Tasarım+Kuram (E-Journal)
Not a member yet
424 research outputs found
Sort by
Eskişehir Devlet Demir Yolları Yerleşkesi Lojman Konutları Plan Tipolojileri Üzerine bir Çalışma: Eskişehir Devlet Demir Yolları Yerleşkesi Lojman Konutları Plan Tipolojileri Üzerine bir Çalışma
Industrial facilities are not buildings containing only machines, but are the means of the presentation and dissemination of a new life style and its culture to the society. In this context, the founders of the industrial facilities created the Şirket Kentis in order to present the workers more efficient conditions. Industrialization as one of the founding factors of Modern Turkey, was used as a means of “organizing the society and intervening its inner dynamics” while transforming the society and making a difference. The Eskisehir State Railways (Tülomsafl) Campus, in this frame, is one of the pioneer cases of the industrial heritage of our time in terms of its functional and spatial features. The campus, is one of the first settlements satisfying the social, cultural, educational and residential needs of the workers as a multifunctional campus offering a micro scale city model. In the frame of the present article, the development of the Şirket Kentis that emerged in the West during 1800’s and became widespread in Turkey with the proclamation of the republic will be summarized and the residential plan typologies of the Eskisehir State Railways (Tülomsafl) Campus will be analyzed.Sanayi yapıları yalnızca makineleri barındıran binalar değil, yeni bir yaşam tarzının ve kültürünün topluma tanıtılmasının ve yayılmasının araçlarıdırlar. Bu kapsamda, İngiltere, Almanya ve ABD’de endüstri devrimi ile birlikte artan üretim mekânları ile yaygınlık kazanan, sanayi yapıları kurucuları, çalışanlardan daha etkin bir biçimde yararlanmak ve daha verimli şartlar sunma kaygısı ile Şirket Kenti’ları (Şirket Kentlerini) oluşturmuşlardır. Sanayileşme, Batıda olduğu gibi Modern Türkiye’nin kurucu öğelerinden olmuş, bir yandan toplumu dönüştürüp farklılaştırırken, diğer yandan toplumu örgütlemenin ve onun iç dinamiklerine müdahale etmenin bir aracı olarak kullanılmıştır. Eskişehir Devlet Demir Yolları (Tülomsaş) Yerleşkesi; günümüz endüstriyel mirasının fonksiyonel ve mekânsal bağlamda öncü örneklerindendir. Bir prototip olma özelliği taşıyan yerleşke; çalışanlarının çalışma dışında, barınma, sosyal, kültürel ve eğitime yönelik gereksinimlerini karşılayan mikro ölçekli bir kent modeli ortaya koyan ilk yapılanmalardan biri olma özelliği taşımaktadır. Makale kapsamında; Batıda 1800’lü yıllarda ortaya çıkan Türkiye’de ise Cumhuriyetin ilanı ile örneklerini veren Şirket Kentlerinin gelişimi özetlenerek Eskişehir’de bir şirket kenti örneği olan Devlet Demir Yolları (Tülomsaş) Yerleşkesinin konut plan tipolojileri incelenecektir
Kent Uçar, Yazı Kalır: Kent Uçar, Yazı Kalır
Bu çalışmada alışveriş eyleminin kentleşmedeki rolü; Almere kenti ve Harvard Design School Guide to Shopping kitabının çapraz okunması ile incelenmiştir. Aynı dönemlerde ortaya çıkan Almere master planı ve HDSGS’yi hazırlayan ekiplerin ortak noktası Rem Koolhaas’tır. Bir kent merkezinin ortaya çıkış sürecine paralel olarak, mimarların kentsel tasarımdaki tereddütleri, öz eleştirileri de bu çalışmada ele alınmış; planlama ve kentsel tasarım disiplinin bu boyutunun da makaleye dahil edilmesi amaçlanmıştır. Kuruluşu 70’li yıllara dayanan Almere’nin yeni bir kent merkezi tasarımı için 1994 yılında açtığı yarışma ile başlayan süreç ve Koolhaas’ın Harvard Design School’daki öğrencileri ile beraber hazırladığı, 2001 yılında yayımlanan kitap arasında olabileceği öngörülen bağlar incelenerek, güncel kentleşme paradigmalarına dair bir kesit ele alınır. Koolhaas ve ekibinin master plan tasarımındaki kararlarının, HDSGS’deki araştırma ve yorumlamalarla ne derece ilişkili olabileceği sorgulaması üzerinden yapılan bu çapraz okumanın, kentleşme süreçlerinin ardında yatan çok aktörlü hikayelere dair bir zemin oluşturması amaçlanır. Almere’nin geçirdiği değişimler, kent yöneticilerinin