Amasya University Institutional Repository
Not a member yet
2000 research outputs found
Sort by
Germinated Wheat as a Potential Natural Source of Antioxidants to Improve Sperm Quality: A Canary Trial
The present study was carried out to determine the effects of germinated wheat on some spermatological parameters (motility, abnormal spermatozoa, hypo-osmotic swelling test (HOST), and viability) in male Gloster canaries. For this purpose, the canaries were divided into two groups, each consisting of six canaries, one control (C), and the other experimental group (GW). Group C was fed commercial canary feed. The GW group was fed germinated wheat (germinated for 5 days) and commercial canary feed. The canaries were kept individually in four-storey cages (60 cm x 50 cm x 40 cm). In this study, which lasted 2 months, feed/water was provided ad libitum and lighting was applied daily for 16 h (turned on at 05:30 and turned off at 21:30). At the end of the experiment, the sperm samples obtained from the canaries were examined in terms of the aforementioned parameters. The effects of germination time x concentration, germination time, and solvent rate on DPPH radical scavenging activity and phenolic compounds in germinated wheat were significant (p 0.05). However, it significantly affected the motility and viable sperm rates (p < 0.05). As a result, it is thought that germinated wheat can be used as a natural antioxidant source to increase motility and vitality in canary sperm.Amasya University Scientific Research Projects Coor-dination UnitNo Statement Availabl
The effects of different fiber fractions from sour cherry (Prunus cerasus L.) pomace and fiber modification methods on cake quality
Sour cherry pomace is the largest byproduct of sour cherry processing with more than 0.4 million tonnes per year. In this study, sour cherry pomace powder (SCPP) has been treated individually or by a combination of microwave (MW), enzymatic hydrolysis, and high pressure to increase soluble dietary fiber (SDF) content. Then, the untreated or treated forms of SCPP, their SDF, and insoluble dietary fiber (IDF) isolates were added (5%) to the reduced-fat cake. Rheological, physical, and textural properties of the full-fat (50%) and the reduced-fat (25% fat) cakes enriched with dietary fiber (DF) were compared. SDF enrichment minimized the negative effect of fat reduction in the cake. Water absorption, mixing tolerance, hardness, and springiness values of the SDF-enriched samples were found as the lowest. Extensibility, energy, weight loss, and cohesiveness values were found to be the highest values with the addition of SDF. All treatments helped to decrease mixing tolerance, dough development, and stability time. MW was the critical treatment for DF modification. Individual MW-treated DF samples increased resistance to extension of the dough samples as compared to the untreated SDF, IDF, and SCPP. Nevertheless, SDF showed better performance in acting as a fat replacer than IDF and SCPP.Scientific and Technological Research Council of Turkey (TUBITAK)The Scientific and Technological Research Council of Turkey (TUBITAK) supported the open-access publication of this paper
Yusufefendizâde ve Vahdet-i Vücûd Risalesi
