Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi
Not a member yet
    3866 research outputs found

    İdari Reform ve Politika Tarnsferi

    No full text
    Sobacı, yeni kamu işletmeciliğinin 1980’lerden sonra doğan ve özel sektörün yönetim anlayışının kamu yönetimine aktarıldığı bir anlayışa dayandığını belirtmektedir. Yeni kamu işletmeciliğinin bu temel özelliğine katılmakla birlikte bu yönetim anlayışının aslında 1990’lı yıllarda egemen olduğunu ve kendisinden önce 1980’li yıllara kamu işletmeciliği anlayışının damga vurduğunu düşünmekteyiz. Oysa yazar, süreci kesintisiz olarak 1980’li yıllara kadar götürmekte ve bu çerçevede kamu işletmeciliği anlayışıyla yeni kamu işletmeciliğini eşdeğer gören bir bakış açısı sunmaktadır. Kanımızca özde büyük paralellikler taşımakla birlikte bu iki anlayış arasında birtakım farklılıklar da bulunmaktadır. Öncelikle, kamu işletmeciliği yaklaşımı ekonomik başarısızlığın temel nedenini devlette görmekte ve bu nedenle devletin özellikle de ekonomi alanından çekilmesi gerektiği üzerinde durmakta ve deregülasyon (kuralsızlaştırma) olarak nitelendirilen bir formül çerçevesinde piyasanın ancak piyasa tarafından yönetilmesi gerektiğine dayanmaktadır. Bu politikaların başarısızlıkla sonuçlandırılması ise 1990’lı yıllarda farklı bir yaklaşımın doğmasına yol açmış ve piyasanın başarılı olabilmesinin en iyi yolunun girişimci/ etkin devletin yaratılması gerekliliğini savunan yeni kamu işletmeciliği önem kazanmıştır. Bu çerçevede yeni kamu işlemeciliği temelde kamu işletmeciliği ile aynı ilkelere sahip olmakla birlikte hem zamansal olarak hem de birtakım özellikler bakımından farklılıklar taşımaktadır. Bu özelliklerin nasıl bir arka plandan doğduğuna ilişkin kitapta verilen yanıt ise yeni sağ düşüncesidir. Bu noktada yazar, kanımızca çok olumlu bir tespitle yeni sağı homojen bir politika olarak görmemekte ve yeni sağın, kamu tercihi, işlem maliyetleri, asil-vekil teorisi ve işletmecilik yaklaşımlarının bir sentezi olarak yeni kamu işletmeciliği anlayışını beslediğini belirtmektedi

    Hrant Dink ile Söyleşi: Düşünce ve İfade Özgürlüğü Üzerine

    No full text
    H.D.: Türklük kimliği devletin bizatihi kendisidir. Başka ulus-devletler teklik kavramından birlik kavramına geçiş yapıp ortaklaşmayı amaç edinirken bu durum bizde aynılaştırma olarak alınmıştır. Farklılıklara karşı hissedilen korkunun haklı görülebileceği de düşünülebilir. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu dönemine bakıldığında İmparatorluğun toprak kaybı hep Bulgarlar, Yunanlılar gibi farklı unsurların ayrışmasıyla gerçekleşmiştir. Bu açıdan devletin farklılığa tahammülü bulunmamaktadır. Aksine farklılığa verilen tahammülün ayrışmaya yol açabileceği yönünde bir endişe mevcuttur. Bu durum kimilerince hakl