bu süreçteki rolü ve alışverişin bir kent tasarımını nasıl şekillendirebileceği çeşitli örnekler üzerinden incelenirken, mimarın bugün kentteki konumu da sorgulanır.In this article, the role of shopping in urbanism as an activity is investigated through Almere master plan design and Harvard Design School Guide to Shopping. Rem Koolhaas is the common actor between the city plan and the book which was published concurrently. Parallel to a city centre formation process, a story of architects’ perplexity about urbanization and the self-critism which comes out due to the constructed city image is illustrated. Almere which was founded in 1970s, has experienced a radical change after the master plan design competition which OMA won the 1st prize, in 1994. After a while, Koolhaas with his students in Harvard Design School prepared Project on the City 2: Harvard Design School Guide to Shopping, and published it in 2001. In this paper, the correlation between the book and the city plan and how they contribute to current urbanization discussions, is illustrated by analyzing the role of shopping in two examples. A story of Almere’s change with plural actors reveals due to this analysis which contributes the role of shopping in urban design, and the role of architect in cities today
Mimaride Anlam; Yapıdaki “Sembolik Dil” Üzerine Bir Değerlendirme: Mimaride Anlam; Yapıdaki “Sembolik Dil” Üzerine Bir Değerlendirme
Mimarlık simgesel bir söylem tarzıdır ve simgenin olmadığı yerde mimari yoktur. Kavram ve sembollerle biçimler arasındaki çok katmanlı ilişkinin doğası mimarlığın araçlarıdır. Bir iletişim aracı olarak mimarlık durağan değidir. Kültür, sosyal oluşumlar, inanç ve yaşam şekilleri onu etkiler. İnsanoğlunun tüm toplumsal ve din[1]sel doğasına biçim veren mimari, bir iletişim biçimi ve bir simgedir. Tüm sanat dalları gibi iletişimsel ve simgesel bir söylem kipi olan mimarlık, insan düşünce ve özleminin fiziksel bir temsili, ürettiği kültür değerleri ve inançlarının kaydıdır. Mimari nesnenin düzanlamı kültürel bir şifreyle belirlenmiş olan işlevdir. Ancak bu anlam üzerinde mimari nesneye “iletişimsel ve simgesel” nitelikli bir işlev veren ve işlev ve mimari nesnenin gösteren olarak birleştikleri bir yananlam düzeyi vardır. Mimarlık, kavramlar ve sembollerle çalışan bir iletişim dilidir ve bir mimar bunları biçimlerle dile getirir. Bu çalışmada göstergebilimsel çözümlemeler ile mağaradan başlayarak Post-Modernist dönem sonuna kadar bir gösterge ve anlatı olarak mimaride anlam, imge, sembol ve ileti olguları, seçilen örnekler üzerinden tartışılarak, yapıların ardındaki göstergelerin şifreleri ve izleyen bireylerle kurdukları diyaloğun tercümesi yapılmaya çalışılacaktır.Architecture is a symbol and a form of communication. Architecture, a symbolic mode of discourse like all branches of art, is a physical representation of human thought and yearning and a record of the cultural values and beliefs created thereby. Each building designs a message for one who can perceive it and again each building has a story it wants to relay to us. When correctly translated a building explains all social, political and economic phenomena which participates in and form the life. By the same token, when the theme of the building is grasped it is no more an ordinary architectural but also a cultural figure which is not just the personality and sound of an individual but of a nation lasting for hundreds of years ensuring the establishment of a complete communication. In this paper, the communicative and symbolic language used in architecture from the cave to Post-Modernism will be investigated and the stories that shape and determine the visual language constituting the comments of the codes and the dialog will be brought out
1980’lerde Doğu Almanya’da Koruma Politikaları ve Bir Rekonstrüksiyon Örneği Olarak Berlin-Mitte Nikolaikirche: 1980’lerde Doğu Almanya’da Koruma Politikaları ve Bir Rekonstrüksiyon Örneği Olarak Berlin-Mitte Nikolaikirche
