Tasarım+Kuram (E-Journal)
Not a member yet
424 research outputs found
Sort by
Mimari Tasarım/Söylem Bütünün Hermenötikselliği: Mimari Tasarım/Söylem Bütünün Hermenötikselliği
The article establishes ontological esthetic foundations of the whole as the architectural design phenomenon is discussed holistically in hermeneutics. The architectural design, being a subject-object interaction process, is claimed to be understood and explained in a comprehensive way . Architectural design as a hermeneutical discourse and text production process, is interrogated relative to divergent philosophical traditions perceiving whole in different perspectives.Makalede bütünün ontolojik estetik temelleri ortaya konurken, mimari tasarım fenomeni bütüncül olarak hermenötikte ele alınmaktadır. Özne-nesne etkileşimli bir süreç olarak mimari tasarım kapsayıcı bir tutumla anlaşılmak ve açıklanmak istenir. Hermenötiksel bir söylem ve metin üretimi olarak mimari tasarım süreci, bütünü farklı perspektiflerde gören farklı düşünsel geleneklere bağlı olarak sorgulanır
Tekstil Malzemesinin “Örtmekten” öte Kullanımları: Tekstil Malzemesinin “Örtmekten” öte Kullanımları
In recent years, technical textiles which are used as a buildtex material in structures are also being used as an alternative materials in contemporary structure materials. The reasons why this material is preferred can be explained by its low-cost and easy functional usage. Beside the functional usage, the usage of textile material is spreading in aesthetic applications. Furthermore, the emergence of new and innovative technologies, the change in design style of the textile has generated an upsurge in the development of multifunctional. Textiles can provide new visual aesthetic and expression possibilities in architecture. Textile materials can provide exciting visions in interior designs and sometimes it can change the building’s character completely. These aesthetic purposed applications are adding new excitements and dynamics to architecture. This study is intended to show the textile material’s aesthetic of application and the contribution of the textile aesthetic rather than to performance and functionality only.Son yıllarda, teknik tekstiller inşaatlarda yapı tekstilleri olarak kullanıldığı gibi, çağdaş strüktürlerin malzemelerine de alternatif olmaktadır. Bu malzemenin tercih edilme nedenleri arasında fiyatının düşüklüğü ve uygulamasının kolaylığı sayılabilir. Fonksiyonel kullanımının yanı sıra, tekstil malzemesi estetik uygulamalarda da yayılmaktadır. Ayrıca yeni ve gelişmiş teknolojilerin ortaya çıkması, tekstil tasarım stillerinde çeşitliliği ve çoklu işlevselliğin gelişmesini sağlamakta, tekstiller mimariye yeni, görsel, estetik olanakları ve anlatımları getirmektedir. Tekstil malzemeleri, iç mimari tasarımlara heyecan verici görsellikler kazandırırken, kimi mimari uygulamalarda binaların tüm karakterini değiştirebilmektedir. Estetik amaçlı bu uygulamalar, mimariye yeni heyecanlar ve dinamikler kazandırmaktadır. Bu çalışma, tekstil malzemesinin performans ve fonksiyonelliğinden çok, estetik uygulamalarını ve estetik katkısını göstermek amacı taşımaktadı
Konferans Salonu: Sanayi-î Nefise Mektebi’nden Üniversiteye Bir Mekânın Tasarım ve Değişimi: Konferans Salonu: Sanayi-î Nefise Mektebi’nden Üniversiteye Bir Mekânın Tasarım ve Değişimi
Cemile and Munire Sultans twin palaces was build for Sultan Abdulmecid’s daughters at 1860 in Fındıklı after which was used as Ottoman State assembly building. In 1927 School of Fine Arts moved to Cemile Sultan’s Palace. This comfort would continue to 1948, until an unexpected fire, Academy's efforts for setting up an order halted for a time. The Conference Hall which is the subject of this paper is in the upper level sofa of the former palace. After the fire, building was reconstructed in 1953 by S.H. Eldem and M.A. Handan. The new conference hall planned in the same place, as a manner similar hall, formally as a sofa for exhibitions and meetings. Influence of social and cultural environment of the Academy in the 1960s, a flexible solution for use in multipurpose hall are projected by U. İzgi and E. Suher. Later in the space needs, classroom problems and, with the effect of the new auditorium in the site, the conference hall begins smaller and loses importance in the Academy. This paper aims to document the spatial change of the Conference Hall dating from 1927 to the present day with social and cultural environment of the Academy.Sanayi-î Nefise Mektebi Âlisi 1927 yılında Fındıklı’daki Cemile Sultan Sarayı’na taşınarak kuruluşundan beri ilk kez yerleşik düzene geçmiştir. 