Yusufefendizâde Abdullah Hilmi; Osmanlı döneminde yaşamış, ilmi birikimiyle öne çıkan bir alimdir. Özellikle İslâmî ilimlerde; kıraat, tefsir ve hadis alanlarında övgüye mazhar bir âlim olarak tanınan Yusufefendizâde, aynı zamanda tasavvufî deneyim ve bilgisiyle dikkat çeken bir şahsiyettir. Aynı zamanda o, “Hilmî” mahlasıyla şiirler yazmış ve Halvetî tarikatından Şeyh İlyâs Sakîzî’den (öl. 1118/1706-7) seyrü sülûkünü tamamlayarak icazet almıştır. Onun tasavvuf hakkında Vahdet Meselesi başlıklı risalesi ve Niyâzi-î Mısrî (öl. 1105/1694) ile yazışmaları dışında konuyla ilgili bir yazısı bulunmamaktadır. Nitekim yazışmaların içeriği hakkında bilgi ya da mektubun kendisine rastlanılmamıştır. Bu yönüyle Vahdet Meselesi risalesi onun tasavvufa bakış açısını sunan tek eseri olmasıyla önem arz etmektedir. Bahse konu olan risale, vahdet-i vücûd konusundaki düşüncelerini içermekte aynı zamanda Osmanlı’da tasavvufa yönelik eleştirilere yanıt niteliği taşımaktadır. Yusufefendizâde’nin hayatı incelediğinde, dönemin etkili olaylarından biri olan Kadızâde-Sivâsî çatışmalarının ona tesiri gözlemlenebilmektedir. Bu olaylar, Osmanlı’da tasavvufun yaygın bir eleştiri konusu olduğundan dolayı gündemi etkileyen meselelerden biri olmuştur. Bazı çevrelerde tasavvufun bidat ve sapkınlık olarak değerlendirilmesi medrese ve tekke çevrelerinde ciddi çatışmalara yol açmıştır. Bu dönemde, tasavvufla medrese arasındaki keskin ayrımları uzlaştırmaya çalışan Yusufefendizâde gibi âlimler, ilmi müktesebatları sayesinde iki kesim arasında köprü görevi üstlenmiştir. Bilhassa medrese geçmişine rağmen Yusufefendizâde’nin vahdet-i vücûd gibi tartışmalı bir tasavvufî görüşü desteklemesi, onu Osmanlı’daki medrese ulemâsı arasında özel bir konuma yerleştirmektedir. Yusufefendizâde, risâlesinde vahdet-i vücûd anlayışını geniş kitlelerin kolayca kavrayamayacağına, bu bilginin sadece \"hakikat ehli\" olarak bilinen, manevi olgunlaşmayı tamamlamış kişilerce anlaşılabileceğine dikkat çekmektedir. Onun bu düşüncesi, Kıraat ilmî geleneğinde fem-i muhsin (doğru aktaran kimse) kişilerden doğrudan ders almanın önemine olduğu gibi hem ehlinden alınması hem de gözetim altında uygulanması gerektiğine dair de vurgu ihtiva etmektedir. Böylece tasavvufî bilgilerin hâlin yaşanması suretiyle doğru bir şekilde aktarılmasının gerekliliğini vurgulamıştır. Bu nedenle vahdet-i vücûdun doğrudan tahkik ehli tarafından anlaşılması gerektiğini vurgulamış, yanlış anlaşılmanın ise bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirtmiştir. Yusufefendizâde’nin vahdet-i vücûda dair görüşlerini ortaya koyarken Niyâzî-i Mısrî’den alıntı yapması, onunla olan yazışmaları, düşüncelerinin şekillenmesinde Niyâzî-i Mısrî’nin etkisini göstermektedir. Niyâzî-i Mısrî, zikir ve sema mukabelesinin yasaklanmasına karşı çıkmış ve bu görüşlerinden ötürü yönetim tarafından sürgüne gönderilmiştir. Yusufefendizâde’nin bu risalede Niyâzî-i Mısrî’den iktibasla konuyu delillendirmesi, onun tasavvufa olan yakınlığını ve yaşadığı dönemin tasavvuf ehline yönelik eleştirilere karşı duruşunu açıkça göstermektedir. Bu durum, Yusufefendizâde’nin inançları uğruna tavizsiz bir tutum sergilediğini kısa bir risaleyle de olsa yansıtmaktadır. Bu yönüyle Niyâzî-i Mısrî’nin “Her neye baḳsa gözüñ, bil sırr ı Sübḥān ʾandadır.” beyti, vahdet-i vücûd anlayışının metafizik temellerini ortaya koyan önemli bir ifade olarak risalede yer bulmaktadır. Yusufefendizâde'nin risalesindeki vahdet-i vücûd kavramı, Allah'ın “mutlak” varlık olduğu ve tüm evrenin O'nun tecellilerinden ibaret “mukayyed” varlık düşüncesini tarif etmektedir. Bu yönüyle o, evrende görülen tüm varlıkların aslında Allah’ın birer yansıması ve mevcudatı şeklinde tanımlamaktadır. Bu yansımalar, mutlak varlık olan Allah’ın zatını değil, yalnızca tecellileri ile olan bir durumu ihtiva etmektedir. Bu nedenle Yusufefendizâde, Allah’ın tüm noksanlıklardan ve yaratılmışlara ait sınırlamalardan münezzeh olduğunu da belirtmektedir. Yusufefendizâde'ye göre Allah'ın