Tasarım+Kuram (E-Journal)
Not a member yet
424 research outputs found
Sort by
Kentsel Dönüşüm ve Güncel Sanat: İstanbul’da Yaşanan Kentsel Dönüşümü Sanat Eserleri Üzerinden Okumak: Kentsel Dönüşüm ve Güncel Sanat
Neoliberal policies, which strengthened their influence with the end of the 20th century, transformed cities into consumable commodities, and thus the cities faced the risk of entirely losing their unique nature. This rapid structural and cultural transformation led to a series of social and spatial divisions including inequality and polarization. At the same time, this process has assessed dynamics of the cultural environment and has created its own culture industry. Limiting its scope to Istanbul, this essay focuses on artworks that problematize urban transformation that accelerated as a result of neoliberalism. It is aimed to understand the relationship between the practices of artists and urban policies, to see what kind of productions are carried out in the face of urban transformation, what tendency is displayed, the collaborations and the solutions put forward. In this study, the historical process of urban policies and the structure and institutionalization of the contemporary art examined in three periods and the artworks produced in this process were investigated. These works have features such as focusing on the periphery; making different languages, hybrid cultures, minorities visible; inventing new collaborations and projects to support economic and legal processes; keeping a memory record, setting the groundwork for new possibilities and fictions based on Rancière. On the other hand, it has been observed that contemporary art, which has been institutionalized through private companies, is at the heart of the urban transformation.yüzyılın sonları ile birlikte etkisini güçlendiren neoliberal politikalar kentleri tüketilecek birer meta olarak pazara sunmuş, kenti tüm özgünlüğünü kaybetme riski ile baş başa bırakmıştır. Hem yapısal hem de kültürel bir değişime uğrayan kentlerde; eşitsizlik, kutuplaşma gibi toplumsal ve mekansal ayrışmalar gözlenmiştir. Bu süreç aynı zamanda kültürel ortamın dinamiklerini de yeniden belirlemiş; bienaller, müzeler, fuarlar ve festivaller ile kenti şekillendiren bir kültür endüstrisi yaratmıştır. Kapsamını İstanbul ile sınırlayan bu makalede, oluşan bu kültürel ortamda, neoliberalizm ile hız kazanan kentsel dönüşüm uygulamalarını sorunsallaştıran sanat eserleri ele alınmıştır. Böylelikle, sanatçıların pratikleri ile kent politikaları arasındaki ilişkilenmeyi anlamak; kentsel dönüşüm karşısında ne gibi üretimler gerçekleştirildiği, nasıl bir eğilim sergilendiği, kurulan işbirlikleri, ortaya atılan çözümleri bir arada görmek amaçlanmaktadır. Çalışmada, kent politikalarının tarihçesi ile güncel sanat ortamının yapısı ve kurumsallaşması üç dönemde incelenmiş, bu süreçte üretilen sanat eserleri araştırılmıştır. Bu eserlerin; periferiye odaklanan, farklı dilleri, melez kültürleri, azınlıkları görünür kılmaya çalışan, yeni iş birlikleri icat ederek ekonomik ve hukuki süreçleri destekleyecek projeler üreten ve bir hafıza kaydı tutan, Rancière’den hareketle yeni olasılıklara ve yeni kurgulara zemin hazırlayan özellikler barındırdığı görülmektedir. Diğer yandan, özel şirketler aracılığıyla kurumsallaşan güncel sanatın bahsi geçen kentsel dönüşüm uygulamalarının tam da göbeğinde yer aldığı gözlemlenmiştir
Üniversite Kafeteryasının Kullanıcı Katılımlı Bir Yaklaşımla Tasarlanması: Kullanıcı Katılımı ile Üniversite Kafeteryası Tasarımı
Unlike the conventional design practice, the design of spaces through user participation, not only relies on the creativity of the designer, but is also shaped by the needs and preferences of the users. Such an approach enables the user to embrace the space and to use it more effectively. Thus, potential that was not apparent before in the space can be revealed. University venues are designed to support the basic needs of the students, such as education, research and social interaction. The people who should have a say about how and which space will be designed in this sense are the students who are the main users of the space. The university cafeteria was selected as the space in