1948 yılındaki yangın ile Akademi’nin kurmaya çalıştığı düzen bir süreliğine bozulmuştur. 1953 yılında yenilenen Akademi binası, saray yapısının planlama ilkelerini modern mimarlık ilkeleri ile birleştirmiştir. Bu makaleye konu olan konferans salonu, binanın saray döneminde üst sofasıdır. 1954 yılı yenilemesinde aynı yerde benzer bir anlayışla sergi ve toplantı amaçlı bir salon planlanır. 1960’lı yıllarda salon, yeniden projelendirilerek çok amaçlı kullanıma yönelik esnek bir kullanım kazanır. Mekân ihtiyaçları, derslik sorunları ve bahçeye yapılan yeni toplantı salonunun etkisiyle konferans salonu giderek küçülmeye ve kurum içindeki önemini yitirmeye başlar. Bu makale, konferans salonunun yıllar içindeki mekânsal değişimini, Akademi ortamı üzerinden aktarmaya çalışmaktadır
Modernist Bir İlk Yapıt: Mimar Maruf Önal’ın Dr. Fahrettin Belen Evi: Modernist Bir İlk Yapıt: Mimar Maruf Önal’ın Dr. Fahrettin Belen Evi
The debut work of the architect Maruf Önal (1918-2010), Dr. Belen’s House (1943) is one of the few modernist houses built in Istanbul. Önal, with his modest personality and buildings, was subject of only a small number of publications. This research aims at looking closely into Belen’s House, a building which is small, yet able to capture the typical features of modernist architecture and almost becoming ‘anonymous’. For the architect’s approach offers an opportunity to develop a distinct gaze into the early years of Turkish modernism, within the context of the architecture in the Republican era. The essential dichotomy characterizing this period is told to be between a pursuit of a Western-oriented modernism and a search of cultural, national and historical identity by the new Republican elite. What makes Belen’s house constructed in Viflnezade by Önal quite peculiar is its rationality, devoid of historical, local and cultural references in the context of 1940s dominated by this tension of Turkish modernism. The narrow front facade which gives to the building its peculiar character is almost considered as ‘abstract’. Despite the subsequent negative changes in façade flashing, Belen’s house preserves its ‘timeless’ quality and requires conservation.2010 yılında kaybettiğimiz Mimar Maruf Önal’ın (1918) ilk yapıtı olan Dr. Belen Evi (1943) İstanbul’da inşa edilmiş sayılı modernist konuttan biridir. Önal, mütevazı kişilik ve yapıları ile az sayıda yayına konu olmuştur. Bu araştırma, günümüzde adeta “anonimleşme”ye başlayan, bu küçük ama modernist mimarlığın tipik özelliklerini barındırabilmiş binaya yakından bakmayı amaçlamaktadır. Zira mimarının yaklaşımı Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı bağlamında, Türkiye’de modernizmin ilk yıllarına yeniden bakmak için bir imkân sunmaktadır. Türkiye’de o dönem mimarlıkta görülen temel ikiliğin, batıdakini takip eden modernleşme arayışıyla, yeni kurulan Cumhuriyetin elitlerinin kültürel, ulusal, tarihsel kimlik arayışı arasında olduğu söylenebilir. Önal’ın Viflnezade’de yaptığı Dr. Belen Evi’ni özel kılan şey, Türk modernizmine ait bu gerilimin baskın olduğu bir dönemde, tarihsel, yerel ve kültürel referanslardan arınmış, rasyonel bir tutum izlemesidir. Bitişik nizamdaki yapının kimliğini belirleyen dar ön cephesi adeta soyut olarak ele alınmıştır, cephe kaplamalarındaki olumsuz değişikliklere rağmen, “zaman ötesi” niteliğini sürdürmekte, korunması gerekmektedir
Turizm Odaklı Sürdürülebilir Kalkınma İçin Bir Yöntem Önerisi: Turizm Odaklı Sürdürülebilir Kalkınma İçin Bir Yöntem Önerisi
