Ibn Haldun University Institutional Repository
Ibn Haldun University Institutional RepositoryNot a member yet
3002 research outputs found
Sort by
Analysis of Muhammad Amin al-Harari's Tafsir Introduction in terms of Ulum al-Qur'an
Kur'ân-ı Kerim İslâm dininin ilk kaynağı olması hasebiyle nazil olduğu dönemden itibaren anlaşılmaya çalışılmıştır. Kur'ân'ı daha iyi anlamak için gösterilen çaba, Kur'ân'ın anlaşılmasına yardımcı olacağı düşünülen birtakım konu başlıklarının oluşmasında etkili olmuştur. Birçoğu Kur'ân'ın kendi bünyesinden çıkan ve ulûmu'l-Kur'ân olarak tabir edilen Kur'ân ilimleri; Kur'ân-ı Kerim'in nüzûlü, toplanması, yazılması, kıraati, tefsiri, i'câzı, nâsih ve mensuhu, dil, üslûp ve belâgatı gibi konuları kapsamaktadır. Her ne kadar bu ilmin sistematik olarak teşekkülü hicri IV. ve V. asırlara kadar uzansa da Hz. Peygamber'in (s.a.s.) vefatından sonra bazı kavramların içeriğinin oluştuğu ve başlangıçta her biri müstakil bir ilim olarak ele alınıp sonraki dönemlerde ''Kur'ân ilimleri'' başlığı altında bir araya getirildiği bilinmektedir. Kur'ân'ın cem'i, çoğaltılması, kıraatler ve yedi harf vb. konu ve kavramlar buna örnek olarak zikredilebilir. Kur'ân ilimleri, tarihi süreçte ya bir konuya odaklanan bağımsız eserler tarafından yahut pek çok Kur'ân ilmini bir arada işleyen müstakil eserlerce yahut da Kur'ân tefsirlerinin mukaddimelerinde ele alınmıştır. Kur'ân ilimlerinin tefsir mukaddimelerinde ele alınma geleneğinin ilk örneklerinden biri, hicrî IV. asrın başlarında vefat etmiş olan Muhammed b. Cerîr et-Taberî'nin (ö. 310/923) Câmiʿu'l-beyân 'an te'vîli âyi'l-Kur'ân adlı tefsirine yazmış olduğu mukaddimedir. Bu geleneğin 20. yüzyıldaki örneklerinden biri de çalışma konumuz olan Etiyopyalı âlim Muhammed Emin el-Herarî'nin Hadâiku'r-Ravhi ve'r-Rayhân fi Ravâbî Ulûmi'l-Kur'ân adlı otuz üç ciltlik tefsirine yazmış olduğu mukaddimedir. Bu çalışmada Herarî'nin tefsir mukaddimesinin Kur'ân ilimleri yönünden tahlili yapılacaktır. Bu çalışma; mukaddimede yer verilen başlıkların tefsirde ne derece uygulandığının tespit edilmesi ve mukaddime ile tefsir eseri arasında teori-pratik uyumunun var olup olmaması hususunun tespit edilerek müellifin yönteminin açıklanması açısından önem arz etmektedir.Since the Holy Qur'ân is the first source of the Islamic religion, it has been tried to be understood since the time it was revealed. The efforts made to better understand the Qur'ân have been effective in the formation of some auxiliary topics that are thought to be helpful in understanding the Qur'ân. Many of these topics are called Qur'ânic sciences (Ulûm al-Qur'ân). This science covers subjects such as the revelation of the Holy Qur'ân, its collection, writing, recitation, interpretation, miraculousness, abrogation and abrogated, language, and rhetoric. The beginnings of this science emerged in the fourth and fifth Hijri centuries. However, some concepts It is known that it emerged after the death of Muhammad (pbuh). These sciences emerged as a result of various events and were initially considered as independent sciences, but in later periods they were grouped together under the title of Ulûm al-Qur'ân. In the historical process, Qur'ânic Sciences have been discussed by independent works, or by independent works that bring together many Qur'ânic sciences subjects, or in the introductions of Qur'ânic commentaries. The tradition of including Qur'ânic sciences in the introductions began in previous periods, and one of the first examples is Ibn Jarir Al-Tabarî (d. 310/923) work called Jâmiʿ al-bayân ʿan taʾwîl ây al-Qurʾân, who lived in the first centuries of the Hijri. An example of this in the 20th century is the Ethiopian scholar Muhammad Amin al-Harari's introduction to his tafsir Hadaik al-Rawhi wa al-Rayhân fi Rawâbî Ulûm al-Qur'an. In this study, Harari's introduction will be analyzed in terms of ulûm al-Qur'ân. The study is important in terms of determining to what extent the headings included in the introduction are applied in the tafsir and explaining the author's method in terms of theory-practice harmony
