Amasya University Institutional Repository
Not a member yet
2000 research outputs found
Sort by
İlkokul öğrencileri ve velilerinin harmanlaşmış İngilizce dersleriyle ilk karşılaşmalarında yaşadıkları deneyimler
Bu çalışma, ilk hibrit (karma) İngilizce öğreniminin ilkokul öğrencileri ve velileri için ne anlama geldiğini araştırmaktadır. Çalışmada, Türkiye bağlamında, Sosyal Varlık Teorisi çerçevesinde, ilkokul öğrencilerinin ve velilerinin, özellikle ilk karşılaşmalarında, hibrit (harman) İngilizce derslerini nasıl tanımladıkları ve deneyimledikleri incelenmiş, en yaygın algılanan faydalar kavramsallaştırmaya ve bu yeni deneyimlerin zorlukları gösterilmeye çalışılmıştır. Bu tez, özellikle ilkokul düzeyinde, İngilizce dil eğitimi bağlamında, öğretmenlere, öğrencilere ve velilere, zorlukları ortadan kaldırmaları veya azaltmaları ve karma öğrenme yaklaşımının faydalarını en üst düzeye çıkarmalarına katkı sağlamak için yapılmıştır. Bu amaçla nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel tarama modeli kullanılmış ve çalışmaya 147 öğrenci ve 138 veli katılmıştır. Veriler çevrimiçi anketler aracılığıyla toplanmış, betimleyici istatistikler aracılığıyla analiz edilmiş ve ortalamalar ve standart sapmalar SPSS programı kullanılarak hesaplanmıştır. Veriler, ilkokul öğrencilerinin ve velilerinin, ilk deneyimlemelerinde hibrit (karma) İngilizce dersi deneyimlerinden genel olarak memnun olduklarını göstermiştir. Özellikle Covid-19 salgını gibi kritik dönemlerde, hibrit (karma) İngilizce öğrenme deneyimlerinin değerli olduğunu ve öğrenme sürecine katkı sağladığını ifade etmişlerdir. Bununla birlikte hem öğrenciler hem de veliler, hibrit (karma) ve çevrimiçi İngilizce derslerinin etkileşim ve sosyal unsurlar açısından sınırlamaları ve zorlukları olduğuna inandıklarından, yüz yüze format daha olumlu algılanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, İngilizce öğretimi için bazı çıkarımlar yapılarak, daha etkili bir öğretim ortamı için olası çözümler ve ayrıca ileri araştırmalar için öneriler sunulmaktadır.The present study investigates what blended (hybrid) English learning, the first of its kind at their school, means to the primary school students and parents. It attempts to show how primary school students and parents experience and perceive blended (hybrid) English classes especially in their first encounter, to conceptualize the most common perceived benefits, and challenges of this new experiences using Turkey as a setting with regard to the existing theoretical framework: Social Presence Theory. This thesis has been conducted to help teachers, students, and parents specifically in a primary level English language education context, to exclude or reduce the barriers and maximize the benefits of the blended (hybrid) learning approach. To this end, cross-sectional survey design, which is one of the quantitative research methods, was adopted and 147 students and 138 parents participated in this master's thesis. Data was collected through online questionnaires, calculated using SPSS program, and analyzed through descriptive statistics including mean, standard deviation. The data showed that primary school students and parents were generally pleased with their blended (hybrid) English class experiences in their first encounter. They found blended (hybrid) English learning experiences to be valuable and enhance their learning, especially in critical periods such as the Covid-19 pandemic. However, the face-to-face format is perceived more positively since both students and parents believe that there are limitations and challenges of blended (hybrid) and online English classes in terms of interactions and social elements. Based on the results of this study, some implications for ELT are provided as well as suggestions for further research