Nikolaikirche is situated in Nikolaiviertel which is known as the oldest settlement of Berlin and dated back to the 13th century as the oldest church of the city. This region has become a center of attraction for tourists mainly for the richness of its cultural history and the renovation works carried out in the 1980’s. There are many diverse studies about the settlement history of Nikolaiviertel and the architectural history of Nikolaikirche. But this study aims both to enlighten the reconstruction process made during the DDR years of 1980’s to the church which was damaged heavily during World War II and to focus to the conservation policy of that era to be able to analyse the subject from a wider perspective while dealing with this reconstruction process. This article also examines the architectural history of Nikolaikirche chronologically and reveals the architectural alterations which was made until it suffered damage in the World War II. After the war, as a building in a place within the borders of DDR with the separation of Germany, the fate of the church had long been undecided and it was abandoned to decay for about forty years. As a consequence of the considerable increase in the importance attached to the restoration and exhibition of historical monuments in DDR, in a later time it was resolved that Nikolaiviertel along with Nikolaikirche would be reconstructed. The restoration work of the church which began in 1981, continued until 1987. One can clearly see the role of political power and the human factor on the destiny of a historical building in the example of Nikolaikirche while examining the alteration, destruction and reconstruction processes of it from past to present.Nikolaikirche, Berlin’in en eski yerleşim bölgesi olarak bilinen Nikolaiviertel’de 13. yüzyıla tarihlenmekte ve şehrin en eski kilisesi olarak kabul edilmektedir. Bu bölge kültür tarihinin zenginliği ve 1980’li yıllarda gerçekleştirilen yenileme çalışmaları sebebiyle turistler tarafından sıkça ziyaret edilen bir çekim merkezi haline dönüşmüştür. Nikolaiviertel’in yerleşim tarihi ve Nikolaikirche’nin yapı tarihçesi ile ilgili kapsamlı pek çok çalışma bulunmaktadır. Ancak bu çalışmada 2. Dünya Savaşı’nda oldukça büyük bir kayba uğrayan Kilise’nin 1980’li yılların Doğu Almanya’sında rekonstrüksiyonu yapılırken geçirdiği sürece ışık tutmak, aynı zamanda bu süreci değerlendirirken daha geniş bir perspektiften konuyu analiz edebilmek için söz konusu dönemin koruma politikalarını mercek altına almak amaçlanmıştır. Bu makalede Nikolaikirche’nin yapı tarihçesi kronolojik olarak incelenmiş ve 2. Dünya Savaşı’nda zarar görene kadar geçirdiği mimari değişimler gözler önüne serilmiştir. Savaştan sonra Almanya’nın ikiye bölünmesiyle birlikte Doğu Almanya Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan Nikolaikirche’nin akıbeti ile ilgili uzun bir süre karar verilememiş ve kilise yaklaşık kırk sene kaderine terk edilmiştir. 1980’li yıllarda Doğu Almanya’nın anıtsal yapılarının onarılıp sergilenmesine verdiği önemin artması sonucu, Nikolaiviertel’in Nikolaikirche ile birlikte rekonstrüksiyonunun yapılmasına karar verilmiştir. 1981 yılında başlayan kilise onarımı ve yeniden inşası 1987 yılına kadar sürmüştür. Tarihi bir yapının, günümüze ulaşana kadar geçirdiği değişim, yıkım ve yeniden yapım tecrübesini incelerken bütün bu tarihsellik içinde siyasi erklerin ve insan faktörünün oynadığı rol Nikolaikirche özelinde bütün açıklığıyla takip edilebilmektedir
XIX. Yüzyıl Sonu İstanbulu’nda Batılı Tüketici Ürünlerinin Dolaşıma Girdikleri Kanallar ve Yarattıkları Hareketlenmeler: Şark Ticaret Yıllıkları Üzerinden Bir Araştırma: XIX. Yüzyıl Sonu İstanbulu’nda Batılı Tüketici Ürünlerinin Dolaşıma Girdikleri Kanallar ve Yarattıkları Hareketlenmeler: Şark Ticaret Yıllıkları Üzerinden Bir Araştırma
