Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi
Not a member yet
3866 research outputs found
Sort by
Donuk omuzla başvuran ve meme kanseri tanısı alan bir olgu
Adhesive capsulitis (frozen shoulder) is characterized by limitation of active and passive shoulder motions and severe pain. It is selflimiting and resolves in months when there is no underlying pathology. Adhesive capsulitis may be idiopathic but usually secondary to shoulder lesions. Diabetes, Parkinsonism, cardiac, thyroid, respiratory diseases and malignancy may coexist. We report a patient presenting with adhesive capsulitis and diagnosed as breast cancer. A 54–year-old female admitted with bilateral shoulder pain and limitation of motion. The pain began 8 months ago, and the patient had physical therapy which worsened the symptoms. On physical examination, the shoulder range of motions were limited at all planes. Subacromial injection test was negative. Roentgenograms were normal, shoulder magnetic resonance imaging (MRI) revealed bicipital tendinitis on the left. Complete blood count, acute phase reactants and biochemical analyses were normal. Her detailed medical history revealed that she had fibrocystic breast disease and was unable to have the last mammography because of the limitation of the shoulders. Therefore, MRI examination of the breasts was performed and a mass lesion was detected on the right. Biopsy of the lesion revealed invasive ductal carsinoma. Malignancy should always be considered in the differential diagnosis of adhesive capsulitis. Detailed history and systemic evaluation helps to clarif the underlying pathologyAdeziv kapsülit (donuk omuz) şiddetli ağrı ile omuz ekleminin aktif ve pasif hareketlerinde kısıtlılığa neden olan bir sendromdur. Genellikle olay kendini sınırlar ve altta yatan bir neden yoksa aylar içinde spontan olarak geriler. Adeziv kapsülit bir neden olmaksızın idiyopatik olarak ortaya çıkabileceği gibi daha sıklıkla omuz lezyonları sonucu ikincil olarak gelişir. Travma, diyabet, Parkinson, kardiyovasküler, tiroid, akciğer hastalıkları ve malignitelerle birlikte gözlenebilir. Yazımızda, donuk omuzla başvuran ve meme kanseri tanısı alan bir olguyu sunuyoruz. Elli dört yaşında kadın hasta her iki omuzda ağrı ve hareket kısıtlılığı şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Ağrısı 8 ay önce başlamıştı, travma öyküsü yoktu. İki ay önce omuzun sıkışma sendromu tanısıyla fizik tedavi programına alınmıştı, tedaviden sonra ağrısının azalmadığını, hareket kısıtlılığının arttığını belirtti. Subakromial enjeksiyon testi negatif bulundu. Omuz grafisi normal sınırlardaydı, omuz manyetik resonans görüntüleme (MRG) incelemesinde solda bisipital tendinit saptandı. Hemogram, akut faz reaktanları ve biyokimyasal testler normal sınırlarda bulundu. Hasta sistemik açıdan sorgulandığında fibrokistik meme hastalığı olduğu, kollarını kaldıramadığı için son mammografi kontrolünü yaptıramadığı öğrenildi. Bunun üzerine hastadan meme MRG’si istendi, sağ memesinde saptanan kitleden yapılan biyopside invaziv duktal meme karsinomu saptandı. Adeziv kapsülitin ayırıcı tanısında maligniteler mutlaka yer almalıdır. Ayrıntılı bir anamnez ve sistemik muayene altta yatan primer patolojinin aydınlatılmasını sağlar
Mezuniyet Öncesi Araştırma Deneyimi Mezuniyet Sonrasında Bir Fark Yaratıyor mu?
