Tasarım+Kuram (E-Journal)
Not a member yet
    424 research outputs found

    Endüstri Tasarımında Karşılama Kavramı: Endüstri Tasarımında Karşılama Kavramı

    No full text
    The intention of affordance concept in design lies not in expressing the design intent in particular, but constructing the physical, emotional and cognitive actions required in the user-product interaction. The development of affordance concept in design practice is by far not yet matured, and the differentiation between affordance and symbolic meaning of designed artifacts is not clear. All in all, affordances have all sorts of perceived properties that may or even may not exist. They have suggestions or clues about how to use these properties which can be dependent on experience, knowledge, culture of the users and can also make an action easy or difficult for them as well.Karşılama, iletişimsel algılara dayandırılan ve tasarım alanında kullanılan bir kavram aracı olarak kabul edilir. Bu bağlamda, aslında ürünle kullanıcısı veya onu algılamak üzere bakan kişinin arasındaki iletişimi sağlayan bileşenleri yansıtan bir düzlem oluşur. Temsil düzlemi olarak da adlandırabileceğimiz bu düzlem içinde, ideal etkileşim bileşenleri kadar algılamaya yönelik bazı özelliklerin de bilinçli ya da bilinçaltısal olarak kullanılması, karşılamayı sağlayacak temel unsurların başında gelmektedir. Ürünler, onlara yüklenebilecek çeşitli anlamların taşıyıcısı olarak karşımıza çıkmaktadırlar

    Conceptual Evolution of Architectural Program Through the Second Half of the 20th Century: Conceptual Evolution of Architectural Program Through the Second Half of the 20th Century

    No full text
    This paper traces the conceptual evolution of architectural program through the second half of the 20th century. It discusses the evolution of the notion and its place in the architectural discourse in the works of various scholars, while giving and reviewing essential views, with a particular focus on two paradigmatic epistemological positions under which these views could be categorized: analysis-synthesis and conjecture-refutations. Aiming towards a reconsideration of the notion, it concludes with presenting our present understanding and conception of the notion, namely the present “state” of architectural program in the architectural agenda.Makale mimari programın yirminci yüzyılın ikinci yarısı boyunca kavramsal evrimini izler. Mimari program nosyonunun mimarlık söylemindeki evrimini ve mimarlıktaki konumunu çeşitli kuramcıların farklı görüşler sunan çalışmalarında gözden geçirir. Analiz-sentez ve varsayım-yanlışlama olarak ifade edilen farklı iki ana paradigmatik epistemolojik pozisyon altında kategorize edilebilecek söz konusu yaklaşımları ilgili pozisyonlara referansla gözden geçirmek suretiyle tartışır. Makale dört ana bölüm altında yapısallaştırılır. Durumu ve problemi özetleyen giriş bölümünü takiben ikinci bölümde ilk paradigmatik pozisyon olan analiz-sentezin epistemolojik kökenleri belirtilerek dönemin program anlayışının söz konusu epistemolojik kökene referansla nasıl kavramsallaştığının yanı sıra program-geleneksel tasarım, program-programlama-hesaplama gibi temel tartışma alanları, problemi ele alan farklı kuramcıların çalışmalarına referansla tartışılır. Üçüncü bölümde, bir karşı paradigma olarak gündeme gelen varsayım-yanlışlama modeli epistemolojik kökenleri üzerinden incelenir ve farklı kuramcıların çalışmalarında mimari programın nasıl değişip dönüştüğü; analiz-sentez modelinin eleştirisi üzerine kurulan varsayım-yanlışlama modeli altında mimari program anlayışının nasıl evrimleştiği araştırılarak tartışılır. Sonuç bölümünde ise, makale, mimari programın yeniden kavramsallaştırılmasına yönelik mimarlık gündemindeki güncel “durumu” ortaya koyar

    Postmodern Cephe Estetiğinde Barok Bir Yöntem Olarak Teatral Anlatım İlkeleri: Postmodern Cephe Estetiğinde Barok Bir Yöntem Olarak Teatral Anlatım İlkeleri

