TOBB ETU GCRIS Database
Not a member yet
    9778 research outputs found

    Aracın Hızını Doğru Ayarlamak: Hızlanma ve Yavaşlamanın Görsel Kontrolü

    No full text
    Araç hızının trafik ortamının gerektirdiği şartlara göre ayarlanması sürücüler için algısal-motor bir görevdir. Sürücülerin bu görevi nasıl gerçekleştirdiklerini anlamak trafik kazalarını anlamanın temel bileşenidir. Bu çalışmada, araba kullanmaya benzer bir görev ile yaklaşma hızının kontrolünde kullanılan optik değişkenler ve kontrol stratejileri incelenmiştir. Alanyazındaki benzer çalışmalar incelendiğinde yaklaşma hızının kontrolünün bugüne kadar sadece yavaşlamanın mümkün olduğu deneysel düzeneklerle incelendiği görülmektedir. Göz ardı edilen ikinci nokta fren sistemi özelliklerinin sürücü davranışı üzerindeki etkileridir. Çalışmaların neredeyse tamamında lineer bir fren kullanılmıştır. Mevcut çalışmanın amacı, yol üstündeki bir engele çarpmadan durma görevi bağlamında yavaşlamayla birlikte hızlanmanın da mümkün olduğu ve fren sisteminin lineer olmadığı koşulda yaklaşma hızının nasıl kontrol edildiğini araştırmaktır. Mevcut çalışma, hızlanmanın davranış üzerindeki etkilerini inceleyen alanyazındaki bilinen ilk çalışmadır. Dürtüsel kontrol davranışının incelendiği Deney 1’in bulguları, fren sisteminin lineer olmadığı durumda hızlanmanın fren ve/veya gazdaki ani değişimlerin sayısını arttırdığını ve hızın kontrolünde kullanılan kritik tau değerlerini yükselttiğini göstermiştir. Buna ek olarak, engele yaklaştıkça kullanılan kritik tau değerlerinde lineer bir artış gözlenmiştir. Böyle bir dürtüsel kontrol davranışı daha önce alanyazında raporlanmamıştır. Kesintisiz kontrol davranışının incelendiği Deney 2’nin bulguları, hızlanmanın olduğu koşulda gözlenen oransal değişim değerlerinin, sadece yavaşlamanın olduğu koşulda gözlenen değerlerle çok yakın olduğunu göstermiştir. Bu bulgu, fren sisteminin lineer olmadığı durumda, hızlanmanın kesintisiz kontrol davranışını etkilemediğini destekler niteliktedir. Mevcut çalışmanın bulguları fren sistemi, hızlanma gibi faktörlerin kesintisiz kontrol davranışından ziyade dürtüsel kontrol davranışını etkilediğine, dürtüsel kontrol davranışının koşullara göre çeşitlilik gösterebileceğine işaret etmektedir. Dürtüsel kontrol davranışının sistematik bir şekilde araştırılmasının sürücü hatası kaynaklı trafik kazalarını anlama konusunda önemli öngörüler sunacağı düşünülmektedir