    İslamcılığın Fikri Taşıyıcısı Olarak Türkiye Siyasi Hayatında Necip Fazıl

    No full text
    During the process of forming political thought in Turkey, intellectuals who are originally literary men have played an important role. In this path, it is possible to say there has been a tradition created by poets such as from Tevfik Fikret to Namık Kemal, from Nazım Hikmet to Sezai Karakoç, representing a large scale of political stance respectively from Ottoman Empire to Turkish Republic. In other words, poets contributed to the Turkish political tradition formation by their articles, actions and attitudes. Necip Fazıl Kısakürek, cited and referred in a proper way in political Islamism is an important name calling new polemics and discussions in consideration of his thoughts and his systematic political approach.Islamism throughly; and the roadmap he proposed for putting into action the Idea has already been considered by other esteemed thinkers. However, it is also a fact Necip Fazıl has a very prestigious place in that community. So, the reasons of this situation are counted as: his sophisticated and elegant literary style, his active role in instutional political arena so that almost every right-wing political party can get its hands on him and finally the political image reflecting the polarity between Nazım Hikmet and him. As a matter of fact, Necip Fazıl’s poetic style is equipped with illustrious visional images, conceptional dualities which contribute to understand him easily and literary fluency. Finally the other iconic poet Nazım Hikmet’s place in left-wing eye contributes to Necip Fazıl’s place to be immortalTürkiye’de siyasi düşüncenin oluşumunda edebiyatçı fikir ve dava insanlarının önemi büyüktür. Bu izlek içerisinde Osmanlı döneminde Tevfik Fikret’ten Namık Kemal’e, Cumhuriyet döneminde Nazım Hikmet’ten Sezai Karakoç’a dek geniş bir yelpazeyi kapsayan bir “üdeba geleneğinin” varlığından söz etmek mümkündür. Diğer bir ifadeyle şairler Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden günümüze politik ortamla ilgili yazıları, eylemleri ve davranışlarıyla siyasi geleneğin oluşumuna katkı sunmuşlardır. İşte bu gelenekte yer alan ve Türkiye’de siyasal İslamcılık akımı içinde adı saygınlıkla anılan, kendisine sürekli atıflar yapılan Necip Fazıl Kısakürek, savunduğu fikirler ve ortaya koymaya çalıştığı bütünlüklü sistem içinde yeni tartışmaları ve incelemeleri çağıracak denli önemli bir yerde durmaktadır. Potansiyel tartışmalar içinden sadece biri olan bu çalışmada, Necip Fazıl’ın bir “fikir ve aksiyon adamı” olarak Türkiye siyasi düşüncesi içinde edindiği saygın konumun, ortaya attığı fikirlerin özgünlüğünden ziyade onun edebi üslubundan ve reaksiyondaki başarısından kaynaklandığı savunulmaktadır. Bu çerçevede Necip Fazıl’ın siyasal İslam’ın bir ideoloğu değil, taşıyıcısı olduğu iddia edilmektedir. İddiayı açmak üzere çalışmanın ilk ayağında ideoloji kavramının genel tanımından hareketle “ideoloji taşıyıcısı” olmanın anlamı sorgulanmakta, bu çerçevede de bir ideoloji olarak İslamcılığın Türkiye’deki serüvenindeki genel hatlar ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci ayağında Necip Fazıl fikriyatının temel eseri olarak niteleyebileceğimiz “İdeolocya Örgüsü”nün düşünceleri ve sistematiği, kişisel ve politik hayatında geçirdiği dönemeçlerle ilişki içinde serimlenmektedir. Burada şairin “Büyük Doğu İdeali” adını verdiği ülkü, eserden derlenen fikirlerle açıklanmakta ardından da üstadın aktif siyasetçilerle ve siyasetle olan ilişkisi işaretlenmektedir. Son kısım ise, ilk iddianın tartışma zeminini oluşturan bu bilgiler ışığında Necip Fazıl fikriyatının İslamcılık ve milliyetçilik ideolojileri açısından özgünlüğünü sorgulamaktadır. Bu açıdan “ideolocya, komünizma, faşizma” gibi şaire has sözcüklerin bu kavramların içeriğinde değil sadece dilsel şeklinde bir yenilik getirdiği, Büyük Doğu İdeali içinde tasvir edilen devlet düzenininse Hitler Almanya’sı ile Mussolini İtalya’sının İslamcı bir versiyonu olduğu vurgulanmaktadır. Daha genel anlamdaysa “Doğu-Batı” zıtlığının zaten İslamcılık akımının köşebentlerinden biri olduğu, mefkûrenin göndermede bulunduğu “bozulmaya karşı Asr-ı Saadet” idealinin İslamcılığı zaten boydan boya kuşattığı, Necip Fazıl’ın mefkûrenin gerçekleşebilmesi için önerdiği yol haritasının birtakım İslamcı düşünürlerde mevcut olduğu referanslarla desteklenmektedir. Öte yandan, Necip Fazıl’ın İslamcı-milliyetçi kanat içinde edindiği saygın konum bir olguyken, bu saygınlığın nedenleri şairin son derece incelikli edebi üslubuna, sağ cenahtan hemen her siyasi partinin sahipleneceği kadar aktif siyasetle haşır neşir olmasına ve Nazım Hikmet ile aralarındaki imgesel-politik zıtlığa bağlanmaktadır. Nitekim örneklendirildiği üzere Necip Fazıl’ın üslubu hayran olunacak denli nitelikli görsel imgelerle, anlaşılmayı kolaylaştıran kavramsal zıtlıklarla ve dilsel akıcılıkla donanmıştır. Edipliğin politik arenadaki karşılığı ise, kitleleri kendine çekmek isteyen siyasiler için bir hazinedir. Nihai aşamada sağ cenahın ikon şairi Necip Fazıl Kısakürek’e karşı sol cenahın ikon şairi Nazım Hikmet’in tuttuğu yer, onun bu ölümsüzyerine katkı sunmaktadır