    No full text
    For today’s art world, it has been observed that new methods of design show a common tendency of similar behaviours. Plastical and easthetical reflections of these behaviours create a common language of design as well. Trying to be creative, striking and communicational approaches constitute the main basis for this new language of design. This period which can also be named as tendencies after modernism in architecture, is directly linked to the new production and enformation technologies as well as socio-culturel environment. In today’s art environment in which individual tastes are becoming noticable and variety is supported by new production technology, architecture is one of the areas that mostly affected from these tendencies. Thus, architecture after modernism seems to contain theatrical principles as a basic design strategy. On the other hand, baroque style, which had created the strategy of suprising as a design principle, gives us a strong basis in order to examine the main characteristics of this tendency of being communicational in architecture after modernism. Within this context, the typology of these power symbols behind the impetus of being theatrical in architecture is going to be examined. Purpose of this study is to put forward the basic principles of dramatic behaviours and theatrical tendencies of new design strategies, and examine the baroque charasteristcis behind.Günümüzde sanat ve mimarlık çevrelerince geliştirilen yeni yöntemler, belirli ortak davranış biçimleri içermektedir. Bu davranışların estetik ve plastik değerdeki yansımaları ise yine benzer biçimde ortak bir dil yaratmaktadır. Büyük ölçüde tüketim odaklı gelişen yeni sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel ortamda, her geçen gün farklı, dikkat çekici, iletişimsel ve teatral yöntemler denemek, oluşturulan bu dilin ortak konsantrasyon alanıdır. Postmodern mimari tartışmalarına dahil olan bu süreç, bilgi üretim teknolojileri ve sosyokültürel ortam ile doğrudan etkileşim içindedir. Bireysel zevklerin ön plana çıktığı ve üretim teknolojilerinin çeşitliliği desteklediği günümüzde, mimarlık da bu yeni eğilimlerden doğrudan etkilenmektedir. Böylelikle, modern sonrasında farklı ve dikkat çekici olmaya yönelen mimarlık, temel bir prensip olarak iletişimsel olmayı bir tasarım stratejisi haline getirmiştir. Diğer taraftan, iletişimsel stratejilerin bir tasarım prensibi olarak ortaya çıktığı barok dönem, bu eğilimin genel karakteristiğini kuran bir sanat akımı olması bakımından, modern sonrası eğilmlerin teatral tavrı için uygun bir araştırma zemini sunmaktadır. Bu çalışmada, tasarım stratejilerindeki erk sembollerinin neler olabileceği ve mimarlıktaki teatral anlatım eğilimine ne gibi bir destek sağladığı incelenmiştir. Ardından teatralliğin bir tasarım stratejisi olarak ortaya çıkışı, neden ve sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmiştir. Buradaki amaç, teatral iletişimselliğin bir tasarım stratejisi olarak mimarlıktaki temel prensiplerini araştırmak, bu prensiplerin özündeki barok karakteri ortaya koymaktır

    Editör'den: Editör'den

    No full text

    Risk Altındaki Tarihi Yapıların Yeniden İşlevlendirilerek Hayata Döndürülmesi Astley Castle Örneği: Risk Altındaki Tarihi Yapıların Yeniden İşlevlendirilerek Hayata Döndürülmesi Astley Castle Örneği