Palyatif Bakım Ünitesinde Yatan Hastaların Bakımından Sorumlu Hasta Yakınlarının Bakım Yükleri ile Yaşam Doyumlarının Belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışma palyatif bakım ünitesinde yatan hastaların bakımından sorumlu hasta yakınlarının bakım yükleri ile yaşam doyumlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma 15.11.2016-15.08.2017 tarihleri arasında karşılaştırmalı-tanımlayıcı araştırma tasarımında gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya bir eğitim araştırma hastanesinin palyatif bakım ünitesinde tedavi gören hastaların yakınları (n=44) ile bakım yükü ve yaşam doyumunu karşılaştırmak amacıyla dahili ve cerrahi birimlerde tedavi gören hastaların yakınları (n=44) alınmıştır. Araştırmanın verileri Hasta ve Yakınlarını Tanıtıcı Bilgi Formu, Yaşam Doyum Ölçeği ve Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, frekans, bağımsız örneklem t-testi ve Fisher ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Palyatif bakım ünitesindeki hasta yakınlarının Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalamasının (30.73±9.446), dahili ve cerrahi birimlerdeki hasta yakınlarının puan ortalamasından (21.25±8.499) yüksek olduğu ancak bu farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p=0.698, t=4.947).Bununla birlikte palyatif bakım ünitesindeki hasta yakınlarının Yaşam Doyum Ölçeği puan ortalamasının (19.66±6.247), dahili ve cerrahi birimlerdeki hasta yakınlarının puan ortalamasından (20.09±6.594) düşük olduğu ancak puan ortalamaları arasında fark olmadığı saptanmıştır (p=0.444, t=-.315). Hasta yakınlarının Yaşam Doyum Ölçeği ile Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalamaları arasında bir ilişki bulunmadığı belirlenmiştir (r=-.043, p= 0.692). Palyatif bakım ünitesindeki hasta yakınlarının %70,5’inin hafif bakım yüküne sahip olduğu ve %27,3’ünün yaşamlarından kısmen memnun olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada palyatif bakım ünitesi ile dahili ve cerrahi birimlerdeki hasta yakınlarının yaşam doyumu ve bakım yükü arasında anlamlı bir fark ve ilişki bulunmadığı; palyatif bakım ünitesindeki hasta yakınlarının çoğunluğunun bakım yükünü hafif olarak algıladıkları ve yaşamlarından kısmen memnun olduğu belirlenmiştir
Ebû İshâk el-Cûzcânî’nin “Ahvâlu’r-Ricâl” Adlı Eserindeki Tenkit Metodu, Cerh-Ta’dil Lafızları ve Delâletleri
Hadis tespit ve tenkit sistemindeki değeri ve işlevine binaen râvi soruşturmaları, erken sayılabilecek bir dönemde başlamış ve bu alanda tarihi süreç içerisinde devâsa bir külliyat oluşmuştur. Hicri 3. asırda yoğunlaşan ve ricâl tenkidine esas teşkil eden lafızların muhtevalarının ve delâletlerinin tespiti, ortaya çıktıkları dönemin şartları ve ilmî gelişmeleriyle yakından ilişkilidir. Dolayısıyla tenkit lafızlarının tarihsel kökenleriyle buluşturulması, doğal ve özel bağlamlarının tespiti, onların hadiste doğru kullanımına imkân hazırlayacaktır. Cerh-tadil ilminin sistematik bir yapı kazanmaya başladığı Hicri 3. asırda yaşamış, bu alanda eser vermiş dönemin münekkit muhaddislerin biri de Ebû İshâk el-Cûzcânî’ (öl. 259/873) dir. Cerh ve ta’dil âlimlerinden Cûzcânî’nin, “duafâ” literatürünün bir örneği olan “Ahvâlu’r-ricâl” adlı eseri, özellikle bid’at ehline yönelik aşırı tenkitleriyle dikkat çekmektedir. Ayrıca, hadis usûlünde genel kabul gören, mübtedi? râvînin dâî olması durumunda rivayetine itibar edilmeyeceği kuralını ilk tahdîs eden münekkit olması itibarıyla da araştırılmaya değer niteliktedir. Genellikle zayıf, metrûk ve bid‘at ehlinden râvilerin yer aldığı eserinde Cûzcânî, Hâricîler başta olmak üzere ehl-i bid’at fırkaları kitabın ilk kısmında zikretmiş ve onları mezhebî düşüncelerinden dolayı cerhetmiştir. Diğer taraftan râvileri beldelerine göre de tasnif etmiş, en çok da Şiî eğilimli olan Kûfelileri, sonra da Kaderiyye mezhebine mensup Basralı râvileri tenkit etmiştir. O, döneminin cerh-ta’dil imamlarının görüşlerine başvurduğu gibi, geçmiş âlimlerin değerlendirmelerini