Ibn Haldun University Institutional Repository
Ibn Haldun University Institutional RepositoryNot a member yet
3002 research outputs found
Sort by
CRISP-DM ve KNIME analitiği kullanarak bankacılık sektöründe müşteri kaybını tahmin etmeye yönelik bir makine öğrenmesi yaklaşımı
Attracting new customers is more expensive than maintaining the existing ones. One way of preventing customers from churning is to develop techniques for predicting their likelihood to churn. This study aims to forecast the customer churn of a multinational bank by using one-month period data, from July 31, 2022, to August 29, 2022. We employed CRISPM-DM, in conjunction with KNIME Analytics, to build several predictive models, i.e., decision tree, random forest, logistic regression, artificial neural networks, support vector machine, and ensemble models to predict customer churn. The results show that the random forest model has the highest performance in accurately predicting the churn of bank clients by its high overall accuracy of 78.91% and AUC score of 85.3%. The decision tree model, with an overall accuracy of 71.55%, and the logistic regression model, with an overall accuracy of 71.3%, are the least-performing predictive models. The findings also show that the customer's historical record with the bank (product_number), credit score, and age have the highest predictive power for customer churn. This study offers valuable insights for financial institutions. Using reliable predictive models, banks may identify potential clients likely to switch to other financial institutions. This identification would allow banks to design innovative marketing strategies and powerful customer relationship management to prevent consumers from churning.Bankacılık sektöründe yeni müşteri edinmenin maliyeti mevcut müşteriyi elde tutmanın maliyetinde daha fazla olup, bankalar mevcut müşterilerin ayrılmalarını önlemek için ayrılma olasılıklarını önceden tahmin etmeye çalışmakta ve bu potansiyeli taşıyan müşterilerini elde tutmaya yönelik stratejiler geliştirmektedirler. Bu çalışmanın amacı, CRISP-DM ve KNIME Analytics yöntemini birlikte kullanarak, beş farklı makine öğrenimi modeli (karar ağacı, rassal orman, lojistik regresyon, destek vektör makinası, yapay sinr ağları) ile çok uluslu ABC Bankası’nın Ağustos 2022 dönemi verilerini kullanarak bir tahminleme model oluşturmaktır. Elde edilen sonuçlar, rassal orman modelinin bankanın müşteri kaybını tahmin etmekte %78,91 genel doğruluk puanı ile en iyi sonucu verdiğini, karar ağacı ile lojistik regresyon modellerinin ise sırasıyla %71.55 ve %71.3 genel doğruluk puanı ile en düşük performansı gösteren modeller olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışma sonuçları, müşterinin banka ile olan geçmiş ilişkisinin, kredi notunun ve yaşının ayrılma potansiyeli taşıyan müşterileri tespit etmekte en etkin faktörler olduğunu ortaya koymuştur. Bu açılardan çalışma, finansal kuruluşlar için değerli bilgiler sunmaktadır
Estrés postraumático, depresión y apoyo social percibido entre población Iraquí y Siria inmigrante y adolescentes refugiados en Turquía
This study aimed to determine the levels of Post-Traumatic Stress Disorder (ptsd), depression, and perceived social support among immigrant secondary school students residing in Bolu, Türkiye. The refugee children had significantly higher scores for both ptsd and depression, and lower scores for social support. While there were no significant gender differences for the three variables, older students had higher ptsd scores. Immigrant students who had lived in Türkiye for four years or longer had lower depression, higher social support, and social support from a special person. Surprisingly, students whose families had immigrated for educational reasons had higher ptsd scores and lower family social support scores than those that immigrated due to conflicts. A regression analysis, conducted to predict depression via ptsd and social support, showed that the two variables accounted for 25% of the variance in depression scores.Este estudio tuvo como objetivo determinar los niveles de Trastorno de Estrés Postraumático (ptsd), la depresión y apoyo social entre estudiantes de