Tasarım+Kuram (E-Journal)
Not a member yet
    424 research outputs found

    Eyüp Silahi Mehmed Bey Mescidi Onarım Evrelerinin Belgeler Işığında Değerlendirilmesi: Eyüp Silahi Mehmed Bey Mescidi Onarım Evrelerinin Belgeler Işığında Değerlendirilmesi

    No full text
    In this article, building phases of Silahi Mehmed Bey Masjid, a religious building located in Eyüp -the first settlement area of Ottoman population outside the city wallshave been examined. The masjid is among the rare examples of masjids with detached minarets. Its architect and construction date are unknown. According to the construction technique and architectural properties of the masjid, it is regarded as a 16th century building. Today, the complex consists of a masjid, a tomb, one minaret, toilets and a cemetery yard. Due to later additions constructed in different periods, the original appearance of the building has changed over time. In this study, the data obtained from the current survey drawings and on-site observations have been evaluated through the light of archival documents, old photos and maps. Later, changes seen in Silahi Mehmed Bey Masjid have been examined. Depending on the interventions that have resulted in spatial and visual changes of the structure, three phases of the building have been studied. Interventions were examined with cause and effect relation and the data obtained have been presented with accompanying visuals.Bu çalışmada, İstanbul’un ilk Osmanlı sur dışı yerleşim bölgesi olan Eyüp’te Zal Paşa Caddesi’nde yer alan Silahi Mehmed Bey Mescidi’nin onarım evreleri incelenmiş, bu süreçteki koruma sorunlarına değinilmiştir. Yapıdan bağımsız tasarlanmış minaresinin biçimi ve konumu sebebiyle nadir örneklerden biri olan mescidin mimarı ve yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte araştırmacılar tarafından yapım tekniği ve mimari özelliklerine bağlı olarak 16. yüzyıl eseri olarak kabul edilmektedir. Günümüzde, mescit, türbe, minare, tuvalet ve hazireden oluşan yapı, farklı dönemlerde yapılmış ekler sebebiyle inşa edildiği dönemdeki şemasından farklılaşmıştır. Bu çalışma ile yapının güncel rölövelerinden ve yerinde yapılan incelemelerden elde edilen veriler, arşiv belgeleri, eski fotoğraflar ve haritalar eşliğinde değerlendirilerek, tarihsel süreçte Silahi Mehmed Bey Mescidi’nde meydana elen değişim incelenmiştir. Yapının mekânsal ve görsel olarak farklılaşmasına sebep olan müdahalelere bağlı olarak üç farklı dönemde günümüzdeki durumuna geldiği saptanmıştır. Müdahaleler neden sonuç ilişkisi ile incelenmiş, elde edilen veriler görseller eşliğinde sunulmuştur

    Mimaride Biçimlenme Sorunsalı: Mimaride Biçimlenme Sorunsalı

    No full text
    Having a structurally and conceptually important place in architectural designthought, the Wall has been exemplified in the formative narrative of the Sinop city walls by focusing on formations of different times and spaces. The differentiations that the transformations over the designing process create, are illustrated with examples of the different temporal and spacial contexts of Wall, which has an important place in the architectural design reflections with its structural and conceptual reflections. Besides, as a metaphor, Wall is taken as a method of reflection, which illuminates the definition of the process concept regarding all the formations. The transformation does not occur in linear relations of temporal and spatial basis. It occurs in a holistic process with its complex relations and which clashes different temporal and spatial basis. In order to define these complex relations, the relation between Gilles Deleuze’s notions Virtual/Actual with Henry Bergson’s notion of Becoming and George Bataille’s metaphors of Labyrinth and Pyramid is taken as a reference. Within the conceptual frame obtained with these metaphors, Wall, as an architectural object, a concept and a metaphor is traced with its transformations and differentiations in different formations. With the processes of transformations cited over the concept of Wall, it is aimed to discuss the design which is held as a formation in the architectural design reflection, not in its search for an absolute result, but with the qualitative differentiations it creates with transformation.Mimari tasarım düşüncesi içinde yapısal ve kavramsal olarak önemli bir yere sahip olan Duvar, farklı zaman ve mekanlardaki biçimlenmeleri üzerinden ele alınarak Sinop sur duvarlarının biçimlenme öyküsü içinde örneklenmiştir. Biçimlenme içindeki dönüşüm; birbirini takip eden mekân ve zamanların liner ilişkileri içinde gerçekleşmez. Farklı zaman ve mekânları üst üste çakıştıran bütünsel bir süreç içinde karmaşık ilişkilerle gerçekleşir. Bu karmaşık ilişkileri tanımlayabilmek için Gılles Deleuze’ün Henry Bergson’un Oluş kavramı içinde tanımladığı Virtüel/Aktüel kavramları ile George Bataille’nin Labirent ve Piramit metaforları ilişkilendirilerek referans olarak kullanılmıştır. Bu metaforlarla elde edilen kavramsal çerçeve bağlamında; ele alınan bir duvarın biçimlenme öyküsünde mimari bir nesnenin, kavram ve metafor olarak dönüşen/farklılaşan durumlarının izi sürülmüştür. Duvar üzerinden anlatılan dönüşüm süreçleri ile, mimari tasarım düşüncesi içinde tasarımın oluşum sürecini bir biçimlenme olarak ele alarak tasarımı, mutlak sonuç arayışı üzerinden değil, dönüşüm ile yarattığı niteliksel farklar üzerinden tartışmaya açmak hedeflenmektedir