Comparison of Banca Etica and participation banks in Turkey within the scope of ethical banking practices in terms of business ethics
Bu çalışmada, etik bankacılık uygulamaları kapsamında Avrupa'da faaliyet gösteren Banca Etica ile Türkiye'deki katılım bankalarının iş ahlakı açısından karşılaştırılması yapılmıştır. Etik bankacılık, finansal hizmetlerin sunulmasında sosyal, çevresel ve etik sorumlulukların gözetilmesini temel alan bir yaklaşımdır. Banca Etica ve katılım bankaları, bu etik ilkeleri farklı yöntemlerle uygulamaktadır. Banca Etica, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik, şeffaflık ve toplumsal katılım üzerine yoğunlaşmaktadır. Banka, müşterilerine etik prensipler doğrultusunda belirlenen faiz oranları sunmakta ve sosyal sorumluluk projelerine yatırım yapmaktadır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik politikalarıyla dikkat çeken Banca Etica, yatırımlarının ve kredilerinin etkilerini düzenli olarak raporlamakta ve kamuoyuyla paylaşmaktadır. Türkiye'deki katılım bankaları ise İslami finans ilkelerine uygun olarak faizsiz bankacılık prensiplerini benimsemektedir. Kar-zarar ortaklığı modelleri ve İslami finans kurallarına uygun ürünler sunarak müşterilerine hizmet veren bu bankalar, sosyal adalet ve yoksullara yardım etme gibi sosyal sorumluluk projelerine odaklanmaktadır. Katılım bankalarının şeriat uyumlu olma konusundaki şeffaflıkları, müşterilerine işlemlerinin İslami finans kurallarına uygun olduğunu garanti eder. Sonuç olarak, her iki banka türü de etik ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermekte, ancak uygulama yaklaşımları ve odaklandıkları alanlar farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar, müşterilerin tercihlerini ve bankaların topluma ve çevreye olan katkılarını belirlemektedir.In this study, Banca Etica, which operates in Europe within the scope of ethical banking practices, and participation banks in Turkey were compared in terms of business ethics. Ethical banking is an approach based on observing social, environmental and ethical responsibilities in the provision of financial services. Banca Etica and participation banks apply these ethical principles in different ways. Banca Etica focuses on social and environmental sustainability, transparency and community participation. The bank offers its customers interest rates determined in line with ethical principles and invests in social responsibility projects. Drawing attention with its transparency and accountability policies, Banca Etica regularly reports the effects of its investments and loans and shares them with the public. Participation banks in Turkey adopt interest-free banking principles in accordance with Islamic finance principles. These banks, which serve their customers by offering profit-loss sharing models and products that comply with Islamic finance rules, focus on social responsibility projects such as social justice and helping the poor. Participation banks' transparency regarding sharia compliance assures their customers that their transactions comply with Islamic finance rules. As a result, both types of banks operate in line with ethical principles, but their implementation approaches and areas of focus differ. These differences determine customers' preferences and banks' contributions to society and the environment
Источник подлинных стремлений: значение внутренней согласованности ценностей и целей