    No full text
    The erosive effect of time which is hard to stop, has impacts of different scale on historic buildings. It becomes even more difficult to protect historic structures when there is a severe destruction caused by a disaster. In this regard, recording these cultural heritage assets on national or international registers, raising public’s awareness through campaigns are significant ways to bring these buildings back to life. Buildings at risk lists record buildings under threat and are examples to efforts for keeping the nation’s memory alive and enabling the common values to be shared throughout the country. However, these lists are not enough. In order to safeguard their future, new functions should be given to these decaying historic buildings. England, a country with a rooted tradition in architectural conservation, is manages different lists for historic buildings at risk with the aim of rescuing them from demolition. Astley Castle, located in Warwickshire, England is a building which was included in a buildings at risk list for a long time. It was devastated by fire in 1978 and left deserted until 2000’s when the building was restored and given a new function as a weekend accommodation. The much praised adaptive re-use project designed by WWM Architects was awarded with RIBA Stirling Prize in 2013. This article aims to introduce this project and the story of Astley Castle being brought back to life. At the same time it evaluates the significance of buildings at risk lists in decision-making processes for the conervation of historic buildings.Zamanın yıpratıcı etkisi, tarihi yapıları farklı oranlarda etkiler. Kimi zaman afetlerin getirdiği yıkımlar da eklenince tarihi yapıları korumak oldukça güç hale gelir. Kaybolmaya yüz tutmuş miras yapıların tespiti, belgelenmesi ve geri kazanılması adına yürütülen tüm çalışmalar son derece önemlidir. Bu çalışmalardan biri de tehdit altındaki yapıların kaydını tutmak için oluşturulmuş Risk Altındaki Yapılar listeleridir. Bir ulus için önemli görülen miras yapıların geleceğe aktarılması için öncelikle mevcudun bilinmesi, koruma sorunlarının saptanması ve bu sorunların ortadan kaldırılmaya çalışılması, belki en önemlisi de onarımlarının yanı sıra bu yapılara yeni bir yaşam kazandırmak için yeni bir işlev verilmesi gereklidir. Zira, mevcut işlevlerini devam ettiremedikleri durumlarda sürekli bakım aksar ve yapılar hızla yeniden yıpranma döngüsüne girerler. 19. yüzyılın sonundan başlayarak koruma projelerinde minimum müdahaleyi savunan kuramcılar yetiştirmiş olan İngiltere, risk altındaki miras listelerini iyi işletebilen bir ülkedir. Uzun süre listede yer almış olan Astley Castle (Malikanesi), ülkenin orta batısında Warwickshire kırsalında yer alır. İçinde bulunduğu arazi İngiliz tarihinde önemli kişilere ev olmuş olan yapı, beklenmedik bir yangın felaketinde ağır hasar almış ve onarılmadan kaderine terk edilmiştir. Zamanla kullanılamaz hale gelerek yıkılmanın eşiğine gelmiş olan yapı, 2000’lerin başında kapsamlı bir onarımla yeniden hayata döndürülmüş ve haftasonu oteli olarak kullanılmaya başlamıştır. WWM Architects tarafından geliştirilen, nitelikli yeni tasarım ve yeniden işlevlendirme projesi, 2013 yılında ülkenin mimarlık alanındaki önemli ödüllerinden RIBA Stirling Ödülü’ne layık bulunmuştur. Bu makale, uzun süre risk altındaki miras olarak kabul edilen ve yıkılmak üzere olan bu önemli yapının yeniden hayata döndürülme öyküsünü konu etmekte ve bu arada risk altındaki yapılar listelerinin koruma kararlarındaki etkisini irdelemeyi amaçlamaktadır

    Mimarlıkta “Öznellik” Etiği ve “Özneleşme” Estetiği: Adolf Loos, Le Corbusier ve Sou Fujimoto Mimarlıkları: Mimarlıkta “Öznellik” Etiği ve “Özneleşme” Estetiği: Adolf Loos, Le Corbusier ve Sou Fujimoto Mimarlıkları

