AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
5260 research outputs found
Sort by
Osmanlı Dönemi’nde Alaşehir Kazası Vakıf Eserleri
Bu çalışmanın amacı, Alaşehir kazasına ait arşiv kaynakları taranarak Osmanlı Dönemi’nden günümüze intikal eden sosyal içerikli eserleri tespit etmek ve söz konusu belgeler ışığında toplumun yaşayış biçimini ortaya koymaktır. Günümüzde şehir tarihçiliğinin giderek önem kazanması dikkate alındığında, bu araştırma ile yerel tarih çalışmalarına katkı sağlanması hedeflenmektedir.
Osmanlı Devleti’nin uzun süre boyunca üç kıtada farklı milletleri sosyal yapısı içerisinde bir arada tutabilmesi, tarih araştırmalarında daima merak konusu olmuştur. Bu başarının askeri ve siyasî unsurlara dayandığı kabul edilmekle birlikte, yapılan araştırmalar Osmanlı toplum düzeninin güçlü bir sosyal ve kültürel yapı üzerine inşa edildiğini ortaya koymaktadır.
Kuruluşundan itibaren Bergama Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olan Alaşehir, Osmanlı döneminde de sosyal ve dinî kurumlarıyla dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde yer alan Aydın Sancağı sınırları içinde bulunan Alaşehir kazasına ait Hurufât Defterleri’ndeki vakıf kayıtları esas alınmış; ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi ile Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Osmanlı Devlet Arşivi’nde bulunan bazı vakıf belgeleri tespit edilerek incelenmiştir.
Araştırmada, Alaşehir kazasında Osmanlı döneminde faaliyet gösteren cami, tekke, mektep, medrese ve dârülkurrâ gibi vakıf eserlerinin tespiti yapılmış; bu yapıların bulundukları dönemdeki sosyal, dinî ve kültürel önemleri arşiv belgeleri ve ilgili kaynaklar ışığında değerlendirilmiştir
Uygun İlliyet Bağı Teorisinde Önceden Tahmin Görüşü İle Sonradan Tahmin Görüşünün Mukayesesi
Uygun illiyet bağı teorisi hayatın olağan akışı ve genel hayat tecrübelerine göre failin davranışı veya sorumluluğa sebep olan olgu ile zarar arasındaki nedensel bağlantı olup olmadığını araştırmaktadır. Ancak uygun illiyet bağı teorisi farklı şekillerde anlaşılmaya ve uygulamaya müsait karakterde bir teoridir. Failin davranışının genel hayat tecrübelerine ve hayatın olağan akışına göre ortaya çıkan zararı ortaya çıkardığının araştırılmasında hangi şartlar dikkate alınarak bu tespit yapılacaktır? Somut olayda failin bildiği ve bilebileceği tüm şartlar mı, ortalama veya üstün yetenekteki üçüncü kişinin bilebileceği şartlar mı yoksa hâkim tarafından bilinebilecek tüm şartlar mı esas alınmalıdır. Bu soruya verilecek cevaba göre illiyet bağının kurulması, genişliği ve illiyet bağının haksız fiilin diğer unsurlarıyla özellikle kusur unsuruyla bağlantısı etkilenmektedir. Makalede bu konudaki farklı yaklaşımların haksız fiil sorumluluğuna etkisi ve bu yaklaşımların ortaya çıkardıkları sonuçlar incelenmektedir. Bu bağlamda illiyet bağı teorisine de eleştirel bir yaklaşım sunulmuştur
Derin Öğrenme Tabanlı ve Transformer Tabanlı Dil Modelleri ile E-Ticaret Yorumlarının Sınıflandırılması
Teknolojinin hızlı gelişimiyle birlikte e-ticaret sektörü önemli ölçüde büyümüş ve kullanıcı yorumları, tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyen kritik bir unsur hâline gelmiştir. Bu nedenle, e-ticaret platformlarında yer alan kullanıcı yorumlarının sınıflandırılması, müşteri memnuniyetinin artırılması ve öneri sistemlerinin doğruluğunun geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, e-ticaret yorumlarını sınıflandırmak amacıyla derin öğrenme tabanlı ve transformer tabanlı dil modelleri eğitilmiş ve karşılaştırılmıştır. Kullanılan modeller arasında BERT, DistilBERT, RoBERTa, GPT-2 tabanlı Transformer, LSTM ve Conv1D yer almaktadır. Modellerin performansları Doğruluk, Kesinlik, Duyarlılık ve F1-skoru ölçütleri kullanılarak değerlendirilmiştir.