secundaria, inmigrantes y sirios que actualmente residen en Bolu, Turquía. Los resultados revelaron que los niños refugiados tenían puntuaciones significativamente más altas tanto en ptsd como en depresión y puntuaciones más bajas en apoyo social. Con respecto al tiempo que pasaron en Turquía, los estudiantes inmigrantes que habían permanecido en Turquía durante 4 años o más demostraron menor puntuación de depresión, mayor apoyo social recibido y apoyo social de una persona especial. En cuanto a las razones de inmigración, sorprendentemente, el grupo que inmigró por razones de educación tuvo puntuaciones más altas de ptsd y más bajas en apoyo social familiar que el grupo que emigró debido a conflictos. Se realizó un análisis de regresión para predecir la depresión infantil a través del ptsd y el apoyo social. Los resultados arrojaron que el 25% de la depresión se debió al ptsd y al apoyo social
Yüzyıla değer: Öğrenci çalıştay raporu
Bu rapor, 04.03.2024 tarihinde üniversitemizin 100 lisans öğrencisinin aktif katılımıyla gerçekleşen “Yüzyıla Değer Öğrenci Çalıştayı” sonuçlarını paylaşmak amacıyla hazırlanmıştır. Türkiye’nin ekonomik, siyasi, teknolojik, sosyal, kültürel alanlarda büyük ilerlemeler kaydetmesi ve küresel bir güç olması hedefine yönelik “Türkiye Yüzyılı” vizyonu; milli gelişim stratejimizin odağında yer almaktadır. “Türkiye Yüzyılı” vizyonunun hayata geçirilmesi nitelikli ve yetkin insan kaynakları ile mümkün olacaktır. Bu insan kaynaklarını yetiştirmede yükseköğretim kritik bir rol oynamaktadır. Alan yazına bakıldığı takdirde karşımıza çoğunlukla 21. yüzyıl becerileri olarak çıkan nitelik ve yetkinliklerin bizim yüzyılımız açısından nasıl olması gerektiği önemli bir konudur. Bu konuya yönelik olarak İbn Haldun Üniversitesi inisiyatif alarak “Yüzyıla Değer Öğrenci Çalıştayını” düzenlemiştir. Çalıştay açılışı İHÜ Mütevelli Heyet Üyelerinin Türkiye Yüzyılı çerçevesindeki konuşmalarıyla başlamıştır. Akabinde çalıştaya katılan öğrenciler, Türkiye Yüzyılı’nı gerçekleştirmek için sahip olmaları gereken becerileri tespit etmişler ve bu becerileri nasıl edinebilecekleri üzerinde çalışmışlardır. Çalıştayda, katılımcıların fikir üretimi ve paylaşımını teşvik etmek için alan yazında çoğunlukla kullanılan 6-3-5 tekniğinin bir uyarlaması olan 6-3-3 beyin fırtınası tekniği kullanılmıştır. Bu teknik, katılımcıların etkileşimli bir şekilde fikirlerini belirtmelerine, birbirlerinin fikirlerini görmelerine ve bu sayede görüşlerini zenginleştirmelerine olanak tanımıştır. Çalıştayda katılımcılar, Türkiye Yüzyılını omuzlarında taşıyacak öğrencilerin ahlaklı, cesur ve sorumluluk sahibi bireyler olmaları gerektiğini, bunların yanı sıra eleştirel düşünme, üreticilik, iletişim ve araştırmacılık becerilerinin önemli olduğunu vurgulamışlardır. Öğrencilerin çalıştay sürecinde gerçekleştirilen etkinliklere aktif ve nitelikli katılımı ve çalıştayın ürünü olan bu rapor, öğrencilerin sahip olmaları gereken özellikler ve niteliklerle ilgili farkındalık sahibi olduklarını ortaya koymaktadır. Yukarıda belirtilen nitelik ve becerilerden çok daha fazlasına öğrenciler tarafından değinilmiş, bunlardan sıklıkla vurgulananlar raporda öncelenmiş, öğrencilerin tüm görüşleri ham veri olarak gerektiğinde ilgilerle paylaşmak üzere dijital olarak arşivlenmiştir. Çalıştay; Türkiye’nin Yüzyılı’nda öğrencilerimizin fikirlerini dile getirmelerine, üzerinde tartışmalarına ve bu süreçte zengin bir tecrübe paylaşımına vesile olmuştur. Aynı zamanda bu rapor, üniversitemizde gerçekleştirilen eğitim-öğretim ve sanat-kültür-spor faaliyetlerinde öğrencilerimizin bakış açısıyla dikkate alınması gereken hedeflerin belirlenmesini sağlamıştır. Çalıştayın düzenlenmesine vesile olan, katkı sağlayan tüm paydaşlarımıza şükranlarımızı sunarız
Hiyerarşi ve uluslararası ilişkiler: Yakın Doğu uluslararası düzeni