This study examines historical cases that illustrate various encounters between Western goods and Istanbulites between 1881-1914. Through the micro-analysis of Oriental Directories, it aims to identify the channels that facilitated circulation of Western goods in the market, and to understand how these goods transformed practices of producers, merchants and store owners. The studied period showcases all the conflicts, negotiations and transformations that were brought by the intensive process of the Ottoman state’s integration with the West and world economy. During this period, as a port city that had been going through economic, social and urban re-configuration, Istanbul, hosted a richness of production, trade and sales activities. In literature, the influx of “Western goods” into the Ottoman market is characterized as “invasion”. The term “Western goods”, which is used in reference to all imaginable Western materials and products that flooded the market, is erosive as much as it is inclusive: Its inclusivity creates a general understanding, yet blurs the singularities that await in the mist to be traced. Oriental Directories offer a vast array of singular stories of manufacture, trade, marketing, display and repair of Western goods. Among thousands of entries in these directories, many lead to cases that suggest how producers, merchants and storeowners configured their professional practices with the influence of Western goods and illustrate counter-scenarios to the mainstream “demise after invasion”.Bu çalışma, 1881-1914 arasında İstanbul pazarındaki Batılı tüketici ürünlerinin İstanbullularla buluşma hikayelerinin izini sürmekte, Şark Ticaret Yıllıkları’nın ilgili basımlarının incelenmesi yoluyla Batılı ürünlerin dolaşıma girdikleri kanalları ve tetikledikleri hareketlenmeleri, parçalı da olsa, anlamayı amaçlamaktadır. İncelenen dönem, XIX. yüzyılın geneline yayılan Batı’ya ve kapitalist dünya ekonomisine eklemlenme sürecinin yarattığı tüm çatışma, uzlaşma ve dönüşümün cisimleştiği bir zaman dilimidir. İktisadi, sosyal ve kentsel düzeyde yeniden örgütlenen bir liman kenti olarak İstanbul, bu dönemde üretim, ticaret, sergileme ve satış faaliyetlerinin çeşitliliği açısından büyük bir zenginlik sergilemektedir. “Batılı malların” Osmanlı pazarına akması, literatürde genellikle bir “istila” olarak değerlendirilir. Ucu bucağı olmayan bir ürün denizinden İstanbul’a akan ve pazarı istila ederek yerli sanayi ve ticaret ortamını dönüşmeye iten yabancı ürünlere atfen sıklıkla kullanılan “Batılı mallar” ifadesi, kapsayıcı olduğu kadar yutucudur. Yurtdışından gelen her çeşit ürün ve maddeyi temsil eden bu ifade, bu malların pazara girerek yarattıkları dalgalanmaları anlamanın önünde duran bir sis perdesi gibidir: Kapsayıcılığı genel bir algı yaratır, fakat detayları ve tekillikleri geçiştirir. Araştırmanın kaynağını oluşturan Şark Ticaret Yıllıkları’nın sundukları tekil üretim, ticaret, pazarlama, sergileme ve tamir hikayeleri, Batılı ürünlerin üretici, tüccar ve mağazacıların mesleki pratiklerini ne şekilde dönüştürdükleri konusunda fikir vermekte, “istila sonrası çöküş” senaryosunun dışında kalan uyum sağlama süreçlerini örneklemektedir
Eğitim Yapılarında Enerji Etkin Aydınlatma: İstanbul Kağıthane Anadolu Lisesi Örneği: Eğitim Yapılarında Enerji Etkin Aydınlatma: İstanbul Kağıthane Anadolu Lisesi Örneği
Designing the buildings as energy efficient systems which aim at reducing the artificial illumination loads has been a current subject of our times as a result of concepts gaining importance like conscious consumption of energy sources, environment friendly designs and sustainability. Reducing the consumption of electrical energy regarding the artificial lighting carries great significance, especially in the volumes which are used all day long like the educational buildings. Starting out with such an aim, the educational buildings are explored in terms of energy efficient lighting. Natural and artificial lighting systems used in educational buildings and also, the spaces building up these kind buildings are examined in terms of energy efficient lighting. Field research was conducted as a research method. The illumination properties of the school sample chosen for the thesis study, Kağıthane Anadolu Lisesi and chosen classes are observed. Suggestions are made in order