Sustainable development is based on protection and development of resources. Continuous exploiting of resources while protecting them, especially supporting the development of renewable resources without exceeding the limit of renovation, is the basis of the philosophy of development that protects the environment. It is obvious that in tourism sector which has the environment as basic capital, it is hard to make development and thus benefit from the economic functions of tourism with destroyed environment. Here again the basic problem is related with how to achieve the healthy development of tourism. The solution of this problem lies on protecting and improving the resources which tourism benefits from in the development process. However, in plan and projects, limited and insufficient predictions about using and protecting of resources in the future, apart from solving the problem, make it heavier. In this study, “growth”, “sustainable growth” and“sustainable tourism” concepts will be analyzied and in the end there will be a suggestion of a method for sustainabletourism. If the process could be managed through the adviced method, “sustainable tourism” will be a device for sustainable economic and social development, especially in the regions which have tourism potential but relatively have less economic development.Sürdürülebilir kalkınmanın temelinde kaynakların korunması ve geliştirilmesi bulunmaktadır. Kaynakların sürekli ve korunarak değerlendirilmeleri, özellikle yenilebilen kaynakların kendilerini yenileme sınırları aşılmadan kalkınmaya destek olabilmeleri, çevreyi koruyan kalkınma felsefesinin temelini oluşturmaktadır. En büyük sermayesi çevre olan turizm sektöründe, bozulmuş bir çevreyle kalkınmanın ve dolayısıyla turizmin ekonomik fonksiyonlarından yararlanmanın güç olacağı açıktır. Burada da temel sorun, turizmde sağlıklı bir kalkınmanın nasıl gerçekleştirilebileceği ile ilgilidir. Bu sorunun çözümü, turizmin gelişmesini sağlarken yararlandığı kaynakları korumada ve geliştirmede yatmaktadır. Ancak yapılan plan ve projelerde, çevre ve doğal kaynakların kullanımı ve korunması ile ilgili geleceğe yönelik öngörülerin sınırlı ve yetersiz olması, sorunu çözmek bir yana daha da ağırlaştırmaktadır. Bu çalışmada sürdürülebilir turizm sürecine ilişkin bir yöntem önerilmektedir. Süreç önerilen yöntem doğrultusunda yönetildiği takdirde, ekonomik anlamda göreceli olarak az gelişmiş bölgelerde, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın sürdürülebilir kılınmasında, turizm bir araç olarak kullanılabilecektir
Yenilikçi Bir Üretim Modeli Olarak İtalyan Endüstri Kümeleri ve Tasarıma Dayalı İnovasyona Etkileri: Yenilikçi Bir Üretim Modeli Olarak İtalyan Endüstri Kümeleri ve Tasarıma Dayalı İnovasyona Etkileri
İnovasyon 21. yy. için en önemli rekabet stratejilerinden biridir. İnovasyon kavramı klasik çerçevede teknolojiye özdeş tanımlanırken, ‘tasarıma dayalı inovasyon’ ifadesi doğrudan teknolojiye bağlı olmayan yenilik kavramını yeni ürün geliştirme süreçleriyle kesiştirerek tasarım ve inovasyon arasındaki net bağlantıyı vurgular. Tasarımı bir kültür olarak benimseyen ve sunan İtalya, II. Dünya Savaşı sonrası parlayan ‘Made in Italy’ etiketiyle İtalyan endüstri ürünlerindeki tasarıma ve inovasyona dayalı katma-değeri tescil etmektedir. Tasarımın hem ulusal bir katma-değer dinamiği, hem de rekabet avantajı faktörü olarak değerlendirilmesi, İtalya’nın kendine has, özgün, yaratıcı ve yenilikçi tasarım modelinin referans model olarak kabul görmesini sağlamıştır. ‘Made in Italy’ vurgusunun en önemli kaynağı özelleşmiş üretim sistemi olan endüstri kümeleridir. İtalyan endüstri kümelerinin tasarım ve inovasyonu tetikleyici yapısı bu makalenin ana temasını oluşturur. Makale, genel çerçevede küme kavramını inceleyerek tasarıma dayalı inovasyona kaynaklık eden ve bu kapsamda örnek üretim modeli olarak karşımıza çıkan İtalyan endüstri kümelerinin yapısal analizine odaklanır. Literatür derlemesi olarak kurgulanan çalışmanın bir diğer amacı da kümelenme modelinin ‹talya’yla aynı