    When Does Political Violence Turn Into Genocide? a Comparative Analysis

    No full text
    The investigation of the lack of integration between the fields of political violence and genocide studies appears crucial to overcoming the definitional minefield of genocide. Hereupon, this thesis combines the literature on the fields of political violence, genocide studies, and genocide law to discover, if any, potential turning points from political violence to genocide. The thesis explores its research question, "When does political violence turn into genocide?", by analysing the four cases of genocide: the Bosnian Genocide, the Cambodian Genocide, the Darfur Genocide, and the Rwandan Genocide. This case selection, based on the legal definition of genocide in the Genocide Convention and convictions of the crime of genocide, saved this thesis from the struggle of case selection among the already tangled genocide definitions in the literature. The possible factors for the transition of political violence to genocide are classified under three main clusters: Economic Factors, Political Factors, and Socio-cultural Factors. To find if any combination of these factors and their sub-factors result in the transition of political violence to genocide, the pre-genocidal stages of each case are examined. The findings indicate that although all the cases share common factors, there is no particular set of factors that turn political violence into genocide. Further, genocide asserts itself as a unique phenomenon related to but beyond political violence. Taking these findings into consideration, this thesis calls for further research on the under-researched relationship between political violence and genocide.Siyasal şiddet ve soykırım literatürleri arasındaki ilişkinin zayıflığının araştırılması soykırımın tanımsal problemlerinin üstesinden gelmek için büyük önem taşımaktadır. Bundan yola çıkarak bu tez, siyasal şiddet, soykırım çalışmaları ve soykırım hukuku literatürlerini birleştirerek, siyasal şiddeti soykırıma dönüştüren potansiyel dönüm noktalarının varlığını keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu tez, "Siyasal şiddet ne zaman soykırıma dönüşür?" araştırma sorusunu dört soykırım vakasını analiz ederek araştırmaktadır: Bosna Soykırımı, Kamboçya Soykırımı, Darfur Soykırımı ve Ruanda Soykırımı. Soykırım Sözleşmesindeki hukuki soykırım tanımı ve soykırım suçuna ilişkin mahkumiyetlere dayanan bu vaka seçimi, bu çalışmayı literatürde zaten karmaşık olan soykırım tanımları arasından vaka seçimi zorluğundan kurtarmaktadır. Siyasal şiddetin soykırıma dönüşmesinde neden olabilecek potansiyel faktörler üç ana grupta incelenmektedir: Ekonomik Faktörler, Siyasi Faktörler ve Sosyo-kültürel Faktörler. Bunlar ve bunların alt faktörlerinin herhangi bir kombinasyonunun siyasal şiddetin soykırıma dönüşmesine yol açıp açmadığını bulmak için her vakanın soykırım öncesi süreçleri incelenmiştir. Bulgular, tüm vakaların ortak faktörlere sahip olmalarına rağmen, siyasal şiddeti soykırıma dönüştüren belirli bir faktörler dizisinin bulunmadığını göstermektedir. Dahası, soykırım siyasal şiddetle bağlantılı fakat onun ötesinde ve eşsiz bir olgu olarak kendini ortaya koymuştur. Bu bulguları dikkate alarak bu tez, siyasal şiddet ile soykırım arasındaki literatürde göz ardı edilmiş ilişki hakkında daha fazla çalışma yapılması için çağrıda bulunmaktadır

    Tarihî Alanlardaki Koruma Ve Sağlıklaştırma Çalışmalarının Sosyoekonomik Dirençliliğinin Değerlendirilmesi: Ankara Hamamönü Örneği

    No full text
    Günümüzde şehirler ve toplumlar enerji sorunları, göçler, pandemiler, küresel ve yerel ekonomik krizler, ekolojik değişim gibi çeşitli travmalarla karşı karşıyadır. Dirençlilik kavramı, bu konuları ele almak için geliştirilmiş, sürdürülebilirliğin ötesinde bir sistemin ve alt bileşenlerinin bütünsel olarak değerlendirilmesine odaklanan temel bir yaklaşımdır. Mevcut şehircilik yaklaşımlarında dirençlilik, çok katmanlı kentsel sistemler için fiziksel, ekonomik, demografik, ekolojik ve altyapısal yönlerini bütünsel olarak ele alan bir değerlendirme mekanizması işlevi görmektedir. Çalışmada, örnek olay olarak başkent Ankara’nın tarihî kent merkezinde yer alan Hamamönü’nün koruma ve sağlıklaştırma uygulamaları sonrasında sosyal ve ekonomik dirençlilik düzeyinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, kavramsal ve uygulamalı dirençlilik mekanizmaları olarak en güncel ve kapsamlı iki uluslararası yaklaşım olan RELi ve CRI kullanılmıştır. 2009 yılında Hamamönü’nde gerçekleştirilen koruma ve sağlıklaştırma müdahaleleri sonrasında, bölgede önemli ve çeşitli değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışma alanı olarak belirlenen Hamamönü’nün fiziksel, ekonomik, demografik, altyapısal ve idari katmanlarını inceleyerek, alandaki dirençlilik kapasitesini ortaya çıkarmak için; saha çalışması, yapılandırılmış görüşmeler yoluyla sözlü anket çalışması ve CBS ölçümleri yoluyla gerekli veriler toplanmıştır. Toplanan veriler alanın özelliklerine uyarlanmış CRI ve RELi 2.0 dirençlilik kriterleri üzerinden değerlendirilerek öneriler geliştirilmiştir. Çalışma, koruma odaklı imar planları ve koruma-sağlıklaştırma projelerinin öngörülemeyen krizlere karşı sosyoekonomik dayanıklılığını değerlendirmeyi, buna benzer tarihî alanların ömrünü uzatmak için gereken ilkeleri belirlemeyi ve bir yol haritası oluşturmayı amaçlamaktadır