Amaç: Mezuniyet öncesinde araştırma programına katılmış ve katılmamış mezunlarımızın mezuniyet öncesi araştırma deneyimini nasıl değerlendirdiklerini incelemek ve bu deneyimin mezuniyet sonrasında bilimsel araştırmalara katılım anlamında fark yaratıp yaratmadığını tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın tipi kesitseldir. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş hekimlere 20 Şubat-19 Mayıs 2009 tarihleri arasında uygulanmıştır. 2005 ve 2006 yılı mezunları araştırma programına katılmış grup, 2001 ve 2002 yılı mezunları ise araştırma programına katılmamış grup olarak tanımlanmıştır. Gruplar için iki ayrı anket formu oluşturulmuş, veriler elektronik ortamda toplanmıştır. Belirtilen yıllardaki mezunların tamamına telefonla ulaşılması hedeflenmiştir (n=425). Araştırma anketinin doldurulma oranı araştırma programını alan grupta %45 (n=91), almayan grupta ise %25,5\u27i (n=52) olmuştur. Bulgular: Katılımcıların %51,6\u27sı kadındır ve %60,8\u27i asistan olarak çalışmaktadır. Araştırma programını alan katılımcıların %90,1\u27i bu deneyimden memnundur ve meslek yaşamlarına olumlu katkısı olduğunu belirtmiştir. Çalışma grupları arasında mezuniyet sonrası iki yıl içinde bilimsel bir kongrede sözel ve poster bildiri sunma ortalamaları açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Geri bildirimlere göre bu deneyim en çok “anket hazırlama”, “amaç belirleme” ve “araştırma verisi toplama” konusunda faydalı olmuştur. Sonuç: Araştırma programına katılanların bu programdan memnuniyeti ve araştırmaya yönelik motivasyonları yüksek düzeydedir. Ancak mezuniyet sonrasında bilimsel araştırmaya katılımı niceliksel olarak arttırdığı gösterilememiştir
Klinik Denemelerde Randomizasyon
Klinik denemelerde randomizasyonun amacı, hastaların deneme gruplarına tamamen şansa bağlı olarak atanmasını sağlamak ve “seçim yanlılığını” önlemektir. Bireyler, randomizasyon yöntemleri kullanılarak, çalışmaya katılma kriterleri bakımından birbirine benzer (homojen) olacak şekilde deneme gruplarına dengeli olarak atanabilirler. Ancak küçük örneklemlerde, gruplarda örneklem sayıları dengeli olmayabilir veya gruplardaki bireyler demografik özellikleri ve başlangıç klinik ölçümleri bakımından birbirine tamamen benzer olmayabilir. Bu çalışmada bu kısıtlılıklara çözüm getirebilecek randomizasyon yöntemleri örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır. (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 2011;24:149-55)Anahtar kelimeler: Randomizasyon, Minimizasyon, Klinik deneme, Seçim yanlılığı, Potansiyel yanlılı
FAKTİSYEL TIRNAK HASTALIĞI
Faktisyel deri hastalıkları, hem pediatrik hem de erişkin yaş grubunda görülebilecek, hastanın kendi kendine indüklediği dermatozlardır. Değişik morfolojilerde, bizar şekilli lezyonlardan ağır ülserasyonlara kadar değişkenlik göstermektedir.Derinin yanı sıra tırnaklarda da görülebilmektedir. Ailesi tarafından el tırnaklarında uzamama yakınması ile polikliniğimize getirilen alışılmadık bir olgu sunulmaktadır. Pediyatrik yaş grubunda faktisyel deri hastalıkları hastanın yardım ihtiyacını yansıtmaktadır. Pediatri, dermatoloji ve psikiyatri bölümlerinin mültidisipliner yaklaşımı ile soruna çözüm aranmalıdır
KARPAL TÜNEL SENDROMU: YÜKSEK REZOLÜSYONLU USG’NİN TANISAL DEĞERİ NEDİR?
Amaç: Karpal Tünel Sendromu (KTS), median sinir tuzağına bağlı sık görülen periferal tuzak nöropatidir. Ultrasonografi (USG), son yıllarda karpal tünel ve median sinirin değerlendirilmesinde kullanılan ucuz ve rahat uygulanabilen bir tekniktir. Yöntem: KTS bulgusu, semptomları ve elektromyelografik tanısı olan 21 hastada 35 ve 20 sağlıklı olguda 40 el bileği 7.5-12 MHz prob kullanılarak USG eşliğinde değerlendirildi. Bulgular: 21 KTS ‘li olguda 35 el bileğinin tamamı ve sağlıklı 20 sağlıklı olguda 40 el bileği doğru olarak değerlendirildi. Sonuç: Yüksek rezolüsyonlu USG, KTS tanısında tercih edilecek ilk basamak görüntüleme tekniği olabilir
BRAKİYAL PLEKSUSUN İNTRANÖRAL PERİNÖROMASI
İntranöral perinöroma (İP) iğsi perinöral hücrelerin ortalarında schwan hücreleri bulunarak veya bulunmayarak oluşturdukları soğan benzeri histopatolojik yapı ile karakterize nadir görülen ve yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Tanısı büyük oranda histolojik bulgulara ve immunhistokimyasal profile dayanır. İP diğer yumuşak doku tümörlerinden ayrılmasında sitogenetik ve moleküler genetik çalışmalar önemli rol oynar.Anahtar Kelimeler: İntranöral perinöroma, Brakiyal pleksus, Tümö