de bazen isnadlı bazen de ilim ehli nezdinde maruf olduğu için senedsiz olarak nakletmiştir. Birçok yerde ricâlle ilgili isim, künye, nisbe, lakab ve belde bilgilerini de zikretmiş, bazen ricâl tenkidine dair bilgiyi aktarırken, râvinin hadis tahammül yöntemine de işaret etmiştir. Tenkit metodu çerçevesinde Cûzcani, cerh sebebini bazen açıklamış, bazen râvinin belirli bir sıfatı veya rivayetleri nedeniyle yaptığı “mukayyed” yani şartlı tenkitlere yer vermiştir. Râvi hakkındaki hükmünü açıklarken, görüşünü destekler nitelikteki diğer münekkit âlimlerin değerlendirmelerini de nakletmiştir. Bazen râvilerin tenkit durumları arasında kıyaslama yapmayı tercih etmiştir. Eserde çoğunlukta sıdk ve adâlet sıfatlarının bulunmaması, bid‘atıyla tanınması, rivayetinde hatasının çokluğu ve zayıflığıyla bilinmesi nedeniyle rivayetlerinin kabul edilmeyeceği mecrûh râvilere yer verilmiştir. Bu râviler hakkında müfred ya da mürekkeb olarak çeşitli cerh lafızları yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Ancak özellikle bid‘at ehlinden olan râvileri tenkit ederken bazı kullanımları ile kendine özgü bir terminoloji oluşturmaya çalışmıştır. “Ahvâlu’r-ricâl”de genellikle zayıf, metrûk ve yalancı râvilere yer vermekle birlikte bazen, yalnız bid‘atını açıklamak gayesiyle sika olanları da zikretmiştir. “Sika, sebt, sadûk, mütemâsek” gibi ta’dile delalet eden lafızlarla bid’at görüşü dışında bazı râvilerin güvenilir ve sadûk olduğuna hükmetmiş, böylelikle râvinin mezhebî düşüncesi ile hadis rivayeti arasında bir ayrım yapmıştır. Bununla birlikte, eserinde zikrettiği birçok ricâlin bid’at ehlinden olması ve onları aşırı cerh etmesi nedeniyle, tenkit metodu itibarıyla cerh-ta’dil ilminde müteşeddit münekkitlerden addedilmiştir. Ancak, Cûzcânî’nin, bid’at ehlinin dâî olması durumunda rivayetinin kabul edilmeyeceği görüşü dikkate alındığında ihtiyat gereği tenkitlerinde aşırı olması daha anlamlı hale gelmektedir. Hicri 3. asırdan itibaren birçok cerh-ta’dil âliminin onun görüşlerine başvurması, ondan rivayette bulunması ve eserlerinde iktibaslar yapması, tenkitlerine itibar edildiğini, eserinin “duafâ” literatürü açısından önemli bir kaynak değeri olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte erken dönemde bazı âlimler tarafından Hz. Ali ve Ehl-i Beyte karşı olumsuz tutumlarıyla bilinen Cûzcânî, daha sonraları Nâsıbî ve Harûrî gibi mezheplere mensup olmakla itham edilmiştir. Bu durum onun Kûfeli râvilere önyargılı olduğu ve onlar hakkındaki cerhlerinin kabul edilemeyeceği şeklinde değerlendirmelere neden olmuştur. Bazı âlimler tarafından cârih ile mecrûh arasındaki itikâdî ve mezhebî düşünce farklılığına Cûzcânî’nin örnek gösterilmesi, ricâl ilmi alanındaki araştırmalarda dikkatleri onun ve eserinin üzerine çekmiş ve son yıllarda hakkında bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu araştırma, “Ahvâlu’r-ricâl” özelinde Cûzcânî’nin ricâl tenkit metodunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Eserdeki ricâl tenkitleri dikkate alınarak tenkit metodu, cerh-ta’dil lafızlarının tarihsel kökenleriyle buluşturulması, doğal ve özel bağlamlarının tespiti ve delâleti hakkında bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır
Class-index corpus-index measure: A novel feature selection method for imbalanced text data
In the field of text classification, some of the datasets are unbalanced datasets. In these datasets, feature selection stage is important to increase performance. There are many studies in this area. However, existing methods have been developed based on the document frequency of only intra-class. In this study, a new method is proposed considering the situation of the feature in class and corpus. A new feature selection method, namely class-index corpus-index measure (CiCi) was presented for unbalanced text classification. The CiCi is a probabilistic method which is calculated using feature distribution in both class and corpus. It has shown a higher performance compared to successful methods in the literature. Multinomial Naive Bayes and support vector machines were used as classifiers in the experiments. Three different unbalanced datasets are used in the experiments. These benchmark datasets are reuters-21578, ohsumed, and enron1. Experimental results show that the proposed method has more performance in terms of three different success measures
