Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi
Not a member yet
    3866 research outputs found

    The olfactory reference syndrome treated with escitalopram: A case report

    No full text
    Olfactory reference syndrome (ORS) is a clinical condition that causes patients to be excessively anxious about emitting body odors that may be offensive for other people. This causes heavy distress and depression, even leading to suicides. The ORS is classifised under different categories. In this paper, we report a patient with ORS. She has a preoccupation of foul body odor emanating from her anal region which we treated with escitalopram. We also discuss, within the framework of this case, the place of ORS in systems of clinical classified and in literature.Keywords: Olfactory reference syndrome, Classification, enTreatmen

    Hastanede yatan hastalarda hiperglisemi sıklığı

    No full text
    Objectives: Hyperglycemia affects mortality and morbidity in hospitalized patients. About half of the cases represent a newonset of hyperglysemia, the aim was to determine the frequency of hyperglycemia in hospitalized patients on the first and last days of their hospital stay and to determine the relationship of hyperglycemia with the length of hospital stay.Patients and Methods: One thousand nine hundred and seventy one patients hospitalized at Marmara University Hospital for longer than 24 hours between February and July 2007 were included. Capillary blood glucose (BG) was measured by glucometers on the first and last days of hospitalizations. If fasting blood glucose levels measured by glucometer were above 126 mg/dL or random blood glucose levels were above 200 mg/dL, then blood samples were taken from the forearm and blood glucose levels were measured in the laboratory. The history of diabetes and the length of hospital stay of patients were recorded.Results: Patients with a diagnosis of diabetes (Group 1) were 23.8% and the new-onset diabetes (Group 2) patients were 12.3% of the total. The frequency of Group 1 patients was highest (80%) for those in the Coronary Care Unit, and lowest (% 5.8) in the Neurosurgery Clinic. The frequency of Group 2 patients was highest (%25) in the Eye Diseases Clinic and lowest (%2.7) in the Physical Therapy and Rehabilitation Clinic. BG on the first and last days of the hospital stay at the surgery clinics respectively were 157.6 ± 49.0 vs 151.0 ± 60.0 (p>0.05) for the diabetic patients, and were 114.4 ± 37.7 vs 111.8 ± 26.6 (p>0.05) for non-diabetic patients. BG on the first and last days of the hospital stay at the nonsurgery clinics respectively was 173.9 ± 89.5 vs 155.6 ± 43.4 (p>0.05) for diabetic patients and were 110.7 ± 38.3 vs 111.9 ± 28.0 (p>0.05) for nondiabetic patients. The length of the hospital stay for Group 1 was longer than for Group 2 (pAmaç: Hiperglisemi hastane mortalite ve morbiditesini etkileyen faktörlerden birisidir. Yatan hastaların yaklaşık yarısında hiperglisemi varlığının ilk kez tespit edildiği rapor edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Marmara Üniversitesi Hastanesi’nde yatan hastalarda yattıkları ve taburcu oldukları dönemlerde hiperglisemi sıklığının ve hipergliseminin yatış süresi ile ilişkisinin belirlenmesidir. Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya, Şubat-Temmuz 2007 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Hastanesi kliniklerinde 24 saatten uzun sureli yatan 1971 erişkin hasta dahil edilmiştir. Hastaların yattıkları ve taburcu oldukları günlerde kan şekerleri, kapiller kandan glukometre ile ölçülmüştür. Glukometre ile ölçülen açlık kan şekeri 126 mg/dL veya tokluk kan şekeri 200 mg /dLüzerinde bulunan hastaların damarlarından alınan kan örneklerinde kan şekeri ölçümleri laboratuvarda yapılmıştır. Hastaların diyabet öyküleri ve yatış süreleri kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların %23.8’inde bilinen diyabet (Grup 1), % 12.3’ ünde yeni tanılı diyabet (Grup 2) saptanmıştır. Grup 1 en sık Koroner Yoğun Bakım Ünitesi’nde (%80) ve en seyrek Beyin Cerrahisi Servisi’nde (% 5.8) görülürken, Grup 2’nin sıklığı en yüksek Göz Servisi hastalarında (%25), en düşük ise Fizik Tedavi Servisi hastalarındadır (%2.7). Grup 1’de yatış ve çıkış sırasında kan şekeri değerleri sırası ile cerrahi bölümlerde diyabet olan ve olmayanlarda (157.6 ± 49.0 vs 151.0 ± 60.0, p>0.05) (114.4 ± 37.7 vs 111.8 ± 26.6, p>0.05), dahili bölümlerde diyabet olan (173.9 ± 89.5 vs 155.6 ± 43.4, p>0.05) ve olmayanlarda (110.7 ± 38.3 vs 111.9 ± 28.0, p>0.05) olarak bulunmuştur. Diyabetik hastaların yatış süresi (14.1±19 gün) diyabetik olmayanlara (7.5±13 gün) göre daha uzundur (p<0.001). Sonuç: Hastanede yatan hastalarda hiperglisemi sıklığı %36.1 olup, bunların yaklaşık 1/3’ü yeni tanılı diyabettir. Diyabetik hastaların yatış süresi daha uzundur

    ART sikluslarında stimulasyona başlamadan önce uzamış ovaryen süpresyonun gebelik oranlarına etkisi