Goal self-concordance research has significantly grown in the past twenty-five years. Goal self-concordance is described as the congruence between an individual’s core values and selfset goals. The benefits of self-concordant goal selection and pursuit are well-documented. However, current research has not fully explored whether goal self-concordance represents intrinsic/healthy values such as self-transcendence and openness to change, and whether goal self-concordance mediates the effects of these values on well-being. This cross-sectional study attempts to address these gaps. A sample of 545 participants participated in the study, completing measures assessing personal values, goal self-concordance, need satisfaction, meaning in life, and life satisfaction. The results indicated that self-transcendence and openness to change were positively associated with well-being, with these relationships being significantly mediated by goal self-concordance. The findings provide evidence that the alignment of healthy values and goal self-concordance leads to beneficial outcomes in well-being. The study highlights the importance of value-goal concordance in fostering well-being and offers new directions for further research into value-based goal setting and achievement across diverse populations.Количество исследований конкордантных целей значительно выросло за последние двадцать пять лет. Конкордантность целей описывается как соответствие между базовыми ценностями человека и самостоятельно поставленными целями. Преимущества выбора и достижения конкордантных целей хорошо исследованы. Однако из текущих исследований не ясно, представляет ли конкордантность целей внутренние/здоровые ценности, такие как самотрансценденция и открытость изменениям, и опосредует ли конкордантность целей влияние этих ценностей на благополучие. Данное кросс-секционное исследование пытается дать ответы на эти вопросы. Участие в исследовании приняли 545 респондентов, которые заполнили опросники, оценивающие личностные ценности, конкордантность целей, удовлетворенность потребностей, смысл жизни и удовлетворенность ею. Результаты показали, что самотрансценденция и открытость изменениям положительно связаны с благополучием, и эти связи статистически значимо опосредованы конкордантностью целей. Результаты исследования свидетельствуют о том, что следование здоровым ценностям и конкордантность целей приводят к повышению благополучия. Результаты подчеркивают важность согласованности ценностей и целей для обеспечения благополучия и предлагают новые возможности для дальнейших исследований выбора и достижения целей на основе ценностей среди различных групп населения
Sovyet tarzı sekülerleşmeye karşı kültürel direnişte kent dindarlığının rolü: Özbekistan örneği
Communism and Soviet-style secularization sought to suppress Islam and dismantle Islamic values in Central Asia. Although the collapse of the USSR allowed Islam to reassert itself against Soviet 'secular' ideology, the region did not achieve true religious freedom due to the continuation of Soviet-style policies in the subsequent period. In Soviet and post-Soviet Uzbekistan, state pressure on Islam led to the rise of sentiments of resistance within society. The strong religious will of certain local intellectuals played a critical role in this complex historical process. This thesis examines the roles of the ulema, unofficial ulema, Jadids, and the newly-emerged Neo-Jadids in resisting and opposing state policies, particularly emphasizing urban life and culture. The study argues that the city itself—its vibrant religious life, madrasas, libraries, and long-standing traditions of Islamic scholarship—significantly shaped the resistance. Uzbekistan, home to the historic capitals of nearly all Central Asian states before the Soviet invasion, developed a distinct Islamic heritage that fostered a deep sense of responsibility among the local population to protect it. This sense of duty has fueled several Islamic revolts over the past centuries. Even under Soviet rule and in the post-Soviet era, Uzbekistan's population maintained a higher level of religiosity compared to other Soviet Muslim communities. This thesis will explore how urban religiosity played a pivotal role in shaping cultural resistance to Soviet-style secularization and continues to influence struggles for greater religious freedom in contemporary Uzbekistan.Komünizm ve Sovyet tarzı sekülerleşme, Orta Asya bölgesinde İslam inancı ve İslami değerlerle savaştı. SSCB'nin çöküşü, İslam'ın Sovyet 'seküler' ideolojisini dengelemesine ve 'geri dönmesine' izin vermiş olsa da, Sovyet politikalarının devamında ifade