coğrafi havzada yer alan Türkiye için model oluşturma potansiyelinin konumlandırılmasına kaynaklık etmektir.Innovation for 21st century is among the major competitiveness strategies. Whilst the classical description of the term is directly technology related, the term design-driven innovation unveils the novelty concept that is not directly related to technology but refers to new strategies capable of sustaining competitive advantage through innovations that compete through products and services that have a radical new meaning. ‘Made in Italy’ as a tag for representing the qualitative features of Italian products, is referred as a creative success model since after the Second World War. Therefore the tag ‘Made in Italy’ represents uniqueness, authenticity, creativity and innovation in design. The Italian design system is immensely characterized by the production system concentrated in specialized industrial districts. The supportive potential to trigger design and design driven innovation of the Italian industrial districts is the focal theme of this article. The article is structured as a literature review and conveys the concept of industrial clusters and districts and analyzes the Italian design system and its reciprocal relations with the production system. The research at a larger scope aims at evoking the question if the Italian model could be a design based strategic tool for Turkey, which arguably has geographical and historical similarities with Italy
Endüstriyel Tasarımda Paradigma Kaymaları İşlev/Anlam İkiliğinin Aşılmasına İlişkin Bir Öneri: Endüstriyel Tasarımda Paradigma Kaymaları İşlev/Anlam İkiliğinin Aşılmasına İlişkin Bir Öneri
Tasarım alanındaki paradigma kaymaları, 1960’larda bilim felsefesi alanında ortaya çıkan pozitivizm sonrası yaklaşımları takip eder. Bu çalışmada, ilkin bilimi, rasyonel bir bilme tarzı olarak gören ‘pozitivist (mantıkçı) bilim anlayışı’ ile ‘işlevselci tasarım anlayışı’ arasındaki ilişki kurulacaktır. Ardından, ‘anlam’ı tasarımın yeni temeli haline getirmeye çalışan ‘insan-merkezli tasarım anlayışı’ ile pozitivizm sonrası yeni bilim felsefesi yaklaşımları arasındaki ilişki ele alınacaktır. Tasarım alanına ilişkin paradigma kaymaları, genellikle işlev odaklı bir tasarım anlayışından başlayan ve anlam odaklı bir başkasında sonlanan bir bağlamda ele alınır. Ne var ki, bu çalışma, tasarımın, ‘işlev’ ya da ‘anlam’ temeli üzerinde inşa edilme girişimlerinin aynı epistemolojik varsayıma dayandıkları iddiasıyla ‘işlev/anlam ikiliği’nin Aktör-Network Teorisi (ANT) aracılığıyla nasıl aşılabileceğini ortaya konmaya çalışacaktır.Paradigm shifts in the field of design follow the post-positivist approaches of philosophy of science that emerged in the 1960’s. In the present study, first of all, the (logical) positivist understanding of science that concieves science as a rational way of knowing will be associated with the functionalist understanding of design. Thereafter, the relation between the human-centered design approach that designates the new foundation of design as ‘meaning’ and the post-positivist approaches of philosophy of science will be covered. Paradigm shifts in the field of design are generally considered within a context in covers barely function-oriented or meaning-oriented approaches. Nevertheless, this study aims to indicate that the attempt of constructing design on the foundation of either ‘function’ or ‘meaning’ is indeed based on the same epistemological assumption. The attempt of overcoming what is called ‘function/meaning dichotomy’ will be set forth via the Actor-Network Theory, abbreviated as ANT
Sibertektonik Mekân: Sibertektonik Mekân