Türkiye’nin genel olarak Yakın Doğu, spesifik olarak ise Doğu Akdeniz siyasetini anlamaya yönelik iki karşıt tez ileri sürülmektedir. Bir tarafta Türkiye’nin revizyonist bir güç olarak imparatorluk inşası peşinde olduğunu ve bunun bölgeyi istikrarsızlaştırdığını iddia eden yeni-Osmanlıcılık tezi bulunurken diğer tarafta ise reformist bir güç olarak Türkiye’nin bölgesinde barış ve istikrar unsuru olduğunu ileri süren “bölgesel lider” tezi yer almaktadır. Yeni-Osmanlıcılık tezi temel olarak Türkiye’nin 20. yüzyıl öncesi imparatorluk düzenini canlandırarak bölgenin anarşik yapısını ve dolayısıyla bölge devletlerinin milli egemenliğini tehdit ettiğini gündeme taşımaktadır. Bölgesel lider tezi ise genel batlarıyla Türkiye’nin bölgenin dışarıdan tahakküm edilen ve dış müdahalelerle istikrarsızlaştırılan düzenine son vermek adına bölgede barışı ve istikrarı tesis etmek için mücadele ettiğini dile getirmektedir. Her iki tezin ortak noktası Türkiye’nin bölgeye yönelik politikalarını “uluslararası düzende hiyerarşi” olgusundan hareketle ele alıyor olmasıdır. Ancak bu iki karşıt tez her ne kadar uluslararası düzende hiyerarşi olgusundan hareketle iddialarını dile getirse de farklı sonuçlara ulaşmaktadır. Yeni-Osmanlıcılık tezi hiyerarşiyi imparatorlukla özdeşleştirerek anarşik düzen içerisinde var olan ve meşruiyeti sorgulanmayan liderlik ve hegemonya gibi hiyerarşik ilişkileri gözden kaçırmaktadır. Aynı zamanda, Yakın Doğu bölgesel düzeni ile küresel uluslararası düzen arasındaki hiyerarşik ilişkiyi de görmezden gelmektedir. Bölgesel liderlik tezi ise uluslararası anarşik düzende hiyerarşinin olağan ve meşru olduğunu kabul edip hiyerarşi olgusunun farklı bir boyutuna ağırlık vermektedir. Bu boyut, bölgesel uluslararası düzen ile küresel uluslararası düzen arasındaki hiyerarşik ilişkiyi kapsamaktadır. Buna göre; bu tez açısından temel mesele bölgesel uluslararası düzenin bölge-dışı küresel aktörler tarafından tahakküm edilmesidir. Daha spesifik olarak, bölgesel liderlik tezine göre bölgesel düzende belli ölçüde bir konsolidasyon gerçekleşmeden küresel güçler tarafından tahakküm edilmenin önüne geçilemez
İstanbul Havalimanı'nda gizli ve görünen engelli yolculara yönelik hizmetlerin karşılaştırmalı analizi
In an era characterized by an unprecedented surge in global air travel, the demand for services tailored to diverse passenger segments has reached new heights. Of particular significance is the increasing focus on individuals with hidden or invisible disabilities, reflecting the aviation industry's evolving commitment to accessibility. This study delves deeply into the world of passengers with both hidden and visible disabilities, conducting a meticulous examination of the services available to them on a global scale and across various airports. Employing a qualitative research methodology, we analyse the provision of special assistance at airports, conducting an exhaustive comparative assessment of passenger services. Through this rigorous investigation, our aim is to provide a detailed overview of the range of services currently accessible to passengers with hidden disabilities worldwide. Additionally, we seek to identify airports that serve as exemplars in providing services to passengers with disabilities, thereby contributing to the advancement of accessibility in air travel. To this end, we examined the provided services in major airports, Istanbul Airport (IGA), Munich Airport (MUC), Incheon International Airport (ICN), Tokyo Haneda Airport (HND), and Hamad International Airport (DOH), using MAXQDA software with content analysis method. This research contributes to a deeper understanding of the challenges and opportunities in serving passengers with disabilities, fostering inclusivity and equal access in the aviation sector.Küresel hava yolculuğunda benzeri görülmemiş bir yükseliş ile karakterize edilen bir çağda, çeşitli yolcu segmentlerine özel hizmetlere olan talep yeni boyutlara ulaştı. Havacılık sektörünün erişilebilirliğe yönelik gelişen taahhüdünü yansıtan, gizli veya görünmez engelli bireylere artan ilgi özellikle önemlidir. Bu çalışma hem gizli hem de görünür engelli yolcuların dünyasını derinlemesine inceliyor ve onlara küresel ölçekte ve çeşitli havalimanlarında sunulan hizmetleri değerlendiriyor. Çalışma, nicel bir araştırma deseni kullanarak havaalanlarında bu yolculara özel yardım sağlanmasını analiz ediyor ve yolcu hizmetlerinin kapsamlı bir karşılaştırmalı değerlendirmesini gerçekleştiriyor. Bu titiz araştırmanın amacı, dünya çapında gizli engelli yolcuların şu anda erişebildiği hizmet