    Çizgiyi Kentte Yürüyüşe Çıkarmak: Boğaz(İçi) Günlükleri: Çizgiyi Kentte Yürüyüşe Çıkarmak: Boğaz(İçi) Günlükleri

    No full text
    Travel has long been as a part of the architect’s formation in various forms and rhythms, radically altering traditional pedagogical practices in laboratory, classroom and studio. With physical dislocation, the nature of learning, information processing and construction of knowledge are changed. The fertile travel sketchbook of the architect as a journal reveals an autobiographic collection to discuss all. A select review of architectural journeys and journals in an epistemological framework represents two dominant approaches and a less practiced third approach. Whereas the first values learning from a conversant, the last two value individual-initiated learning from direct-site contact via spatial experiences. Whereas the second relies on known, stable and repetitive relation to place, the third relies on authentic and collaborative relation to place with objective chance, curiosity, strolling, slowness, uncertainty, pleasure and imagination, and thus is key to a dynamic and creative practice. A walker-drawer as well as thinker-traveller role are defined for the architect. His daily stroll as walking presents the first field of experience-centered research. To explore, understand, examine and reproduct complex and unique relationship between built environment and daily life, the third promises a potential method with plurality. Bosphorus as a less practiced destination in İstanbul is chosen to experiment.Türlü biçimlerde ve ritimlerde yolculuk, öteden beri mimarın yetişme sürecinin önemli bir parçasıdır. Yolculuk, laboratuvar, sınıf ve stüdyoda süregelen geleneksel pedagojik öğrenme pratiklerini kökten değiştirir; öğrenmenin, bilgiyi işlemenin, inşa etmenin doğasını fiziksel yer değiştirmeyle dönüştürür. Mimari yolculukların kaydı olarak tutulan eskiz defteri, bir çeşit günlük olarak bu konuyu tartışmaya açabilecek bir otobiyografik koleksiyon tanımlar. Yolculuklarla günlükler bir epistemolojik çerçevede incelenirse yaygın iki yaklaşım ve daha az denenmiş üçüncü bir yaklaşım söz konusudur. İlk yaygın yaklaşım, bir bilenden öğrenmeye dayalıdır. Sonraki ikisi, bireyin inisiyatifle başlattığı ve mekansal deneyimler aracılığıyla doğrudan yere temasla öğrendikleri keşif yolculuklarıdır. İlk keşif yolculuğu daha benimsenmiş, yaygın ikinci yaklaşımdır; yerle daha kararlı, bilinen ve tekrar eden bir ilişkiye dayanır. İkinci keşif yolculuğuysa yerle daha otantik ilişki kuran ve işbirliği yapan, pek uygulanmamış üçüncü yaklaşımdır. Nesnel rastlantı, bilmeme hali, merak, müsaitlik, aylaklık, yavaşlık, belirsizlik, zevk ve hayal gücüyle dinamik, yaratıcı bir pratiktir. Yolculuğu gerekli kılan deneyim merkezli öğrenmenin ilk uygulama alanını mimarların kent-içi günlük gezi pratikleri oluşturur. Yürümek, bu deneyimin en temel biçimidir. Yapılı çevre-gündelik hayat arasındaki karmaşık ve biricik ilişkiyi keşfetmek için üçüncü yaklaşım, çoğul okumaya imkan tanıyan potansiyel bir metot sunar. Mimara yürür-çizer, düşünür-gezer rolü atfeder. İstanbul’da daha az pratik edilen esrarlı bir mekan olarak Boğaz(içi), bu araştırmanın deneme alanını sunar

    Üniversite Öğrencilerinin Zihinsel Haritalarında Kentin İmajı: Düzce Örneği: Üniversite Öğrencilerinin Zihinsel Haritalarında Kentin İmajı: Düzce Örneği