this study, as it relates to multiple needs of the students such as eating and drinking, studying, chatting, resting and having fun. In this context, the aim of the study was to redesign the existing cafeteria of Istanbul Kultur University with a student participation approach. The field research of the study includes two interrelated stages based on qualitative methods. In the first stage, the current state of the space was examined through the observations of the space and user actions and photographs. The findings obtained in the first stage provided the researcher with an overview of the layout of the university cafeteria and gave an idea of how the spaces were used and the design. Observations were based on how the students interact with the space, the personal space definition of the space, the actions and behaviors that exist in the cafeteria, and factors directly related to the physical environment such as light, ventilation and thermal comfort. In the second stage of the study, semi-structured interviews were conducted with students. Students of Istanbul Kultur University, who are the primary users of the venue, took part in the interviews as participants. The findings obtained at the end of the study were evaluated and transferred to the design. The purpose of the interview was to determine how the users make use of the existing areas of the cafeteria space, how they feel about the place in general and their forward-looking wishes / expectations. Issues of how the cafeteria environment is perceived, how many people use the space, the pros and cons of the place, and if it is redesigned, the desired / expectations in the cafeteria environment were created, and the questions were directed in line with these headings. Findings from the analysis and coding stages highlighted some important problems in the existing cafeteria, and the positive qualities to be considered for the new cafeteria design to be designed. After the data collection and evaluation process was completed, data transfer was made with graphics and visualizations that would strengthen the designer-user communication, and that both groups could perceive and interpret jointly. Six main design decisions were made with the information obtained from the analysis findings. These decisions are; to bring a defined circulation axis to the space, to establish correct connections between spaces with similar and different functions, to provide diversity to the space, to eliminate the monotony in the space with the use of plants, to make space arrangements in accordance with physical environmental conditions and to reduce the density of catering services. In the study, new design ideas were developed in line with these decisions. The subject discussed in the study emphasizes that how students experience schools, which is an important part of their daily lives, how school spaces can be improved with student participation, and that students have a say in the spaces in structures such as universities / schools where they spend most of their time, increases their sense of belonging to these spaces. In the study conducted in the cafeteria of Istanbul Kultur University, it was concluded that visual methods improve the generation of information and interpretation of findings, unlike the data collected by traditional methods such as interviews and questionnaires. Although the findings cannot be generalized, it is thought that the approaches adopted and the data obtained in this study will contribute to both participatory design literature and designers who will design a university cafeteria. In the future work on the improvement of any school space, it is suggested that not only students but also educators should have a say. Considering today’s conditions and technology, it is thought that making a method such as a questionnaire digitally can reach both faster and more users. Participatory design should continue not only in the process, but in every stage of the design. Therefore, various alternatives can be developed and voted during the design process. The design with the most votes can be applied.Geleneksel tasarım pratiğinden farklı olarak, mekânların kullanıcı katılımıyla tasarlanması sadece