Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi
Not a member yet
    3866 research outputs found

    EDİNSEL LENFANJEKTAZİ: OLGU SUNUMU (LENFANJİOMA SİRKUMSKRİPTUMDAN AYIRICI TANISINDA BELİRLEYİCİ ÖZELLİKLER)

    No full text
    Edinsel lenfanjektazi skar oluşumuna bağlı oluşan, yüzeyel lenfatiklerin dilatasyonu ile karakterize bir lezyondur. Sıklıkla yetişkinlerde radyoterapi ve cerrahi işlemimin geç komplikasyonu olarak ortaya çıkar ve histolojik olarak lenfangioma sirkumskriptumdan ayrılması zordur. Hastalarda genellikle radyoterapi uygulanan ya da uygulanmayan cerrahi işlemden yıllar sonra kronik lenfödematöz bölgede çok sayıda şeffaf veziküller oluşur. Biz cerrahi işlemden 17 yıl sonra oluşan bir edinsel lenfanjektazi olgusu sunmaktayız. Lezyonlar sol subaksiller bölge yerleşimliydi. Olgumuz literatürde operasyon sonrası bu kadar geç evrede oluşan ilk yayın olma özelliği taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Lenfanjektazi, Edinsel

    CREST SENDROMU VE BÖBREK TUTULUMU

    No full text
    Otuz yıldır Raynaud\u27s fenomeni tanısı olan 66 yaşındaki kadın hasta, parmak uçlarında kalsifikasyon ve ülserasyon şikayeti ile başvurdu. Bu ülsere bölgelerden küçük taşların koparak düştüğünü ifade ediyordu. Son yıllarda disfaji şikayeti de gelişen hastanın fizik muayenesinde yüzünde telenjiaktazileri mevcuttu.El ve ayak grafilerinde kalsifikasyonlar gözlendi. Kan tetkiklerinde kalsiyum ve fosfor düzeyleri normal ancak iPTH yüksekti. Anti-Scl 70 antikoru negatif iken ANA ve Anti-sentromer antikoru pozitif bulundu. Gastroskopisinde ösefagial aperistaltizm gözlendi ve Ösefagus-Mide-Duedonum(ÖMD) grafisi planlandı. ÖMD\u27de ösefagial dismotilitenin varlığı, hastada CREST sendromu olduğunu kanıtlıyordu. Hiperparatiroidinin ise kalsinozise ikincil geliştiği düşünüldü. Progresif Sistemik Sklerozisin kalsinozis tipinde böbrek tutulumu ve sekonder hiperparatiroidi geliştiği bilinmektedir. Ancak CREST sendromu çok yavaş ilerleyen bir hastalık olduğundan sekonder hiperparatiroidizm çok nadiren görülür. Vakamız bu açıdan nadir görülen, böbrek tutulumu ve hipertansiyon ile giden CREST sendromu olarak değerlendirildi.Anahtar Kelimeler: CREST sendromu, Hipertansiyon, Skleroderma, Böbrek tutulum

    RABDOMİYOLİZE BAĞLI GELİŞEN AKUT TUBULER NEKROZDA KAS KİTLESİNİN ÖNEMİ: OLGU SUNUMU

    No full text
    Acil servise sol üst kadran ağrısıyla başvuran 30 yaşında erkek hastanın öyküsünden öğrenildiği kadarıyla yaklaşık bir gün önce bir sokak kavgasına karıştığı, kavga sırasında demir sopalarla ve tekme ile göğsüne, sırtına ve sağ koluna darp edildiği öğrenildi. Yapılan fizik incelemede göğüs, sırt ve sağ kolda yer yer küçük ekimotik alanlar ile sol üst kadranda palpasyonla hassasiyet saptandı. laboratuvar incelemelerinde kreatin fosfokinaz, kreatinin ve potasyum düzeyleri yüksek bulundu. Hasta, rabdomiyolize bağlı akut tubuler nekroz tanısıyla acil servise yatırıldı. İzotonik NaCl, sodyum bikarbonat ve furosemid tedavisi ile yatışının dördüncü gününde serum değerlerinin normal sınırlara gerilediği gözlendi. Travmada etkilenen kas kitlesinden bağımsız olarak serumda kas yıkım ürünlerinin oldukça yüksek bulunması akut tubuler nekroz olasılığını da beraberinde getirmektedir. Travma nedeniyle acil servise başvuran hastalarda etkilenen kas kitlesine bakılmaksızın serum CPK, Cr ve K+ değerleri incelenmeli, yüksek bulunan olgularda oluşabilecek komplikasyonların önlenebilmesi için tedaviye erken başlanmalıdır

