Amasya University Institutional Repository
Not a member yet
2000 research outputs found
Sort by
İzmir’in Cumhuriyet ile Birlikte Yeniden İnşası ve İzmir Şehir Anıtlarının Cumhuriyet Temsili
Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte İzmir şehrinin yaşadığı toplumsal/kentsel dönüşümün ve İzmir şehir anıtlarının Cumhuriyet’i temsillerinin incelendiği bu araştırma nitel yöntem ilkelerine uygun şekilde doküman incelemesi olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda önemli bir liman kenti olan İzmir’in işgaller ve savaşlar nedeniyle önemli hasarlar aldığı, mimari açıdan kayıpların en büyüğünü ise 1922 Yangını sırasında verdiği görülmüştür. Yangının İzmir’de mimari, sosyal ve ekonomik açıdan çok önemli kayıplara ve değişimlere neden olduğu saptanmıştır. Büyük yangından sonraki yıllarda İzmir’in yeniden bir inşa süreci yaşadığı, bu süreçte hem yangının şehirde açtığı yaraların sarıldığı hem de yeni yönetim biçimi olan Cumhuriyet’i yansıtan yeni eserlerin inşa edildiği belirlenmiştir. Büyük bölümü yeniden inşa edilen İzmir’in sosyolojik yapısı ve ekonomisi de bu süreçte büyük bir değişime uğramıştır. Şüphesiz bu değişime etki eden faktörlerden biri de ülkenin yeni yönetim biçimi olan Cumhuriyet’tir. Bu bağlamda Cumhuriyet’in getirdiği yeni anlayışın korunması, yapılan yeniliklerin kalıcılığının sağlanması, gelecek nesillere Cumhuriyet bilincinin kazandırılması, ekonomik ve siyasi zaferlerle taçlandırılan savaş tarihinin bilinmesi için ülke genelinde yıllar içinde yaygınlaştırılan anıt kültürünün İzmir’de de kendini gösterdiği, bu anıtların İzmir’de Cumhuriyet’i simgelediği tespit edilmiştir. Bu tespitler ışığında bu araştırmada İzmir’ de kentin farklı bölgelerinde konumlandırılan anıtların Cumhuriyet’i temsiliyeti biçimsel ve anlamsal olarak incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın anıt kültürünün yaşatılması, Cumhuriyet değerlerinin korunması, kent kültürü için önemli bir sembol haline gelen anıtların anlamsal önemlerinin anlaşılması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Sonuç olarak İzmir şehir merkezinde bu araştırma kapsamında tespit edilen anıtların dikkat çekici oldukları, Cumhuriyet’i ve belirli bir fikri temsil ettikleri, anıta konu olan olay ya da durum ile ilgili bir imaj çizdikleri görülmüştür
Organisational communication of women managers and women teachers analysing the queen bee syndrome
Sanayi devrimi sonrasında kadın istihdamı tüm dünyada önemli bir konu haline gelmiştir. İş gücüne duyulan ihtiyaçlarla birlikte kadınlar artık ev dışında da kendilerini temsil edebilme imkânı bulabilmişlerdir. Bu durum olumlu olarak görünüyor olsa da şüphesiz zorlukları da olmuştur. Ucuz iş gücü ihtiyacının kadınları dışarı çıkarması onların uzun saatler ve düşük ücretlerle çalışması sonucunu doğurmuştur. İşler, erkekler için sermaye kazandırmaya yönelik olurken kadınlar için emek sarfiyeti şeklinde ayrışmıştır. İnsanlık tarihinden bugüne erkek egemen toplumsal düzen kadını iş yaşamında dışlamıştır. Cinsiyet ayrımcılığı ön planda olmuş ve kadınların geleneksel kalıplar dışına çıkarılması hem toplum hem aile düzeni açısından hazmı zorlaştırmıştır. Toplum tarafından, kişilerin kendileri tarafından, çalışılan kurumlar tarafından pek çok bariyer konulmuş ve bu zorlukların üstesinden gelerek bir yerlerde kendilerini temsil edilebilmesi gerekmiştir. Bu durumda, özellikle yöneticilik pozisyonlarında kendileri de kariyer odaklı olmaktan uzaklaşmış olup, kariyerine yönelenlerden bazıları da hemcinsleri tarafından çeşitli zorbalıklarla karşılaşmıştır. Bu durum da kurumlarda kraliçe arı sendromunu doğurmuştur. Bu araştırmada MEB'e (Millî Eğitim Bakanlığı'na) bağlı çalışan kadın öğretmen ve kadın yöneticilerin iş hayatında birbirlerine yönelik tutumları kraliçe arı sendromu bağlamında incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olgu bilim deseninden faydalanılmış ve ölçüt örneklem modeliyle çalışılan kurumda cinsiyetin %50'den fazlasının kadın olduğu 15 yönetici 15 öğretmen olmak üzere toplam 30 katılımcı ile konu ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Araştırma için veri toplama aracı olarak demografik sorular harici 13 sorudan oluşan bir görüşme formu oluşturulmuştur. Görüşmeler yoluyla, öğretmen ve yöneticilerin bu konu hakkındaki görüşleri kaydedilmiş ve veriler analiz edilmiştir. Ulaşılan sonuçlara ve sonuçlara dair çözüm önerilerine yer verilmiştir.Women employment has become an important issue all over the world after the industrial revolution. Due to the need for labor force, women now have the opportunity to represent themselves