Tasarım+Kuram (E-Journal)
Not a member yet
424 research outputs found
Sort by
Mimarlıkta Yersizleşme ve Yerin-Yeniden Üretimi: Mimarlıkta Yersizleşme ve Yerin-Yeniden Üretimi
In architecture, “deterritorialization” refers to the notion that an architectural product does not belong to any geographical region, cultural structure, or intellectual system, nor to any moment in time; it makes no difference whether it is constructed here or there, at this time or at that time. It concerns not finding itself a place/territory and not becoming something more than a singular element. It is the disappearance of the qualifications of the data which direct an architectural work and which make the place itself, a decrease in the communicational power of the environment and, in architectural theory, it is the disappearance of the integrity of the separation of concept and the thought. Briefly, deterritorialization is a matter of breaking away from the observable context, away from the physical environment and cultural values, historical periodicity and a theoretical system. In this paper, the existence of this concept is discussed to find out whether it might be an architectural problem or not. The main aim of this study is to conceptualize the term “deteoriolisation”.Mimarlıkta yersizleşme, mimari ürününün, herhangi bir coğrafi bölgeye, kültürel yapıya, düşünsel dizgeye ya da zamana ait olamaması; burada ya da orada, bu zamanda ya da o zamanda üretiminin fark etmemesi; kendine bir yer-yurt edinememesi ve tekil bir öğe olmanın ötesine geçemeyişi olgusudur. Başka bir deyişle mimari tasarımı yönlendiren veriler bütünü olarak yerleri yer yapan niteliklerin giderek ortadan kalkması, çevrenin iletişimsel gücünün azalması, mimarlık kuramında ise söylemlerin anlatımsal bütünlüğünün kalmayışı, kavramların ait olduğu düşünce yurtluklarından kopması sürecidir. Özetle yersizleşme, fiziksel çevreden kültürel değerler bütünlüğüne, tarihsel dönemsellikten kuramsal dizgeye çeşitli boyutlarda ya da kavrayışlar altında görülen bir bağlamsızlaşma sorunudur. Bu çalışmada öncelikle böyle bir olgunun varlığı, mimarlık disiplini açısından bir sorun olarak görülüp görülemeyeceği sorgulanmış, sorunun kaynakları, sınırları ve etkileri araştırılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda mimarlık disiplini açısından “yersizleşme” için yeni bir kavramsallaştırma hedeflenmiştir. Konu, bu çerçevede “Yer”, “Yersizleşme” ve “Yerin –Yeniden- Üretimi” olmak üzere üç ana bölüm halinde ele alınmıştır
Mimari Üretimde Kullanım ve(ya) Katılım: Mimari Üretimde Kullanım ve(ya) Katılım
This paper focuses on the case of “user participation” that frequently enunciated in architectural atmosphere. The starting point of the research is disputing a productional system that referres “use” and “participate” which of two are very different by means of action. In this context the main point is to research the breaking points of user in architectural history to conceive the position of user in architectural production process. In this context, the space which is defined as a “network of relationships” and a complicated productional process, brings up open ended systems which demands new arguments on the relationship between user-architectural product. This approach demands to deal with the the arguments in social atmosphere that effects the architectural production.Çalışma, günümüz mimari atmosferinde sıklıkla telaffuz edilen ”kullanıcı katılımı”na ilişkin bir araştırma olarak ele alınmıştır. “Kullanmak” ve “katılmak” gibi birbirinden farklı iki eylemin birarada tasavvur edilmesinin nasıl bir mimari üretime karşılık geleceği sorusu, çalışmanın çıkış noktasıdır. Bu bağlamda, mimarlık tarihi ve sosyal disiplinler alanlarında kullanıcının tanımına ilişkin kırılmalarla birlikte, kullanıcının günümüz mimarlık üretiminde nasıl bir “ilişkiler ağı” içinde yer aldığını kavramak çalışmanın esasını oluşturur. Mekânın bir ”ilişkiler ağı” ile örülü olması, zaman içerisinde mekânın kuruluşunun, başından sonuna tek elden çıkan üretimden, gittikçe daha da karmaşıklaşan bir üretim sürecine dönüşmesi, günümüzde özellikle kullanıcı-ürün arayüzü bağlamında yeni tartışmaların zorunlu hale geldiği açık uçlu bir sistemi gündeme taşır. Bu yaklaşım, gerek tarihsel kırılmaların anlaşılması gerekse de kuramsal tartışmaların mimari üretime yansımaları ekseninde ele alınmıştır