mutlak varlığını kavramak ve varlıkların fânî doğasını idrak etmek, yalnızca muhakkiklerin ulaşabileceği bir hakikattir. Vahdet-i vücûdun anlamını kavramanın zorluğu, bu konuda yanlış anlaşılmaların da önünü açmıştır. Ona göre bu konudaki yanlış anlamaların en büyük nedeni, bu hâlin/nazariyenin sadece yüzeysel bilgiyle anlaşılmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. Diğer yandan Yusufefendizâde, risalesinde Allah ve mahlukatın arasındaki ilişkiyi açıklamak için “ayna ve gölge” metaforlarını kullanmaktadır. Allah ve yaratılmışlar arasında bir ittihad ya da hulûl ilişkisinin bulunmadığını vurgulamaktadır. Yusufefendizâde’nin tasavvufa dair muayyen risale dışında başka yazısının bulunmaması, onun tasavvufa bakış açısı ve tasavvuf hakkındaki görüşlerinin de anılmasını sınırlamıştır. Bu vesileyle bu çalışmada onun kısaca hayatına, bir medreseli olarak tasavvuf ile ilişkisine, Kadızâde-Sivâsî olaylarının dönemine yansıyan sonuçlarına, yazdığı risalenin incelenmesine ve nüsha tanıtımına yer verilmektedir
TÜRK BOZKIR SİYASİ HÂKİMİYET ANLAYIŞINDA “UÇ AÇMANIN” AMİLLERİ
İklim ve coğrafyanın gereklerine uygun bir biçimde sürdürülen yaşam tarzları; bireylerin, toplulukların ve milletlerin karakterleri, dünyayı algılama biçimleri, sanat anlayışları ile örf ve adetleri üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda Orta Asya iklim ve coğrafyası içerisinde yaşayan Türk bozkır topluluklarının geniş bir kuşak üzerinde yayılmalarında hiç şüphesiz konargöçer yaşamın ve bozkır kültürünün mayalandığı uçsuz bucaksız bozkırların yetiştirdiği cihanşümul ve alp karakterli insan tipinin çok büyük bir etkisi bulunmaktadır. Bunda kozmogonik anlayış ve idrakin ve ona bağlı gelişen cihanşümul bir yönetim anlayışının benimsenmesinin de oldukça büyük bir etkisi bulunmaktadır. Doğu-batı ve kuzey-güney istikamette binlerce kilometre genişlikte bir sahaya tekabül eden coğrafyanın sınır boylarında, diğer bir ifadeyle uç bölgelerde çeşitli milletlerle insani, kültürel ve ticari ilişki kurmada, atlı göçebelik ya da konargöçerliğin özgün ve dinamik sosyal ve siyasal yapısı ile birlikte coğrafi hususiyetler belirleyici olmuştur. Bu anlamda uç kelimesi “sınır” anlamına gelmekle birlikte, kendine özgü siyasi ve kültürel bir oluşumu ifade eden bir anlamı da ihtiva etmektedir. Konargöçer bozkır toplulukları, uçsuz bucaksız bozkırlara özgü sosyal, siyasi, iktisadi ve kültürel karakterleriyle komşu bölge ya da ülkelerle yoğun ilişkiler içerisine girmişlerdir. Bozkır yaşam tarzı içerisinde iklim ve bu iklimin beslediği hareketli yaşam; sosyal, ekonomik ve siyasal nedenlerle göç olgusunu sürekli olarak beslemiştir. Bu bağlamda Türklerin tarih sahnesine çıkışları, başka milletlerle karışmaları ve tarihi sürece yön vermeleri, çoğunlukla göçlerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Konar göçer yaşam döngüsü içerisinde, bozkır topluluklarının dünyayı algılama biçimleri ve birtakım ihtiyaçlarına çözüm üretme çabaları, hareketli yaşam tarzına uygun bir biçimde yön bulma ve arazi topoğrafyasını iyi bir biçimde değerlendirme yeteneğini de geliştirmiştir
The effect of training according to the midwives resilience model on the psychological resilence and stress levels of midwives: A randomized controlled trial