ANDROJEN RESEPTÖR GENİ VE JİNEKOLOJİ, İNFERTİLİTE VE ONKOLOJİ İÇİN KLİNİK ÖNEMİ
Bu derlemede androjen reseptör geni ve jinekoloji, onkoloji ve infertilite için klinik önemi araştırılmıştır. “Androjen reseptör” kelimesi girilerek Medline ve PubMED de yer alan ve 1990 ve 2009 yıllarını kapsayan literatürler gözden geçirilmiştir. Androjen reseptörü, spermatogenezi ve erkek seksüel fenotiplerini belirleyen androjen etkisini regüle eder. Androjen reseptöründeki konstitüsyonel mutasyonlar çeşitli formlardaki erkek psödohermafroditizmine yol açar. AR CAG tekrar uzunluğundaki varyasyonlar bazı kanserler, pelvik organ prolapsusu, osteoporoz, polikistik hastalarda görülen hiperandrojenemi, metabolik sendrom ve erkek infertilitesi ile ilişkilendirilmiştir. Reprodüktif tıp, jinekoloji ve onkolojinin klinik pratiğinde genetik araştırmalar, standart bir gereksinim olmaya başlamıştır.Anahtar Kelimeler: AR proteini, Infertilite, Jinekoloji, Neoplazile
75 YAŞ VE ÜZERİ LOKAL İLERİ VE METASTATİK KÜÇÜK HÜCRELİ DIŞI AKCİĞER KANSERİNDE PRİMER VE PALYATİF TEDAVİ OLARAK RADYOTERAPİ UYGULAMASI: 45 VAKANIN DEĞERLENDİRİLMESİ VE LİTERATÜR İNCELEMESİ
Amaç: Lokal ileri veya metastatik KHDAK tanılı hastalarda prognostik faktörler ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi Hastalar ve Yöntem: Yetmiş beş yaş ve üzeri toplam 45 KHDAK tanılı hasta değerlendirildi. Medyan yaş 78 idi (75-93). Otuz dört hasta Evre IIIB (75%), 11 hasta (25%) ise Evre IV olarak evrelendirildi. Evre IIIB tanılı hastaların 14 tanesine (41%) küratif Radyoterapi (RT), 18 hastaya (52%) palyatif RT uygulanırken, 2 hasta (5%) sadece kemoterapi (KT) aldı
SIÇANLARDA İNTRAVENÖZ PROPOFOL İNFÜZYONUNUN SİTOKİN GEN EKSPRESYONUNA ETKİSİNİN İNVİTRO ARAŞTIRILMASI
Amaç: Bu çalışmanın amacı; sıçanlarda intravenöz propofol infüzyonunun sitokin gen ekspresyonuna etkisinin invitro araştırılmasıdır. Yöntem: 300-320 g ağırlığında, 20 adet, erkek, Spraque-Dawley cinsi sıçan iki gruba ayrıldı (n:10). Her iki gruba orta hat laparotomi insizyonu uygulandıktan sonra 90 dakika süre ile Grup I\u27e 5ml/kg/s serum fizyolojik infüzyonu, Grup II\u27ye 5ml/kg/s propofol infüzyonu verildi. İnfüzyon bitiminde mezenter lenf nodu kemik iliği aspiratları IL-1, IL-6 and TNFα ölçümleri için alındı. Ölçümler; real time polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) yöntemi ile yapıldı. Bulgular: Mezenter lenf nodlarında IL-1 (p<0.002) ve TNFα (p<0.018) seviyeleri grup II\u27de grup I\u27den anlamlı olarak düşük saptandı. Kemik ikliğindeki TNFα gen ekspresyon değerleri grup II\u27de grup I\u27den anlamı olarak düşük saptandı(p<0.0015). Sonuç: Cerrahi uygulanan sıçanlarda propofol infüzyonunun mezenter lenf nodunda kemik iliğine göre daha belirgin proinflamatuarsitokin gen ekspresyon baskılanmasına neden olduğu saptandı. Propofol infüzyonunun immün sistemi baskılayıcı etkisinin sınırlı ve özellikle bölgesel bir etki olduğu kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Anestezi, Propofol, Immün sistem, Sitokin, Gen ekspresyon
AŞIRI AKTİF MESANE SENDROMU OLAN KADINLARDA TROSPIUM CHLORIDE TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİ
Amaç: Aşırı aktif mesane sendromu bulunan kadınlarda trospium tedavisinin etkinliği ve bu etkinin ürodinamik bulgular ile ilişkisi araştırıldı. Yöntem: Aşırı aktif mesane sendromu bulunan 44 kadın hasta çalışmaya alındı. 8 haftalık trospiyum tedavisinden sonra, hastaların tedavi öncesi ve sonrası OAB-V8 semptom skoru, ürodinamik bulguları karşılaştırıldı. Bulgular: Ortalama OAB-V8 semptom skoru tedavi ile birlikte anlamlı olarak düşük bulundu (11.9±6.3; 24.9±5.1; p<0.05).Detrusor aşırı aktivitesi bulunan kadın hastaların (10.3±4.1) detrusor aşırı aktivitesi olmayan kadın hastalara (14.2+5.3) göre trospium tedavisinden daha fazla fayda gördükleri saptandı. Sonuç: Trospium tedavisi ispatlanmış detrusor aşırı aktivitesi olan kadın hastalarda daha etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aşırı aktif mesane, İşeme disfonksiyonu, Farmakoterap