    Bir Kamu Politikasının Analizi: Türkiye’de Geçici Köy Koruculuğu

    No full text
    Max Weber’in sıklıkla başvurulan “belirli bir toprakta meşru fiziki güç kullanma tekelini elinde tutan insan topluluğu” şeklindeki devlet tanımında verili bölgede meşru güç kullanma hakkına sahip, sürekli hâkimiyeti sağlamaya çalışan insan topluluğu ile kastedilen ‘zorunlu politik örgütün’ idari personelidir. Bunlar genel olarak coğrafi bir ayırımla ordu ve polis şeklinde var olmaktadır. Ancak devlet belirli durumlarda güç tekelini geleneksel zor aygıtları dışındaki farklı bir yapıda örgütleyebilmektedir. Yasal dayanağını 1924 tarih ve 442 sayılı Köy Kanunu’ndan alan geçici köy koruculuğu sistemi de devletin düzeni korumak için kırsalda diğer aygıtlarından (polis, ordu, jandarma) farklı olarak örgütlediği bir zor aracı olarak 1985’te oluşturulmuştur. Köy koruculuğu 1924’te devletin güvenlik aygıtlarının her bölgede bulunmaması nedeniyle olası tehlikeye karşı köylüyü korumak için uygulanmıştır. Geçici köy koruculuğu sistemi hukuken ve uygulama açısından köy koruculuğu uygulamasından farklı olarak sürekli bir tehlike durumuna karşı yerel halkın kendilerini korumaları için geliştirilmiş bir önlemdir. Her ne kadar tarihsel bir deneyimden faydalanılsa da geçici köy koruculuğunun oluşturulma nedeni benzeri yapıların bulunduğu diğer ülke pratiklerine daha yakındır. Bu çalışma geçici köy koruculuğu politikasını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Yapılan analizde Türkiye’de görece yeni gelişmekte olan kamu politikası disiplini bağlamında süreç model esas alınmıştır. Süreç model belirli bir kamu politikasının aşamalarına ayırarak analiz edilmesine olanak vermektedir. Literatürde politikanın kaç aşamada inceleneceği ile ilgili farklı öngörüler bulunmaktadır. Çalışmada ele alınan politika için; geçici köy koruculuğu politikasını doğuran sorunun ortaya çıkışı, çözümün üretilmesi, politikanın uygulanması ve değerlendirilmesi aşamaları şeklinde dört aşamalı bir çözümleme yapılmıştır. Geçici köy koruculuğu politikası olağan zor aygıtlarının etkili olmadığı köylerde ortaya çıkan güvenlik açığının yerel halkı silahlandırarak kapatılması amacıyla oluşturulmuştur. İlk yıllarda amaca uygun bir şekilde ve köylülere çeşitli imtiyazlar sağlanarak büyüyen koruculuk sisteminde 1990’lı yıllarda, PKK’nın artan faaliyetlerine paralel olarak çözülmeler başlamıştır. İlk uygulandığı dönemde rıza esaslı gelişen politika 1990’lı yıllarda birçok olumsuzluğa neden olmuştur. Devlet açısından bu dönemde geçici köy koruculuğu sistemi, köylünün korunmasından çok devlete bağlılığın göstergesi olmuştur. 2000’li yıllarda Devlet ve PKK arasındaki çatışmanın yumuşaması paralelinde koruculuk politikasının kaldırılması sıklıkla gündeme gelmiştir. Bu dönemde korucu alımı uzun süre kesintiye uğramış ve ağırlıklı olarak sistem içindeki korucuların haklarında iyileştirmelere gidilmiştir. Geçici köy koruculuğu politikası birtakım başarılar elde etmişse de politikanın uygulanma aşamasında ortaya çıkardığı olumsuzluklar, sistem içindeki korucuların neden olduğu hak ihlalleri ve kendilerinin bir kamu görevlisinin sahip olduğu asgari haklardan yoksun olması nedenleriyle değerlendirildiğinde başarısız bir politikadır. Bunun yanı sıra zayıf bir hukuki temele dayandığı, fiili uygulamaların ağır bastığı ve içerisinde gizlilikleri barındıran olağan dışı bir politika olduğu sonucuna varılmıştır. Oluşturulma amacı olan kamu yararını sağlama işlevinin aksi sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Yapılan değerlendirmelerde başarısızlığı nedeniyle sıklıkla eleştirilen politika devlet ve korucular açısından ağırlıklı olarak ‘güvenlik’ ve ‘istihdam’ temelinde savunularak sürdürülmektedir