EBELİK DAYANIKLILIK MODELİNE GÖRE HAZIRLANAN EĞİTİMİN EBELERİN PSİKOLOJİK DAYANIKLILIĞI ve STRES DÜZEYLERİ ÜZERİNE ETKİSİ: RANDOMİZE KONTROLLÜ ÇALIŞMA Ebrar HACIKÖYLÜ Amasya Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ebelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans, Haziran/2024 Danışman: Doç. Dr. Duygu MURAT ÖZTÜRK Bu çalışma ile ebelik dayanıklılık modeline göre verilen eğitimin ebelerin dayanıklılıklarına ve stres düzeyine etkisini araştırmak amaçlanmaktadır. Ön test son test randomize kontrollü deneysel araştırma türünde olan bu araştırma 5 Ağustos 2023-1 Şubat 2024 tarihleri arasında Amasya ilinde çalışan ebelerle yürütülmüştür. 28 deney, 35 kontrol grubu olmak üzere 63 ebe ile çalışma tamamlanmıştır. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki ebelere ebelik dayanıklılık modeline dayanan 3 günlük yüz yüze bir eğitim verilmiştir. Çalışmaya katılan ebeler farklı sosyodemografik özelliklere ve çalışma koşullarına sahip olup Psikolojik Dayanıklılık Ölçek (PDÖ) toplam puanları incelendiğinde kontrol ve deney grubu ön testte sırasıyla; 122.69±14.73, 125.57±18.41, 2. testte sırasıyla; 125.83±13.25, 140.57±14.8, son testte ise sırasıyla; 120.43±12.9, 138.68±16.24 olarak bulunmuştur. Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) toplam puanları incelendiğinde kontrol ve deney grubu ön testte sırasıyla; 25.66±4.17, 23.43±8.61, 2. testte sırasıyla; 27±5.4, 23.18±7.94, son testte ise sırasıyla; 29.11±4.25, 19.54±7.59 olarak bulunmuştur. PDÖ ve ASÖ alt boyut puanlarının ise gruplara ve izlemlere göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Kontrol ve deney grubundaki psikolojik dayanıklılık puanlarının eğitim öncesinde birbirine yakın olduğu eğitim sonrasında yapılan 2. ve son testte farklılıklar olduğu, deney grubunun puanının kontrol grubundan yüksek olduğu saptanmıştır. ASÖ puanları ise eğitim öncesinde birbirine yakın olup eğitim sonrasında deney grubunun puanları azalırken kontrol grubunun puanlarının artmış olduğu saptanmıştır. Buna bağlı olarak ebelere verilen psikolojik dayanıklılık eğitimi ile ebelerin psikolojik dayanıklılıklarının artığı ve stres düzeylerinin azaldığı görülmektedir.Yapılan eğitim etkili bulunmuştur. Tüm bunlar doğrultusunda ebelerde psikolojik dayanıklılıkla ilgili eğitimlerin ve çalışmaların artırılması gerektiği önerilmektedir.THE EFFECT OF TRAINING ACCORDING TO THE MIDWIVES RESILIENCE MODEL ON THE PSYCHOLOGICAL RESILENCE AND STRESS LEVELS OF MIDWIVES: A RANDOMIZED CONTROLLED TRİAL Ebrar HACIKÖYLÜ Amasya University, Institute of Health Sciences Department of Midwifery, Master's Degree, June/2024 Advisor: Assoc. Dr. Duygu MURAT ÖZTÜRK This study aims to investigate midwives' resilience and stress level exposure to the training given according to the midwifery resilience model. This research, which is a pre-test post-test randomized controlled trial research type, was conducted with midwives working in Amasya province between 5 August 2023 and 1 February 2024. The study was completed with 63 midwives, 28 in the experimental group and 35 in the control group. Research data were collected using the Personal Information Form, Resilience Scale for Adults (RSA) and Perceived Stress Scale (PSS). Midwives in the experimental groups were given a 3-day face-to-face training based on the midwifery resilience model. The midwives participating in the study have different sociodemographic characteristics and working conditions, and when the total scores of the RSA are examined, the control and experimental groups are respectively in the pre-test; 122.69±14.73, 125.57±18.41, respectively, in the 2nd test; 125.83±13.25, 140.57±14.8, respectively in the post-test; It was found to be 120.43±12.9, 138.68±16.24. When the total scores of the PSS were examined, the control and experimental groups were respectively in the pre-test; 25.66±4.17, 23.43±8.61, respectively, in the 2nd test; 27±5.4, 23.18±7.94, respectively in the post-test; It was found to be 