Comparative micro-anatomical features of endemic Fritillaria taxa growing in the Mediterranean region (Turkey)
The micro-morphological features (anatomical) of the endemic Fritillaria taxa, i.e., F. melananthera, F. asumaniae, F. byfieldii, F. carica, F. elwesii, F. forbesii, F. milasense, F. mughlae, F. ozdemir-elmasii distributed in the Mediterranean region were investigated, and their valuable features were identified taxonomically. Anatomical investigations of taxa were made using a light microscope (LM). The cross-sections of stem and leaf of the studied taxa and the surface sections of leaf were examined. Stomata were observed on both the upper and lower surface of the foliar epiderma of the studied taxa. The taxa were distinguished according to similarities and differences of characters in their micro-morphological features, and relationship degrees were investigated. In stem cross sections of taxa, the number of layers of sclerenchyma, the size and shape of epidermis cell, the presence of papillae in the epiderma, the presence of micropapillae on the cuticle, density or sparseness of both papillae and micropapillae, the number of layers of the parenchyma under the epiderma and whether it has chloroplasts, whether the vascular bundles were regular or irregular, number and presence of vascular bundle in the middle, presence or absence of crystals were determined as important distinguishing anatomical features in the stem of the taxa. In leaf cross sections of the studied taxa, stomata index, margins of ordinary irregular shaped cells, the width and length of the stomata, the density or sparseness of stomata, the number of parenchyma layer in the mesophyll, the shape of mesophyll parenchyma, presence or absence of palisade-like parenchyma cells in the mesophyll, the density of micropapillae and papillae were also found as valuable distinguishing anatomical features in the foliar epiderma morphology of these taxa
Effects of rivaroxaban on myocardial ischemia-reperfusion injury in rats
Myocardial infarction and further ischemia-reperfusion injury is a life-threatening conditions in humans. In this study, the effects of rivaroxaban, an anticoagulant agent, were aimed to be studied in a myocardial ischemia-reperfusion (I/R) injury model in rats. Male Wistar-albino rats were allocated into three groups; Rivaroxaban (n=15), control (n=15) and sham (n=10). Myocardial ischemia (30 minutes) and then reperfusion (120 minutes) were surgically performed in the rivaroxaban given (3mg/kg/ day by gavage for 10 days before surgical procedures) and the control groups. Electrocardiography changes, blood pressure and heart rate were recorded before ischemia, and during the periods of ischemia and the reperfusion. Hemodynamic and blood parameters were recorded. Necrotic tissue in the myocardium was determined by the triphenyl tetrazolium chloride dye method. The extent of myocardial necrosis and risk area was calculated using a computer-assisted image program. In the rivaroxaban administered group, the size of necrotic area in the myocardium decreased significantly, however, mean heart rate and mean arterial blood pressure did not change. K+ and CK levels in serum, which are indicative of tissue necrosis, were significantly lower in the rivaroxaban group compared to the control group (p<0.05). Rivaroxaban use, compared to the control group, effectively reduced the extent of myocardial injury as assessed by less necrotic myocardial tissue in rats. This protective effect of rivaroxaban may be attributed to its less thrombus formation in the coronary arteries during ischemia and less acidosis during tissue damage