    No full text
    Bu çalışmada bir Üniversite kentinin, öğrenimleri nedeniyle kentte bulunan üniversite öğrencileri tarafından nasıl algılandığı ve öğrenildiği araştırılmıştır. Bu amaçla, Kevin Lynch’in kentsel imaj kuramından ve bu kuramla ortaya konan temel kentsel imge öğelerinden yararlanılmıştır. Araştırmada, Mimarlık Bölümü öğrencilerine uygulanan anket ile öncelikle kentin imaj öğeleri saptanmıştır. Daha sonra öğrencilerin mekâna ilişkin deneyimlerinin zamana bağlı olarak farklılaşması birinci ve dördüncü sınıf öğrencilerine çizdirilen kentin imaj haritaları ile ölçülmeye çalışılmıştır. Anket formunda yer alan imaj haritalarının analizi yapılarak, öğrencilerin kentte geçirdikleri farklı yaşam sürelerine göre, belleklerinde oluşan imaj öğeleri ve kullandıkları harita tipleri yorumlanarak kenti zihinlerinde ne şekilde kurguladıkları ve öğrendikleri araştırılmıştır. Araştırma bulguları, birinci sınıf öğrencilerinin kenti ağırlıklı olarak, bölgeler ile tanımladıkları, çizdikleri ve dağınık noktasal harita tipi kullandıklarını ortaya koymuştur. Dördüncü sınıf öğrencileri haritalarında ise en çok düğüm noktalarının vurgulandığı, taslak haritaların çoğunlukla ardışık tarzda, çizgisel özellikte olduğu görülmüştür. Öğrencilerin kenti öncelikle bölgeler ile algıladığı zaman içinde yolları öğrenerek diğer imaj öğeleri ile mekânsal olarak bağlantı kurabildikleri anlaşılmıştır. Çalışma çevresel algının, kentle kurulan ve zamana bağlı olarak gelişen ilişki sonucu ortaya çıkan deneyimle farklılaştığını ortaya koymaktadır.In this research paper, it is discussed that how a university city have been perceived and learnt by the students of university who lives there in order to have an education. For this purpose, in this study, the concept of the city image that was revealed by Kevin Lynch, and also elements of city images availed. First of all the image elements of the city were detected with the survey which was conducted with the students of architecture department. Then, the time[1]dependent differentiation of the students’ experience of the space was measured by the image maps of the city drawn by the first and fourth year students. By analyzing the image maps in the questionnaire form, it was researched how the students constructed and learned the images in their minds by interpreting the image items and the map types they used in their memory according to their different life span in the city. The findings of the study show that the first class students use the scattered point map type which they describe with the districts predominantly in the city. It has seen that fourth year students’ maps emphasize the most nodes and also the landmarks with paths gain more weight than the students in the first class. Besides this of their image maps have been drawn sequential type and they have linear features. As a conclusion ıt has been seen that districts were learned ın the first place and then the students have been able to establish spatial connections with other image items by learning the paths in time. The study reveals that environmental perception changes by experience that is the result of the time-dependent relationship which is established with the city

    Eskişehir Kent Kültürünün Kent Dokusuna Yansıması: Odunpazarı ve Batıkent Örnekleri: Eskişehir Değişen Kent Kültürü

    No full text
    İnsanlar varoluşlarını devam ettirmek için bir arada yaşarlar. Bir aradalığı oluşturan toplumdur ve bu toplumu bir arada tutan değerler bulunmaktadır. Bu değerlerin başta geleni kültürdür. Mimari de kültür ile şekillenen bir yaşam biçimi olarak görülebilir. İnsanların sürekli vakit geçirdiği, yaşamını yansıttığı konutlar ve yapılı çevre bu durumu iyi bir şekilde örneklemektedir. Çünkü insan kültürel kodlarıyla çevresini de değiştirmektedir. Kültürel kodları ise sahip olduğu kültürel değerler şekillendirmektedir. Bu kültürel değerler, her zaman aynı biçimiyle kalmamaktadır. Zaman içerisinde köklerinden kopmadan birtakım değişiklikler geçirerek yaşayan bir değer olmaya devam etmektedir. Kültürler zaman içerisinde değişirken, onun etkilediği kentler de zaman içerisinde değişmekte ve dönüşmektedir. Yaşam kültürünün şekillendirmesine göre kentler ortojenik ve heterojenik olarak ikiye ayrılabilir. Ortojenik ve heterojenik kentlerin mimaride nasıl boyut kazandığını, mimari kültürün toplum içerisinde nasıl değişikliklere uğradığını, sokak kullanımları farklılıkları, sokak dokusu, malzeme kullanımları, cephe dili ve mekân kurgusunun bu bağlamlarda nasıl etkilendiğini göstermek bu çalışma için esas olacaktır. Bu sebeple, bu çalışmada Eskişehir’in 19. yy. ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı evlerinin ve çevresinin yapım malzemesi ve yapılı çevre dokusuyla; 21. yy. son yerleşim yeri olan Batıkent’in yapım malzemesi ve yapılı çevre dokusunun birbirleriyle olan benzerlik ve farklılık durumu tartışılmıştır. Nitel bir araştırma çalışması olan bu çalışmada, literatür taraması ve alan çalışmasından yararlanılmıştır. Alan çalışmasında, her iki bölgedeki sokaklarda gözlemler yapılarak çıkarımlar yapılmıştır. Çalışmada, her iki bölgeye de üst ölçekten bakılarak, ortaya çıkan kent dokusu görülmüştür. Bunun devamında ise dokuyu oluşturan sokakların ve bu sokakları şekillendiren konutların oluşumları ve yaşam şekillerine etkisi ele alınmıştır. Böylelikle değişen kent kültürünün ne şekilde evrildiği ortaya konulmuştur.People live together to survive. It is the society that forms the coexistence and there are values that hold this society together. Culture is the foremost of these values. Architecture can also be seen as a lifestyle shaped by culture. The dwellings where people spend time and reflect their lives and their surroundings exemplify this situation well. Because human beings change their environment with their cultural codes. These cultural codes do not always remain in the same format. While cultures change over time, the cities affected by them change and develop over time. By shaping the culture of life, cities can be divided as orthogenic and heterogeneous. Main principle of this work is to show how orthogenic and heterogeneous cities gain dimension in architecture; how architectural culture alters in the society, the differences between street applications, street texture, material usage, facade language and space fiction. For this reason, 19th century Eskişehir, with the construction material and built environmental texture of the Odunpazarı houses and its surroundings is compared and contrasted with the city’s 21st century condition, with the construction material and environmental texture of Batıkent, both neighbourhoods of Eskişehir. This review, which is a qualitative research study, utilized the notes obtained from the literature review and field study. In the field study, deductions are made by making observations on the streets in the two regions. In the study, the emerging urban texture is seen by looking at both regions from an upper scale. In the continuation of this phase, the formations of the streets, that form the texture and the dwellings that shape these streets and their effects on the life styles are dealt with. Thus, how the ever-changing city culture evolves is revealed