edilen baskı nedeniyle bölge yine de gerçek özgürlüğe ulaşamamıştır. Sovyet ve Sovyet sonrası Özbekistan'da İslam dini üzerindeki baskı durumu, toplum içinde direniş duygularının ortaya çıkmasına yol açtı. Bazı yerel aydınların güçlü dini iradesi, tarihsel olarak karmaşık olan bu süreçte hayati bir rol oynamıştır. Tezde ulema, gayri resmi ulema, Cedidler ve yeni ortaya çıkan Neo Cedidlerin devlet politikasına karşı direniş ve muhalefetteki rolü tartışılacaktır. Bu çalışma, şehir kavramının direniş süreci üzerinde önemli bir etkisi olduğunu savunmaktadır. Özbekistan'ın, Sovyet işgalinden önce Orta Asya'daki neredeyse tüm devletlerin tarihi başkentlerini kapsayan ve en büyük medreselere, kütüphanelere ve ulema geleneklerine sahip konumu, belirli bir İslami miras oluşturmuştur. Bu şehirlerin yüzyıllardır İslami okulların merkezi olması, yerel halk arasında bu mirasın korunmasına yönelik güçlü bir sorumluluk anlayışının gelişmesine yol açmıştır. Bu, son yüzyıllarda İslam adına birkaç savaş yürütülmesinin nedeni oldu. Özbekistan nüfusu en yakın tarihte bile, Sovyetler içinde ve sonrasında, İslam'a olan bağlılığını korumuştur. Anahtar kelimeler: İslam, Ceditler, KGB (Sovyetler İstihbarat Teşkilatı) Sovyet tarzı sekülerleşme, Özbekista
Adaptation of the hedonic and eudaimonic motives for activities-revised (HE-MA-R) scale among Russian-speaking respondents
Individual motives significantly influence the pursuit of well-being and its outcomes. Hedonic and Eudaimonic Motives for Activities-Revised (HEMA-R) Scale measures eudaimonic, hedonic, hedonic pleasure, and hedonic comfort motives. Hedonic motives include the pursuit of pleasure, enjoyment, fun, relaxation, and comfort. Hedonic pleasure motives refer to the pursuit of enjoyment and fun. Hedonic comfort motives relate to the pursuit of relaxation and comfort-seeking. Eudaimonic motives consist of the pursuit of personal excellence, meaning, authenticity, self-growth, cultivating personal strengths, and valued goals. Although previous research has studied these motives in Western and Eastern contexts, the current literature requires further research on well-being motives in non-Western contexts. This research aimed to investigate well-being motives within a Russian context, which is underrepresented in the litera-ture. Study 1 validates the HEMA-R among Russian-speaking people from different regions of Russia, revealing excellent fit indices in confirmatory factor analyses. Results demonstrate that both two-factor and three-factor solutions of the Russian HEMA-R are viable. Additionally, eudaimonic, hedonic pleasure, and hedonic comfort motives are linked to enhanced well-being outcomes. Study 2 replicates these findings in a larger sample. Both studies shed light on well-being motives and their associations among Russian people and highlight the distinct and complementary roles of these motives in nurturing well-being outcomes.Индивидуальные мотивы существенно влияют на стремление к благополучию и его ре-зультатам. Шкала гедонических и эвдемонических мотивов деятельности (HEMA-R) из-меряет мотивы эвдемонии, гедонии, гедонистического удовольствия и гедонистического комфорта. Гедонистические мотивы включают стремление к удовольствию, наслаж-дению, веселью, расслаблению и комфорту. Мотивы гедонистического удовольствия относятся к стремлению к удовольствию и веселью. Мотивы гедонического комфорта относятся к стремлению к расслаблению и поиску комфорта. Эвдемонические мотивы состоят из стремления к личному совершенству, смыслу, аутентичности, саморазвитию, развитию сильных сторон личности и ценностным целям. Хотя предыдущие исследо-вания изучали эти мотивы в западном и восточном контекстах, имеющаяся литерату-ра требует дальнейшего изучения мотивов благополучия в незападных контекстах. Это исследование было направлено на изучение мотивов благополучия в российском кон-тексте, который недостаточно представлен в литературе. Исследование 1 подтвержда-ет модель HEMA-R на русскоязычной выборке, собранной в разных регионах России, показывая отличные индексы соответствия в конфирматорных факторных анализах. Результаты показывают, что как двухфакторные, так и трехфакторные модели русского варианта HEMA-R являются жизнеспособными. Кроме того, эвдемонические мотивы, мотивы гедонистического удовольствия и гедонистического комфорта связаны с повы-шением благополучия. Исследование 2 воспроизводит эти результаты на более крупной выборке. Оба исследования проливают свет на мотивы благополучия и их связи у росси-ян и подчеркивают различные и взаимодополняющие роли этих мотивов в поддержании благополучия