outside the home. Although this looks positive, on the other hand there have undoubtedly been challenges. The need for cheap labor forces women to leave their homes, which resulted in them working long hours and with low wages. While jobs tend to raise capital for men, it is differentiated in the form of labor for women. Since the beginning of the history of humanity, the male-dominated social order has excluded women in business life. Gender discrimination has been at the forefront and the exclusion of women from traditional stereotypes has made it difficult to digest in terms of both society and family order. Many barriers were put up by the society, by the people themselves, by the institutions they work for, and it was necessary to be able to represent themselves somewhere by overcoming these difficulties. In this case, they have moved away from being career-oriented, especially in managerial positions, and some of those who turned to their careers faced various bullying by their fellows. This situation gave birth to the queen bee syndrome in institutions. In this study, the attitudes of female teachers and female administrators working under the Ministry of National Education towards each other in business life were examined in the context of queen bee syndrome. In the research, phenomenology design, one of the qualitative research methods, was used and the subject was discussed in detail with a total of 30 participants, 15 administrators and 15 teachers, whose gender was more than 50% female in the institution studied with criterion sampling model. As a data collection tool for the research, an interview form consisting of 13 questions other than demographic questions was created. Through interviews, the views of teachers and administrators on this issue were recorded and the data were analysed. The results and solution suggestions regarding the results are given
Carvacrol Protect Hippocampal Neurons Against Hydroxychloroquine-induced Damage: in vitro Study
The use of hydroxychloroquine, an antimalarial drug, in the treatment of Covid-19 disease, which has turned into a worldwide epidemic, was initially viewed positively. However, the lack of evidence for its use in treatment and even neuronal side effects caused hydroxychloroquine to be approached with suspicion. Carvacrol, on the other hand, is a very interesting ingredient with its anti-oxidant, anti-inflammatory, and anti-cancer properties. Primary neuron culture was prepared for our study. Carvacrol (10, 25, 50, and 100 mg/L), hydroxychloroquine (10,20,40, and 80µM), hydroxychloroquine+carvacrol groups (10µM+10mg/L, 20µM+25mg/L, 40µM+50mg/L, 80µM+100mg/L) were applied to neuron culture for 24 and 48 hours. After the application, results were obtained with MTT, TAS, TOS, Thiol analyses, and acetylcholinesterase (AChE), butyrylcholinesterase (BChE) activities. According to our MTT results, carvacrol (100mg/mL) increased neuronal viability by ~10% in the combined group compared to pure hydroxychloroquine (80µM). The same dose of carvacrol reduced the antioxidant level 1.3 times. Doses of carvacrol alone did not affect thiol levels but increased in combination with hydroxychloroquine(431µmol/L). It is now known that Covid-19 is associated with neurodegenerative diseases. Recent studies have shown that hydroxychloroquine, which is seen as a hope for the global epidemic, causes oxidative stress on neurons. In our study, we designed to both provide protection and prevent the occurrence of side effects by using carvacrol against the neurodegenerative effects of hydroxychloroquine
ANALYSING THE NATIONAL EDUCATION COUNCILS OF THE REPUBLICAN PERIOD IN THE CONTEXT OF CITIZENSHIP EDUCATION POLICIES (1921-2021)
Bu araştırmada Cumhuriyet Dönemi vatandaşlık eğitimi politikaları bağlamında Milli Eğitim Şuralarının incelenmesi (1921-2021) amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 1921-1926 yılları arasında faaliyet gösteren Heyet-i İlmiyenin çalışmaları ile 1939-2021 yılları arasında gerçekleştirilen Milli Eğitim Şûralarında alınan kararlar ve bu şûralara ait dokümanlar incelenmiştir. Vatandaşlık eğitimi politikaları dönemin siyasal özellikleriyle ilişkilendirilmiştir. Araştırma nitel bir çalışma olup çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan ve Cumhuriyet kurulduktan sonra eğitim-öğretim aracılığıyla Cumhuriyet’i özümsemiş, Cumhuriyetçi, demokratik ve laik vatandaşların yetiştirilmesinin amaçlandığı, millet olma bilincinin ve vatan sevgisinin ön plana çıktığı sonucuna varılmıştır. Tek Parti döneminde vatandaşlık eğitiminin genel olarak haktan çok vazife odaklı ve görev vurgulu olduğu, gerektiğinde bireysel çıkarlardan toplumun genel menfaatleri için vazgeçebilen, milliyetçi ve vatansever bireyler yetiştirmeyi amaçladığı görülmüştür. Bu dönemde her ne kadar cumhuriyetçi ulus meydana getirme projesi devam etse de daha çok evrensel, ulus-üstü, aydınlanmacı, modernist ve kültür-üstü kişilik kurmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Demokrat Partinin eğitimi şekillendiren siyasi anlayışının batıcılık ve geleneksellik şeklinde iki temel prensibe dayandığı saptanmıştır. Bu dönemdeki vatandaşlık eğitiminin de bu doğrultuda verildiği görülmüştür. 