    No full text
    Ethics of subjectivity can reach out for the truth when an emergent particular situation in an event and its relational network is considered. Relational aesthetics of subjects are produced in many practical expressions. Architectural ethics in interpreting events problematizes virtual of the event and conscious and unconscious expressions of architects related to the event as a routine. The related things are denominated in aesthestic relations and emerges with mental imaginary and are expressed in language. These images become the foundamental problematics of transmission. In this paper privacy and publicness of architects producing ethical knowledge and forming the aesthetic images are discussed. Subjectivation of an architect being a subject, actor or witness, emerging the “power as truth” have forms showing compatibility and incompatibility with the power being practiced. Also, in this paper interpretation that produces subjectivity/self, takes the advantage of visual and auditory arts as drama, photography and cinema producing the power of truth. Strategic visibilities and masked invisibilities of subjectivities in practice present realities in ethics and relational aesthetics of architectural and art theories. Adolf Loos (1870- 1933), Le Corbusier (1887-1965) and Sou Fujimoto’s (1971-) production of subjectivities are interpreted in serial images in emerging realities. Architectural particularities relating modernity, modern city and the social; enonciations, works and utterances form textualities emerging a contemporary architectural image. These textualities are also singularities and read in a frame of ref erential concepts: Multiplicity, theatricality, event, mask, gap, margin, denomination, home, gaze, real/surreal, image, symbol etc..Öznellik etiği olayların belirdiği tikel durumu hesaba kattığında ve oluşturduğu ilişkiler ağıyla beraber ele alındığında hakikate ulaşabilir. Öznelerin ilişkisel estetiği birçok ifade pratiğiyle üretilir. Mimarlık etiği olayları yorumlarken olayın virtüeli ile mimar-öznenin olayla ilgili bilinçli ya da bilinçdışı ifadelerini yordam olarak sorunsallaştırır. Olayın estetiğinde şeyler adlandırılır ve zihinsel imgelem olarak dile getirilirler. İmgeler aktarım sorunsalının temelini oluştururlar. Makalede mimarların mahremiyet ve aleniyet ilişkilerinin ürettikleri etik bilgi ve estetik imgeler tartışılmaktadır. Mimarın özneleşmesinin “güç/iktidar olarak hakikati” ortaya çıkaran aktör, konu ya da tanık olduğu ve üzerinde uygulanan güçle uyumluluk ya da uyumsuzluk gösterdiği biçimleri vardır. Ayrıca makalede yorumun öznellik/kendilik üretimi drama, fotoğraf, sinema gibi görsel ve işitsel sanatlardaki hakikat üretme gücünden yararlanır. Özneleşme pratiklerinin stratejik görünürlükleri ve maskelenmiş görünmezleri mimarlık ve sanat kuramlarının etiğini ve estetik ilişkiselliğinin gerçekliklerini ortaya koymaktadır. Bu gerçeklikler Adolf Loos (1870-1933), Le Corbusier (1887-1965) ve Sou Fujimoto’nun (1971-) öznellik pratiklerinin serileştirilmiş imgeleri üzerinden yorumlanmaktadır. Çağdaş bir mimarlık imgesinin ortaya çıkışında mimar-öznelerin modernite ile, modern kentle ve toplumsal olanla tikel ilişkileri gerek sözcelemelerinin gerekse kendi işlerinin sözcelerinin oluşturduğu metinselliklerdir. Bu metinsellikler çokluk, teatrallik, olay, maske, boşluk, mesafe, adlandırma, ev, bakış, gerçek/gerçeküstü, imge, simge vb. kavramsal referans çerçevesinde ele alnırlar ve tekillikler olarak görülürler

    Editör'den: Editör'den

    No full text

    Troya Tarihi Milli Parkı’nda Süregelen Koruma Sorunları ve Çözüm Önerileri: Troya Tarihi Milli Parkı’nda Süregelen Koruma Sorunları ve Çözüm Önerileri

    No full text
    The archaeological site of Troia takes an important place in The UNESCO World Heritage List by the number of 849. And The Historical National Park of Troia encloses The Archaeological Site of Troia as a buffer zone since the year of 1996. From past to present, so many conservation campaigns carried in this area those focused on the archaeological site of Troia. As a result of this inconclusive conservation approach, so many other cultural and natural assets of The National Park destituted of necessary conservation campaigns and hanged by a thread of extinction. By this study, the conservation issues facing the values of The Historical Park of Troia and the essential principles of a contemporary conservation approach is determined.Milli Parklar, tüm Dünya’da ve Ülkemizde yürütülen koruma ve planlama süreçleri açısından öncelikli alanlardır. Bu kapsamda Troya Tarihi Milli Parkı*, Ülkemiz sınırları içinde yer alan ve evrensel boyutta tanınırlığı olan kültür coğrafyalarından biridir. TTMP ve yakın çevresi, birbirleriyle kavramsal boyutta yakın ve karmaşık ilişkileri olan pek çok taşınmaz kültür ve tabiat varlığına ev sahipliği yapmaktadır. Çalışma bütününde, TTMP›nın koruma açısından güncel durumu, içindeki ve yakın çevresindeki taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bir bütün halinde ele alınmıştır. TTMP içinde ve yakın çevresinde yürütülmüş olan koruma ve planlama çalışmalarının Troia Örenyeri üzerinde yoğunlaşmış olmasının, bölgedeki taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmalarının önde gelen nedenlerinden biri olduğu ortaya konulmuştur. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler ışığında, TTMP için öngörülen güncel bir koruma - planlama yaklaşımının temel ilkelerinin belirlenmesi doğrultusunda öneriler getirilmiştir