Deneysel sonuçlara göre, DistilBERT modeli %98,29 doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1-skoru ile en yüksek genel performansı elde ederek diğer tüm modelleri geride bırakmıştır. BERT modeli ise %98,13 değerleriyle DistilBERT’e oldukça yakın bir performans sergilemiştir. Buna karşılık, RoBERTa modeli %97,71 doğruluk, duyarlılık ve F1-skoru ile %97,72 kesinlik değerleriyle nispeten daha düşük sonuçlar üretmiştir. Geleneksel derin öğrenme mimarileri arasında Conv1D modeli %97,50 doğruluk, %98,58 kesinlik, %97,04 duyarlılık ve %97,80 F1-skoru elde ederek, %96,45 doğruluk ve %97,02 F1-skoru üreten LSTM modelinden daha iyi bir performans göstermiştir. Transformer tabanlı mimari ise %96,32 doğruluk, %98,37 kesinlik, %97,74 duyarlılık ve %98,06 F1-skoru ile rekabetçi sonuçlar üretmiş, ancak BERT tabanlı modellerin gerisinde kalmıştır.
Genel olarak elde edilen bulgular, önceden eğitilmiş transformer tabanlı dil modellerinin e-ticaret yorumlarının sınıflandırılmasında geleneksel derin öğrenme yaklaşımlarına kıyasla daha yüksek doğruluk ve daha iyi genelleme yeteneği sunduğunu göstermektedir. Bu modeller arasında DistilBERT, yüksek performansı hesaplama verimliliği ile birleştirerek en etkili model olarak öne çıkmaktadır
Türkmenlerde Sosyal Uyum ve İyilik Hali İlişkisinin İncelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Konya’da yaşayan Türkmen göçmenlerin sosyal uyum düzeyleri ile iyilik halleri ve finansal iyilik halleri arasındaki ilişkileri incelemek ve bu değişkenlerin çeşitli sosyodemografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Araştırma, nicel araştırma yöntemine uygun olarak, ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Konya’da yaşayan 400 Türkmen göçmen oluşturmaktadır. Veriler, Göçmenlerde Sosyal Uyum Ölçeği, İyilik Hali Yıldızı Ölçeği ve Finansal İyilik Hali Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS 26.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu çarpıklık ve basıklık değerleriyle değerlendirilmiş; bağımsız gruplar için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, Türkmen göçmenlerin sosyal uyum düzeyleri ile iyilik halleri ve finansal iyilik halleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Sosyal uyum ile iyilik hali arasında pozitif ve orta düzeyde, sosyal uyum ile finansal iyilik hali arasında ise pozitif ancak düşük düzeyde ilişkiler saptanmıştır. Özellikle aidiyet, umut ve psikolojik-sosyal destek boyutlarının, iyilik halinin yaşamı anlamlandırma, bilişsel ve duygusal alt boyutlarıyla anlamlı ilişki içinde olduğu görülmüştür. Genel iyilik hali ve finansal iyilik halinin yüksek olması, bireylerin dışlanma algısının azalmasıyla ilişkili bulunmuştur Sosyodemografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde; yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, Türkiye’de bulunma süresi ve sosyal yardım alma durumu değişkenlerine göre sosyal uyum, iyilik hali ve finansal iyilik halleri açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Eğitim ve gelir düzeyi yükseldikçe uyum ve iyilik hali düzeylerinin arttığı; Türkiye’de kalış süresi uzadıkça aidiyet ve umut düzeylerinin güçlendiği görülmüştür. Sosyal yardım alan bireylerin ise sosyal uyum, iyilik hali ve finansal iyilik göstergelerinde daha kırılgan bir yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları, Türkmen göçmenlerin sosyal uyumlarının yalnızca sosyal ilişkilerle sınırlı bir süreç olmadığını, aynı zamanda psikolojik iyi oluş ve ekonomik güvenlikle bütünleşik çok boyutlu bir yapı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu yönüyle çalışma, Türkmen göçmenlerin iyilik halleri ve uyum süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik sosyal hizmet uygulamaları, psikososyal destek mekanizmaları ve sosyal politikalar için önemli bulgular sunmaktadır