    Comparison of Machine Learning Algorithms for Yes/No Decoding Using Functional Near-Infrared Spectroscopy (FNIRS)

    No full text
    Brain-computer interface (BCI) can be an alternative to speech production for people with disabilities. More recently, a non-invasive optical technique called functional near-infrared spectroscopy (fNIRS) has gained popularity in BCI studies due to several advantages such as high mobility, being inexpensive, and being tolerant to motion artifacts. In this study, we compared the performance of machine learning algorithms to decode fNIRS signals acquired during a binary decision paradigm for motor-independent communication. Twenty healthy participants were asked to perform mental arithmetic tasks for the "yes" decision and the rest for the "no" decision. Three trials for each decision were conducted and oxyhemoglobin concentration changes were used to classify the decision using machine learning algorithms: linear support vector machine (SVM), logistic regression (LR), naive Bayes, and k-nearest neighbors (KNN). We observed subject-wise average accuracies across twenty participants, with the logistic regression classifier achieving an average accuracy of 80.65% for training, 83.81% for validation, and 82.75% for testing. Similarly, the linear SVM classifier achieved an average accuracy of 83.89% for training, 82.34% for validation, and 81.67% for testing. Our findings suggest that both logistic regression and linear SVM classifiers, in combination with fNIRS, have the potential to be used in the binary classification with individuals having motor disabilities

    Mekanın Şiddet Perspektifleri: Ankara Bentderesi Üzerinden Mekan-şiddet İlişkisinin Kurulması