tasarımcının yaratıcılığına dayanmaz, aynı zamanda kullanıcıların ihtiyaç ve istekleriyle de şekillenir. Böyle bir yaklaşım kullanıcının mekânı daha çok benimsemesini ve daha efektif kullanabilmesini sağlar. Böylece mekânda daha önce var olmayan potansiyeller açığa çıkarılabilir. Üniversite mekânları, öğrencilerin eğitim, araştırma ve sosyal etkileşim gibi temel ihtiyaçlarını desteklemek üzere tasarlanmıştır. Bu doğrultuda hangi mekânın nasıl tasarlanacağı konusunda söz sahibi olması gereken kişiler, mekânın ana kullanıcıları olan öğrencilerdir. Yeme-içme, ders çalışma, sohbet etme, dinlenme, eğlenme gibi çoklu eylemleri barındırdığı için alan çalışması olarak üniversite kafeterya mekânı seçilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, İstanbul Kültür Üniversitesi’nin mevcut kafeteryasını öğrenci katılımlı bir yaklaşımla yeniden tasarlamaktır. Çalışmanın alan araştırması bölümü nitel yöntemlere dayalı birbirleri ile ilişkili iki aşamayı içermektedir. İlk aşamada, mekândaki kullanıcı eylemleri gözlemlenmiş, fotoğraflanmış ve mevcut durum analiz edilmiştir. İkinci aşamada kullanıcılarla yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmıştır. Mülakatlarda mekânın birincil kullanıcıları olan İstanbul Kültür Üniversitesi öğrencileri katılımcı rolü ile yer almışlardır. Çalışma sonunda elde edilen bulgular değerlendirilip tasarıma aktarılmıştır
Türkiye’de İlk Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünün; İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne 50 yıllık Serüveni: Türkiye’de Endüstriyel Tasarım Eğitimi
The Industrial Product Design Department of Mimar Sinan Fine Arts University, in its modern name, the institution which initiated Industrial Product Design Education in Turkey, has completed half a century of life in 2021 under its official name. In this 50-year period, which began with the Industrial Design Department of UESYO in 1971, in a time when the name of Industrial Design was an unfamiliar concept in the country, the students trained by the institution came to positions that would direct the Turkish industry, had important roles in the development and settlement of industrial design and made the profession known. In line with this, a second department was established within the body of İDGSA in 1973, under the name İDGSA, Interior Architecture and Industrial Product Design Department. In accordance with a decision taken in 1981, two departments were gathered under one roof, and the one name of MSU, Faculty of Architecture, Industrial Design Department. The qualification exam system for the department was changed in 2016, and in 2020 the department was renamed to Industrial Design. Since 1971 when the department was formalized; it raised highly valuable industrial designers, its students received important awards in many international design competitions, its graduates became professionals in important domestic and global companies such as Volkswagen, Mercedes, Tofaş, Arçelik, Şişecam, Ford Otosan, Grohe, Kelebek, Çilek Mobilya, Vestel and pioneered many professional innovations. The innovative products designed by these graduates helped many companies such as Arçelik, Çilek, Arzum, etc. to become pioneers in their own fields, and achieve great success. The design works of the founding members of the department, along with the works of the graduates they raised for the design world and of the successive generations, hold an importance place in the recent design history of Turkey. The first Industrial Product Design Department, which was established in Turkey in 1971 under UESYO’s roof, laid the foundations of this profession in Turkey and gained an important place in the Turkish industry with the students it raised. The general structure of UESYO education • The goal of the institution is to design products which can be produced in the industry, • To produce projects by acting in touch with industrial organizations, • To be able to follow up-to-date technological developments thanks to ongoing relationship with the industry, • Graduate students carry design duties in industry organizations. Quite in parallel, the objectives of current department can be summarized as follows; • To direct the Turkish