Takiyye ve hayatta kalma: Şii, Ahmedi ve Sufi Müslümanlar arasında kimlik gizlemenin motivasyonları, sonuçları ve sorunlarına ilişkin karşılaştırmalı bir araştırma
The topic of dissimulation, in thought and practice, sparks debate and controversy among Muslims. Different perspectives exist on how Shi'a, Ahmadi, and Sufi Muslims define, interpret, criticize, and apply dissimulation to their beliefs. This study digs into the reasons behind why these groups practice dissimulation and how they justify it within the context of Islamic teachings on hypocrisy and sincerity. Drawing upon social identity theory, rational choice theory, identity theory, and others, this research aims to construct a conceptual framework that explains the motivations behind the practice of dissimulation by these Muslim groups. I argued that dissimulation should be viewed as a strategic tool employed for purposes of social integration, safety measures, and the preservation of identity. Through interviews with 15 participants representing Shia, Ahmadi, and Sufi groups and an exploration of existing literature in this area, this study challenges dominant perceptions surrounding dissimulation. The findings of this research suggest that dissimulation goes beyond being simply hypocritical or insincere; rather, it emerges as a strategic and diplomatic tool for navigating one's sense of self within social and political contexts. The insights gained from this research call for a reevaluation of how we understand the concept of dissimulation.Düşünce ve uygulamada takiyye konusu Müslümanlar arasında tartışma ve ihtilaflara yol açmaktadır. Şii, Ahmedi ve Sufi Müslümanların takiyyeyi nasıl tanımladıkları, yorumladıkları, eleştirdikleri ve inançlarına nasıl uyguladıkları konusunda farklı bakış açıları mevcuttur. Bu çalışma, bu grupların takiyyeyi neden uyguladıklarını ve İslam'ın riya ve samimiyet öğretileri bağlamında bunu nasıl meşrulaştırdıklarını araştırmaktadır. Sosyal kimlik teorisi, rasyonel seçim teorisi, kimlik teorisi ve diğerlerinden faydalanan bu araştırma, bu Müslüman grupların takiyye uygulamalarının ardındaki motivasyonları açıklayan kavramsal bir çerçeve oluşturmayı amaçlamaktadır. Araştırmada, takiyye yapmanın sosyal entegrasyon, güvenlik önlemleri ve kimliğin korunması gibi amaçlarla kullanılan stratejik bir araç olarak görülmesi gerektiği savunulmaktadır. Şii, Ahmedi ve Sufi gruplarını temsil eden 15 katılımcıyla yapılan görüşmeler ve bu alandaki mevcut literatürün incelenmesi yoluyla bu çalışma, takiyye ile ilgili hakim algılara meydan okumaktadır. Bu araştırmanın bulguları, takiyyenin basitçe ikiyüzlü veya samimiyetsiz olmanın ötesine geçtiğini; daha ziyade, sosyal ve siyasi bağlamlarda kişinin benlik duygusunu yönlendirmek için stratejik ve diplomatik bir araç olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Bu araştırmadan elde edilen içgörüler, dissimülasyon kavramını nasıl anladığımızın yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir
От мотивов к оптимальному функционированию: полезная роль конкордантности целей в создании хорошей жизн