to improve the system by evaluating the illumination properties of the classes with the subjective survey carried out with the users.Enerji kaynaklarının bilinçli tüketimi, çevreye duyarlı tasarım ve sürdürülebilirlik kavramlarının giderek önem kazanması sonucunda, binaların yapay aydınlatma yükünün olabildiğince azaltılmasını amaçlayan enerji etkin aydınlatma son yıllarda oldukça güncel bir konu haline gelmiştir. Özellikle, eğitim yapıları gibi gün boyu kullanılan hacimlerde, yapay aydınlatmaya ilişkin elektrik enerjisi tüketiminin azaltılması büyük önem taşır. Bundan yola çıkarak, eğitim yapılarının enerji etkin aydınlatma açısından incelenmesi yapılmıştır. Öncelikle, eğitim yapılarında görsel konfor konusu açıklanmıştır. Eğitim yapılarında kullanılan doğal ve yapay aydınlatma sistemleri ile eğitim yapılarını oluşturan mekanlar, enerji etkin aydınlatma açısından incelenmiş ve araştırma yöntemi olarak alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırması için seçilen örnek okul olan Kağıthane Anadolu Lisesi’nde belirlenen sınıfların aydınlatma özellikleri ortaya konmuştur. Seçilen sınıfların temel kullanıcıları olan öğrencilere uygulanan anket çalışması ile subjektif değerlendirme yapılarak, seçilen sınıfların mevcut aydınlatma düzenleri sorgulanmış, eksiklikler ortaya konulmuştur. Eğitim yapılarının temel mekanı olan sınıflar için, gerek tasarımı aşamasında, gerekse kullanım süresi boyunca kullanılan aydınlatma sistemine ilişkin hatalı yaklaşımların belirlenmesine ve bunları gidermeye yönelik çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır
Parametric Sailing Yacht Exterior and Interior Design: Parametric Sailing Yacht Exterior and Interior Design
Marine vessels are a combination of exterior styling and interior design. Styling arrangements create spaces by way of external form and also influence external form by compartmentalizing interior spaces and layout. The design works its way from the inside out as well as from the outside in. Interior design layouts are based on the positions of masses and spaces on the outside. Exterior styling is dictated by the characteristics of specific typologies to be implemented. This paper proposes a model for sailing yachts that includes exterior styling and interior design layouts based on parameters. Most of the yacht geometry software has a three-dimensional view of the boat and shows it from in different angles on the screen. This software allows the form to be perceived in a better way compared to a hand-drawn design plane. The computer-aided software used in yacht design is especially useful for engineering calculations. There is no piece of software that automatically renders a digital deck and superstructure model. At this stage, the designer uses various add-ons to design the hull. There is a need for easily making changes on a rough model that will afford flexibility for the designer. When this model is created, it must include elements of the yacht typology of the design. Parameters to be used in parametric sailing yacht design are identified. A model can be developed by establishing the relationship between these parameters. The design process begins when the yacht hull model is imported into the program and modifications made on the model are simultaneously previewed as the variables are changed.Deniz araçları stayling ve iç mekan tasarımlarının bir bütünüdür. Stayling oluşumu hem dış form aracılığıyla mekanı oluşturmakta, hem de bölmelendirme ve beraberinde gelen iç mekan yerleşimleriyle dış formu etkilemektedir. İkisi arasında bir ayrım yapılmadan hem içeriden dışarıya hem de dışarıdan içeriye doğru çalışılmalıdır. İç mekandaki düzenlemeler, dıştaki doluluk ve boşluk konumlandırılmasına bağlı olarak yapılmalıdır. Dış mekanda stayling ise özellikle bir tipoloji isteniyorsa, o tipolojinin özelliklerini de dikte etmektedir. Çalışma kapsamında yelkenli tipolojisinin stayling ve iç mekan çözümlemeleri birlikte yapılarak, bu bütünlüğü sağlayacak bir model önerisi yapılacaktır. İç mekan yerleşimlerinde en önemli husus olan bölmelendirme kavramı hem aracın su geçirmez bütünlüğünü koruyabilmesi için yapılan enine, yatay ve boyuna perdeler tasarlanması işlemi, hem de yaşam alanlarının düzenlenmesini içine alan bir kapsayıcılıkla kullanılmaktadır. Bu mekansal öğelerin tanımlanması ve birbirleriyle olan ilişkilerinin ortaya konulması ve tipolojinin gerekliliklerinin sayısal olarak belirlenmesiyle, ortaya bir model konulmuştur. Böylece tasarımcılar için yön gösterici bir model elde edilmiş ve estetik değerlerin de eklenmesiyle tasarım süreci doğru bir şekilde tamamlanmış olacaktır