    Günümüzde Mahalle Kültürünü Sürdürebilmek ve Yeni Bir Kavram Arayışı Olarak “Sosyal Dayanıklı Mahalle”: Kurtuluş-Feriköy Örneği: Sosyal Dayanıklı Mahalle: Kurtuluş-Feriköy

    No full text
    The concept of neighborhood has gone through different processes and has gained different meanings since its emergence. In the beginning, it has been expressed as a self-sufficient and residential area where individuals with similar characteristics live together, have strong social relations. However, with the processes of urbanization and the included interest of different disciplines, the concept has gained depth over time. This situation made it difficult to talk about general neighborhood acceptance, but at the same time has created the requirement to understand and protect the neighborhood. Within this scope, in this study, the neighborhood concept was discussed in the context of social resiliency. The requirement to adapt the social resilience concept to the neighborhood is the idea that this endeavor can contribute to the sustainability of the neighborhood and the neighborhood culture by producing spaces that can adapt socially and environmentally to the changing and dynamic processes over time. In this context, the study focused on the concept of social resilient neighborhood as a new concept seeking and the parameters determined for social resiliency were evaluated through Kurtuluş- Feriköy, which was chosen as a case study.Mahalle kavramı ortaya çıkışından bu yana farklı süreçlerden geçmiş ve farklı anlamlar kazanmıştır. Başlangıçta benzer özellikler gösteren bireylerin birlikte yaşamlarını sürdürdükleri, sosyal ilişkilerin güçlü olduğu, kendine yeten ve dışa kapalı bir yerleşim yeri olarak ifade edilen mahalle; zaman içerisinde hem kentleşme süreçleri hem de kavramın sosyal bilimler, şehir planlama ve kentsel tasarım gibi farklı disiplinlerin ilgi alanına girmesiyle derinlik kazanmıştır. Bu durum mahallenin anlaşılmasını güçleştirmiş, genel bir mahalle kabulünden bahsetmeyi olanaksız hale getirmiş, aynı zamanda mahalleyi anlamaya ve korumaya yönelik gerekliliği doğurmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada mahalle kavramı sosyal dayanıklılık bağlamında ele alınmıştır. Sosyal dayanıklılık kavramını mahalleye adapte etme gereksinimi, bu uğraşın zaman içerisinde değişen ve dinamik olan süreçlere sosyal ve çevresel olarak adapte olabilen, kültürlerini, kimliklerini koruyan mekânlar üreterek, mahallenin ve mahalle kültürünün sürdürülebilirliğine katkı sağlayabileceği düşüncesidir. Bu kapsamda çalışmada yeni bir kavram arayışı olarak sosyal dayanıklı mahalle kavramı üzerinde durulmuş ve sosyal dayanıklı olmaya yönelik belirlenen parametreler alan çalışması olarak seçilen Kurtuluş- Feriköy üzerinden değerlendirilmiştir