1960-1980 yılları arasında siyasal ve sosyal açıdan oldukça çalkantılı bir dönem yaşandığı, 1970’li yıllarda yaşanan şiddet ve anarşi olaylarının milli iradeyi yok sayan 12 Eylül askeri darbesi ile sonuçlandığı tespit edilmiştir. Darbe yönetiminin ilk hedefinin, aşırı derecede politize olmuş toplumu politikadan uzaklaştırarak siyasal ve toplumsal istikrarı sağlamak olduğu görülmüştür. Dönemin vatandaşlık eğitimi politikaları da bu doğrultuda gelişmiştir. Okullarda din eğitiminin verilmesi yasal bir zorunluluk haline getirilmiştir. Devlet bu gibi uygulamalarla din eğitimini teşvik etmiştir. 2002 yılı sonrasında değeler eğitimi, din eğitimi ve vatandaşlık eğitimi önemsenmiş ve bu konular Milli Eğitim Şuralarında sıklıkla konuşulmuştur.In this study, it is aimed to analyse the National Education Councils (1921-2021) in the context of citizenship education policies in the Republican Era. In this direction, the studies of the Committee of Scientists operating between 1921-1926 and the decisions taken in the National Education Councils held between 1939-2021 and the documents belonging to these councils were analysed. Citizenship education policies were associated with the political characteristics of the period. The research is a qualitative study and document analysis method was used in the study. As a result of the research, it was concluded that after the War of Independence was won and the Republic was established, it was aimed to raise republican, democratic and secular citizens who had internalised the Republic through education, and that the consciousness of being a nation and love for homeland came to the fore. It was observed that citizenship education in the Single Party period was generally duty-oriented and emphasised duty rather than rights, and aimed to raise nationalist and patriotic individuals who could give up individual interests for the general interests of society when necessary. Although the project of creating a republican nation continued in this period, it was determined that more efforts were made to establish a universal, supra-national, enlightenment, modernist and supra-cultural personality. It was determined that the political understanding of the Democratic Party that shaped education was based on two basic principles: westernism and traditionalism. It has been observed that citizenship education in this period was given in this direction. It has been determined that 1960-1980 was a very turbulent period in political and social terms, and the violence and anarchy in the 1970s resulted in the military coup d'état of 12 September, which ignored the national will. It was seen that the first goal of the coup government was to ensure political and social stability by distancing the overly politicised society from politics. The citizenship education policies of the period also developed in this direction. Religious education in schools was made a legal obligation. The state encouraged religious education through such practices. After 2002, values education, religious education and citizenship education were emphasised and these issues were frequently discussed in National Education Councils
Analysis of secondary school students' attitudes towards physical education and sports lesson with physical activity