Eğitim Mekânlarında Mobilya Tasarımı ve Aidiyet Duygusu: Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kampüsü Projesi: Eğitim Mekânlarında Mobilya Tasarımı ve Aidiyet Duygusu: MÜGSF Kampüsü Projesi
In order to achieve educational goals, all of the partners in the education mechanism should be interested, eager and continuous participants. Educational spaces and furniture as parts of these spaces support willingness, interest and continuity of the participants. With the help of original and suitable designs, it is possible to offer contemporary solutions and to improve educational spaces by meeting physical and emotional needs of the users. In this study, potential of original furniture designs is examined for education process. Within this perspective, needs of users from Marmara University Faculty of Fine Arts are analyzed, suitable furniture design projects are realized and impact of new designs are evaluated.Eğitim ve öğrenimde belirlenen hedeflere ulaşmak; ancak bu alandaki paydaşların ilgili, istekli ve sürekli katılımcılar olmasıyla mümkündür. Eğitim mekanları ve mekanların bir parçası olan mobilyalar da paydaşların ilgi, istek ve sürekliliğini sağlamada yardımcı rol üstlenir. Özgün ve uygun tasarımlarla eğitim mekanları kullanıcılarının fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını giderecek iyileştirmeler yapmak ve çağdaş çözümler sunmak mümkündür. Bu araştırmada özgün mobilya tasarımlarının, eğitim sürecinde taşıdığı potansiyel irdelenmektedir. Bu bağlamda, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kampüsü kullanıcılarının gereksinimleri çözümlenerek, bu gereksinimlere uygun mobilya tasarımları gerçekleştirilmiş ve önerilen tasarımların yarattığı etki değerlendirilmiştir
Mimari Tasarım Stüdyosunda Strüktürün Form ve Mekân ile Entegrasyonu: Strüktürün Form ve Mekân ile Entegrasyonu
It is an indisputable fact that design studios are at the core of architectural education. In these studios, students are expected to develop creative ideas to the given design problem using components such as function, context, user, form and structure. However, the structure among these components is generally neglected in the design process. In some design studios, it is considered solely after completing architectural design. In this case, it is not possible to integrate the structure with form and space. The reasons are as follows: the inadequate number of structure courses or their inability to support design studios in terms of the content, the lack of knowledge on structural systems, the lack of encouragement on structural design in studios and the inadequate number of lecturers that are expert on the structure. As a result, the structure cannot be integrated with the architectural design even though it is an integral part of the architecture which allows developing creative solutions for form and space. In this article, it is investigated how the generation of form and space changes the design as the structure is integrated into the design process, and its effect on creativity. Within this context, in the third-year design studios that were coordinated for two semesters, the structure was included in the architectural design process starting from the earliest stage (concept) to the final stage. A survey was conducted to evaluate the design process in terms of structure, form and space in which 51 students were involved in the studio. In the survey that is divided into three parts, the