    No full text
    Şiddet, çeşitli disiplinlerce incelenen geniş ve karmaşık bir kavramdır. Genellikle bireyler arası bir eylem olarak algılansa da şiddet aslında mekâna derinlemesine bağlıdır. Şiddetle ilişkilendirilen mekân, sadece fiziksel bir alan değil; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, güç dinamiklerinin ve ekonomik süreçlerin somutlaştığı bir yerdir. Bu nedenle, şiddet sadece fiziksel saldırı veya tahribat olarak değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik yapıların bozulmasıyla ortaya çıkan yerinden edilme, ayrımcılık, yoksulluk ve sosyal dışlanma süreçlerinde de gözlenir. Tezin ana amacı, şiddetin sosyo-mekânsal kararlar, ekonomik değişimler ve bireysel davranışlar yoluyla mekân üzerinde nasıl ortaya çıktığını incelemek, bu süreçlerin fiziksel, psikolojik, ekonomik, yapısal ve sembolik etkilerini değerlendirmek ve hangi eylemlerin şiddet olarak tanımlanabileceğini belirlemektir. Bu doğrultuda, tezin hedefleri ise kentsel alanlardaki şiddeti disiplinler arası ve çok boyutlu bir yaklaşımla değerlendirmek ve tarih boyunca çeşitli siyasi rejimlerin ve kentsel/mekânsal planlama stratejilerinin farklı biçimlerde şiddeti nasıl devamlılığı olan bir durum haline getirdiğini ortaya koymaktır. Bu amaçlar doğrultusunda, Ankara'nın Altındağ ilçesinde bulunan Bentderesi ve çevresi, tezin odaklandığı spesifik bir örnek alan olarak seçilmiştir. Bentderesi, tarih boyunca çeşitli toplumsal ve mekânsal dönüşümlere sahne olmuş, kolluk kuvvetlerinin xiii bile giremediği en tehlikeli mahalleleri barındırmış, tarihi, doğal ve kültürel geçmişi yok edilmiş, genelevler ve fuhuşla damgalanmış bir bölgedir. Şiddetin mekanı dönüştürdüğü, dönüşümün şiddeti organize ettiği ve bu kısır döngünün görünür olduğu kentin dışlanmış alanıdır. Bu nedenle, şiddet kavramının mekân üzerinden yeniden üretimi, Bentderesi aracılığıyla mekânın yeniden okunmasını ve tanımlanmasını gerektirir. Tezde kullanılan metodoloji, David Riches'in şiddet teorisine dayanır. Bu teori, şiddeti fail, kurban ve tanık perspektiflerinden ele alarak, mekânsal şiddetin anlaşılmasına ve bu şiddetin mekân üzerindeki yansımalarının incelenmesine olanak tanır. Üçlü perspektif yaklaşımıyla yapılan incelemeler, mekânın şiddeti teşvik eden bir fail, politik ve bireysel eylemlerden zarar gören bir kurban ve şiddetin izlerini taşıyan bir tanık rolü oynadığını gösterir. Bu sınıflandırma, kent ve mekânla ilgili yıkım, korku, suç ve zarar içeren sonuçların arka planındaki görünmeyen süreçleri görünür hale getirir. Anahtar Kelimeler: Mekansal şiddet, Mekansal dönüşüm, Mekan politikaları ve İnsan davranışları, Şiddet perspektifleri, BentderesiViolence is an expansive and intricate concept analyzed across various disciplines. Although it is frequently perceived as an interpersonal phenomenon, violence is profoundly interconnected with spatial dynamics. The space associated with violence is not merely a physical environment; it serves as a locus where social relationships, power dynamics, and economic processes are materialized. Consequently, violence is exemplified not only through physical assaults or destruction but also through processes such as displacement, discrimination, poverty, and social exclusion, all of which occur from the disruption of social and economic structures. The main aim of this thesis is to examine how violence emerges through socio-spatial decisions, economic changes, and individual behaviors within space, to evaluate the physical, psychological, economic, structural, and symbolic impacts of these processes, and to determine which actions can be defined as violence. In line with this aim, the thesis targets to evaluate spatial violence using an interdisciplinary and multi-dimensional approach, and to uncover how different political regimes and urban/spatial planning strategies have perpetuated violence in various forms throughout history. xi For these purposes, Bentderesi and its surroundings, located in the Altındağ district of Ankara, have been chosen as a specific case study. Bentderesi has experienced significant social and spatial transformations over time, has harbored some of the most dangerous neighborhoods where even law enforcement hesitated to enter, and has been stigmatized by associations with brothels and prostitution, all while its historical, natural, and cultural heritage has been systematically eroded. It is a marginalized urban area where violence shapes the spatial environment, spatial transformation shapes violence, and this cyclical dynamic becomes evident. Thus, reinterpreting and redefining the concept of violence through a spatial lens requires a thorough re-reading of Bentderesi. The methodology employed in this thesis is grounded in David Riches' theory of violence, which explores violence from the perspectives of the performer, victim, and witness. This theoretical framework encourages a comprehensive understanding of spatial violence and its expressions within the built environment. The analysis conducted through this tripartite perspective reveals that space can function as a perpetrator, provoking violence, as a victim, suffering harm from political and individual actions, and as a witness, retaining the imprints of violence. This classification makes visible the underlying processes that contribute to urban spaces' destructive, fear-inducing, criminal, and harmful outcomes. Keywords: Spatial violence, Spatial transformation, Urban politics and human behavior, Perspectives of violence, Bentderes

    Türk Ceza Hukuku'nda Kusurluluğu Etkileyen Bir Hal Olarak Geçici Nedenler

    No full text
    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Haller" başlığı altında hem hukuka uygunluk nedenleri hem de kusurluluğa etki eden nedenlere yer verilmiştir. Bu başlık altındaki TCK m. 34 hükmünde "Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma" halinde failin cezai sorumluluğunun ne olacağına ilişkin düzenleme yer almaktadır. Çalışmamızda öncelikle kusurluluğa etki eden neden olarak kabul ettiğimiz geçici neden kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için Türk Ceza Kanunu'nda yer verilen cezai sorumluluğu kaldıran veya azaltan nedenlere ve bunların hukuki değerlendirmesine yer verilmiştir. Bir sonraki bölümde, geçici neden kavramı ile geçici nedenlerin çeşitli ceza hukuku kurumları ile olan ilişkisine yer verilmiştir. Bölümün son kısmında bir takım ülkelerde geçici neden kurumunun uygulama, doktrinde ve kanun özelinde incelenmesine yer verilmiştir. Nihayet son bölümde ise geçici neden olarak kabul ettiğimiz çeşitli durumlar önce kavram olarak açıklanmış ve hukuki statüsüne ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur.In the Turkish Criminal Code Law No. 5237, both the justificatory reasons and excuses affecting culpability are included under the section of "Excusatory and Mitigating Causes". Under this section, art. 34 of the TCC regulates the criminal responsibility in cases of "Ephemeral Reasons, The Influence of Alcohol or Drugs". In the first section of our thesis, in order to better understand the concept of ephemeral reasons as an excuse affecting culpability, provisions regulating excuses in the Turkish Criminal Code and their legal evaluation are discussed. In the next section, the concept of ephemeral reasons and the relationship of them with various criminal law institutions are examined. In the last part of the chapter, comparative study in a number of countries in terms of practice, doctrine and law is given. Finally, in the last section, various situations that we accept as ephemeral reasons are first explained as a concept and evaluations are made regarding their legal status