    Kimin İçin Kent?: Lisansüstü Çalışmalarda Türkiye’de Kentsel Toplumsal Hareketler: Lisansüstü Çalışmalarda Türkiye’de Kentsel Toplumsal Hareketler

    No full text
    This study aims to discover the methodologies and the focuses of scientific researches which are about urban social movements in Turkey. Within this purpose the graduate theses that were completed in the universities in Turkey were examined with content and discourse analysis. Because of the access block 29 of 34 theses were deeply analyzed. The studies were accumulated on sociology, city and regional planning and political science and public administration departments. %74 of the studies were produced in the universities of Ankara and Istanbul. 86% of them applied qualitative research methods; and %79 of them examined movements in Istanbul. Activist-researcher identity contributed the evaluation of methodological approaches. Furthermore, it has been determined which crises were encountered in the (re) production of the space and in which time period. This paper illustrates that the studies are divided into two periods as 2003-2011 and 2013-2019 in the context of the subjects they focus on. It has been concluded that the concept of “the right to the city” and the Gezi Resistance are determinative in this distinction. As a final discussion, it was evaluated how daily life were discussed in the context of urban social movements in the theses examined.Bu araştırmada bilimsel çalışmalarda Türkiye’deki kentsel toplumsal hareketlerin hangi odaklar üzerinden ve nasıl incelendiğini tespit etmek amacıyla Türkiye’de üretilen lisansüstü çalışmalar içerik ve söylem analizi yöntemiyle ele alınmıştır. Ulaşılan 34 çalışmanın genel özellikleri tespit edildikten sonra erişime açık olan 29 çalışma metodolojik yaklaşımları ve odak konuları üzerinden derinlemesine incelenmiştir. Böylece kentsel toplumsal hareketlerin hangi özellikleriyle ele alındığı, hangi sorunlara çözüm aramak için gerçekleştiği, konuyla ilgili bilimsel üretimin odağının hangi alanlarda olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaların %74’ünün Ankara’daki ve İstanbul’daki üniversitelerde üretildiği; sosyoloji, şehir ve bölge planlama ve siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümlerinde yoğunlaştığı; %79’unun İstanbul’daki kentsel toplumsal hareketleri ele aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmaların metodolojik yaklaşımları incelendiğinde %86 oranla en çok nitel araştırma yöntemlerine başvurulduğu görülmektedir. Kentsel mücadeleyi konu edinen araştırmaların ele alınmasıyla birlikte aktivist-araştırmacı kimliği metodolojik yaklaşımlar değerlendirmesine katkı sunmuştur. Buna ek olarak mekanın (yeniden) üretiminde hangi problemlerle karşılaşıldığı ve bu problemlerin hangi zaman diliminde ön plana çıktığı tespit edilmiştir. Çalışmaların odaklandıkları konular bağlamında 2003-2011 ve 2013- 2019 olarak iki döneme ayrıldığı görülmektedir. Bu ayrımda kent hakkı kavramının ve Gezi Direnişinin belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son bir tartışma olarak gündelik hayatın incelenen çalışmalarda nasıl bir yer tuttuğu değerlendirilmiştir

    Marmaray Hattı İstasyonlarının Toplu Taşıma Odaklı Kentsel Gelişme Yaklaşımına Uygunluk Açısından İncelenmesi: Marmaray Hattında Toplu Taşıma Odaklı Gelişme