Industry in terms of design; to contribute to the development of theoretical research and applications, • To provide design and designer support to the Turkish industry, to closely follow global developments in order to carry new knowledge to education and industry, • To create a school which is unique in terms of industrial design education and profession. As a result of this unchanging approach to education, even after 50 years, it still remains as an institution, the graduates of which are still much sought after in the industry. The department also conducted many inter-institutional collaboration projects and is still conducting new projects. This work was shaped using the department’s archive documents, verbal and written memories of and interviews with witnesses throughout the history, as well as conferences. The objective is to utilize this documentation resources to portray the half-century journey of the department in its 50th year.Türkiye’de ilk Endüstri Ürünleri Tasarım eğitimini başlatmış kurum olan MSGSÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü, 2021 yılında yarım yüzyılı geride bırakmaktadır. 1971 yılında, UESYO ile başlayan bu 50 yıllık süreçte, ülkede endüstriyel tasarımın adı dahi bilinmezken kurumun yetiştirdiği öğrenciler, Türkiye sanayisine yön verecek pozisyonlara gelerek, endüstri tasarımının gelişmesi ve yerleşmesinde önemli rollere sahip olmuş ve mesleği bilinir kılmışlardır. Yarım yüzyılda, bölümün isminde ve yapısında çeşitli değişiklikler gerçekleşmiş olsa da özünde verdiği eğitim ve tasarımcı vizyonu bölümün kuruluşundaki anlayış ile sürmektedir. Bu süre zarfında, çok değerli endüstriyel tasarımcılar yetiştirmiş, dünya çapında pek çok tasarım yarışmasında önemli ödüller almış, mezunları Volkswagen, Mercedes, Tofaş, Arçelik, Şişecam, Ford Otosan, Grohe, Kelebek, Çilek Mobilya, Vestel, Anadolu ISUZU ve daha pek çok Türkiye’nin ve dünyanın önemli kuruluşlarında tasarımcı olarak mesleğini sürdürerek tasarıma yön vermiş, mesleki pek çok ilke imza atmıştır. Bölümün öğretim üyelerinin ve mezunların çalışmaları, Türkiye’nin yakın tasarım tarihinde önemli yer tutmaktadır. 1971 yılında Türkiye’de İDGSA çatısı altında kurulmuş olan ilk endüstri ürünleri tasarımı bölümü, Türkiye’de bu mesleğin temellerini oluşturmuş, yetiştirdiği öğrencileri ile Türkiye endüstrisinde önemli bir yer edinmiştir. 50 yıl sonra, halen endüstride mezunları aranan bir kurum olma konumunu korumayı sürdürmektedir. Bu çalışma, bölüm arşiv belgeleri, başta bölümün kurucusu Önder Küçükerman ve döneminin tanıklarının sözlü ve yazılı anıları, röportajları ve konferanslardan alınma bilgiler ile şekillenmiştir. Bölümün 50.yılında, bu yarım asırlık serüveni anlatmaktadır
Tame Modernism: The Manifestos of Sedad Hakkı Eldem and Orhan Veli Kanık: Tame Modernism
This study aims at comparing the two most influential manifestos of the early Republican Period in Turkey, Sedad Hakkı Eldem’s Towards A Local Architecture (Yerli Mimarîye Doğru, 1940) and Orhan Veli Kanık’s Foreword to the Strange Anthology (Garip Antolojisi Önsözü, 1941). The texts include several common features along with comparable differences exemplifying the cultural shift in Turkey in the late 1930s. The international economic crises in 1929 triggered a process of enclosed economies and nationalist governments around the world followed by a cultural shift from international avant-garde to an intrinsic populism. Especially the countries founded after the First World War, such as the Weimar Republic, the Soviet Union, and Turkey, experienced the process as a very sharp turn. The discrimination in Nazi Germany and the total control of arts in the Soviet Union were the extremes, which Turkey has not undergone, but the change of focus towards folk culture and popular taste accompanied by intolerant Statist restoration was conspicuous. Eldem and Veli’s manifestos are based on the principal traits of the transformational role of arts, the search for a social self-identity, and the need for communication with the masses. Whereas their ideological attitude toward society’s identity differs, they separately argue that art should be part of the social transformation and modernization. They assert that their