Yapıların Otel Olarak Yeniden Kullanım Bağlamında Makansal Dönüşümlerin Analizi: "Four Seasons Oteli-Sultanahmet Cezaevi" Örmeği: Yapıların Otel Olarak Yeniden Kullanım Bağlamında Makansal Dönüşümlerin Analizi: "Four Seasons Oteli-Sultanahmet Cezaevi" Örmeği
Günümüzde sürekli gelişim içerisinde olan toplumsal yapının yeni biçim ve düzenlemeleri izlemesi yapıları da etkilemektedir. Özellikle, ülkemizdeki mevcut yapı stoku ve turizmin gelişimi sonucu artan yatak gereksinimi ile yeniden kullanım ve otel kavramı bir araya gelmektedir. Bu çalışmada otel işlevi verilmesi düşünülen yapıların yeniden kullanım sürecinde doğru mekanlar oluşturabilmek için tasarımlarında algısal ve kavramsal bağlamda mekana yaklaşma ve uzaklaşma, giriş ve çıkış, mekanların düzeni boyunca hareket, mekanların işlerliği ve içlerindeki eylemler, tasarım kimliği, mekanlar arası süreklilik ve mekan tasarımının gelişimi gibi gerekli olan hususlar ortaya konulmaktadır. Bu bağlamda söz konusu mekansal dönüşümlerin analizi için izlenecek yöntem şematik olarak özetlenmiştir. Daha sonra belirlenen yöntem doğrultusunda, hem tarihi bir yapı hem de eski İstanbul sınırları içerisinde yer alması açısından özgün bir örnek olan Four Seasons Oteli-Sultan Ahmet Cezaevi’nin analizi yapılmaktadır. Son olarak da seçilen örnek yapı üzerinden otel olarak yeniden kullanım bağlamında mekansal dönüşümlerin analizinden elde edilen öznel bulgular ortaya konulmaktadır.Nowadays, the social structure in the continuous development monitors the new shapes and regulations that this effort also affects the structures. Especially, as a result of the existing building stock and the development of tourism, the concepts of re-use and requirement of bed and hotel come together. During the re-use process of buildings which are thought to be hotel and have the functions of hotel, subjects such as approach and departure to the space in terms of perception and conception in designs, entrance and exit, movement through the space design, functionality of spaces and actions in them, design identity, continuity and development of space design which are necessary for to establish and create suitable spaces. In this context, the method determined for the analysis of the spatial transformations is summarized as schematically. Then, in accordance with this determined method, the analysis of Four Seasons Hotel - Sultan Ahmet Jail is made, which is a unique example because of the reason that it is located within the boundaries of old Istanbul and a historical building. Finally, nominative findings that have been obtained as the result of spatial transformations are discussed and set out within the context of re-use of a chosen sample building as a hotel
Bitişik Ekosistemler Arasındaki Sınırlar: Ekolojik Geçiş Zonları: Bitişik Ekosistemler Arasındaki Sınırlar: Ekolojik Geçiş Zonları