Hedonic, eudaimonic, and extrinsic motives in daily activities affect well-being outcomes. Hedonic motives refer to pleasure and comfort pursuit. Eudaimonic motives include pursuing excellence, authenticity, growth, meaning, and value-congruent activity. Extrinsic motives encompass the pursuit of fame, power, status, material wealth, and popularity. Previous research has laid emphasis on the connections of well-being motives and outcomes. However, these studies do not largely focus on personal goal selection and pursuit. This study adopts the Self-Concordance Model (SCM), and investigates the mediating role of goal self-concordance between well-being motives and outcomes including positive affect, negative affect, meaning in life, and life satisfaction. A total of 823 participants (Age mean = 23,41, SD = 6,94) took part in the study. The results showed that eudaimonic and extrinsic motives had associations with most of the well-being outcomes while hedonic motivation interestingly demonstrated no associations with them. Furthermore, goal self-concordance substantially mediated the positive effects of eudaimonic motivation and the negative effects of extrinsic motivation on well-being outcomes. Implications of well-being motives and outcomes in the context of personal goals are discussed.Гедонистические, эвдемонические и внешние мотивы в повседневной деятельности влияют на показатели благополучия. Гедонистические мотивы связаны со стремлением к удовольствию и комфорту. Эвдемонические мотивы включают стремление к совершенству, аутентичности, развитию, смыслу и деятельности, согласующейся с ценностями. Внешние мотивы связаны со стремлением к славе, власти, статусу, материальному богатству и популярности. Ранее проведенные исследования были сосредоточены на взаимосвязях между мотивами и показателями благополучия. Однако большинство из этих исследований не фокусировались на выборе и достижении личных целей. Настоящее исследование основывается на модели конкордантности целей (Self-Concordance Model, SCM) и исследует посредническую роль конкор- дантности целей между такими мотивами и показателями благополучия, как позитивный аффект, негативный аффект, смысл жизни и удовлетворенность жизнью. В исследовании приняли участие 823 респондента (M = 23,41, SD = 6,94). Результаты показали, что эвдемонические и внешние мотивы были связаны с большинством показателей благополучия, в то время как гедонистическая мотивация не продемонстрировала связи с ними. Кроме того, конкордантность целей в значительной степени опосредовала положительное влияние эвдемонической мотивации и отрицательное влияние внешней мотивации на показатели благополучия. Обсуждается значение мотивов и показателей благополучия в контексте личных целей
Havacılık sektöründe dı̇jı̇tal pazarlama stratejı̇lerı̇nı̇n müşterı̇ memnunı̇yetı̇ ve satın alma nı̇yetı̇ üzerı̇ndekı̇ etkı̇lerı̇ ve algılanan değer ı̇le marka farkındalığının aracılık rolü
In the dynamically evolving landscape of the aviation industry, digital marketing strategies has become increasingly important. This study examines the interplay between digital marketing strategies, customer satisfaction, and purchase intention with a special focus on the mediating role of brand awareness and perceived value. The research covers airlines operating in Gambia. We collect data through a Google Form survey run to 310 passengers who fly at Banjul International Airport. We employ Smart PLS software for the analysis. The results show that there is a significant relationship between digital marketing strategies and customer satisfaction, influencing the purchase intention of passengers in Gambia. The findings also highlight the pivotal role of brand awareness and perceived value in mediating the impact of digital marketing on passenger behaviors. The study provides valuable insights for airlines operating in Gambia to enhance their digital marketing strategies, offering a localized perspective within the unique context of development in aviation.Havacılık sektörünün dinamik gelişen ortamında dijital pazarlama stratejilerinin etkin olarak uygulanması daha fazla önem kazanmaktadır. Bu çalışma, dijital pazarlama stratejileri, müşteri memnuniyeti ve satın alma niyeti arasındaki etkileşimi, marka bilinirliği ile algılanan değerin aracılık rolüne odaklanarak araştırmaktadır. Gambiya'da faaliyet gösteren havayollarını kapsayan ve Banjul Uluslararası Havalimanı'ndan seyahat eden 310 yolcuya