respective fields should be suitable for the lifestyle, taste, and the country’s conditions. In terms of style, they argue that a regionalist attitude in architecture and the use of daily language in poetry could facilitate the necessary communication with the masses. The manifestos of Eldem and Veli constitute essential and rare theoretical ventures, which have determined the framework of art in popular opinion for a few decades, while their parallelism exemplifies the outlines of the cultural shift in the 1930s.Erken Cumhuriyet döneminin en dikkat çekici manifestolarından Sedad Hakkı Eldem’in Yerli Bir Mimariye Doğru makalesiyle Orhan Veli Kanık’ın Garip Antolojisi Önsözü, koşutlukları kadar farklılıklarıyla da 1930’ların sonunda Türkiye’de gözlemlenen kültürel dönüşümün söylemsel odak noktalarını oluştururlar. 1929 uluslararası ekonomik krizi sonrasında dünya çapında içe kapalı ekonomilerin ve milliyetçi eğilimlerin güçlenmesi, kültürel ağırlık noktasının uluslararası ve yenilikçi sanat anlayışından içe dönük ve halka hitap etmeyi amaçlayan bir eksene kaymasına yol açmıştı. Özellikle Weimar Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği ve Türkiye gibi Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra devrimci süreçler sonunda kurulan ülkeler bu süreci keskin bir şekilde yaşadılar. Türkiye’nin kültürel coğrafyası, Nazi Almanyası’nın ayrımcı veya Sovyetler Birliği’nin denetimci aşırı uçlarını deneyimlememişse de, devletçilikle restore edilmiş erken Cumhuriyet siyasetinin eşlik ettiği halkçı sanat anlayışı öne çıkmıştı. Eldem ve Veli’nin manifestoları rejimin geçirdiği restorasyona koşut yeni bir sanat dilinin temellerini atmaya çalışırken odak noktalarına sanatın toplumsal rolünü, toplumsal kimlik arayışını ve biçimsel sadeliği alırlar. Manifestolar, hızla modernize edilmiş kültür ortamında, sanatın toplumsal dönüşümün parçası olması gerektiğini öne sürerler. Sanatın toplumsal yönelimlerin simgesi ve yeniden üreticisi olması gerektiğini belirtseler de farklı toplumsal kitleleri hedefleyerek görece farklı ideolojik konumlarını ortaya sererler. Eldem, kendine has özelliklerini vurguladığı millet kavramını gündeme alırken, Veli çıkarları yönetici sınıflarla örtüşmeyen işçi sınıfını odağına alır. Eldem, yabancıların kültürel etkilerini milletin kavrayışına dışsal kalmakla eleştirerek milliliğin bir türevi olarak yerellik kavramına vurgu yaparken; Veli, zamanının edebiyatını üst sınıflara hitap ettiğini belirterek geniş kitlelerin beğenisini arar. Yine de, hem Eldem’in milliyetçi-yerelci doğrultusu hem de Veli’nin sınıfsal-halkçı bakışı yeni kültürün toplumsal gereksinimlere denk düşmesini savunarak koşut modernist yaklaşımlara ulaşırlar. İki metin de Erken Cumhuriyet’in Jacoben söylemini benimser ve bir restorasyon gereksinimini imleyerek özneyle kitleler arasındaki uçurumun kapanmasını umarlar. Toplumun geniş yığınlarını, Cumhuriyet’in dönüşüm sürecini onarmak için tetikleyici unsur olarak tanımlarlar. İçe dönük ekonomi politikaları ve müdahaleci devletçilik döneminde, benzerlikleri altyapısal ilişkilerin üstyapıyla ilişkilendirilmesi bağlamında sanatın siyasi rolünü vurgularken, farklılıkları dönemin kültürel dönüşüm yelpazesinin farklı uçlarını temsil eder. Metinler, ideolojik bir refleks olarak dengeli bir kültürel dönüşümün somut yanıtını kimlik sorunsalında arar. Sedad Eldem’in kimlik anlayışı yekparedir, intizamı sağlamak için farklılıkları saf dışı bırakmayı ön görür. Orhan Veli, daha eleştirel bir yaklaşımı benimsemiştir; şiirin altyapısal düzenlemelere ve merkezi desteğe daha az gereksinimi vardır. Kültürel gündemlerinin tonunu kimliğin özünü bulma çabası belirlerken, sanatın iletişim yeteneği öne çıkarılır. Topluma ulaşamayan bir sanatın toplumun kimliğini araması gereksiz, hatta imkânsızdır. İletişimsellik yalnızca kitlelere sadakati simgelemez, aynı zamanda siyasi düzlemde sanatsal manevra imkanları sunar. Yine de kültürel kimliğin özü olarak sanatın iletişim yeteneği, Eldem’in ve Veli’nin metinlerinde farklı görüntüler ortaya çıkarır. Eldem açısından yalnızca yerel bir mimari kimlik, dönüşümün ideallerini aktaran bir çarka dönüşebilir. Veli içinse, şiiri gündelik hayata eklemlemenin yegane yolu sıradan bir dil kullanmaktan