Bitişik ekolojik sistemler arasındaki sınırlar, bünyelerinde barındırdıkları zengin ekolojik çeşitlilik ile birçok bitki ve hayvan türü yanında insanoğluna da yaşam ortamı olarak hizmet etmektedir. 1980’li yıllara kadar çalışılması ve tanımlanması kolay olan homojen ekolojik birimler özellikle ekoloji bilimi içinde geniş araştırmalara konu olurken; keskin sınırları olmayan heterojen yapılı bu alanlar çoğunlukla göz ardı edilmiş, harita üzerinde tek bir çizgiye indirgenmiştir. Gelişen teknolojik ilerlemeler ile ekolojik sistemler arasındaki enerji, besin, su, materyal ve bilginin akışını sağlayan bu alanların, yapı ve fonksiyonları ile içinde konumlandıkları peyzajın işlevsel bir parçası olduğu saptanmıştır. Bu kapsamda MSGSU Fen Bilimleri şehircilik Doktora Programında hazırlanmış olan “Sürdürülebilir Kent ve Peyzaj İlişkisinde Ekolojik Geçiş Zonları: İstanbul Beykoz Örneği” başlıklı tezin kavramsal kısmından üretilen bu makale ile ekolojik geçiş zonu kavramının ülkemizde bilimsel bir tabana oturtulması için teorik temeller ortaya konmuştur.Boundaries among adjacent ecological systems serve as habitat for various plant and animal species as well as human kind with the rich ecological diversity. Homogeneous ecological units which were easy to study and define until 1980’s have been the subject of broad studies especially within the science of ecology, while these heterogeneous subjects which has no strict boundaries were ignored and were not reduced to a simple line on the map. These fields which enable flow of energy, nutrient, water, material and information between technological developments and ecological systems were determined to be a functional part of the position they are located with their structure and function. In this scope, this essay which was developed out of the theoretical section of the PhD thesis entitled “Ecological Transition Zones in Relation of Sustainable City and Landscape: Case of Istanbul Beykoz” present the theoretical grounds of the issue in order to form a scientific basis in Turke
Belgeler Işığında Gülnuş Emetullah Sultan’ın Galata Yağtırdığı Çeşmeler ve Su yolları: Belgeler Işığında Gülnuş Emetullah Sultan’ın Galata Yağtırdığı Çeşmeler ve Su yolları
Gayrimüslimlerin çoğunlukta oluşuyla bili[1]nen Galata semti, 1696’daki büyük yangının ardından demografik ve dini yapısında önemli bir değişiklik geçirdi. Semtin en önemli Katolik yapısı olan San Francesco Kilisesi’nin yeniden yapımına izin verilmedi. Yerine, II. Mustafa’nın annesi Gülnuş Valide Sultan tarafından Galata’nın ilk ve tek valide sultan camisiyle bir çeşme inşa edildi. Gülnuş Sultan sonraki yıllarda, camisinin çevresine yerleşen semtin yeni Müslüman sakinleri ve gayrimüslim tebaa için daimi tatlı su kaynağı arayışını sürdürdü. Böylece üç yeni çeşme yaptırdı, iki çeşmenin onarımını üstlendi ve hepsine yeni su yollarıyla su sağladı. Bu, Galata halkı için sıcak yaz aylarında büyük bir nimetti. Bu makalede, ilk kez yayınlanan belgeler ışığında söz konusu çeşmeler ve su yollarının ortaya çıkış süreci ele alınacaktır. Gülnuş Sultan’ın finanse ettiği bu hayrat, Galata’nın gayrimüslim kimliğinin değişmesinde de etkili olmuştur. Dolayısıyla bu makale, Gülnuş Sultan’ın giriştiği bu imar faaliyetlerinin nasıl gerçekleştiğini aydınlatırken, bunun en az inşa ettirdiği cami kadar önemli olduğunu da ortaya koymaktadır.After the fire of 1696, Galata, the reputed district of Istanbul for its dominantly non-Muslim dwellers, has seen a spectacular change in its social and religious structure. San Francisco Church was not allowed to be rebuilt and Gülnuş Valide Sultan built her mosque together with a fountain for public use. In the following years, Gülnuş Sultan continued the quest for abundant running sweat water for the new Muslim inhabitants populating the surroundings of her mosque as well as existing nonmuslim dwellers. In total, she financed the building of three new fountains, two repairs and new water supply systems, which saved the people of Galata during hot summers. In this paper, in the light of unpublished archival documents, the construction process of these fountains and water supply systems will be investigated. These pious endowments of Gülnuş Sultan also served as a tool of demographic change. Therefore this paper reveals both the materialization of these buildings and their significance