yelpazesine ilişkin ayrıntılı bir genel bakış sunmaktır. Ayrıca engelli yolculara hizmet sunma konusunda örnek teşkil eden havalimanlarını tespit ederek hava yolculuğunda erişilebilirliğin geliştirilmesine katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Bu amaçla İstanbul IGA, Münih Havalimanı (MUC), Incheon Uluslararası Havalimanı (ICN), Tokyo Haneda Havalimanı (HND) ve Hamad Uluslararası Havalimanı (DOH) gibi önemli havalimanlarında sunulan hizmetleri MAXQDA yazılımıyla İçerik Analizi yöntemiyle incelenmiştir. Bu araştırma, havacılık sektöründe kapsayıcılığı ve hizmetlere eşit erişimi teşvik ederek engelli yolculara hizmet vermedeki zorlukların ve fırsatların daha derinlemesine anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır
Dijital ve yapay zeka araçlarıyla desteklenen öğrenme ortamlarında üniversite öğrencilerinin sosyal-duygusal öğrenme becerilerinin keşfedilmesi
The integration of digital technologies and AI has significantly influenced learning and teachings, and they have been shaping new circumstances in the educational realm. This study explores the social-emotional learning (SEL) skills and experiences of students within a foundational higher education institution whose courses are equipped with digital and AI tools. The research addresses a notable gap in the literature by investigating how using digital and AI tools shapes university students' SEL skills and, indirectly, academic successes. This qualitative research is a case study that has two primary aims: (1) to explore the SEL skills of university students and, depending on this, their academic success in digital and AI-enhanced learning environments and (2) to understand how teaching strategies that use digital and AI tools shape SEL. Collaborative for Academic, Social, and Emotional Learning constructed the study's theoretical framework, so students' SEL skills were investigated through self-awareness, self-management, social awareness, relationship skills, and responsible decision-making competencies. Data were collected through semi-structured interviews with twelve students and six faculty members, who were conveniently and intentionally chosen among those who already have been involved in digital and AI-enhanced learning. The study employs thematic analysis, and it was found that although there are very few negative statements, students' SEL skills and academic performance are majorly positively influenced by the use of digital and AI tools in learning and teaching environments.Dijital teknolojilerin ve yapay zekânın entegrasyonu, öğrenmeyi ve öğretmeyi önemli ölçüde etkilemiş ve eğitim alanındaki koşulları yeniden şekillendirmiştir. Bu çalışma, dersleri dijital ve yapay zekâ araçlarıyla donatılmış temel bir yükseköğretim kurumundaki öğrencilerin sosyal-duygusal öğrenme (SDÖ) becerilerini ve deneyimlerini araştırmaktadır. Araştırma, dijital ve yapay zeka araçlarının kullanımının üniversite öğrencilerinin SDÖ becerilerini ve dolaylı olarak akademik başarılarını nasıl şekillendirdiğini araştırarak literatürdeki önemli bir boşluğu ele almaktadır. Bu nitel araştırma, iki temel amacı olan bir vaka çalışmasıdır: (1) üniversite öğrencilerinin SDÖ becerilerini ve buna bağlı olarak akademik başarılarını dijital ve yapay zeka ile geliştirilmiş öğrenme ortamlarında keşfetmek (2) dijital ve yapay zeka araçlarıyla uygulanan öğretim stratejilerinin SDÖ'yü nasıl şekillendirdiğini anlamak. Akademik, Sosyal ve Duygusal Öğrenme İşbirliği (Collaborative for Academic, Social and Emotional Learning), çalışmanın teorik çerçevesini oluşturmuş, böylece öğrencilerin SDÖ becerileri, öz farkındalık, öz yönetim, sosyal farkındalık, ilişki becerileri ve sorumlu karar verme olmak üzere beş ana yetkinlik üzerinden araştırılmıştır. Veriler, halihazırda dijital ve yapay zeka destekli öğrenmeye dahil olanlar arasından amaçlı olarak seçilen 12 öğrenci ve 6 öğretim üyesi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Çalışmada tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları göstermektedir ki çok az sayıda olumsuz ifade olması ile birlikte, öğrencilerin sosyal ve duygusal öğrenme becerileri ve akademik performansları, dijital ve yapay zeka araçlarının öğrenme ve öğretmede kullanımına bağlı olarak büyük ölçüde olumlu şekillendiği sonucuna ulaşılmıştır