geçer. Eldem yabancı ve uluslararası eğilimlerle yüzleşirken, Veli tarihsel ve biçimci yaklaşımları eleştirir. Yerellik ve sıradanlık, toplumsal kimliğin özüne inme becerisine sahip sanatsal girişimlerin dengeli bir modernleşme sürecini destekleyebilmesinin ön koşullarıdır. Metinlerin biçim konusundaki önermeleri, bölgeselcilik-sıradanlık ikiliğinin ideolojik matrisi aracılığıyla oluşturulur. Sedad Hakkı, binaların iç-dış birliğine ve Klasik Osmanlı mirasından ödünç aldığı ahenk fikrine odaklanır. Buna koşut olarak Orhan Veli, anlamın çıplak aktarımını ve sanat yapıtının bütünlüğünü yeni tarzın temel taşları olarak görür. Toplumsal dönüşümün temel ideallerinin başarıyla aktarılmasına izin veren, sadelik ve bütünlüğün bu alaşımıdır. Sadelik yoluyla, süsleme gelenekleriyle deneysellik devre dışı bırakılarak ileti kanalları temizlenir. Bütünlükse, toplumsal dönüşümün yol göstericiliğine merkezi rolü vererek bu boşluğu doldurur. Eldem ve Veli’nin metinlerinin içe dönük kültürel yaklaşımları uluslararası avangardın ve geleneksel sanatların eksikliklerini kapatmaya çalışır. Osmanlı mimarlık ve şiir mirası, yüzyıllar boyunca eski yönetici sınıfların hegemonyasını yeniden ürettikleri için toplumsal değişime eşlik etmeye uygun değildir. Öte yandan erken dönem yenilikçi girişimler, geniş toplumsal kesimler bir yana, aydınlar için bile dışsal kalmaya mahkumdur. Bu bağlamda, Eldem de Veli de Cumhuriyet devrimlerinin restorasyonu için melez bir söylem belirler: Topluma kök salarak ona sanat yoluyla önderlik etmek. Manifestoları, modernist açılımların radikal uçlarını törpüleyerek kültüre içselleştirilmesini ön görür. Ne ütopik bir geleceğin yepyeni sanatına gözlerini diker, ne de geçmişin denenmiş yollarına dönmeyi tavsiye ederler. Temel önermeleri, toplumsal değişime öncülük edecek kadar maceracı ve yerel kalıpları barındıracak kadar uzlaşmacı bir sanat diline ulaşmaktır
“High Tech” mimari: “High Tech” mimari
The technological development in building and construction area, bring with the new construction systems and the new products. The aim of this study is to define the High Tech concept, and set the common and basic characteristics of High Tech applications. During 1970’s High Tech was born and developed in Britain. Especially British Architects Richard Rogers, Michael Hopkins, Norman Foster, Nicholas Grimshaw and Ian Ritchie are the leaders of this style. Their architecture show the machine aesthetic and use of industrial revoluation materials such as glass and steel. The reasons for wide usage of this technology in building constructions are; the ease of renewing the structural and installation systems by the changing technology and giving monumentality to the prestige buildings. High Tech building which we have many examples of give their occupants a lot of opportunities and also they can adapt itself to the time.Yapı ve yapım alanındaki teknolojik gelişmeler, yeni yapı sistemleri, yeni yapım teknikleri ve yeni malzeme olanaklarını da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmanın amacı High Tech kavramını açıklamak ve High Tech uygulamaların ortak ve temel özelliklerini saptamaktır. High Tech, 1970’li yıllarda İngiltere’de doğmuş ve gelişmiştir. Özellikle İngiliz mimarlardan Richard Rogers, Michael Hopkins, Norman Foster, Nicholas Grimshaw ve Ian Ritchie bu akımın öncüleridir. Uyguladıkları mimari, makina estetiği kavramını ortaya koymak, cam ve çelik gibi endüstri devriminin malzemelerine ağırlık vermektir. Günümüzde bu yapıların yapımının yaygınlaşmasının başlıca nedenleri, taşıyıcı strüktürün, tesisat sistemlerinin değişen teknoloji karşısında kendini yenilemesi, prestij yapılarının anıtsal bir özellik kazanmasıdır. Bu bağlamda, günümüzde giderek artan uygulamalarıyla karşılaştığımız High Tech yapılar kullanıcılara üstün konfor koşulları sağlamakta ve kendini de günün koşullarına kolayca adapte edebilmektedir. Bu çalışmada çağımızın ve giderek geleceğin yaygın yapıları olacak High Tech yapılar incelenmiş, özellikleri ve yapım sistemleri araştırılmıştır
KENT ESTETİĞİNİN, Kentsel Tasarım Yaklaşımında, ANLAM SORUNU VE ESTETİK KURULLARI ÜZERİNE...: KENT ESTETİĞİNİN, Kentsel Tasarım Yaklaşımında, ANLAM SORUNU VE ESTETİK KURULLARI ÜZERİNE...