    No full text
    Amaç: Stimulasyona başlamadan önce ovaryen süpresyonun uzamasının gebelik oranlarına etkisini araştırmak Hastalar ve Yöntem: Üniversite affiliye hastanede yardımcı üreme tetkikleri (assisted reproductive technologies (ART)) tedavileri yapılan 565 hasta retrospektif olarak incelendi. Kadınlar gonadotropin salgılayan hormon (gonadotropin releasing hormone (GnRH)) analogu ile ovaryen süpresyon süresine göre gruplandırıldı. GnRH analog kullanım süresine göre grup A alt 25 persentil içinde, grup B de üst 25 persentil içindeki hastalardan oluşmaktaydı. İmplantasyon ve klinik gebelik oranları karşılaştırıldı. Bulgular: Grup A’da ortalama aspire edilen ve insemine edilen oosit sayısı grup B’dekinden fazla idi. İmplantasyon oranları benzer idi. Klinik gebelik oranları benzer idi. Sonuçlar: Ovaryen süpresyon için geçen zamanın uzaması ART sikluslarında klinik gebelik oranlarını olumsuz etkilemez.Objective: To determine if the prolonged time for achieving ovarian suppression before starting stimulation affected the pregnancy rates.Patients and Methods: Retrospective cohort analysis was performed on 565 women undergoing first assisted reproductive technologies (ART) treatment in a University-affiliated Hospital. The women were grouped according to the duration of downregulation by gonadotropin-releasing hormone (GnRH) analogue. Group A consisted of women in the lower 25th percentile, group B consisted of women in the upper 25th percentile, according to the duration of GnRH analogue use. The implantation and clinical pregnancy rates were compared. Results: Mean number of aspirated and inseminated oocytes were more in group A than in group B. Implantation rates were similar. Clinical pregnancy rates were alike. Conclusion: Prolonged time for achieving ovarian supression does not compromise clinical pregnancy rates in ART cycle

    ÇALIŞANLARIN ÖRGÜTE CEZBOLMASI

    No full text

    Türkiye\u27de Çalışma Hayatında Kadın İstihdamı

    No full text
    Günümüzde işsizlik ve istihdam, sonuçları açısından toplumların en önemli sorun alanlarından birini oluşturmaktadır. Toplumsal refah ve kalkınma açısından bu sorunun çözümü önemli bir husustur. İstihdam sorunundan etkilenen kadın işgücünün çalışma hayatına dahil edilmesi, toplumsal kalkınmada önemli bir etkendir. Bu nedenle günümüzde kadın işgücünün yapısı ve kadın istihdamının önemi artmış bulunmaktadır. Kadın işgücünün mevcut durumunun ortaya konulması bu yönde izlenecek politikalara ışık tutacaktır. Bu çalışmada, konu ile ilgili literatür taraması yapılmış ve TÜİK verileri kullanılmıştır. İstatistikî veriler çerçevesinde kadın istihdamı bütün yönleriyle irdelenerek, Türkiye’de kadın işgücünün çalışma hayatındaki profili ortaya konulmuş, ekonominin genel yapısı ekseninde değerlendirilmeler yapılmıştır. Toplumsal kalkınma açısından kadın istihdamının önemli olduğu; ancak mevcut toplumsal yapı ve ekonomide izlenen politikalar münasebetiyle kadın istihdamının arzu edilen düzeyde artırılamayacağı sonucuna ulaşılmıştı

    HESAPSAL KİŞİLİK KAVRAMI

    No full text
    Hesapsal Kişilik, teşebbüslerde hesap dengesini kuran, temsil eden ve yöneten bir kişiliktir. Bu kişilik; hukuktaki kişilerden, gerçek ya da tüzel kişi sahiplerden veya kurumun borçlu olduğu kişilerden farklı olan, bağımsız kararlar verebilmek üzere belirli bir dönem için yetki ve sorumluluk verilmiş bir kişiliktir. Hesapsal Kişilik Kavramına göre, teşebbüsün sahibi olan kişi kendi kurduğu işletmede,2.Hesapsal Kişidir ama onun tayin ettiği kişi, 1.Hesapsal Kişi olarak kurumu yönetebilmektedir. Bu Kavramla işletme sahibinin hesapları ile işletmenin kendi hesapları birbirinden kesin olarak ayrılabilmektedi

    BİLGİ ÇAĞINDA DEĞİŞİM VE LİDERLİK

    No full text
    İletişim sistemlerinde meydana gelen büyük teknolojik gelişmeler beraberinde bilgi çağını getirmiştir. Bilgi çağında “bilgi” her zamankinden çok daha önemli bir konuma gelmiştir. Bilgi çağında değişimin gerekliliğinden çok sürekli değişim ve dönüşümün nasıl sağlanacağı önemli hâle gelmiştir. Değişim denen bu karmaşık olgu, günümüzde bütün sosyal sistemlerin yaşama ilişkin kültürlerini ve yönetim biçimlerini hızlı bilgi artışı, hızlı gelişme ve hızlı etkileşim ile birlikte derinden etkilemektedir. Gelişen teknoloji, değişen çevresel koşullar, artan bilgi düzeyi ile sosyo-kültürel ve ekonomik yenilikler yeni yönetim anlayışı, uygulama ve tarzının ortaya çıkmasına sebep olmakta; bu değişim sürecinin yönetimi, algısında ve başarısında “liderlik” olgusu önemli bir rol oynamaktadır. Liderlik de bu değişimlere paralel olarak kendini yenilemekte ve değiştirmektedir. Bu makalede Lider ve Yönetici kavramları irdelenmiş, arasındaki farklar ortaya konulmuş, liderlerin nasıl değiştiği ve liderlerden beklenen özellikler ele alınmıştır. Sonuçta da çağımızda liderlik ve özellikleri konusuna yer verilmişti

    No full text

    No full text

    0

    full texts

    3,866

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