29.11±4.25, 19.54±7.59. It was found that RSA and PSS subscale scores differed according to groups and follow-ups. It was determined that the psychological resilience scores in the control and experimental groups were close to each other before the training, but there were differences in the second and final test after the training, and the score of the experimental group was higher than the control group. PSS scores were close to each other before the training, and after the training, it was determined that the scores of the experimental group decreased while the scores of the control group increased. Accordingly, with the psychological resilience training given to midwives, it is seen that the psychological resilience of midwives increases and their stress levels decrease. The training was found to be effective. In line with all these, it is suggested that training and studies on psychological resilience in midwives should be increased
TÜRK ROMANINDA İŞÇİLER
İşçi kavramı, geçen zamanla birlikte pek çok değişime uğramıştır. Tanıtımın başlangıcında özellikle işçinin ne demek olduğu ve işçi kategorisinin ortaya çıkışı üzerinde durulmuştur. İşçileri anlatması bakımından ele alınmış olan on bir romanın seçilme sebebi kitabın yazarının ifade ettiği şekli tanıtımda yer bulmuştur. Eserde ele alınan romanlar net bir şekilde belirtilmiş olup aynı zamanda işçilerin romanlardan hareketle oluşturdukları kategorilerde yer almaktadır
Taxonomic relevance of stem and leaf anatomy in 10 endemic Fritillaria species from the Mediterranean Region
Fritillaria has important medicinal and horticultural values. This research aims to comprehensively assess the taxonomic relevance of micro-anatomical features within ten species belonging to Fritillaria subgenus Fritillaria, namely F. aurea, F. bithynica, F. crassifolia, F. enginiana, F. glaucoviridis, F. kittaniae, F. serpenticola, F. sibthorpiana, F. wendelboi, and F. whittallii, utilizing light microscopy. The majority of these species exhibit endemism within the Turkish Mediterranean Region, with F. aurea and F. crassifolia representing endemic Irano-Turanian elements, while the rest are native to the Eastern Mediterranean Region. In this anatomical investigation, we described and compare the cross-sections of the stem and leaves. Results revealed substantial variation in anatomical traits among the studied species. The presence or absence of eglandular trichomes, crystal granules in the leaf surface and cross section and in stem pith region, and the arrangement of parenchymal and sclerenchymal layers in the stem offered useful taxonomic markers. Similarly, leaf characteristics such as epidermal cell sizes, stomatal indices, mesophyll types, and guard cell shapes provided distinguishing features. A dichotomous key was developed based on these anatomical traits to aid in the accurate identification of Fritillaria species, highlighting the practical utility of these features in taxonomic studies. The findings underscore the importance of micro-anatomical traits as valuable tools for distinguishing and classifying plant species, especially in cases where morphological traits alone may not provide sufficient differentiation. © 2023King Saud University, KSUThe authours extend thier appreciation to the Reserachers supporting Project number (RSP2023/95), King Saud University, Riyadh Saudi Arabia
KONAKLAMA İŞLETMELERİNDE ÇALIŞANLARIN “SESSİZ İSTİFA” KAVRAMINA İLİŞKİN ALGILARININ METAFOR ANALİZİ İLE İNCELENMESİ