    Sürdürülebilirlik Raporu Yayınlamanın Şirket Hisse Senedi Fiyatına Etkisi (2013-2022 Dönemi için Borsa İstanbul'da İşlem Gören Bist100 Endeksi Şirketleri)

    No full text
    The objective of this study is to examine the influence of publishing sustainability reporting on the stock returns of companies included in the BIST100 Index traded on Borsa Istanbul between 2013 and 2022. The primary research question is whether the publication of a sustainability report affects stock returns. The results indicate that the stock returns of firms that publish sustainability reports are, on average, 0.1244 units lower than those of firms that do not publish sustainability reports. The findings indicate that investors in Turkey have not yet accorded significant importance to sustainability reports, nor have the effects of publishing such reports become evident. It is therefore advised that investors do not consider sustainability reporting as an indicator at this stage. This study represents the first of its kind in Turkey and contributes to the global literature by examining a longer time period and a more extensive data set. It also has the potential to provide guidance to firms and policymakers on the impact of sustainability reporting.Bu çalışma, 2013-2022 döneminde Borsa İstanbul'da işlem gören BIST100 Endeksi şirketlerinin sürdürülebilirlik raporu yayınlamalarının bu süreçte hisse senedi getirisine olan etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Ana araştırma sorusu, sürdürülebilirlik raporu yayınlamanın hisse senedi getirisine etkisi olup olmadığıdır. Sonuçlara göre, sürdürülebilirlik raporu yayınlayan firmaların, yayınlamayan firmalara göre yıllık hisse senedi getirisinin 0.1244 birim daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Bulgular, Türkiye'de yatırımcıların henüz sürdürülebilirlik raporlarına ciddi önemi vermediği veya bu raporları yayınlamanın etkilerinin henüz ortaya çıkmadığını göstermektedir. Yatırımcılara şu aşamada sürdürülebilirlik raporu yayınlama durumunun bir indikatör olarak görülmemesi gerektiği tavsiyesi verilmektedir. Çalışma, Türkiye'de bir ilk olup, dünya literatürüne daha uzun bir zaman aralığı ve daha geniş bir veri havuzuna sahip bir analiz kazandırmaktadır. Ayrıca, firmalara ve politika yapıcılara sürdürülebilirlik raporlarının etkileri hakkında yol gösterme potansiyeline sahiptir

    Multi-Mode Infrared Image Colorization

    No full text
    Infrared (IR) imaging sensors designed to acquire the 0.9 - 14 micrometers wavelength band offer unique advantages over the daylight cameras for a multitude of consumer, industrial and defense applications. However, IR images lack natural color information and can be quite challenging to interpret without sensor specific training. As a result, transforming IR images into perceptually realistic color images is a valuable research problem with a substantial potential for commercial value. Recently, various research works that use deep neural networks to colorize single mode (near or thermal) infrared images have been reported. In this paper, we present a novel convolutional auto-encoder architecture that takes multiple images captured with different imaging modes (near IR, thermal IR and low-light) to perform colorization using the visual cues that exist in all imaging modes. We present visual results demonstrating that using multiple IR imaging modes improves the overall visual quality of the results

    Multi-Static Target Detection and Power Allocation for Integrated Sensing and Communication in Cell-Free Massive Mimo