Algılanan Duygusal İstismar İle İlişkilerde Güven Duygusunun İncelenmesi
Aile danışmanlığı duygusal zararları anlamada ve iyileştirmede kritik bir rol oynamaktadır. Bireyin başkalarıyla kurduğu sosyal ilişkilerin ve etkileşimlerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi duygusal istismarın izlerini sürmek ve tespit etmek için önemlidir. Bu çalışmanın amacı algılanan duygusal istismar ile ilişkilerde güven arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini Konya ili Selçuklu, Meram ve Karatay ilçelerinde ikamet eden 18 yaşından büyük, araştırmaya katılmaya gönüllü bireyler oluşturmuştur. Veri toplamak için Demografik Bilgi Formu, Algılanan Duygusal İstismar Ölçeği ve İlişkilerde Güven Ölçeği uygulanmıştır. Veriler SPSS ile değerlendirilmiş, normal dağılım gösteren veriler için bağımsız gruplar t testi uygulanmıştır. İkiden fazla grupların karşılaştırılmasında tek faktörlü varyans analizi uygulanmıştır. Algılanan duygusal istismar ve ilişkilerde güven arasındaki ilişki Pearson korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular duygusal istismar deneyiminde manipülasyon ve suçluluk hissettirme davranışlarının en sık yaşanan durumlar olduğunu göstermektedir. Duygusal destek eksikliği, kontrol etme ve özgürlüğün kısıtlanması ile sürekli eleştiri ve aşağılama/küçümseme davranışlarının da istismar sürecinde önemli rol oynadığı belirlenmiştir. Bu durum duygusal istismarın çok boyutlu bir olgu olduğunu ve bireylerin güven algısını olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Bulgular güven oluşumunda sadakat, saygı ve açık iletişimin temel faktörler olarak öne çıktığını göstermektedir; empati ve duygusal destek ise daha sınırlı bir katkı sunmaktadır. Güven duygusu ile algılanan duygusal istismar arasında negatif, güven ve güvenirlik alt boyutları ile ise pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu sonuçlar bireylerin ilişkilerinde istismarı daha fazla algıladıkça güven duygularının azaldığını ve güvenin kişilerarası etkileşimler ve partnerin tutarlılığı ile güçlü bir biçimde ilişkili olduğunu desteklemektedir. Çalışma, duygusal istismar davranışlarının bireylerin güven algısını olumsuz yönde etkilediğini ve güvenin oluşumunda davranışsal ve iletişimsel faktörlerin kritik rol oynadığını göstermektedir. Bu bulgular kişiler arası ilişkilerde güvenin korunması ve istismarın önlenmesine yönelik müdahaleler için önemli ipuçları sunmaktadır. Bu doğrultuda ailelerin empati temelli iletişim becerilerini geliştirmeleri, aile danışmanlarının duygusal istismar farkındalığını ve güven odaklı müdahaleleri güçlendirmeleri, gelecekte yapılacak çalışmaların ise bu değişkenleri farklı örneklemler ve boylamsal desenlerle ele alması önerilmektedir
Pain, Grip Strength, and Motor Imagery Reaction Time Are Associated With Pain and Disability in Individuals with Chronic Lateral Elbow Tendinopathy
Background
Chronic lateral epicondylitis(LE), is associated with persistent pain and functional impairment in the upper extremity. While peripheral factors such as pain and muscle strength are well recognized, emerging evidence suggests that central mechanisms, including motor imagery ability and body awareness, may also contribute to dysfunction.
Objective
The aim of this study was to investigate the effect of pain intensity, motor imagery performance, grip strength, body awareness and pain duration on pain and disability in individuals with chronic LE.