Alışverişin Değişen Yüzü Üzerine Mimarî Çeşitlemeler "Bursa Örneği": Alışverişin Değişen Yüzü Üzerine Mimarî Çeşitlemeler "Bursa Örneği"
This paper aims to examine the evolution of the concept of shopping in the historical process and underline the architectural effects of this evolution in Bursa by examples of late practices in the town.Particularly of our interest are the shopping centers built outside the city center, on the motorways connecting Bursa to Istanbul, Izmir and Ankara, with an effort to determine their architectural identity and the architectural styles employed in their design. The concepts of consuming and shopping are among the most important factors to determine the shaping of settlements throughout history, in other words, cities would form around the shopping areas. Bursa stands as a very interesting example to reflect the evolution of the concept of shopping in Turkey with the fame it has earned by its historical shopping district. After our examination of the shopping centers built outside Bursa city center, it would be possible to conclude that there is a wide stylistical variety in their design attitudes, therefore it is not possible to speak about a lingual or visual unity.Bu çalışmada tarihsel süreç içerisinde boyut değiştiren "alışveriş"in dönüşümü incelenmekte ve söz-konusu dönüşümün mimarî açıdan Bursa şehri üzerindeki etkileri vurgulanarak, bu bağlamda, şehirde son yıllarda yapılmış uygulamalardan örnekler sunulmaktadır. Özellikle şehir dışında, ana ulaşım arterleri olan otoyollar üzerinde biçimlenmiş ticaret merkezleri üzerinde durulmuş ve bu binaların estetik kimliği ile tasarımlarında benimsenen mimarî üslûp konularına da açıklık getirilmesi amaçlanmıştır. Tüketim ve alışveriş kavramları tarih boyunca yerleşimlerin biçimlenmesini etkileyen en önemli faktörlerden biri olmuş, diğer bir deyişle kentler, ticaret merkezi etrafında biçimlenmiştir. Bursa şehri ise, Osmanlı tarihi boyunca çarşıları ile kazanmış olduğu ün nedeniyle, alışveriş mekânlarındaki dönüşümün ülkemizdeki boyutlarını yansıtmak açısından ilgi çekici bir örnektir. İncelenen bölgedeki yapıların cephe düzenlemelerinde yoğun bir çeşitlilik söz-konusu olduğundan, burada mimarî anlamdaki bir dil birliğinden söz etmek de mümkün değildir
21 Yüzyıl Kentleri İçin Teknolojik Kurgular: 21 Yüzyıl Kentleri İçin Teknolojik Kurgular
Information and communication technologies will undoubtely be leading determinants of urban landscape in the 21st century. Until the present day, it was assumed that urban landscapes were being shaped by conventional factors such as demography, social and economical structure, transportion, infrastructure, building technologies etc. In spite of many speculative approaches, recent developments in information and communication technologies can offer us some clues which may go beyond mere speculation. The“intelligent city” which is based on “autonomous” and “intelligent” objects and agents promising novel solutions to urban problems. Mobile communication is also another promising domain to offer creative solutions to some cronical urban problems. All these novelties provide sufficient reasons to think about new urban structures based upon information technologies.This paper is an attempt to discuss probable effects of information technologies, as new dynamics to shape the urban environment and urban life of the 21st century.yüzyılın kentsel manzaralarında, günümüze kadar kentleri biçimlendiren nüfus, sosyo-ekonomik