“Sibertektonik Mekân”, sibernetik bilginin mekânın tektoniğine eklemlenmesi ve bu çok katmanlı yeni mekânın bedene eklemlenmiş sibernetik uzantılarla kavranabilmesi sonuncunda “yeni” bir mekân deneyimi sunmaktadır. Bu çalışma ile insanın mesken tutma/varoluş sürecinde, gelişen yeni teknolojiler ve arayüzler doğrultusunda mimarlığın temel sorunsalı olan mekân ve mekânsal deneyim bağlamında açığa çıkma potansiyeli olan “yeni”nin ipuçlarını araştırılmıştır. İnsanın mesken tutma/ varoluş sürecinde “Sibertektonik Mekân”ın yerinin mimarlık bağlamında araştırılması, yorumlanması ve anlamlandırılmasının önemli olduğu düşünülmektedir. “Sibertektonik Mekân”a ilişkin araştırmanın kuramsal perspektifinin geliştirilmesinde Sanallık Gerçeklik Paradigması, Sibermekân Olgusu, Beden Mekân Deneyimi ve Uzantı Olgusu, Olay-Mekân-Eylem Örüntüsü kavramları temel kurguyu oluşturmaktadır. Bu kurgu bağlamında gerçekleştirilen uygulamalar ile araştırma sürecinde sibertektonik mekan kavramı anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Mevcut bir fiziki mekâna müdahale ederek, sibernetik öğelerle artırılmış bir mekân deneyiminin keşfedildiği Mekan +: Kütüphane, Mekan +: Sergi, Mekan +: Kampüs uygulamaları ile “Sibertektonik Mekân”ın sunduğu yeni mekan deneyimine dair olasılıklar, ilk elden deneyim ve katılımcı gözlem yöntemleriyle elde edilen bilgi ve deneyimler yorumlanmıştırThe “Cybertectonic Space” provides a new experience of space, where cybernetic data is embedded into the layers of space. This multilayered space can only be experienced through bodies which are extended with cybernetic extensions. This study seeks the indications of emerging space which is becoming possible with new technologies and interfaces, through the continuous process of human dwelling and being regarding architecture’s main problematic; space and spatial experience. The concepts of Reality-Virtuality paradigm, the phenomenon of Cyberspace, Body-Space experience, the notion of extension and Event-Space-Action patterns create the main structure to develop a theoretical framework for Cybertectonic Space research. Applications have been implemented to make a sense of the concept of Cybertectonic space. Space+:Library, Space+:Exhibition and Space+:Campus projects intervenes an existing physical space with cybernetic elements. Extracted data and experience gained through the methods of firsthand experience and participant observation through these projects are being interpreted within the conceptual framework Cybertectonic Space
Mekanın Yaşanabilirliği Üzerine Sistematik bir Çözümleme: Mekanın Yaşanabilirliği Üzerine Sistematik bir Çözümleme
Günümüzde yaşama ve yaşanılan yerlere yapılan müdahaleler ile bunların insanlar üzerinde oluşturduğu etkilere karşı duyarlı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşanabilirlik farklı birçok boyuta sahip temel bir kavramdır. Bu kavramın çözümlenerek anlaşılması ise özellikle mekan tasarımı odaklı disiplinler için oldukça önemlidir. Çünkü mimarlık ve iç mimarlık sadece yapı yapma sanatı değil yaşanabilir çevreler, paylaşılabilir ilişkiler kurma hedefleri olan düşünme sistemleridir. Özellikle iç mimarlık disiplininin ana çatkısı insanın mekanla varolma düşüncesi üzerine kurulmuştur. Buradan kaynakla çalışma ile mekanın yaşanabilirliğinin anlaşılmasını sağlayacak ilintilerin kurulmasına dayanan sistematik bir çözümleme yapılması amaçlanmıştır. Böylece bu araştırma, tasarım etkinliği içindeki tasarımcılara da yaşanabilirlik değeri yüksek mekan oluşturmalarında ihtiyaç duyup kullanabilecekleri bağlamlar oluşturulacaktır.Emerged as a sensitive reaction to the interventions to life and residences and the effects created by those on people, livability is a basic concept of many dimensions. Analyzing and understanding this concept is very important especially for space design[1]oriented disciplines, since architecture and interior architecture are not just arts of building but also thinking systems that aim to create liveable environments and shareable relations. Especially the main framework of the inner architecture is based on the idea of “existence of human together within the space”. From this point of view, this study aimes a systematic analysis based on building relations that help understanding the liveability of the space. Thus, this research will generate contexts for the designers in designing activities who may need and use creating spaces with high level of liveability