    KRANİAL SİNİR TUTULUMU VE HİPERREFLEKSİ İLE GİDEN MULTİFOKAL MOTOR NÖROPATİ: OLGU SUNUMU

    No full text
    Multifokal motor nöropati (MMN), kalıcı iletim bloklarının eşlik ettiği, ilerleyici, asimetrik ekstremite güçsüzlüğüyle karakterizedir. Duysal etkilenim çok seyrek olarak görülür. MMN’nin kranial sinir tutulumu ve refleks artışı ile birlikteliği nadiren bildirilmiştir. Burada, el kaslarındaki ilerleyici güçsüzlüğe, orbikularis okuli kaslarında güçsüzlük ve dilde fasikülasyonun eşlik ettiği 32 yaşında MMN’li bir kadın hasta sunulmuştur. Elektrofizyolojik incelemede her iki ulnar, sağ median ve sol posterior tibial sinirlerde iletim blokları ve F dalgalarında persistans anormalliği saptandı. Bu bulgularla birlikte, ileti bloklarının persistansı ve tablonun İVİG’e yanıtlı olması bize multifokal motor nöropati tanısını düşündürttü. Hasta, kliniğindeki seyrek rastlanır öğeler nedeniyle rapor edilmeye değer bulundu

    NANOFTALMUSLU BIR OLGUDA GLOB RETRAKSYONU

    No full text
    Sol gözün addüksiyonunda ipsilateral glob retraksiyonu ve palpebral fissür daralması olan bilateral nanoftalmuslu bir olguyu sunmak istiyoruz. Hastaya şaşılık muayenesi, gonyoskopi, ultrasonografi ve magnetik rezonans görüntülemesini (MRG) de içeren kapsamlı göz muayenesi yapıldı. On dört yaşındaki kız hastada psödopapilödem, maküla kıvrımları, Shaffer II derecesinde ön kamara açısı ve arkuat skotom ile birlikte nanoftalmus vardı. Olgu ortotropik ve göz hareketleri serbest idi. Sol gözün addüksiyonunda ipsilateral glob retraksiyonu ile birlikte palpebral fissür daralması görülmekteydi. MRG’de her iki abdusens siniri belirgindi. Kardeşinde de, göz hareketlerinde bozukluk olmadan, bilateral nanoftalmus vardı. Bu olgudaki glob retraksiyonunun innervasyonel sebeplerden çok mekanik faktörlere bağlı olduğunu düşünmekteyiz

    DEV RETROPERİTONEYAL LİPOM: OLGU SUNUMU

    No full text
    Abdominal kitle şikayeti ile başvuran retroperitoneyal lipom olgusu sunuldu. İntravenöz ürografide ve magnetik rezonans incelemede, böbreğin yağ dansitesinde kitle tarafından süperomediale itildiği saptandı. Patolojik inceleme sonucu benign lipom olarak rapor edildi.Anahtar Kelimeler: Lipom, retroperitonyum, cerrah

