ve 30 Parkinson hastası (16 erkek, 14 kadın) dahil edildi. Kontrol ve Parkinson gruplarına Uzman Nöroloji doktoru tarafından nöroloji muayenesi ve Berg Denge Ölçeği yapıldı. Ardından VNG cihazı ile spontan nistagmus, gaze-evoked nistagmus, random sakkad, smooth pursuit ve optokinetik nistagmus testleri yapıldı. Kontrol ve Parkinson gruplarında hiçbir bireyde spontan nistagmus ve gaze-evoked nistagmus gözlenmemiştir. Horizontal ve vertikal random sakkad testlerinde latans, hız ve doğruluk parametrelerinde kontrol ve Parkinson grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Horizontal ve vertikal smooth pursuit testlerinde kazanç parametresinde kontrol ve Parkinson grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Horizontal optokinetik nistagmus testinde kazanç parametresinde kontrol ve Parkinson grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Berg Denge Ölçeği skorlarında kontrol ve Parkinson grupları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlar Parkinson hastalığının ayırıcı tanısında okülomotor fonksiyonların kullanılabilirliğini ortaya koymaktadır

    Could Right Coronary Artery‐Aorta Angle be Used to Predict Atherosclerotic Lesion Localization in Critical Site of the Right Coronary Artery in Patients With Right Dominancy?

    No full text
    Background This study aimed to evaluate the impact of the aorta‐right coronary artery angle (ARA) on lesion localization and its protective effect in the critical osteal region in patients with dominant right coronary artery (RCA). Methods This cross‐sectional study included 294 patients who underwent elective coronary angiography for stable angina pectoris and had a single significant lumen stenosis (50%–95%) before the RCA crux. Patients with tortuous vessels, previous interventions, left‐dominant circulation, or insufficient image quality were excluded. ARA, lesion criticality, length, and distance from the aorto‐osteal junction were calculated using quantitative coronary analysis. Patients were categorized based on lesion location: osteal, proximal, mid, and distal regions. Results ARA increased significantly as the lesion localization moved distally (osteal: 53.26° ± 5.65°, proximal: 60.79° ± 9.53°, mid: 82.33° ± 9.85°, distal: 93.53° ± 7.46°; p 73.50° had 83.2% sensitivity and 81.3% specificity for excluding critical lesions in the osteal region (AUC = 0.861; 95% CI 0.815–0.907). Conclusion A narrow ARA increases the likelihood of critical lesions in the osteal RCA, while an ARA > 73.50° is protective. These findings suggest ARA could guide risk assessment and treatment planning in coronary interventions

    Kamu Hukuku Mülkiyet Kısıtlamalarında Hukuki Rejim Gerekliliği

    No full text
    Kamu hukukundan kaynaklanan mülkiyet hakkı kısıtlılıkları kamu yararı düşüncesiyle getirilir. Kamu makamları bu kısıtlılıkları genellikle taşınmaz mülkiyeti üzerinde oluşturur. Nitekim taşınır mülkiyeti alanında fiziki kısıtlama ancak olağanüstü hukuki rejimlerde ihtiyaç haline gelir. Taşınmaz mülkiyeti üzerinde kamu hukuku kısıtlamaları ise çok çeşitli nedenlerle yapılır. Askeri alanlar, kültür ve tabiat alanları, kıyılar, havaalanları, tarım alanları, imar faaliyetleri ya da diğer birçok kamu hizmeti faaliyetleri dolayısıyla taşınmaz mülkiyetine kamusal müdahale söz konusudur. Ancak bu tür müdahalelerin hepsi kendi özel kanunlarında ayrı bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Anayasal bir kural olarak mülkiyet hakkına getirilecek bir sınırlama sadece kanunla yapılabilir. Kamu hukukundan kaynaklanan mülkiyet hakkı kısıtlılıkları için de birçok kanun çıkartılmıştır. İlgili kanunlar birbirinden bağımsız kısıtlılık halleri düzenlemektedir. Örneğin özel kişiye ait bir taşınmaz hem askeri alan hem havaalanı hem de kültür ve tabiat alanı içinde kaldığı için kısıtlamaya tabi tutulabilmektedir. Her idare kendi ihtiyaçları ve yetkileri doğrultusunda kısıtlamaya gitmektedir. Bu durum hem idareler arasında hem de idareler ve özel kişiler arasında uyuşmazlıkları artırmaktadır. Dolayısıyla kamu hukukundan kaynaklanan mülkiyet kısıtlılıkları için ülkemizde ortak düzenlemeler içeren genel bir hukuki rejim belirlenmesi gerekliliktir. Öncelikle ilgili kısıtlamaların ortak özellikleri belirlenmeli, sonrasında bu özelliklere sahip kısıtlılık türleri bir kanuni düzenleme altında ortak hükümlere tabi tutulmalıdır. Her kamusal mülkiyet kısıtlamasının kendi başına kanuni düzenlemeye sahip olması hem idarelerin kamu hizmeti faaliyetlerini hem de mülkiyet hakkı sahiplerinin hukuki güvenliklerini tehlikeye atmaktadır. Bu konuda ülkemizin kendi gereklilikleri göz önünde bulundurularak Dünyadaki örnekleri izlemek faydalı olacaktır. Nitekim İsviçre, Fransa, ABD gibi ülkelerde belirli yönleriyle ülkemizde uygulanabilecek sistemler mevcuttur. İsviçre’de Kamu Hukuku Mülkiyet Sınırlamaları (ÖREB) sistemiyle özel taşınmazlara yönelik tüm sınırlamalar ve buna ilişkin kanunlar listelenmektedir. Katalog haline getirilen bu sınırlama türleri için ayrı bir kamusal tapu sicili oluşturulmaktadır (ÖREB-K). Özel kişilere ait mülkiyet hakkı üzerinde yer alan kamusal kısıtlılıklar kamuoyuna sunulmaktadır

    Investigating The Perspective of Parents With Children With Hearing Loss on Information and Support Process

    No full text
    Introduction: The process of diagnosing hearing loss in children is a difficult time for their parents. Parents of children with hearing loss need detailed information about the nature of the hearing loss, the difficulties it may cause and the type of intervention that should be used. In addition to the need for adequate and accurate information, parents should be provided with appropriate emotional support during this process. It has been reported in the literature that audiologists, due to busy schedules, do not spend enough time with parents and often leave parents’ questions unanswered. Aim: The aim of this study was to evaluate the experiences and satisfaction of parents of children with hearing loss regarding the information and support processes. Material and methods: Parents of 54 children with hearing loss aged 0–6 years were included in the study. Participants were asked to complete 2 forms. While the first form was the data collection form about the child with hearing loss, the second form was a semi-structured form, the perspective of parents with a child with hearing loss on the information and support process. Participants were asked to rate some questions on a scale of 1–5 and to choose one of the answers “yes”, “no”, “undecided” for others. SPSS statistical package program was used to evaluate the data. Results: When asked whether adequate information was provided about newborn hearing screening (NHS), 37% of parents reported that adequate information was provided. 62 When asked if they had received adequate support and information prior to the hearing test, 53.7% of parents reported that they had received adequate information. When asked about emotional support, 96.3% of parents were satisfied. Statistical analysis revealed a statistically significant difference between satisfaction with the NHS and satisfaction with the service received from the hearing aid/ cochlear implant centre (p = 0.004). Conclusions: This study of 54 parents showed that there are gaps in information and support in the management of paediatric hearing loss. Although it is not new for parents to need more information and emotional support, it is important that these needs are properly met. The process of information and support should begin

    786

    full texts

    5,260

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