Konaklama işletmelerinde müşteri memnuniyeti önemli olduğu için bu işletmeler emek yoğun hizmet sunmakta ve özverili çalışma gerektirmektedir. Ayrıca birbirine benzer ürün ve hizmet sunduklarından dolayı günümüzdeki yoğun rekabet koşullarında konaklama işletmelerine fark yaratacak en önemli faktör sundukları hizmet ve bu hizmeti sunuş biçimleridir. Bu doğrultuda konaklama işletmelerinin en önemli sermayelerinden biri de kuşkusuz insan kaynaklarıdır. Sessiz istifanın önemi ve etkileri göz önüne alındığında konaklama işletmeleri açısından dikkate alınması gereken bir konu olduğu görülmektedir. Bu çalışma ile konaklama işletmelerinde çalışanların sessiz istifa kavramına ilişkin algılarının metafor analizi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinin kullanıldığı araştırmanın sonucunda katılımcılar tarafından 34 tane metafor oluşturulmuştur. Klasik ve ilişkisel algı olarak belirlenen kategorilerde yer alan bu metaforların açıklamalarına göre çalışanlar sessiz istifaya ilişkin düşüncelerini; emeklerinin ve beklentilerinin karşılığını alamama, işyerinde yaşadıkları baskı ve stres, yönetimin başarısızlığı, çalışanlara inisiyatif ve sorumluluk verilmemesi, iş hayatının yoğunluğu, tükenmişlik, iş yükünün fazla olması, düşük maaş, işyerinde mutsuzluk, yöneticiler ve çalışanlar arasındaki iletişim sorunu şeklinde açıklamışlardır
Analysis of images in the primary school 2nd grade Turkish course book
Bu araştırma ilkokul 2. Sınıf Türkçe dersinde kullanılan iki farklı yayınevine ait ders kitaplarının içinde yer alan metinlerin görsellerinin analiz edilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada 2023-2024 eğitim öğretim yılında Türkçe ders kitabı olarak okutulan Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları (MEB) ve Bilim Kültür Yayınları (BKY) ders kitapları incelenmiştir. Verilerin toplanmasında doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafında hazırlanan "Görsel-Metin İlişkisi Kategori Listesi" kullanılmıştır. Kitaplarda yer alan metinlere ait görseller Görsel –Metin Kategori Listesi kullanılarak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda MEB yayınları ders kitabında incelenen metinlerin görsellerinin metnin içeriğine ve öğretim programındaki kazanımlara kısmen uygun tasarlandığı, BKY 2. Sınıf Türkçe ders kitabında incelenen metinlerin görsellerinin metnin içeriğine ve öğretim programındaki kazanımlara uygun tasarlandığı sonucuna ulaşılmıştır. BKY ders kitabının, MEB yayınları ders kitabına oranla öğrencilerin bilişsel ve duyuşsal özellikleri açısından daha uygun olduğu tespit edilmiştir. Her iki yayınevinin kitabında da görsellerin şiddet ve toplumsal değerler açısından olumsuz öğe içermediği sonucuna varılmıştır. Ayrıca incelenen Türkçe ders kitaplarında metinlerde çeşitli görseller kullanılmadığı, tek görsel türüne yer verildiği sonucuna varılmıştır. Her iki ders kitabında da kullanılan renkler canlı dikkat çekici ve net, renkler gerçeğe uygun düzenlenmiştir. Her iki yayınevinin kitabının da bütünlüğü sağlayıcı, şekil-zemin ilişkisini gözeterek, tasarımda denge ilkelerine uygun düzenlendiği sonucuna ulaşılmıştır ancak BKY ders kitabında metinlerle birlikte her sayfada görsele yer verildiği görülmüştür. Yine BKY ders kitabı MEB yayınları ders kitabına oranla görsellerinin boyutlarının gerçeğe daha uygun ve oran orantı ilkelerine daha yüksek düzeyde uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Her iki ders kitabında da görsellerin öğrencilere estetik zevk ve duyarlılık kazandırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen tüm sonuç ve bulgular tartışılmış ve daha sonra bazı önerilerde bulunulmuştur.This research was conducted to analyze the visuals of the texts in the textbooks belonging to two