undergraduate education in the context of structure, the relationship between structure and architectural design, and the analysis of structure-based architectural design were evaluated. Survey data were analyzed with IBM SPSS Statistics software.Tasarım stüdyolarının mimarlık eğitiminin merkezinde olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu stüdyolarda öğrencilerin işlev, bağlam, kullanıcı, form ve strüktür gibi bileşenleri kullanarak verilen tasarım problemine karşı yaratıcı fikirler geliştirmeleri beklenmektedir. Bu bileşenler arasında strüktür ne yazık ki çoğu zaman tasarım sürecinde göz ardı edilmektedir. Bazı tasarım stüdyolarında ise ancak mimari tasarım süreci tamamlandıktan sonra düşünülmektedir ki bu durumda form ve mekân ile entegrasyon mümkün olamamaktadır. Bunun sebepleri şu şekilde sıralanabilir: strüktür derslerinin sayı olarak az olması veya içerik olarak tasarım stüdyolarını destekleyememesi, öğrencilerin strüktür konusunda bilgi yetersizliği, stüdyolarda strüktürel tasarımın teşvik edilmemesi ve strüktür konusunda yeterli sayıda uzman öğretim elemanının bulunmaması. Sonuç olarak, form ve mekân üretiminde yaratıcı çözümler geliştirmeye olanak sağlayan ve mimarlığın ayrılmaz bir parçası olan strüktür, mimari tasarım ile entegre edilememektedir. Bu makalede, strüktürün tasarım stüdyosuna entegre edilmesi durumunda form ve mekân üretimimin ne derece değiştiği ve yaratıcılığa olan etkisi araştırılmaktadır. Bu bağlamda, strüktür iki dönem boyunca yürütülen üçüncü sınıf tasarım stüdyolarında mimari tasarımın en erken safhası olan konsept aşamasından başlayarak sonuç ürüne kadar olan mimari tasarım sürecine dahil edilmiştir. Toplam 51 öğrencinin dâhil olduğu stüdyoda tasarım sürecini strüktür, form ve mekân bağlamında değerlendirmek amacıyla bir anket çalışması yapılmıştır. Üç bölüme ayrılan anket çalışmasında lisans eğitiminin strüktür bağlamında genel değerlendirmesi, strüktürün mimari tasarım ile olan ilişkisi ve yürütülen strüktür tabanlı mimari tasarımın değerlendirmesi yapılmaktadır. Anket verileri IBM SPSS Statistics programı ile analiz edilmiştir
Yerleşme Tarihi Analizi İçin Yöntemsel Bir Çerçeve Önerisi: Kentsel Morfoloji ve Tarihsel Coğrafyanın Sunduğu Olanaklar: Yerleşme Tarihi İçin Yöntemsel Bir Çerçeve
Birçok farklı yaklaşımla yerleşme tarihi alanında üretilen çalışmalarda yöntem, seçilen örnek alan, tarihsel analizin yapıldığı zaman aralığı, çalışmaya kaynak oluşturan yazılı ve görsel materyaller gibi pek çok değişken; çalışmanın sonuç ürününü etkilemektedir. Şehircilik çalışmaları açısından yerleşmenin bir tarihsel kesitte makroform gelişimi ve kentsel biçimlenmesinin araştırılması kadar, biçimlenmeyi etkileyen dinamiklerin ilişkisel olarak ele alınması da önem taşımaktadır. Yerleşme tarihi analizini ölçeklerarası, zamanlararası ve temalar arası bir bakış açısıyla yapmayı hedefleyen bu çalışma, bu bağlamda tarihsel coğrafya ve kentsel morfoloji disiplinleri perspektifinde bir çerçeve sunmaktadır. Burada amaç, yerleşme tarihi analizinde kullanılan tarihsel metinler ile görsel dokümanlar arasında bir ilişki kurarak, yerleşme tarihi analizinde bu iki veri alanını birleştirmektir. Bu ilişkinin kurulabilmesi için geliştirilen yaklaşımda, iki bileşen tanımlanmıştır. Yerleşme tarihi analizinin iki bileşeninin ilkini yazılı kaynaklar temelinde görsel malzemenin işlenmesiyle oluşturulan yerleşme tarihi analizi tablosu oluştururken, diğer bileşen -aynı zamanda yerleşme tarihi analizi tablosunun bir katmanını oluşturan- tarihsel/ güncel harita analizi olarak belirlenmiştir. Tarihsel haritaların işlenmesi, yerleşme tarihinin mekânsal gelişimi ile yerleşmeye etki eden diğer toplumsal etkenlerin karşılıklı ilişki içinde ele alınmasını kolaylaştırmaktadır. Çalışmanın ana referansını oluşturan Doktora Tezinde (Tezer, 2019) “Kentsel morfoloji ve tarihsel coğrafya ışığında sistematik bir yerleşme tarihi analizi çerçevesi geliştirmek mümkün müdür?” şeklinde kurgulanan araştırma sorusuna cevap arayan bir yöntem tartışması, bu makalenin ana konusunu oluşturmaktadır.