    BİR EĞİTİM HASTANESİNDE ASİSTAN HEKİMLERİN DELİRYUM TANISINA YÖNELİK TUTUM VE ÖNCELİKLERİ

    No full text
    Amaç: Çalışmanın amacı klinik eğitimleri sırasında hekimlerin delirium tanısını oluştururken tutumlarının ve buna eşlik eden müdahalelerdeki önceliklerinin saptanmasıdır. Yöntem: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin farklı kliniklerinde eğitimlerine devam eden yetmişbeş asistan hekim delirium tanısına yönelik tutum ve tedavi önceliklerini sorgulayan 14 sorudan oluşan bir değerlendirmeyi tamamladılar. Sonuçlar: Yönelim güçlükleri, bilinç bulanıklığı ve halüsinasyonlar en sık gözlenen delirium semptomları olarak saptandı. Deliryum tanısına yönelik en sık başvurulan metodun biyokimyasal değerlendirme olduğu belirlendi. Genelde % 50 oranında etiyolojik faktörlerin saptanabildiği gözlemlenirken, en sık etiyolojik faktor olarak metabolik nedenler bildirildi. Katılımcıların çoğunluğu etiyolojiye yönelik tedaviyi tercih ederken (% 94.7), en sık kullanılan medikasyonun haloperidol olduğu saptandı. Tartışma: Deliryum gündelik klinik pratiğin içerisinde önemli bir acil durumdur. Çalışmamızın Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi genelinde delirium takip ve tanısında uygun klinik yaklaşım rehberlerinin oluşturulmasına ve sık gözlenen bu klinik durumun tedavi ve prognozuna katkıda bulunacağını umuyoruz.Anahtar Kelimeler: Deliryum, Klinik prati

    SERUM S-100 PROTEİNİNİN ENFARKT BOYUTU VE KLİNİK PROGNOZ İLE İLİŞKİSİ

    No full text
    Amaç: Akut iskemik inmelerde serum S-100 protein konsantrasyonlarının ölçülmesi ile enfarkt boyutu ve klinik prognoz ile olan korelasyonlarının belirlenmesi Yöntemler: Serum örnekleri 26 akut iskemik inmeli olgudan başvuru sırasında, 3. ve 7. günlerde toplandı. Serum S-100 protein düzeyleri Smart S-100 protein saptama reaktifi ile ölçüldü. Lezyonlar supratentoryal orta serebral arter (middle cerebral artery, MCA) enfarktları ve infratentoryal beyin sapı enfarktları olarak sınıflandırıldı. Tüm hastaların ilk 24 saat içinde çekilmiş kraniyal kompüterize tomografileri (computerized tomography, CT) ve ilk hafta içinde çekilmiş manyetik rezonans görüntülemeleri veya CT’leri mevcuttu. Nörolojik incelemeleri akut evrede “National Institute of Health Stroke Scale (NIHSS)” ile, 1. ve 6. aylarda “Modified Barthel Index (MBI)” ile yapıldı. İstatistiksel analizlerde ANOVA kullanıldı. Bulgular: MCA bölgesinin 2/3’ünden fazlasını tutan MCA enfarktları 3. günde en yüksek S-100 protein değerlerine, en yüksek NIHSS ve en düşük MBI skorlarına sahipti. İnfratentoryal enfarkt grubunda serum S-100 proteini ölçülemez düzeydeydi. Sonuç: MCA lezyonlarında S-100 proteini enfarkt boyu ve klinik prognoz ile ilişkilidir ve 3. gündeki artış ödem göstergesi olabilir.Anahtar Kelimeler: S-100 proteini, İskemik inme, Prognoz, Enfarkt boyut

    Yaş ve siklusun 3.günü FSH değerleri eşleşmiş kadınlarda uzun ve kısa YÜT’lerinde elde edilen embryo kalitesi farklı mıdır?