yönelik yapılan bir anket aracılığıyla veri toplanmıştır. Veri işleme için Smart PLS yazılımı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, Gambiya'daki havayolu yolcularının satın alma niyetini etkileyen dijital pazarlama stratejileri ile müşteri memnuniyeti arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca bulgular, dijital pazarlamanın yolcuların davranışları üzerindeki etkisine aracılık etmede marka bilinirliği ve algılanan değerin önemli rolü olduğunu ortaya koymuştur. Çalışma sonuçları, Gambiya'da faaliyet gösteren havayolu şirketlerine dijital pazarlama stratejilerini geliştirmeleri için değerli bilgiler sunmaktadır
Green marketing and applications within the framework of businesses' social responsibilities
Bu araştırma, işletmelerin sosyal sorumluluklarını yerine getirme ve çevresel etkileri azaltma amacıyla yeşil pazarlama stratejilerini derinlemesine incelemeyi hedeflemektedir. Günümüzde, çevresel kaygıların ve sürdürülebilirlik endişelerinin artmasıyla birlikte, işletmelerin çevresel etkilerini azaltma ve çevre dostu uygulamalara odaklanma gerekliliği de artmaktadır. Bu bağlamda, yeşil pazarlama stratejileri, işletmelerin çevresel sorumluluklarını yerine getirme ve çevre dostu ürünler sunma konusunda önemli bir araç haline gelmiştir. Araştırmanın tasarımı, keşifsel bir yaklaşımı benimsemekte olup, bu yöntem, belirli bir konu hakkında daha fazla bilgi edinmek ve derinlemesine anlamak için kullanılan etkili bir araştırma yöntemidir. Zorlu Tekstil gibi önde gelen bir firmayı örnek alarak gerçekleştirilen derinlemesine mülakatlar, bu araştırmanın temel veri kaynağını oluşturmaktadır. Mülakatlar, firmanın yeşil pazarlama stratejilerini benimseme sürecini, uygulama aşamalarını, karşılaşılan zorlukları ve elde edilen sonuçları anlamak için kritik bir rol oynamıştır. Araştırmanın metodolojisi, Zorlu Tekstil'in yeşil pazarlama stratejilerini anlamak için gerçekleştirilen derinlemesine mülakatları temel almaktadır. Bu mülakatlar, önceden belirlenmiş bir soru seti kullanılarak detaylı bir şekilde yapılmış ve her biri yaklaşık bir saat süren derinlemesine görüşmeler içermiştir. Mülakatların transkriptleri incelenerek ortak temalar ve önemli bulgular belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları, Zorlu Tekstil'in yeşil pazarlama stratejilerinin etkileri, uygulama süreçleri, karşılaşılan zorluklar ve gelecek için öngörüler gibi konuları içeren derinlemesine analizlerle sunulmuştur. Bu analizler, yeşil pazarlama stratejilerinin işletmeler üzerindeki etkisini anlamak ve sektördeki diğer firmalar için önemli öğretiler sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçları, Zorlu Tekstil'in yeşil pazarlama stratejilerinin başarısı ve bu stratejilerin sektördeki diğer firmalar için bir model oluşturabileceği yönünde önemli bir potansiyel sunmaktadır. Yeşil pazarlama stratejilerinin işletmeler için sadece çevresel etkileri azaltmakla kalmayıp aynı zamanda müşteri sadakatini artırma ve rekabet avantajı elde etme potansiyeline sahip olduğu da vurgulanmaktadır. Sonuç olarak, bu araştırma, işletmelerin çevresel sorumluluklarını yerine getirme çabalarını ve yeşil pazarlama stratejilerinin etkisini derinlemesine anlamayı amaçlamakta ve sürdürülebilirlik konusundaki bilinci artırmak için önemli bir katkı sağlamaktadır.This research aims to deeply examine green marketing strategies of businesses in order to fulfill their social responsibilities and reduce environmental impacts. Nowadays, with the increase in environmental concerns and sustainability concerns, the necessity for businesses to reduce their environmental impacts and focus on environmentally friendly practices is also increasing. In this context, green marketing strategies have become an important tool for businesses to fulfill their environmental responsibilities and offer environmentally friendly products. The design of the research adopts an exploratory approach, which is an effective research method used to gain more knowledge and in-depth understanding of a particular topic. In-depth interviews