Design
Cross-sectional.
Methods
This cross-sectional study included 98 individuals diagnosed with chronic LE. Function was assessed using the Patient-Rated Tennis Elbow Evaluation(PRTEE). Pain intensity was measured via the Visual Analog Scale(VAS), grip strength via hand dynamometry, motor imagery through left/right hand judgment using the Recognise™ application, and body awareness using the Body Awareness Questionnaire. Multiple linear regression analysis was performed to determine predictors of functional status.
Results
The regression model was statistically significant(F = 10.984, p < 0.001), explaining 49.6 % of the variance in function(adjusted R2 = 0.496). Pain during activity(β = 0.449, p < 0.001), pain at rest(β = 0.196, p = 0.049), pain duration(β = 0.207, p = 0.023), grip strength(β = 0.343, p < 0.001), and motor imagery reaction time(β = 0.228, p = 0.016) were significant predictors. Accuracy in motor imagery and body awareness did not significantly predict function.
Conclusion
Function in chronic LE is influenced by both peripheral and central factors. Rehabilitation approaches should therefore integrate strategies addressing both musculoskeletal impairments and altered neuromotor control to improve functional outcomes
Üretken Yapay Zekâ Uygulamalarından Algılanan Kullanıcı Deneyiminin Memnuniyet ve Kullanımı Sürdürme Niyeti Üzerindeki Etkileri
Bu araştırma, üretken yapay zekâ uygulamaları bağlamında çok boyutlu bir yapı olarak ele alınan algılanan kullanıcı deneyiminin kullanıcı memnuniyeti ve kullanımı sürdürme niyeti üzerindeki etkilerini incelemektedir. Beklenti–Onay Teorisi ve Teknoloji Kabul Modeli’ni kuramsal temel alan ve literatürdeki mevcut ampirik ve kavramsal çalışmalardan beslenen araştırmada, kullanıcı deneyiminin kullanıcı memnuniyetini pozitif yönde etkilediği; kullanıcı memnuniyetinin ise üretken yapay zekâ teknolojilerinin kullanımını sürdürme niyetinin oluşumunda belirleyici bir rol üstlendiği varsayılan bütüncül bir kavramsal çerçeve önerilmektedir. Ayrıca, kullanıcı memnuniyetinin, kullanıcı deneyimi ile kullanımı sürdürme niyeti arasındaki ilişkide aracı bir etkiye sahip olduğu öngörülmektedir. Araştırmanın evrenini, daha önce üretken yapay zekâ uygulamalarını kullanma deneyimine sahip bireyler oluşturmaktadır. Veriler, çevrim içi anket yöntemi kullanılarak toplam 625 katılımcıdan toplanmıştır. Üretken yapay zekâ uygulamalarını kullanmadığını belirten katılımcılar ile uç değer analizi sonucunda elenen gözlemler veri setinden çıkarılmış ve analizler 548 geçerli gözlem üzerinden gerçekleştirilmiştir. Veri analiz sürecinde IBM SPSS 20 ve SmartPLS 4 programlarından yararlanılmıştır. Ölçüm modelinin geçerlik ve güvenirliği doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirilmiş; araştırma kapsamında geliştirilen hipotezler ise kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi (PLS-SEM) yöntemiyle test edilmiştir. Elde edilen bulgular, olumlu bir üretken yapay zekâ kullanıcı deneyiminin kullanıcı memnuniyetini güçlü ve anlamlı biçimde artırdığını; kullanıcı memnuniyetinin ise kullanımı sürdürme niyeti üzerinde belirgin ve pozitif bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, kullanıcı deneyiminin kullanımı sürdürme niyeti üzerindeki etkisinin, kullanıcı memnuniyeti aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleştiği belirlenmiştir. Bu sonuçlar, üretken yapay zekâ uygulamalarının uzun vadeli benimsenmesi ve sürdürülebilir kullanımının sağlanmasında kullanıcı deneyimi ve memnuniyetinin kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Çalışma, üretken yapay zekâ teknolojilerinin kullanıcı odaklı tasarımı ve sürdürülebilir gelişimi bağlamında hem kuramsal hem de uygulamaya yönelik önemli katkılar sunmaktadır.This study examines the effects of perceived user experience—conceptualized as a multidimensional construct in the context of generative