different publishing houses used in the 2nd grade Turkish course in primary school. In the research, the Ministry of National Education Publications (MEB) and Science Culture Publications (BKY) textbooks, which were taught as Turkish textbooks in the 2023-2024 academic year, were examined. Document analysis technique was used to collect data. The "Visual-Text Relationship Category List" prepared by the researcher was used as a data collection tool. Images of the texts in the books were analyzed and interpreted using the Visual-Text Category List. As a result of the findings obtained from the research, it was concluded that the visuals of the texts examined in the MEB publications textbook were designed partially in accordance with the content of the text and the achievements in the curriculum, and the visuals of the texts examined in the BKY 2nd Grade Turkish textbook were designed in accordance with the content of the text and the achievements in the curriculum. It has been determined that the BKY textbook is more suitable in terms of students' cognitive and affective characteristics than the MEB publications textbook. It was concluded that the visuals in both publishing houses' books do not contain negative elements in terms of violence and social values. In addition, it was concluded that in the Turkish textbooks examined, various visuals were not used in the texts and only a single visual type was included. The colors used in both textbooks are vibrant, eye-catching and clear, and the colors are arranged realistically. It was concluded that the books of both publishing houses were arranged in accordance with the principles of balance in design, ensuring integrity, taking into account the figure-ground relationship, but it was observed that the BKY textbook included visuals on every page along with the texts. Again, it was concluded that the dimensions of the visuals in the BKY textbook are more realistic and comply with the principles of ratio and proportion at a higher level compared to the MEB publications textbook. It was concluded that the visuals in both textbooks provided students with aesthetic pleasure and sensitivity. All results and findings obtained from the research were discussed and then some suggestions were made
Beyaz Dut (Morus alba) Yaprağı Ekstraktıyla Çam Ahşap Numunelerin Boyanabilirliğinin İncelenmesi
Bu çalışmada, beyaz dut (Morus alba) yapraklarının doğal boyar madde olarak, ahşap numunelerin renklendirilmesinde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, Tokat il merkezinde haziran ayında toplanan beyaz dut yaprakları, gölgede kurutulmuştur ve deiyonize suda soxhlet cihazında reflux edilmiştir. Elde edilen boyar madde kullanılarak,(5x 2,5x2,5 cm) ebatlarında çam ahşap materyaller, sırasıyla pH 4 ve pH 8’de birlikte mordanlama metoduyla boyanmıştır. Mordan olarak demir sülfat heptahidrat (FeSO4.7H2O), bakır sülfat pentahidrat (CuSO4.5H2O), potasyum alüminyum sülfat dodekahidrat (KAl(SO4)2.12.H2O), gümüş nitrat (AgNO3) ve Önal -1( %3 NH3 (v/v,) %3 üre(g/v) %3 kalsiyum okzalat (g/v)) mordanları kullanılmıştır. Boyanan materyallerin renk kodları Pantone Color Quide renk atlası ile görsel olarak belirlenmiştir. Yıkama, kuru ve yaş sürtünme haslık analizleri literatürdeki gibi yapılarak, sonuçlar gri skalaya göre tespit edilmiştir. K/S(renk verimliliği) ve CIE Lab (açıklık-koyuluk) değerleri Primer Colorscan SS 6200 cihazında ölçülmüştür. En yüksek K/S değeri (19,50) Önal-1 mordanı ile elde edilmiştir. Elde edilen haslık sonuçlarına göre yıkama ve sürtünme haslıkları tüm mordanlar için yaklaşık 4-5 olarak bulunmuştur