yapı, ulaşım-altyapı- inşaat teknolojileri gibi aktörlerin yanı sıra bilgi-işlem ve iletişim teknolojilerinin de ön saflarda yer alacağı öngörülmektedir. Bu değişimler kimi zaman spekülatif denebilecek bir çerçevede ele alınmasına rağmen, özellikle yapay zeka (us) ve mobil iletişim temelli “bilişim teknolojileri”nde halihazırda gözlenen gelişmeler, adı geçen teknolojilerin kentsel ortama olası etkileri konusunda bizlere, spekülasyonların ötesine geçen, daha kendine güvenli yargılara vara[1]bileceğimiz, kimi ipuçları da sunmaktadır. Özellikle, “özerk” ve “zeki” nesnelerden oluşan “akıllı kent” kurguları tatmin edici çözümler bulunamayan kentsel sorunlar için ilginç ve yaratıcı olanaklar sunabilecek gibi gözükmektedir. Keza mobil iletişim de, bilinen etkileri yanısıra kimi kronik kentsel sorunlara yeni ve yaratıcı çözüm geliştire[1]bilme potansiyelini barındırmaktadır. Tüm bu teknolojik gelişmeler, bilişim teknolojileri temelli yeni kentsel yapılar ve kent kurguları üzerinde düşünmeyi teşvik etmektedir. Bu çalışmada, 21. yüzyılda kentleri biçimlendirmesi beklenen çeşitli bilgi teknolojilerinin, kentsel yaşam ve ortama olası etkileri tartışılmaktadır
Mimari Mekanın Aktarımında Algılayıcı Hareketinin Önemi: Mimari Mekanın Aktarımında Algılayıcı Hareketinin Önemi
Various techniques are used for the representation of the architectural space. These techniques include drawing, modelling, photograph, cinema-video and computer technology. A human being usually perceives a space as if it was moving. That is why, in space representation processes, perceiver's movement has an important place. In this article, importance of the perceiver's movement, which supports the space representation techniques, will be put forward with the recent technology's help. To serve this purpose, necessary terms are being introduced, such as; architectural space, perception, and visual perception. It is also analyzed firstly as "the present space's representation techniques" and secondly as "designed space 's representation techniques". Then, the importance of the perceptive movements in architectural space 's visual perception will be mentioned. Also, examples will be given about the factor of movement in designing architectural spaces. Last but not least, how to use the computer technology to show the perceptive movement in representation the architectural spaces will be explained.Mimari mekânın aktarımı için çeşitli teknikler kullanılmaktadır. Bu teknikler arasında çizim, maket, fotoğraf, sinema-video, bilgisayar teknolojileri bulunmaktadır. İnsan gerçekte mekânı genellikle hareket halinde iken algılamaktadır. Bu nedenle mekânın aktarımında da algılayan hareketinin önemi büyüktür. Bu çalışmada mimari mekânın aktarım tekniklerini destekleyen algılayanın hareket faktörünün önemi günümüz teknolojileriyle birlikte ortaya konacaktır. Bunun için “mimari mekân”, “algı psikolojisi” ve “görsel algı” gibi gerekli tanımlamalar yapılmakta, mekânın aktarım teknikleri ise “varolan mekânın aktarım teknikleri” ve “tasarlanan mekânın aktarım teknikleri” olarak iki sınıfa ayrılarak incelenmektedir. Daha sonra mimari mekânın görsel algısında algılayıcı hareketinin önemi belirtilmekte ve hareket faktörünün etkili olduğu mimari mekân tasarımlarından örnekler verilerek hareketin mekân aktarımında nasıl kullanıldığı anlatılmaktadır. Son olarak da mimari mekânın aktarımında algılayıcı hareketinin bilgisayar teknolojileri desteği ile nasıl gerçekleştirilebileceği gösterilmektedir