artificial intelligence (AI) applications—on user satisfaction and continuance intention. Grounded in Expectation–Confirmation Theory and the Technology Acceptance Model, and informed by prior empirical and conceptual research, the study proposes a comprehensive conceptual framework in which user experience positively influences user satisfaction, and satisfaction plays a decisive role in shaping users’ intention to continue using generative AI technologies. In addition, user satisfaction is hypothesized to function as a mediating mechanism in the relationship between user experience and continuance intention. The research sample consists of individuals with prior experience using generative AI applications. Data were collected through an online survey administered to 625 participants. Respondents without generative AI usage experience and outliers identified through statistical screening were excluded from the dataset, resulting in 548 valid observations for analysis. Data analysis was conducted using IBM SPSS 20 and SmartPLS 4. The validity and reliability of the measurement model were assessed through confirmatory factor analysis, while the proposed hypotheses were tested using partial least squares structural equation modeling (PLS-SEM). The findings indicate that a favorable generative AI user experience significantly and positively enhances user satisfaction, which, in turn, exerts a strong and positive effect on continuance intention. Furthermore, the effect of user experience on continuance intention is found to occur indirectly through user satisfaction. These results highlight the critical role of user experience and satisfaction in fostering the long-term adoption and sustainable use of generative AI applications. The study offers important theoretical and practical contributions to the user-centered design and sustainable development of generative AI technologies
Toksoplazma Gondii Parazitinin İşitme Kaybı Üzerine Etkisinin Araştırılması
Toksoplasma gondii, dünya genelinde yaygın olarak görülen zoonotik bir parazit olup, insanlara çoğunlukla kedi kaynaklı çevresel maruziyet yoluyla bulaşmaktadır. Enfeksiyonun konjenital dönemde ciddi nörolojik ve duyusal sekellere yol açabildiği bilinmekle birlikte, erişkin bireylerde görülen edinsel veya latent enfeksiyonun işitme sistemi üzerindeki etkileri henüz netlik kazanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, kedi besleyen erişkin bireylerde Toksoplasma gondii maruziyetini yansıtan serolojik göstergeler ile işitme fonksiyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmaya kedi besleyen 24 birey ile kedi beslemeyen 25 birey olmak üzere toplam 49 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri kaydedilmiş; serolojik değerlendirmede IgM ve IgG referans değerleri incelenmiştir. Odyolojik değerlendirme kapsamında timpanometri ve saf ses odyometri testleri uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde bağımsız örneklem t testi, ki-kare testi, ROC analizi ve lojistik regresyon analizleri kullanılmış; p0,05). Sonuç olarak, bu çalışma kedi besleyen erişkin bireylerde Toksoplasma gondii maruziyetinin serolojik olarak belirgin şekilde arttığını ortaya koymuş; ancak bu serolojik farklılığın saf ses odyometri ile değerlendirilen işitme eşikleri üzerinde klinik düzeyde anlamlı bir işitme kaybına yol açmadığını göstermiştir. Daha kapsamlı ve hassas odyolojik test bataryalarının kullanıldığı, geniş örneklemli ileri çalışmaların, Toksoplasma gondii enfeksiyonunun erişkin bireylerdeki olası işitsel etkilerinin daha net ortaya konmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Posterior Semisirküler Kanal Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) Hastalarında Evde Uygulanan Vestibüler Rehabilitasyon Programının Tedaviye Etkisinin Değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, posterior semisirküler kanal benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısı alan hastalarda, Epley manevrasına ek olarak uygulanan dört haftalık ev temelli vestibüler rehabilitasyon (VR) programının vertigo semptomları, günlük yaşam aktiviteleri ve denge güveni üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Araştırma, Dix-Hallpike testi ile posterior kanal BPPV tanısı doğrulanan, 18–50 yaş aralığında toplam 40 birey ile yürütülen randomize kontrollü bir çalışmadır. Tüm katılımcılara Epley manevrası uygulanmış, ardından kontrol grubu yalnızca Epley manevrası, çalışma grubu ise Epley manevrasına ek olarak dört haftalık ev temelli vestibüler rehabilitasyon programı almıştır. Değerlendirmeler tedavi öncesinde ve dördüncü hafta sonunda Vertigo Semptom Skalası-Kısa Form (VSS-KF), Vestibüler Bozukluklarda Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (VADL) ve Aktiviteye Özgü Denge Güveni Ölçeği (ABC) kullanılarak yapılmıştır. Her iki grupta da tedavi sonrası tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptanmıştır (p<0,001). Bununla birlikte, Epley manevrasına ek olarak vestibüler rehabilitasyon uygulanan grupta, vertigo semptomlarında daha belirgin azalma, günlük yaşam aktivitelerinde daha fazla bağımsızlık ve denge güveninde daha yüksek artış gözlenmiştir. Tedaviye verilen yanıtın demografik özelliklerden etkilenmediği belirlenmiştir. Sonuç olarak, Epley manevrası posterior kanal BPPV tedavisinde etkili olmakla birlikte, ev temelli vestibüler rehabilitasyon programı ile desteklendiğinde semptom kontrolü ve fonksiyonel iyileşmenin daha belirgin olduğu görülmüştür. Bu bulgular, posterior kanal BPPV tedavisinde vestibüler rehabilitasyonun destekleyici bir yaklaşım olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir
Kadın Çalışanların İSG Uygulamalarında Karşılaştığı Özel Riskler ve Önlemler
Bu çalışma, 2024–2025 yılları arasında yayımlanan araştırmaları kapsayan bir
sistematik derleme olarak tasarlanmıştır. Araştırma, PRISMA 2020 rehberi
doğrultusunda yürütülmüş; Web of Science Core Collection veri tabanında
gerçekleştirilen tarama sonucunda, önceden belirlenmiş dâhil etme ve dışlama ölçütleri
kullanılarak 23 çalışma derlemeye dâhil edilmiştir. Çalışmalar; risk türleri (psikososyal,
ergonomik, biyolojik, kimyasal ve örgütsel), sektörler, çalışma düzenleri, yaşam evreleri
ve önerilen önleme stratejileri açısından sistematik biçimde analiz edilmiştir. Bulgular,
kadın çalışanların İSG risklerinin en yoğun biçimde psikososyal riskler ve çalışma
düzenine bağlı faktörler etrafında kümelendiğini göstermektedir. Uzun çalışma saatleri,
vardiyalı ve gece çalışma; iş stresi, tükenmişlik, metabolik bozulmalar ve işten ayrılma
eğilimleriyle ilişkilendirilmiştir. Psikososyal riskler özellikle kadın yoğun sektörlerde
(hizmet, temizlik, tekstil) belirginleşirken; ergonomik riskler tekrarlayıcı işler, ayakta
çalışma ve kadın antropometrisini dikkate almayan iş tasarımlarının yaygın olduğu
sektörlerde öne çıkmaktadır. Kimyasal ve biyolojik riskler daha sınırlı sayıda çalışmada
ele alınmakla birlikte, özellikle tarım ve sağlık sektörlerinde gebelik ve üreme sağlığı
açısından kritik sonuçlar doğurmaktadır. Yaşam döngüsü süreçleri (gebelik, menopoz,
premenstrüel dönem) ile çalışma koşulları arasındaki etkileşim, kadınlara özgü risklerin
İSG değerlendirmelerinde yeterince görünür olmadığını ortaya koymaktadır. Sonuç
olarak bu sistematik derleme, kadın çalışanların İSG risklerinin tekil tehlikelerden ibaret
olmadığını; riskin işin örgütlenmesi, cinsiyet körü tasarım normları ve yaşam evreleri
üzerinden kesişen çok katmanlı bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. Çalışma,
akademik literatürdeki tematik ve yöntemsel boşlukları görünür kılarken; uygulayıcılar
ve politika yapıcılar için kadınlara duyarlı, sektör temelli ve yaşam döngüsünü kapsayan
İSG stratejilerinin geliştirilmesine yönelik güçlü bir kanıt zemini sunmaktadır