    No full text
    This paper studies an integrated sensing and communication (ISAC) system within a centralized cell-free massive MIMO (multiple-input multiple-output) network for target detection. ISAC transmit access points serve the user equipments in the downlink and optionally steer a beam toward the target in a multi-static sensing framework. A maximum a posteriori ratio test detector is developed for target detection in the presence of clutter, so-called target-free signals. Additionally, sensing spectral efficiency (SE) is introduced as a key metric, capturing the impact of resource utilization in ISAC. A power allocation algorithm is proposed to maximize the sensing signal-to-interference-plus-noise ratio while ensuring minimum communication requirements. Two ISAC configurations are studied: utilizing existing communication beams for sensing and using additional sensing beams. The proposed algorithm;#x2019;s efficiency is investigated in realistic and idealistic scenarios, corresponding to the presence and absence of the target-free channels, respectively. Despite performance degradation in the presence of target-free channels, the proposed algorithm outperforms the interference-unaware benchmark, leveraging clutter statistics. Comparisons with a fully communication-centric algorithm reveal superior performance in both cluttered and clutter-free environments. The incorporation of an extra sensing beam enhances detection performance for lower radar cross-section variances. Moreover, the results demonstrate the effectiveness of the integrated operation of sensing and communication compared to an orthogonal resource-sharing approach. Author