Model of brand image jamu Madura through product knowledge, brand communication and packaging attractiveness
The fame of Madura’s jamu is motivated by a thick culture. Madura’s jamu is made from processed spices that are used as an alternative treatment to maintain body health, both preventively and curatively. The tradition of drink Madura’s jamu is applied from an early age at home. But currently the development of jamu Madura is very slow, not increased and showed very poor development significant from year to year compared to chemical drugs in circulation in Indonesia. Therefore, this study wants to find out what can increase the use of Madura’s jamu again to maintain health. The researcher looks at the influence of brand communication factors, product knowledge and the attractiveness of packaging in building the brand image of Madura’s jamu. This study uses a quantitative method with a total of 1.315 respondents. Result shows simultaneously the brand image model of Madura’s jamu requires the role of product knowledge, brand communication and packaging attractiveness. Therefore, marketers must always design a brand image development program in marketing activities and carry out activities that support marketing to strengthen the brand
Yolsuzluk, devlet etkililiği ve ekonomik büyüme arasındaki dinamikler arasındaki dinamikler: Batı Afrika için bir örnek çalışma
The data surveys conducted by Afrobarometer and Transparency International Corruption Perception Index indicate that the level of corruption and government underperformance in West Africa has reached extremely concerning levels. The study aimed to investigate the complex relationship between corruption, government effectiveness, and GDP growth trends across sixteen West African Nations from 2003- 2021 utilizing panel data analysis. The study employed a unique technique using the causality results to form the model's functional and regression form. Upon these results, the study utilized a dynamic panel-data estimation, a two-step system Generalized Methods of Moments by Arellano and Bond. This method effectively addresses potential issues such as sample size, autocorrelation, heterogeneity, and endogeneity and is asymptotically more potent than the regular one-step GMM. Using this method, it was found that a negative relationship exists between corruption and GDP growth in the region. Also, a significant negative relationship exists between government effectiveness and corruption. The findings also showed that the relationship between GDP growth and government effectiveness within the region is positive and significant. These results support the "Sand in the Wheels Hypothesis". Therefore, the study recommends urgent structural change within the administration to ensure effective and quality institutional structure, focus on building effective anti corruption agencies to fight against systematic corruption within the governing body and ensure accountability, and establish development strategies tailored to contemporary contexts rather than outdated colonial-era systems.Afrobarometer ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü Yolsuzluk Algılama Endeksi tarafından yürütülen veri araştırmaları, Batı Afrika'daki yolsuzluk seviyesinin ve hükümetin düşük performansının son derece endişe verici seviyelere ulaştığını gösteriyor. Çalışmanın amacı, panel veri analizi kullanarak 2003-2021 yılları arasında on altı Batı Afrika Ülkesinde yolsuzluk, hükümet etkinliği ve GSYİH büyüme eğilimleri arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmaktı. Çalışmada, modelin fonksiyonel ve regresyon formunun oluşturulmasında nedensellik sonuçlarından yararlanılarak özgün bir teknik kullanılmıştır. Bu sonuçlar üzerine çalışmada, Arellano ve Bond'un dinamik panel veri tahmini, iki adımlı Genelleştirilmiş Moment Yöntemleri sistemi kullanılmıştır. Bu yöntem, örneklem büyüklüğü, otokorelasyon, heterojenlik, endojenlik gibi potansiyel sorunları etkili bir şekilde ele alır ve normal tek adımlı GMM'den asimptotik olarak daha güçlüdür. Bu yöntem kullanılarak bölgede yolsuzluk ile