    Soyutlama Kavramının Mekân Tasarımı Eğitimine Yansıtılmasının Önemi: 20. Yüzyıl Soyut Resim Sanatı ve F. L. Wright’ın Yapıları Üzerinden Bir İnceleme: Soyutlama Kavramının Mekân Tasarımı Eğitimine Yansıtılmasının Önemi

    No full text
    In the 21st century, the building sector, like technology, medicine and politics, is in a state of constant development and change. Due to this development and change, it is not enough to satisfy only the functional requirements of today’s space designs. Day by day, it is becoming more important to establish connection between the space designs and the users, and to ensure that the spaces have original, creative and aesthetic values. At this point, it is a major factor for the designers to reach to the essence of the connection between the user and the space and to gain the ability of abstract thinking. The design process starts with the first thought about the solution of the problem that occurs in the mind of the person. It is common for students who are not accustomed to abstract thinking in their pre-university education to think that the space consists only of elements such as walls, roofs, doors and windows, without being able to interpret this raw thought sufficiently. On the other hand, for the formation of the space, it is not obligatory that these elements exist and to draw the boundaries clearly. Any area that meet the requirements can form a space. Abstraction is a method used to fully comprehend the interrelations of ideas that shape the space designs. In this context, it is an important issue that needs to be emphasized in the process of space design education. In this study, the concept of abstraction will be examined through 20th century abstract art which has similar characteristics with architecture, and also the architectural understanding and buildings of architect Frank Lloyd Wright who has brought significant buildings to 20th century architecture.21. yüzyılda teknoloji, tıp, siyaset ve benzeri alanlarda olduğu gibi yapı sektörü de sürekli gelişim ve değişim içerisindedir. Bu gelişim ve değişime bağlı olarak günümüz mekân tasarımlarının sadece işlevsel gereksinimleri karşılaması yeterli olmamaktadır. Mekânlar ve kullanıcıları arasında iletişimin kurulması, mekânların özgün, yaratıcı, estetik değerler barındırması gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu noktada tasarımcıların, kullanıcı ve mekân arasındaki ilişkinin özüne inmeleri ve soyut düşünme yetisi kazanmaları etkin rol oynamaktadır. Tasarım süreci, kişinin zihninde oluşan, problemin çözümüne ilişkin oluşan ilk düşünceyle başlamaktadır. Üniversite öncesi eğitim hayatlarında soyut biçimde düşünmeye alışık olmayan öğrencilerin, zihinde oluşan bu ham düşünceyi nitelikli şekilde yorumlayamadan, mekânın sadece duvar, çatı, kapı, pencere gibi elemanlardan oluştuğunu düşünmeleri sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Öte yandan mekân oluşumu için bu elemanların olması, sınırların net biçimde çizilmesi şart değildir. Gerekliliklerin sağlandığı her türlü boşluk bir mekân oluşturabilmektedir. Soyutlama, mekân tasarımlarının biçimlenmesini sağlayan düşüncelerin, kendi içlerinde ve birbirleriyle olan ilişkilerini kavramak için kullanılan bir yöntemdir. Bu bağlamda, mekân tasarımı eğitimi sürecinde üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Çalışmada soyutlama kavramı, mimarlıkla benzer özellikler taşıması nedeniyle 20. yüzyıl soyut resim sanatı ve 20. yüzyıl mimarisine önemli yapılar kazandırmış, Mimar Frank Lloyd Wright’ın mekân anlayışı ve yapıları üzerinden ele alınacaktır

    14

    full texts

    424

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Tasarım+Kuram (E-Journal)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