    Development of Robust Feature Matching Techniques in Images Using Deep Learning

    No full text
    Computer vision techniques widely utilize feature points detected in images. Using these feature points, useful consistencies can be detected between pairs of images. By leveraging these similarities, successful results can be achieved for various applications such as image matching, object recognition, image stitching, creating image mosaics, and object tracking. When matching feature points detected in pairs of images, the distances between the points in the feature space are used as the basis. If the proximities of the features closest to each other in the feature space are sufficiently distinctive, these features are considered putative matches. However, these putative matches often cannot entirely exclude incorrect matches. To address this, iterative algorithms are used in the literature to achieve geometric consistency that includes the maximum number of putative matches. Thanks to the geometric consistency obtained, incorrect matches in the putative matches are eliminated. The main issue with this method is the practical impossibility of finding a repetition number that guarantees success for all image pairs. Following the effective results achieved by deep learning methods over alternatives in many computer vision problems in the literature, solutions that use artificial neural networks trained using deep learning have become prevalent for the feature matching problem, as they have in most computer vision and image processing problems. In this thesis, solutions to the problem of relative camera pose estimation have been developed using deep learning networks that perform stable feature matching. First and foremost, the n-to-n framework, which forms the basis of all studies in the literature, was examined. This n-to-n framework was observed to operate on a set-type input consisting of the coordinates of features in putative matches. The challenges faced by studies in the literature using this framework in deriving global and local contexts from putative feature matches were analyzed. As an alternative to the n-to-n framework, a one-to-one framework was proposed. In the n-to-n framework, each batch contains data belonging to a single image pair, whereas, in the proposed one-to-one framework, each batch also includes data belonging to only a single image pair. The one-to-one framework allows the use of a dedicated context channel for each putative match of the image pair. Moreover, it is possible to specifically sort the input rows in this context channel for each putative match. Within the scope of the thesis, a variety of fundamental artificial neural networks with different architectures using the one-to-one framework were generated. The one-to-one artificial neural networks developed, along with the successful n-to-n ones in the literature, were trained on Tensor Processing Units (TPUs). Multiple loss functions were utilized during the training. The minimum average precision was used as the performance metric. According to the results, the artificial neural networks designed for the one-to-one framework outperformed all but one of the n-to-n neural networks from the literature by up to 30\%. Additionally, before working on the main topic of the thesis, a case study was conducted to increase familiarity with deep neural networks. For this purpose, artificial neural networks were developed to estimate age categories using portrait photographs. The portraits in the dataset were divided into six classes. It was observed that a 6-layer artificial neural network from the literature performed better than the 18 and 34-layer residual neural networks. It was concluded that the 18-layer and 34-layer residual networks might have been unnecessarily deep for the 6-class age estimation problem, leading to overfitting, or that the dataset lacked sufficient diversity to clearly demonstrate the advantages of deeper networks.Bilgisayarlı görü teknikleri görüntüler üzerinde tespit edilen öznitelik noktalarından yaygın bir şekilde yararlanmaktadırlar. Bu öznitelik noktaları kullanılarak görüntü çiftleri arasında yararlı tutarlılıklar tespit edilebilir. Benzerlikler kullanılarak görüntü eşleştirme, nesne tanıma, görüntü dikişleme, görüntü mozaiği oluşturma ve nesne takibi gibi birçok uygulama için başarılı ürünler elde edilebilir. Görüntü çiftleri üzerinde tespit edilen öznitelik noktalarının eşleştirilmesi sırasında noktaların öznitelik uzayında birbirlerine göre uzaklıkları temel alınır. Öznitelik uzayında birbirlerine en yakın olan özniteliklerin yakınlıkları eğer yeterince özgünse bu öznitelikler varsayılan eşleşmeler olarak kabul edilir. Ancak bu varsayılan eşleşmeler çoğu zaman hatalı eşleşmeleri tümüyle saf dışı bırakamaz. Bunun için literatürde tekrarlamalı algoritmalardan faydalanarak en çok sayıda varsayılan eşleşmeyi içerecek şekilde bir geometrik tutarlılık elde edilmeye çalışılır. Elde edilen geometrik tutarlılık sayesinde varsayılan eşleşmelerde bulunan hatalı eşleşmeler elenir. Bu yöntemdeki temel sorun tüm görüntü çiftlerinde başarıya götürecek bir tekrarlama sayısının elde edilmesinin pratikteki imkansızlığıdır. Derin öğrenme yöntemlerinin literatürde birçok problemde alternatiflerine göre daha etkin sonuçlar elde etmesinden sonra çoğu bilgisayarlı görü ve görüntü işleme probleminde olduğu gibi öznitelik eşleştirme problemi için de derin öğrenme ile eğitilmiş yapay sinir ağları kullanan çözümler literatüre yerleşmişlerdir. Bu tezde, kararlı öznitelik eşleme yapan derin öğrenme ağları ile bağıl kamera pozisyonu tahmini problemine çözümler geliştirilmiştir. Öncelikli olarak literatürdeki çalışmaların hepsine temel oluşturan n-n'lik çatı incelenmiştir. n-n'lik bu çatının varsayılan eşlemelerdeki özniteliklerin koordinatlarından oluşan bir küme tipi girdi üzerinde çalıştığı gözlemlenmiştir. n-n'lik çatıya ait girdiyi işleyen literatürdeki çalışmaların varsayılan öznitelik eşleşmelerinde genel bağlam ve yerel bağlam çıkarırken karşılaştığı zorluklar incelenmiştir. n-n'lik çatıya alternatif olarak 1-1'lik alternatif bir çatı oluşturulmuştur. n-n'lik çatıda her bir yığın örneğinde tek bir görüntü çiftine ait veri bulunurken öne sürülen 1-1'lik çatıda her bir yığında sadece tek bir görüntü çiftine ait veri bulunmaktadır. 1-1'lik çatıdaki görüntü çiftine ait her bir varsayılan eşleşme için özel bir bağlam kanalının kullanılmasına imkan sağlanmaktadır. Dahası bu bağlam kanalındaki girdi satırların her bir varsayılan eşleşme için özel olarak sıralanabilmesi mümkündür. Tez kapsamında 1-1'lik çatı kullanan çok sayıda ve farklı tipte ağ katmanları içeren yapay sinir ağları oluşturulmuştur. Oluşturulan 1-1'lik yapay sinir ağları ve literatürdeki n-n'lik başarılı sinir ağları Tensor İşlem Birimleri üzerinde eğitilmişlerdir. Eğitimlerde mimarilere ait hesapsal grafiklerdeki parametreler güncellenirken birden fazla kayıp fonksiyonunun birleşiminden oluşan bileşke kayıp fonksiyonundan faydalanılmıştır. Başarım metriği olarak minimum ortalama hassasiyet ölçütü temel alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre 1-1'lik çatı için oluşturulan yapay sinir ağları literatürdeki n-n'lik yapay sinir ağlarının biri hariç tümünün başarımlarını \%30'a varan farklar ile geride bırakmıştır. Ayrıca tezin asıl konusu üzerinde çalışmaya başlamadan önce derin öğrenme kullanarak yapay sinir ağlarının eğitilmesine aşinalığı arttırmak için bir durum çalışması yapılmıştır. Bunun için portre fotoğrafları üzerinden yaş sınıfı tahmini yapan yapay sinir ağları geliştirilmiştir. Kullanılan veri setindeki portreler 6 sınıfa ayrılmıştır. Literatürdeki 6 katmanlı bir yapay sinir ağının 18 ve 34 katmanlı artık sinir ağlarına göre daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Kullanılan artık sinir ağlarının 6 sınıflı yaş tahmini problemi için aşırı öğrenmeye sebep olacak kadar derin olduğu veya veri setinin yeterince zengin olmadığı sonucuna varılmıştır

    0

    full texts

    9,778

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    TOBB ETU GCRIS Database
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