Mimarlık Üretimi Üzerine Bir İç Hesaplaşma: Tüketim Dinamiklerinin Uzantısında Mimari Bir Duruş: Mimarlık Üretimi Üzerine Bir İç Hesaplaşma: Tüketim Dinamiklerinin Uzantısında Mimari Bir Duruş
Çalışma, tüketim toplumunun dinamikleri ile yönlendirilen mekan üretim süreçlerinde mimarlık üretiminin yeri, rolü ve etkisi üzerine bir tartışma açmaktadır. Bu tartışma, mimarlık üretiminin tüketim dinamiklerinin uzantısında eleştirel bir duruş geliştirip geliştiremeyeceğini sorgulayan bir iç hesaplaşma olarak da tanımlanabilir. Gerçekleşmiş bir mekan üretim sürecinin (pratiğinin) eleştirel kuramın bakış açısıyla, kesitler ve katmanlarla irdelendiği ve tartışıldığı, mekan üretim süreçlerinde mimarlık üretiminin nasıl yorumlanabileceğinin arandığı bir okuma biçimi önerilmekte ve buna dair bir örneklem oluşturulmaktadır. Tüketim dinamiklerinin erk olarak kabul edildiği bir bağlamda, mimarlık üretiminden erkin hizmetinde olması, aynı zamanda erk için ama erke rağmen bir karşı duruş geliştirmesi beklenmektedir. Bununla beraber söz konusu duruşun gerçekten eleştirel bir yapısının olup olamayacağı irdelenmelidir. Çalışmada mimarlık üretiminin diyalektik bir yapısı olduğu üzerinde durulmakta, eleştirel bir duruş ortaya konulabilmesi için erkin stratejileri karşısında her seferinde yeniden kurgulanan taktiklerle ilerlenmesi gerektiğine işaret edilmektedirThe article opens a discussion on the role and impact of architecture and architectural design in the processes of production of space driven by the dynamics of consumerism. Such a discussion can also be regarded as a self-recrimination of architecture questioning if a critical architectural stance could be achieved towards consumerism. Scrutinizing a finalized space production process, dissecting it in sections and layers with critical theory’s approach, proposes a way of reading (an interpretation) the process itself and the role of architecture within, thus providing an exemplar. In a context where the dynamics of consumerism can be regarded as the leading power of space production, architecture by its own means of production is expected to be in the service of power and at the same time displaying a counter stance aganist power. Yet the possibility of a critical stance (in other words a position-taking) must be taken into consideration. The article points out to the dialectic nature of architecture and implies that a critical stance is possible if ever changing, shifting tactics are adopted towards the strategies of power
Kentsel Sürdürülebilirlik Bağlamında Meydanlara İlişkin Bir Değerlendirme Üsküdar Meydanı: Kentsel Sürdürülebilirlik Bağlamında Meydanlara İlişkin Bir Değerlendirme Üsküdar Meydanı
Kamusal mekân olarak meydanlar, kentsel sürdürülebilirlik bağlamında, toplumsal belleği ve sosyal paylaşımı kuvvetlendirme, fiziksel- algısal ve sosyal gereksinimleri karşılama, erişilebilir olma, sosyokültürel ve sanatsal farkındalık yaratma, demokrasiye imkân tanıma, doğal çevre ve kentsel morfolojide dengeleyici olma gibi özellikleri ile yaşamsal öneme sahiptirler. Türk kentinde meydan, sahip olduğu sorunları ve olanakları ile halen tartışılmaya devam eden bir kentsel alana karşılık gelmektedir. Çalışmanın amacı, meydan ve onu kuşatan kentsel dokunun ‘belleğindeki’ insan-toplum-mekân-kent ilişkisinin kırılmalar içerdiği bu mekânlara ilişkin sorunları, Üsküdar Meydanı özelinde ortaya koyarak, sürdürülebilirlik bağlamında bir değerlendirme yapmaktır. Kentsel sürdürülebilirlik ve meydanlara ilişkin kodların arakesitinden yola çıkan bir analiz yöntemi ile Üsküdar Meydanı’nın irdelenmektedir. Sonuçta, meydanların potansiyellerinin sürdürülebilmesinde, insan-mekân ilişkisini kuvvetlendirecek eylemlerin desteklenmesi, yaya ve algılama ölçeğine öncelik tanıyan mekân organizasyonlarının yapılması, toplumsal belleği destekleyen ve kullanıcılar için farklı anlamlar kazandıracak nitelikte tasarımların/ yönlendirmelerin