In the studies produced in the field of settlement history with many different approaches, many variables such as method, selected sample area, time interval during historical analysis, written and visual materials that constitute the source of the study; affects the result of the study. In terms of urban studies, it is important to examine the dynamics affecting the formation in a relational way as well as the research of change of macroform and urban formation of the settlement in a historical section. This study, which aims to make the analysis of settlement history with an inter-scale, intertemporal and inter-themes perspective, provides a framework in the context of historical geography and urban morphology disciplines in this context. The aim is to combine these two data fields in settlement history analysis through establishing a relationship between historical texts and visual documents used in settlement history analysis. In the approach developed to establish this relationship, two components are defined. While the first one of the two parts of the settlement history analysis constitutes the settlement history analysis table created by processing the visual material on the basis of written sources, the other part is determined as historical/current map analysis which also constitues a layer of the settlement history analysis table. Processing of historical maps facilitates the interaction of the spatial development of the settlement history and other social factors affecting the settlement. The main topic of this article is to answer this research question -which comes from main reference of this paper; PhD thesis (Tezer, 2019)- with a method discussion: “Is it possible to develop a systematic framework for settlement history analysis in the light of urban morphology and historical geography?”Birçok farklı yaklaşımla yerleşme tarihi alanında üretilen çalışmalarda yöntem, seçilen örnek alan, tarihsel analizin yapıldığı zaman aralığı, çalışmaya kaynak oluşturan yazılı ve görsel materyaller gibi pek çok değişken; çalışmanın sonuç ürününü etkilemektedir. Şehircilik çalışmaları açısından yerleşmenin bir tarihsel kesitte makroform gelişimi ve kentsel biçimlenmesinin araştırılması kadar, biçimlenmeyi etkileyen dinamiklerin ilişkisel olarak ele alınması da önem taşımaktadır. Yerleşme tarihi analizini ölçeklerarası, zamanlararası ve temalar arası bir bakış açısıyla yapmayı hedefleyen bu çalışma, bu bağlamda tarihsel coğrafya ve kentsel morfoloji disiplinleri perspektifinde bir çerçeve sunmaktadır. Burada amaç, yerleşme tarihi analizinde kullanılan tarihsel metinler ile görsel dokümanlar arasında bir ilişki kurarak, yerleşme tarihi analizinde bu iki veri alanını birleştirmektir. Bu ilişkinin kurulabilmesi için geliştirilen yaklaşımda, iki bileşen tanımlanmıştır. Yerleşme tarihi analizinin iki bileşeninin ilkini yazılı kaynaklar temelinde görsel malzemenin işlenmesiyle oluşturulan yerleşme tarihi analizi tablosu oluştururken, diğer bileşen -aynı zamanda yerleşme tarihi analizi tablosunun bir katmanını oluşturan- tarihsel/ güncel harita analizi olarak belirlenmiştir. Tarihsel haritaların işlenmesi, yerleşme tarihinin mekânsal gelişimi ile yerleşmeye etki eden diğer toplumsal etkenlerin karşılıklı ilişki içinde ele alınmasını kolaylaştırmaktadır. Çalışmanın ana referansını oluşturan Doktora Tezinde (Tezer, 2019) “Kentsel morfoloji ve tarihsel coğrafya ışığında sistematik bir yerleşme tarihi analizi çerçevesi geliştirmek mümkün müdür?” şeklinde kurgulanan araştırma sorusuna cevap arayan bir yöntem tartışması, bu makalenin ana konusunu oluşturmaktadır