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi ve spor dersine ile fiziksel aktiviteye yönelik tutumlarının incelenmesidir. Bu amaçla araştırmada, ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi ve spor dersine ile fiziksel aktiviteye yönelik tutumları, öğrencilerin, cinsiyet, sınıf düzeyi, , spor yapma, spor lisansı ve haftalık egzersiz sıklığı, ebeveynlerinin eğitim ve spor yapma durumu değişkenleri açısından incelenmiştir. Araştırmaya, 2021-2022 öğretim yılında Gaziantep ili Şahinbey ilçe merkezinde yer alan ortaokullarda 5. 6. 7. ve 8. sınıf seviyelerinde eğitim gören 471 kız 549 erkek öğrenci olmak üzere toplam 1020 öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. Çalışmanın verileri, kişisel bilgi formu ve Güllü ve Güçlü (2009) tarafından geliştirilen Beden eğitimi Dersine Yönelik Tutum ölçeği ve Yıldızer, Bilgin, Korur, Yüksel ve Demirhan (2019) tarafından geliştirilen Fiziksel aktiviteye yönelik tutum ölçeği (FAYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon analizi ve gruplar arası farkın kaynağını belirlemek için LSD Post Hoc. testleri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, cinsiyet, sınıf düzeyi, beden eğitimi dersinde kendini yeterli görme, spor yapma, spor lisansı ve haftalık egzersiz sıklığı, ebeveynlerinin eğitim ve spor yapma durumu değişkenleri ile beden eğitimi dersine ve fiziksel aktiviteye yönelik tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0,01). Ayrıca, beden eğitimi dersi tutum ölçeği ile fiziksel aktiviteye yönelik tutum ölçeğinin alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Bu sonuçlara göre 5ve 6. sınıfların 7 ve 8. sınıf; spor yapan öğrenciler yapmayan öğrencilerden, kendilerini beden eğitimi ve spor dersinde yeterli gören öğrenciler yetersiz gören öğrencilerden; lisanslı spor yapan öğrenciler, lisanssız spor yapanlardan daha yüksek düzeyde beden eğitimi dersine ve fiziksel aktiviteye yönelik tutuma sahiptirler. Ayrıca, haftalık egzersiz sıklığı 3 gün ve üzeri olan öğrencilerin, haftalık egzersiz sıklığı 2 gün ve altında olan öğrencilerden beden eğitimi dersine ve fiziksel aktiviteye yönelik tutumları daha yüksektir. Öğrencilerin ebeveynlerinin eğitim düzeyleri yükseldikçe öğrencilerin beden eğitimi dersine ve fiziksel aktiviteye yönelik tutumları da yükselmektedir. Ebeveynleri spor yapan öğrencilerin beden eğitimi dersine ve fiziksel aktiviteye yönelik tutumları spor yapmayan anne-babaya sahip öğrencilere oranla daha yüksektir. Çalışma sonuçlarına göre, sportif etkinliklere hem öğrencilerin hem de ebeveynlerinin katılımının sağlanması ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi dersine ve fiziksel aktiviteye yönelik olumlu tutum geliştirmelerine imkân sağlayabileceği öngörülebilir.The aim of this research is to analyze the attitudes of secondary school students towards physical education with sports lessons and physical activity. For this purpose, secondary school students' attitudes towards physical education with sports lessons and physical activity were examined in terms of gender, grade level, self-efficacy in physical education lesson, sports, sports license and weekly exercise frequency, and parents' education and sports status variables. A total of 1020 students, 471 girls and 549 boys, studying at 5th, 6th, 7th and 8th grade of the secondary schools in the center of Şahinbey district of Gaziantep in the 2021-2022 academic year, voluntarily participated in the study. The data of the study were collected using the personal information form and the Attitude towards Physical Education Lesson scale developed by Güllü and Güçlü (2009) and the Attitude towards Physical activity scale (FAYTÖ) developed by Yıldızer, Bilgin, Korur, Yüksel and Demirhan (2019). In the analysis of the data obtained, descriptive statistics, independent groups t-test, one-way analysis of variance (ANOVA), pearson correlation analysis and LSD Post Hoc. tests have been used. According to the results of the analysis, there is a statistically significant difference between the students' gender, grade level, self-efficacy in physical education lesson, doing sports, sports license and weekly exercise frequency, and physical activity. (p<0.01). In addition, there was a significant positive correlation between the physical education lesson attitude scale and all sub-dimensions of the attitude scale towards physical activity (p<0.01). According to these results, male students are more than female students; 5th and 6th grade students, 7th and 8th grade students; from students who do sports and those who do not; students who consider themselves sufficient in physical education and sports lessons are among the students who consider themselves inadequate; Students who do sports with a license have a higher level of physical education lessons and attitudes towards physical activity than those who do sports without license. In addition, students with a weekly exercise frequency of 3 days and above have higher attitudes towards physical education lesson and physical activity than students whose weekly exercise frequency is 2 days or less. As the education levels of the parents of the students increase, the attitudes of the students towards the physical education lesson and physical activity also increase. Finally, the attitudes of the students whose parents do sports regularly towards physical education lesson and physical activity are higher than the students whose parents do not do sports. According to the results of the study, it can be said that ensuring the participation of both students and their parents in sports activities can enable secondary school students to develop positive attitudes towards physical education lessons and physical activity