    No full text
    The concentration of the population living in the world in the cities creates spatial and socio-economic pressure in the city and this pressure negatively affects the city’s sustainable living standards. For this study, it was seen as the main problem that the urban public transportation systems were not planned in parallel with the population growth and that the uncontrolled spatial growth in the city affected. The ‘Transit[1]oriented Development (TOD)’, which covers both sustainable urban development and sustainable transportation phenomena and provides its integration, was chosen as the appropriate theory for the resolution of urban disruptions in question. In studies carried out in the world, the TOD approach is generally applied within the scope of planning policies in the new development regions of the city. This study creates originality by examining the Marmaray Line, which is already an urbanized region. Considering that the effective area is more due to the long line length, the stations on the Anatolian Side is concentrated. The suitability of the TOD application is measured to ensure that the line environment is a preferred line, especially for urban trips. As a method, Cervero’s 5D (density, diversity, design, destination accessibility, distance to transit) approach is based on. In line with this approach, there are four main evaluation categories for the study area. Increased density of built environment, variety of land use, accessibility and pedestrian-oriented urban design, and distance to public transportation systems are determined categories. Twelve parameters were calculated under these headings. The calculated values were then evaluated by the analytical hierarchy process and a different TOD index was calculated for each station. It was observed whether the stations examined according to the index values are suitable for TOD application.Dünya genelinde yaşayan nüfusun kentlerde yoğunlaşması kentte mekânsal ve sosyo-ekonomik baskı oluşturmakta ve bu baskı kentin sürdürülebilir yaşam standartlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışma için özellikle kentsel toplu ulaşım sistemlerinin kentin nüfus artışıyla paralel olarak planlanmaması, kentte kontrolsüz mekânsal büyümeyi etkilemesi temel sorun olarak görülmüştür. Sürdürülebilir kentsel gelişme ve sürdürülebilir ulaşım olgularının ikisini de kapsayan ve entegrasyonunu sağlayan ‘’Toplu Taşıma Odaklı Kentsel Gelişme Modeli (Transit-oriented Development - TOD)’’ söz konusu ulaşım kaynaklı kentsel bozulmaların çözülmesi için uygun kuram olarak seçilmiştir. Dünyada yapılan çalışmalarda TOD yaklaşımı genellikle kentin yeni gelişme bölgelerindeki planlama politikaları kapsamında uygulanmaktadır. Bu çalışma halihazırda kentleşmiş bir bölge olan Marmaray Hattı çevresinde incelenmesiyle özgünlük oluşturmaktadır. Hat uzunluğunun fazla olmasından dolayı etki alanının daha fazla olduğu düşünülerek, Anadolu Yakası’ndaki istasyonlara yoğunlaşılmıştır. Hat çevresinin özellikle şehir içi yolculuklar için tercih edilen bir hat olmasının sağlanması için TOD uygulamasının uygunluğu ölçülmektedir. Yöntem olarak, Cervero’nun 5D (density, diversity, design, destination accessibility, distance to transit) yaklaşımı temel alınmıştır. Bu yaklaşım doğrultusunda çalışma alanı için dört temel değerlendirme kategorisi bulunmaktadır. Yoğunluğu artırılmış yapılaşmış çevre, arazi kullanım çeşitliliği, erişilebilirlik ve yaya odaklı kentsel tasarım ile toplu ulaşım sistemlerine olan mesafe belirlenen kategorilerdir. Bu başlıklar altında on iki parametrenin hesaplaması yapılmıştır. Ardından hesaplanan değerler analitik hiyerarşi süreci ile değerlendirilip, her istasyon için farklı bir TOD endeksi hesaplanmıştır. Endeks değerlerine göre incelenen istasyonların TOD uygulaması için uygun olup olmadıkları gözlemlenmiştir

    The Relation of High Structures with the Urban Texture: Examples of London and Paris: High Structures and Urban Texture Relation