Amasya Gumuslu Mosque with the Traces of the Past
There are many Ottoman buildings in Amasya, which was one of the important cities during the Ottoman period. Gumu;lu Mosque, which was the earliest of these buildings, has moved away from its original form due to major repairs. There has been no specific study about the mosque whose architecture and ornaments were changed by these repairs. The mosque, which has an important place in the urban fabric and memory of Amasya and continues to be used actively, has questions that need to be answered. In this study, firstly, the mosque was visited and investigations were made on site. After the investigations on the field, a literature search was done and it was seen that there was no specific study about the Gumu;lu Mosque. The investigations were done again on the field by taking the reports and old photographs about the mosque from the Samsun Regional Directorate of Foundations after the literature research. As a result of all these examinations, the changes in the mosque were determined and the data regarding the original state of the mosque were systematically explained in this study. In this study, it has been suggested that the mosque was originally a zawiya, based on the studies in the field, literature researches, documents and old photographs. After the investigations, it was observed that there were changes not only in the architecture but also in the ornaments. Based on the subject and style of the ornaments, it has been claimed that the original ornaments of the mosque were made by Zileli Emin Usta in the 1870s
Intuitionistic fuzzy c control charts based on intuitionistic fuzzy ranking method for TIFNs
Control charts are used to control the process in order to supply products with requested properties. Classical control charts are inadequate to control the process that contain vagueness and hesitancy. In this case, extensions of fuzzy set theory could be applied to the control charts. In this study, a novel intuitionistic fuzzy c control chart based on a ranking method for triangular intuitionistic fuzzy numbers is proposed for the first time in the literature. The novelty of the study is to use a novel ranking method to give all decisions about the process in a fuzzy environment for triangular intuitionistic fuzzy numbers. An application is implemented on a data set, and results are interpreted
Assistant port is unnecessary for robotic-assisted laparoscopic pyeloplasty in children: A non-randomized comparative study
[Abstract Not Available
Kurumsal İletişimin Gizli Bariyeri: Öğrenilmiş Çaresizlik
Toplumsal bir varlık olan insanın, kolektif yaşama katılımı büyük oranda kurduğu iletişim biçimleriyle görünür hale gelmektedir. Bireyin iletişim kurma yolu ile onun bir toplulukla uyum içinde hareket etmesi yakından ilintilidir. İletişim biçimlerine ve davranışlara yön veren birçok parametre bulunmaktadır. Bu parametrelerin neredeyse tümüne bireyin sahip olduğu öğretiler yön vermektedir. Çaresizlik de bu öğretilerden biridir. Öğrenilmiş çaresizlik hem bireysel hem kolektif düzeyde birçok olumsuzlukta rol oynayan bir öğretidir. Bu çalışmanın temel iddiası göz ardı edilmiş bir gerçeklik olarak, kurumsal iletişim pratiklerinde öğrenilmiş çaresizlik kavramının büyük oranda rol oynadığıdır. Bunun için çalışmada ilkin kurumsal iletişim kavramına yönelik genel bir çerçeve çizilmekte, ardından öğrenilmiş çaresizlik kavramına yönelik kuramsal düzeyde aktarım yapılmakta, kavramı tespit etme yöntemleri ve çeşitlerine değinilerek, kurum içi iletişimdeki yansımaları ele alınmaktadır. Çalışma sonuç ve öneriler bölümü ile nihayetlendirilmektedir