yapılması, işlevsel çeşitliliğin korunması ve doğal çevre özelliklerinin kuvvetlendirilmesi gibi yaklaşımların önemli rol oynadığı görülmektedir.Today, the existence and meaning of urban squares are indispensable for the cities in terms of sustainability. Urban square had a wide range of meaning in Turkish cities, containing socio-cultural, economic and morphological dimensions come from its history. The aim of this paper is to consider the opportunities and challenges of urban squares based on a sustainable perspective. This consideration will be done in the case of Uskudar Square. The method is based on finding out the codes belong to urban sustainability and the roles and meanings of the squares. The results show that the square has followed an unsustainable character up to now although it has still important opportunities. Designing the squares according to pedestrian scale, strengthening urban memory, the perception of the place and place-attachment, continuity of historical and ecological footprints, integrity of society and space and increasing functional diversity can be some of the critical approaches for the vitality and sustainability of these spaces
Sergi Mekânlarında Doğal ve Yapay Aydınlatma Biçimlerinin Ziyaretçi Deneyimi ile Olan İlişkisinin İrdelenmesi: Sergi Mekânlarında Doğal ve Yapay Aydınlatma Biçimlerinin Ziyaretçi Deneyimi ile Olan İlişkisinin İrdelenmesi
The aim of this study is to figure out the change in space perception related to exhibition experience with regard to natural and artificial lighting types and to determine lighting preferences of users to produce visitor/spectator based design knowledge. In the conducted field study, naturally lighted CerModern and artificially lighted Arkas Art Center were examined with both observations and questionnaires. In the field study, the difference in affective and cognitive space perception was searched and lighting preferences of users and the reasons behind them were examined. The results of the questionnaire conducted by totally 260 people displayed that perceptions of the examined two exhibition spaces were differed from each other. When the lighting preferences of visitors were analyzed, it was found out that lighting preferences changed with regard to two or three dimensional works. Lighting of both background space for three dimensional works and the wall ground for two dimensional works were found as important as the lighting of the works. The most preferred artificial and natural lighting types for three dimensional works was diffused lighting and side lighting. For two dimensional works, artificial lighting types of wall washing and diffused lighting were preferred.Bu çalışmanın amacı, doğal ve yapay aydınlatma biçimlerine göre sergi deneyimi ile ilişkili olan mekân algısının nasıl değiştiğini anlamak ve kullanıcının aydınlatma tercihlerini belirleyerek, ziyaretçi/izleyici odaklı tasarım bilgisi oluşturmaktır. Gerçekleştirilen alan çalışmasında, doğal yolla aydınlatılan CerModern ile yapay yolla aydınlatılan Arkas Sanat Merkezi gözlem ve anket yoluyla incelenmiştir. Alan çalışmasında, farklı biçimlerde aydınlatılan sergi mekânlarında duygusal ve bilişsel algı farkı araştırılmış, kullanıcıların aydınlatma tercihleri ve bu tercihleri belirleyen nedenler sorgulanmıştır. Toplamda 260 kişiye uygulanan anket verilerinin sonuçları, mekân algısının duygusal ve bilişsel anlamda incelenen iki sergi mekânı arasında farklılaştığını ortaya koymuştur. Ziyaretçilerin aydınlatma tercihleri analiz edildiğinde tercihlerin, iki ve üç boyutlu eserlere göre değiştiği görülmüştür. Üç boyutlu eserler için, eserler kadar ona arka plan oluşturan hacmin, iki boyutlu eserler içinse duvar yüzeyinin aydınlatılmasının önemli olduğu saptanmıştır. Üç boyutlu eserlerin aydınlatılmasında en çok tercih edilen yapay aydınlatma biçimi homojen ışık dağılımı sağlayan yayınık aydınlatma, doğal aydınlatma biçimi ise yanal aydınlatmadır. İki boyutlu eserlerde ise ağırlıklı olarak yapay aydınlatma biçimlerinden duvar aydınlatması ve yayınık aydınlatma türleri tercih edilmiştir