Are Political Stability and Democracy Effective on Financial Development? Evidence from Sub-Saharan African Countries
The interaction between institutional phenomena such as political stability and democracy and the financial system is an important issue that has been researched for many years. Political instability and acts of terrorism are some of the important problems faced by sub-Saharan African countries. For this reason, in this study, the effects of political stability and democracy on the financial system in Sub-Saharan African countries during the period from 2002 to 2019 are investigated. In the study, in which the Two-Stage System Generalized Moments Method estimator was used, the dependent variable is the financial institutions development index. The explanatory variables of the study are the indicators of political stability and democracy. The control variables are the growth in GDP per capita, trade openness, inflation rate, foreign direct investment, and urban population ratio. The analyses display that democracy and political stability have positive effects on financial development. In terms of control variables, while the inflation rate has a negative effect on financial development, economic growth and trade openness affect financial development positively. In light of the findings, it is recommended that policymakers in Sub-Saharan African countries make arrangements to ensure political stability and increase the level of democracy to ensure financial development
İLK DEFA YÖNETİCİ OLARAK ATANAN BİREYLERİN YAŞAMIŞ OLDUĞU SORUNLAR VE ÇÖZÜM YOLLARI
Göreve yeni başlayan okul yöneticileri, eğitim dünyasının hızla değişen dinamikleri ve çeşitli zorlukları ile başa çıkmak zorundadır. Bu araştırmanın amacı, göreve yeni başlayan okul yöneticilerinin deneyimlerinden yola çıkarak, karşılaştıkları sorunları belirlemek ve bu sorunlara olası çözüm yollarını bulmaktır. Bu araştırma nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji (olgubilim) araştırma deseni ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örnekleme tekniği aracılığıyla belirlenen 12 okul yöneticisinden meydana gelmektedir. Bu araştırmada araştırmacılar tarafından hazırlanan yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmacılar katılımcıların yönetsel süreçlerde yaşadıkları sorunları çeşitli şekillerde tanımladıklarını tespit etmişlerdir. Ayrıca araştırmacılar katılımcıların çeşitli alanlarda, özellikle velilerle iletişim, iletişim stratejileri, yönetim sorunları ve yetkinlik eksiklikleri gibi konularda önemli zorluklarla karşılaştıklarını bulmuşlardır. Araştırmacıları katılımcıların ilk defa atanan okul yöneticilerinin karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik sıklıkla iş-yaşam dengesini kurma, mesleki gelişim fırsatları, etkin zaman yönetimi, bilinçli farkındalık ve rol netliği gibi birtakım öneriler ortaya koyduklarını bulmuşlardır. Bu çalışma, okul yöneticisi rolüne ilk kez geçiş yapmanın karmaşıklığına ilişkin değerli bilgiler sunmaktadır. Bu bağlamda araştırmacıları yaşam boyu eğitim kapsamında ilk defa yönetici olarak atanan bireylerin yönetimde daha fazla başarılı olmalarını sağlayıcı hizmet içi eğitim imkanları sunulmalı sonucuna varmışlardır
The Effect of Question Preparation Training Program that Measures Higher Order Thinking Skills on the Self-Efficiency of Science Teachers
In this study, the aim was to examine the effect of the question preparation training program that measures higher order thinking skills on the self-efficacy of science teachers. The research is in a pre-experimental design model with quantitative origin pre-test/post-test application. The example of the study comprises of 25 science teachers working in public middle schools in Çorum. “Question Developing Self-Efficacy Scale Measuring High Level Learning Level of Science Teachers” was used as data collection tool. Descriptive analysis, difference analysis and effect size analysis were used in the assessment of the data. The t-test for dependent samples were employed to compare the teachers' self-efficacy before the application and their self-efficacy at the end of the application. With the research, it was confirmed that the applied training program significantly increased teachers' self-efficacy in preparing questions measuring higher order skills. Herewith, multifarious proposals were made, like turning the training program into a book, and arranging the content of the in-service training programs by considering the items with low item averages