    No full text
    The positioning of high structures creates important effects on the city silhouette; even sometimes it is created by them. This silhouette could be in close relationship with the historical regions as well as developing outside the city. It was observed that tall buildings developed in two different ways in London and Paris. This study aims to examine the urban texture of tall building areas in two cities in terms of architectural and urban design aspects. The historical development of London and Paris, and the role of tall buildings in this process were compared. High buildings in London developed alongside with the historical texture, while in Paris they located in an especially reserved area outside the city. These different situations have developed with the city dwellers’ lifestyles, as well as created spatially different effects on them. In this context, the relationship of tall buildings with urban fabric is examined, and an example of a high building selected from each city is discussed. These examples are The Leadenhall from London and Tour First from Paris. It was concluded that the locations of the high buildings have an important role in the urban texture, and it also depends on politics to make decisions.Yüksek yapıların konumlanmaları, şehir siluetinde önemli etkiler yaratmakta; kimi zaman da bir şehrin karakteristik silueti yüksek binalar tarafından yaratılmaktadır. Bu siluet, şehrin tarihi yapısı ile yakın ilişki içinde olabildiği gibi şehir dışında da gelişebilmektedir. Londra ve Paris şehirlerinde yüksek yapıların bu iki farklı şekilde geliştiği gözlemlenmiştir. Bu bağlamda iki şehrin yüksek yapılarının kültürel, ekonomik ve politik olarak geliştiği çevrelerin, yapısal ve mekânsal açılardan incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Londra ve Paris şehirlerinin tarihi gelişimi ve yüksek yapıların bu gelişim içindeki konumları karşılaştırılmıştır. Londra’daki yüksek yapılar tarihi dokuyla iç içe ilerlerlerken, Paris’te şehrin dışında özellikle ayrılmış bir bölgeye yerleşmişlerdir. Bu iki farklı durum, şehir sakinlerinin yaşam tarzlarıyla birlikte gelişmiş, bunun yanında onların üzerinde mekânsal açıdan farklı etkiler oluşturmuştur. Bu çalışma, Londra ve Paris kent dokusundaki yüksek yapıların konumlarını incelemek ve seçilen yüksek yapıların konumlarını ve özelliklerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda, yüksek yapıların şehir dokusuyla ilişkisinin incelendiği araştırma kapsamında, iki şehirden konumları, çevreleri ve mimarileri göz önünde bulundurularak seçilmiş birer yüksek yapı örneği ele alınmıştır. Bunlar; Londra’da bulunan Leadenhall ve Paris’te bulunan Tour First yapılarıdır. Örnek yapılar ayrıca fonksiyonları, yükseklikleri ve konumları değerlendirilerek seçilmiştir. İki yapı da ofis işlevinde olmakla birlikte, yükseklikleri birbirine yakındır ve yüksek yapıların yoğunlukta olduğu bölgelerde konumlanmışlardır. Leadenhall binası, tarihi bölgelere yakın konumu ve çevresine karşı sergilediği mimari yaklaşımı sebebiyle bu çalışma için seçilmiştir. Ayrıca bina, Londra’nın silüetine katkıda bulunan ikonik bir değere sahiptir. Tour First ise Paris’teki yüksek yapılar arasından başarılı bir renovasyon örneği olduğundan dolayı seçilmiştir. Buna ek olarak, bina nehirden görülebilmekte, bu da binayı çevredeki yapılardan farklı ve özgün kılmaktadır. Bu bağlamda çalışma, nitel, teorik ve araştırmacı yaklaşımla yürütülmüştür. Çalışmanın yöntemi şu şekildedir: Öncelikle her iki şehrin kentsel stratejileri, şehirlerin en yüksek binaları ile birlikte; bölge, ulaşım, biçim ve tasarım olmak üzere dört açıdan inceleniştir. Sonrasında iki şehrin yüksek binalarının konumları ekonomik, kültürel ve politik sebepler göz önünde bulundurularak karşılaştırılmıştır. Son olarak, seçilen yüksek binalar ayrı ayrı incelenmiş ve şu yönler dikkate alınarak birbirleriyle karşılaştırılmıştır: Konum, semt, ulaşım, yükseklik sınırı, çevre, tarihi çevre, simgesel değer ve ikonik değer. Çalışma sonucunda, iki şehrin birbirinden farklı stratejileri, yüksek binaların konumlarının kentsel dokuda önemli bir role sahip olduğunu ve aynı zamanda şehrin ikonik için alınan kararların politik seçimlere bağlı olduğunu göstermiştir. Londra’nın stratejisi, mimari çekiciliğe ve dünya çapında uyumlu ve ılımlı bir lider şehir olmaya odaklanmıştır. Öte yandan Paris, yüksek yapıların şehir merkezinden uzağa yerleştirilmesine öncelik veren bir strateji geliştirmiştir. Her iki strateji de görüş farklılıklarına neden olmuştur. Londra’nın stratejisi çekici ve ikonik yüksek binaların inşa edilmesine ve yabancı yatırımcılar için ekonomik fayda sağlayan fırsatlar yaratılmasına izin vermiştir. Buna karşılık, Paris’in stratejisi altyapı kaygılarıyla oluşturulmuş ve şehir dışında yeni bir iş merkezi olarak sonuçlanmıştır. Her iki strateji de şehirlerin kültürel, politik ve ekonomik perspektifleri doğrultusunda geliştirilmiştir. Bu araştırmada, yüksek yapıların kent planlamasına uygun olarak geliştirilmesinin önemi vurgulanmış ve farklı stratejilerin kent dokusu açısından nasıl sonuçlandığı ortaya konmuştur. Leadenhall ve Tour First binaları bulundukları lokasyonda dikkat çeken yapılar arasındadır. Her iki bina da çevreyi göz önünde bulundurarak kamusal alanlar yaratmıştır. Ayrıca her iki yapının da bulundukları bölgede kendine özgü bir yeri ve değeri vardır. Leadenhall binasının Saint Paul Katedrali’nin arkasından görünürlüğü ve Tour First binasının Seine Nehri’nden görünümü oldukça özeldir. Bu çalışma sonucunda, yüksek katlı yapıların kentsel doku ile harmanlanması için alt katlarda kamusal alanların ve mekanların düzenlenmesinin önemli olduğu görülmüştür

    Bina ve Bina Cephesinin Kullanıcı-Tasarımcı İletişiminin Alan Çalışması ile Sorgulanması: Bina ile Kullanıcı İletişimi