Galata Surları’nın Yıkım Süreci: Galata Surları’nın Yıkım Süreci
The ramparts and rampart gates that were damaged by fires and earthquakes during Ottoman Empire period, had been undergone repairs because of the danger that they created, and continued to survive. With the westernization applications in the beginning of 19th. century and after the “Şehremaneti” was established as a first step of municipal organization, the demolition decision for ramparts was taken by 6th. Municipality Department, which was founded as a model department, by asserting some reasons. With the sale of land resulting from demolishing ramparts and filling of trenches located in front of these ramparts, constructing stone buildings and wide roads just like in Europe and attaining a western view of the region were envisaged. Nearly 30 years after the demolition decision, ramparts were began to be qualified as ancient monuments, and decisions were taken to demolish those that were badly damaged while to protect those that were in good condition. When maps prepared in 19th and 20th century are examined to observe the demolition process of ramparts, it is understood that the ramparts were mostly standing in the middle of 19th century, while they were mostly demolished in the beginning of 20th century. During the 50 years period after the demolition decision was taken, it is seen that ramparts were demolished although the protection was mentioned 30 years after the demolition decision. By the period of the republic, very few remnants were left over from Galata ramparts. During the expropriations and constructions for boulevards in Menderes period, a bastion on the Kemeraltı Street had been destroyed just like other buildings on the route of these roads. Nowadays, some buildings on the route for “Haliç Subway Transit Bridge Project” are expropriated and demolished, and the future of rampart pieces which are left over after demolition is uncertainOsmanlı Dönemi’nde yangınlar ve depremlerden zarar gören surlar ve sur kapıları yarattıkları tehlike yüzünden onarımlar geçirerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. 19. yüzyıl ortalarında batılılaşma süreciyle birlikte belediye örgütünün ilk adımı olarak “Şehremaneti”nin kurulmasının ardından, örnek daire olarak kurulan 6. Daire’nin bir takım gerekçeler ileri sürmesiyle surlar hakkında yıkım kararı alınmıştır. Surların yıkılması ve sur önlerinde yer alan hendeklerin doldurulmasıyla ortaya çıkacak olan arazinin satılmasıyla Avrupa’daki gibi kâgir yapıların ve geniş yolların yapılması, bölgenin batılı bir görünüme kavuşması öngörülmüştür. Yıkım kararından yaklaşık 30 yıl sonra da bu surlar eski eser olarak nitelendirilmeye başlanmış, oldukça tahrip olanların yıkılması ancak iyi durumda olanların korunması kararları alınmıştır. Surların yıkım sürecini takip etmek için incelenen 19. ve 20. yüzyıl haritalarında, 19. yüzyıl ortasında surların büyük bir kısmının ayakta olduğu; 20. yüzyıl başında ise büyük bir kısmının yıkıldığı anlaşılmaktadır. Yıkım kararının alınmasını takip eden 50 yıllık süreçte, her ne kadar karardan 30 yıl sonra korunması gerekliliği üzerinde durulmuşsa da yıkıldıkları görülmektedir. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde surlardan çok az kalıntı bulunmaktadır. Menderes Dönemi’nde yapılan geniş caddelerin açılması ve istimlâklar sırasında, bu yolların güzergâhlarında kalan yapılar gibi Kemeraltı Caddesi üzerinde bulunan bir burç da tahrip edilmiştir. Günümüzde ise “Haliç Metro Geçiş Köprüsü Projesi” için güzergâhta kalan bazı yapılar istimlâk edilerek yıkılmıştır. Bu yıkımlar sonucu ortaya çıkan sur parçalarının istikbalinin ne olacağı belirsizdir