GSYİH büyümesi arasında negatif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, hükümetin etkinliği ile yolsuzluk arasında da önemli bir negatif ilişki bulunmaktadır. Bulgular ayrıca bölgede GSYİH büyümesi ile Hükümet etkinliği arasındaki ilişkinin pozitif ve anlamlı olduğunu gösterdi. Bu sonuçlar "Tekerleklerdeki Kum Hipotezini" desteklemektedir. Bu nedenle çalışma, etkin ve kaliteli kurumsal yapıyı sağlamak için idare içinde acil yapısal değişiklik yapılmasını, yönetim organı içinde sistematik yolsuzlukla mücadele etmek ve hesap verebilirliği sağlamak için etkili yolsuzlukla mücadele kurumlarının oluşturulmasına odaklanılmasını ve çağdaş bağlamlara uygun kalkınma stratejileri oluşturulmasını önermektedir. modası geçmiş sömürge dönemi sistemleri
İntihar üzerine etimolojik ve terminolojik bir inceleme
İntihar hukuki, tıbbi, ekonomik, sosyal ve bireysel sonuçları olan bir halk sağlığı sorunudur. Aynı zamanda psikoloji ve sosyoloji perspektifinden neden-sonuç ilişkileri bağlamında incelenmeye ihtiyaç duyan, çok boyutlu bir olgudur. İntihar üzerine yıllar içerisinde çok sayıda ve farklı yöntemlerle çalışmalar yürütülmüş olmakla beraber, intihar riskinin ön görülebilmesi ve intiharın kesin ve etkili biçimde önlenebilmesi hususlarında halen araştırmalara ihtiyaç vardır. Bu araştırmaların yürütülebilmesi için kuramsal altyapıya ihtiyaç olup, tanım ve terminolojinin de anlaşılması gerekmektedir. Bu derleme, Türkçe ve İngilizce özelinde intihar sözcüğünün etimolojisi ile intihar olgusunu tanımlama ve sınıflandırma girişimlerini ele almaktadır.Suicide is a public health issue with legal, medical, economic, social, and individual consequences. Simultaneously, it is a multidimensional phenomenon that requires examination from psychological and sociological perspectives in terms of cause-and-effect relationships. Over the years, numerous studies have been conducted on suicide using various methods; however, there is still a need for research in predicting suicide risk and effectively preventing suicide. Theoretical groundwork is required for the execution of these studies, necessitating an understanding of definitions and terminology. This review aims to exploring the origin of suicide word specifically in Turkish and English, examining the attempts to definition, and classification the suicide phenomenon
Navigating humanitarian inaction: Shifts in international discourse on Gaza and Ukraine
This study empirically investigates how states rhetorically engage with international norms of civilian protection to mask selective humanitarian interventions in the UN General Assembly, as seen in the cases of Ukraine and Gaza. We show the selective nature of humanitarian intervention through a comparative analysis of international responses to two major ongoing crises: the conflicts in Ukraine and Gaza. Drawing on Robert Putnam's two-level game theory, the study examines how political leaders navigate the tension between international obligations—imposed by global norms and institutions such as the Responsibility to Protect (R2P)—and the domestic costs of taking concrete actions, such as civilian evacuations or military interventions. It argues that when states are unwilling to bear these costs, they seek a balance between maintaining a passive stance toward humanitarian crises and appearing actively engaged in civilian protection. To achieve this, states strategically shift international discourse toward more diplomatically manageable topics, such as humanitarian aid or peace talks, in order to obscure their reluctance to undertake more substantive measures. To empirically assess this phenomenon, the study conducts a qualitative content analysis and thematic analysis of United Nations General Assembly (UNGA) meeting records from both crises. By identifying recurring themes—such as humanitarian aid, civilian evacuations, condemnations of aggressors, and calls for ceasefire—the paper demonstrates how states reframe discussions toward less contentious areas when they seek to avoid action. In contrast, the study also highlights how international discourse becomes more policy-oriented and proactive when states are willing to take concrete measures