Evli Bireylerde Bilinçli Farkındalık ile Evlilik Doyumu Arasındaki İlişkide Evlilik Çatışmasının Aracı Rolü
Bu araştırmada evli bireylerde bilinçli farkındalık ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide evlilik çatışmasının aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın katılımcılarını yaşları 22 ile 66 arasında değişmekte olan 281 (239 kadın, 42 erkek) evli birey oluşturmuştur. Katılımcılar bilinçli farkındalık, evlilik çatışması, evlilik doyumu ve sosyodemografik niteliklerini belirlemeye yönelik olarak Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Evlilik Çatışması Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formunu içeren bir veri toplama aracını cevaplamıştır. Araştırma sonucunda evli bireylerde bilinçli farkındalık ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide evlilik çatışmasının aracı bir rolü olduğu bulunmuştur. Başka bir ifadeyle, evli bireylerde bilinçli farkındalığın artması, evlilik çatışmasında azalış ile, evlilik çatışmasında azalışta evlilik doyumunda artışla pozitif yönde ilişkilidir. Düşük evlilik doyumuna sahip çiftlerde evlilik ve aile danışmanları çatışma çözme becerilerini geliştirmeye ve bilinçli farkındalığı artırmaya yönelik müdahalelerde bulunabilir
Vaccine Hesitancy and Refusal: A Case Study of Amasya
YokAmaç: Amasya’da aşı tereddüdü yaşayan veya aşı yaptırmayı reddeden ebeveynler ile yapılan bu çalışmada onların kararını etkiyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, 2019-2020 yılı içinde Amasya ilinde çocuklarına aşı yaptırmayı reddeden ailelerin özellikleri sorgulanarak, aşı yaptıran bir grup aile ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunda aşının içinde çocuğa zararlı maddelerin olduğunu düşünme, aşının çocuğa zarar vereceğini düşünme ve bütün çocukluk çağı aşılarının dış ülkelerden geldiği için güven vermemesi aşı yaptırmama nedenleri ile ilgili en çok ifade edilen üç neden olarak belirtilmiştir. Aşı yaptırmayı reddeden çalışma grubunda doğum öncesi tarama testleri, şeker yükleme ve tetanos aşısı yaptırmayanların oranı kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olarak saptanmıştır. Aşıyla ilgili olumsuz deneyimlere sahip olma (OR= 6.57) ve bulaşıcı hastalıklara yönelik tedbir almama (OR= 32.64) aşıyı yaptırmamayla pozitif yönde ilişkili bulunmuştur.Sonuç: Bu çalışma ebeveynlerin sosyodemografik özellikler ile aşıya tutumlarını değerlendiren sınırlı sayıdaki çalışmalardan biridir. Aşıların temini ve finansmanından dolayı ailelerde aşılara karşı güven endişesi mevcuttur. Aşılamanın sadece bireysel değil toplumsal bağışıklık için gerekli olduğu gerçeği toplumdaki tüm bireylere çağdaş bilimsel bilgiler ışığında anlatılmalıdır.Objective: This study conducted with parents who have vaccination hesitation or refused to be vaccinated in Amasya is aimed to determine the factors that affected their decision. Material and Methods: In this study, the characteristics of families who refused to vaccinate their children in Amasya in 2019–2020 were questioned and compared with a group of families who had their children vaccinated. Results: In the study group, thinking that there are harmful substances in the vaccine, thinking that the vaccine will harm the child, and not giving confidence because all childhood vaccines come from abroad were stated as the three most expressed reasons for not vaccination. The rate of prenatal screening tests, sugar loading and tetanus vaccine was found to be significantly higher in the study group who refused vaccination compared with the control group. Having negative experiences related to vaccination (OR = 6.57) and not taking measures for communicable diseases (OR = 32.64) were positively associated with not having the vaccine. Conclusion: This study is one of the limited number of studies evaluating parents’ sociodemographic characteristics and attitudes toward vaccination. Due to the provision and financing of vaccines, families have concerns related to confidence in vaccines. The fact that vaccination is necessary not only for individuals but also for social immunity should be explained to all individuals in society considering modern scientific knowledge