    No full text
    The outer walls, which are the visual faces of the cities, communicate with the space formed by the facade and its immediate surroundings. The most important external wall elements Used in facade design that determine the visual communication power are form, material, colour, texture, and occupancy-void (permeability). If the renewal movements are defined under the heading of urban transformation, it is seen that the impact value of the building productions that started and continued in this context have different characteristics than provinces, regions or even districts. Changes especially in the regions which are more preferred for settlement, affirm not only the purpose of durable building production, also the new texture features and building production approaches confirm this. Each residential area tends to show growth and behavioural changes. Although change spreads over time and is more easily accepted when it develops within its natural needs, it may have negative physical consequences when a physical change occurs that does not fully express the need for renewal. In this context, it is thought that the close vicinity of Bağdat Street in Kadıköy district of Istanbul is close to this mentioned rapid change feature. In this context, close vicinity of Bağdat Street, Kadıköy district, where the rate of change and its results are more intense, was chosen as the study area. It is observed that at least one facade of high-rise buildings between Bağdat Avenue and the coastal road within the rapid renewal movements has been constructed as blind (closed) in the last decade. These buildings depending on the size of the parcel they are located generally have different heights ranging from 30 to 60 meters. The fact that at least one facade of a building is completely closed means that a facade ranging between 30-60 meters is completely blind. It is observed that there is a cheaper, more disordered approach in material usage and surface design of these completely closed facades, especially more so than the front facade, which characterizes the entrance to the building, and this approach has started to increase in the new buildings around the buildings with this feature. For the permanent user who lives in the close vicinity of the building or temporary users who use the street; it is seen that it has the potential to reduce the sense of belonging, to create an insecure street, to decrease communication and to decrease neighbourly relations. The hypothesis determined in the framework of the problem mentioned in this study; the question of the effect of this widespread façade design approach on the user of the building and immediate environment includes statistically significant difference in proportion, adaptation, permeability, social status and community features. For this purpose, preliminary examinations were made in the vicinity of Bağdat Avenue in Kadıköy district, according to certain criteria, and the boundaries of the study area were determined. Building selections in residential buildings according to facade design approaches and analysis of selected buildings according to certain criteria were made within the determined borders. The change initiated by the determined façade design approach within the boundaries of the impact area created in the immediate vicinity of the buildings provided some area-specific data. According to this; change of scale, size of structures; scale-ratio, the relationship that this change physically establishes with the existing texture; harmony-balance, not all facades of new buildings establish the same relationship with the buildings in the same building and its immediate surroundings, occupancy-space; permeability, different material selection and use on each facade of new buildings; social status, isolation and alienation created by high[1]rise buildings in the immediate vicinity; community titles were obtained. Five (5) separate questionnaire questions were prepared on these main topics. According to the determined buildings and the results obtained from them, a survey was conducted with close environment users and architects with professional experience. In the residential architecture developed by us, the implications for testing statistical significance for groups determined with the help of correlation analysis, relations and group difference analysis in line with the descriptive statistical information regarding the exterior design perception scale and hypotheses of the study were evaluated. The results show a significant difference between the participant groups. Permanent users, on the other hand, did not answer “I agree” to the proposition of scale as much as the temporary and architectural group. Permanent users, architects, and temporary users, respectively, are most adversely affected by the change.Kentlerin görsel yüzü olan dış duvarlar, cephe oluşturduğu iç mekan ve yakın dış çevresi ile iletişim kurmaktadır. Cephe tasarımında; biçim, malzeme, renk, doku, doluluk-boşluk (geçirgenlik) görsel iletişim gücünü belirleyen en önemli dış duvar öğeleridir. Kentsel dönüşüme bağlı olarak hızlı inşa hareketleri içinde her bölgenin yerleşim potansiyellerine göre farklı biçimlenme yaklaşımları görülmektedir. İstanbul İli Kadıköy İlçesi Bağdat caddesi yakın çevresi de mevcut potansiyelleri gereği hızlı yapı üretiminden en çok etkilenen yerleşim bölgelerinden biridir. Bölgede yapılan ön analizlere göre ölçek olarak yaşanan değişimin yanında, yüksek binaların son on yıl içinde en az bir cephesinin tamamen sağır (kapalı) olarak yapıldığı dikkat çekici bir şekilde gözlenmektedir. Dokuda belirgin olarak hissedilen bu yaklaşımın, binanın yakın çevresinde yaşayan kalıcı kullanıcı, ya da sokağı kullanan geçici kullanıcılar için; aidiyet duygusunu azaltabilme, güvensiz sokak oluşturabilme, iletişimin azalması ile komşuluk ilişkilerinin azaltabilme potansiyellerine sahip olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın hipotezi; yaygınlaşmakta olan bu cephe tasarım yaklaşımının bina yakın çevre kullanıcısı üzerinde etkisinin oran, uyum, geçirgenlik, sosyal statü ve toplumsallık özelliklerinin istatistiksel anlamlı farklılık içermesinin sorgulanmasıdır. Bu amaçla Kadıköy ilçesi Bağdat Caddesi yakın çevresinde belli ölçütlere göre alan ve anket çalışması yapılmıştır. Konut mimarisinde dış cephe tasarımı algı ölçeğine yönelik tanımsal istatistik bilgiler ve çalışmanın hipotezleri doğrultusunda istatistik anlamlı farklılığın sınanmasına yönelik çıkarımlar değerlendirilmiştir

    14

    full texts

    424

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Tasarım+Kuram (E-Journal)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