conducted using a leading company such as Zorlu Textile as an example, constitute the main veri source of this research. Interviews played a critical role in understanding the firm's process of adopting green marketing strategies, stages of implementation, challenges encountered, and results achieved. The methodology of the research is based on in-depth interviews conducted to understand Zorlu Textile's green marketing strategies. These interviews were conducted in detail using a predetermined set of questions and included in-depth interviews lasting approximately one hour each. By reviewing the transcripts of the interviews, common themes and important findings were identified. The findings of the research are presented with in-depth analysis, including topics such as the effects of Zorlu Textile's green marketing strategies, implementation processes, challenges encountered and predictions for the future. These analyzes were carried out to understand the impact of green marketing strategies on businesses and to provide important lessons for other companies in the sector. The results of the research offer significant potential for the success of Zorlu Textile's green marketing strategies and that these strategies can serve as a model for other companies in the sector. It is emphasized that green marketing strategies not only reduce environmental impacts for businesses, but also have the potential to increase customer loyalty and gain competitive advantage. As a result, this research aims to deeply understand the efforts of businesses to fulfill their environmental responsibilities and the impact of green marketing strategies and makes an important contribution to increasing awareness about sustainability
Parental attitude and the relationship with intrinsic religious motivation: A quantitative research on adult individuals
Bu çalışma, çocukluk döneminde maruz kalınan ebeveyn tutumlarıyla bireylerin yetişkinlik dönemindeki dini inançlar, motivasyon ve yaşadıkları dini değişimler arasında nasıl bir ilişki olduğunu incelemektedir. Araştırmada 186 yetişkin örneklem alınmış ve ebeveyn tutumlarıyla söz konusu bireylerin dini yönelim, motivasyon ve dini değişimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi için anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma neticesinde demokratik tutumla yetiştirilmiş bireylerin din algısının daha olumlu oldukları, içsel dini motivasyonlarının yüksek olduğu ve dini dönüşüme daha az meyil gösterdikleri görülmüştür. Buna karşılık aşırı koruyucu/istekçi ebeveyn tutumu ile yetişen bireylerin içsel dini motivasyonlarının düşük olması ile dış güdümlü dindarlık eğiliminde olmadıkları, daha seküler bir yaşama ve dini değişime yönelme eğilimlerinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Son olarak, otoriter tutum ile yetişen bireylerin ise dini motivasyonlarının düşük olduğu, daha seküler bir yaşama ve dini değişime eğilimli oldukları sonuçlarına varılmıştır.This study investigates how parental attitudes experienced during childhood influence individuals' religious beliefs, motivations, and religious conversion in adulthood. In the study, 186 adults were sampled, and a survey technique was employed to examine the relationship between parental attitudes and individuals' religious orientation, motivation, and religious conversion. The research revealed that individuals raised with a democratic attitude exhibited a more positive perception of religion, higher internal religious motivation, and less inclination towards religious transformation. Conversely, those who experienced an excessively protective/indulgent parental attitude demonstrated lower internal religious motivation, a tendency away from externally motivated religiosity, and a higher propensity towards adopting a more secular lifestyle and undergoing religious changes. Finally, it was concluded that individuals raised with an authoritarian attitude exhibited lower religious motivation and were more prone to embracing a secular lifestyle and experiencing religious conversion