    No full text
    Objective: Lower pregnancy rates have been reported in gonadotropin releasing hormone (GnRH) antagonist cycles in comparison to those with agonist cycles. A non-significant difference of 3.3% in the pregnancy rate per cycle in favour of GnRH agonists was found. The possible difference between these two protocols could be a limiting factor. We aim to determine if the embryos developed in long down-regulated assisted reproductive technology (ART) cycles differ from the ones obtained in antagonist cycles among women matched for age and follicle-stimulating hormone (FSH) administered on cycle day 3.Patients and Methods: Retrospective cohort analysis was done on a population from a university affiliated hospital. 193 women undergoing standard in vitro fertilization (IVF) or intracytoplasmic sperm injection (ICSI) treatment were included. The age and cycle day 3 FSH matched women undergoing either long or short protocols were compared. Group A consisted of women who had long down-regulation with GnRH analogues, group B consisted of women who had used GnRH antagonists. The clinical and ongoing pregnancy rates were compared. Day 3 embryo scores were compared between the groups.Results: Although mean number of aspirated and inseminated oocytes were similar for the groups and average embryo scores were comparable, clinical and ongoing pregnancy rates were higher in group A than in group B. The percentage of embryos with zero fragmentation and 8-10 blastomeres on day 3 was similar in antagonist and long agonist cycles.Conclusion: Long protocol ART cycles will result in comparable percentages of day 3 embryos with symmetric 8-10 blastomeres with zero fragmentation to those in antagonist cycles.Keywords: Gonadotropin releasing hormone agonist, Gonadotropin releasing hormone antagonist, Pregnancy, Embryo score, Day 3 embryoAmaç: Gonadotropin salgılayıcı hormon (GnRH) antagonistlerinin kullanıldığı sikluslarda agonist sikluslarına göre daha düşük gebelik oranları bildirilmiştir. GnRH agonist sikluslarında anlamlı olmayan %3,3’ lük bir gebelik oranında artış vardır. Yaş ve üçüncü gün FSH değerleri eşleştirilmiş kadınlarda kısa ve uzun yardımcı üreme teknikleri (YÜT) sikluslarında embriyo gelişiminde farkın olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntem: Universiteye bağlı hastanenin YÜT merkezine başvuran 193 kadında retrospektif kohort analizi yapıldı. Yaş ve siklusun 3. günü serum folikül stimulan hormon (FSH) değeri benzer olan kısa ve uzun protokol ile klasik in vitro fertilizasyon (IVF) veya intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) uygulanan hastalar dahil edildi. Group A, uzun GnRH analog protokolu, group B, ise kısa GnRh antagonist protokolü ile YÜT tedavisi aldı. Klinik ve devam eden gebelik oranları karşılaştırıldı. Üçüncü gün embriyo skorları gruplar arası karşılaştırıldı. Bulgular: Her iki grupta toplanan ve insemine edilen yumurta sayısı ve ortalama embriyo skorları benzer olmasına rağmen klinik ve devam eden gebelik oranları grup A’da grup B’ye göre daha yüksekti. Sıfır fragmentasyon ve 8-10 blastomer olan 3. gün embriyo yüzdesi gruplar arası benzer idi. Sonuç: Uzun protokol YÜT tedavilerinde, kısa protokolde elde edilenlere benzer oranda 8-10 blastomerli, simetrik ve sıfır fragmentasyonlu 3. gün embriyoları görülmektedir

    Rupture of a rudimentary uterine horn at the 19th week of pregancy subsequent to an earlier normal vaginal delivery

    No full text
    A 29-year-old woman at 19 weeks and 1 day in gestation gravida 2 para 1 was admitted with the complaints of sudden onset of lower abdominal pain and syncope. During her abdominal ultrasonographic examination the fetus was floating in the abdomen. No amniotic sac was seen surrounding the fetus nor any myometrial image around it. The fetal cardiac activity was not detected. An emergency exploratory laparotomy was performed via a low midline incision. The fetus was lying free in the abdomen. 2000 ml of free and fibrinated blood was drained from the peritoneal cavity. There was a rupture in the right part of the uterus considered to be a rudimentary horn exposing the placenta and part of the umbilical cord. The rudimentary horn and the right tube were excised. The patient discharged on the third postoperative day.Keywords: Rudimentary horn pregnancy, Ruptured pregnancy, Laparotom

    0

    full texts

    3,866

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