    Giriş-Takdim-Teşekkür-İçindekiler

    No full text
    Takdim-Teşekkür-İçindekile

    Büyükşehir Belediye Meclislerindeki Temsil Adaletsizliğinin Coğrafi ve Siyasi Görünümleri

    No full text
    There are two dimensions of fair representation in Metropolitan Municipality Councils (MMC) in Turkey. One of them is geographical fair representation and the other is political fair representation. The relationship between the number of representatives and population shows geographical dimension of fair representation and the relationship between the percentage of votes and seats in councils shows the political dimension of fair representation. Following the expansion of metropolitan municipality borders to the provincial borders factor of central and peripheral districts have been added to unfairness of representation in Metropolitan Municipality Councils (MMC). Thus, there emerged four different types of geographical and political unfairness of representation, including two dimensions for each. This article tries analyze the four different views of unfairness of representation observed in MMC of Turkey. In this context, index of disproportionality as well as index of unfairness which has been developed in this paper were used in order to show the degree of unfair representation in MMC. Significant unfair representations were found in all types in the analysisTürkiye’de büyükşehir belediye meclislerinde temsilde adaletin iki boyutu söz konusudur. Birisi temsilde coğrafi adalet, diğeri temsilde siyasi adalet. Nüfusla temsilci sayısı arasındaki ilişki, temsilde adaletinin coğrafi boyutunu; oy oranı ile sandalye oranı arasındaki ilişki ise temsilde adaletin siyasi boyutunu gösterir. Büyükşehir belediye sınırlarının il sınırlarına genişletilmesi sonrasında, BŞB meclislerindeki temsil adaletsizliğine merkez ve çevre ilçeler faktörü de eklenmiştir. Böylece coğrafi ve siyasi temsil adaletsizliğinin, her birinin ikişer olmak üzere, toplam dört farklı türü ortaya çıkmıştır. Makalede Türkiye’deki BŞB meclislerinde gözlenen temsil adaletsizliğinin dört farklı görünümüyle ilgili analizler yapılmıştır. Bu bağlamda BŞB meclislerindeki temsil adaletsizliğinin derecesini gösterebilmek için hem orantısızlık endeksinden, hem de bu çalışmada geliştirilmiş olan adaletsizlik endeksinden yararlanılmıştır. Yapılan analizlerde her türde önemli temsil adaletsizliklerinin olduğu görülmüştür

    Seçilmiş Ülkeler Kapsamında Türkiye\u27deki Belediyelerin Merkeze Bağımlılıklarının Analizi

    No full text
    Local governments do not have adequate funds in order to provide their services, and it makes them dependent on central authority. This article analyzes financial dependency of municipalities, which have an important role among local governments, on central government. From the aspect of dependency on central government, by discussing the central funds reserved for local governments in OECD countries and the portions in selected countries, the situation in Turkey was analyzed. Within this context, the explanations are made about the fiscal status of the municipalities by considering the case in the Netherlands, where the dependency on the central authority is high, and cases in Iceland and Norway, where the dependency is low. In the light of the information about the financial status of the municipalities in these countries, the financial status of the municipalities in Turkey was analyzed, focusing on their dependency on the central government from the aspect of incomeYerel yönetimlerin hizmetlerini sunabilmeleri konusunda yeterli gelirlerinin olmaması onları merkezi yönetime bağımlı hale getirmektedir. Bu makalede yerel yönetimler içinde önemli role sahip olan belediyelerin mali yönden merkezi yönetime bağımlılık durumları incelenmiştir. Merkezi yönetime bağımlılık açısından OECD ülkelerindeki yerel yönetimlere ayrılan merkez payları ile seçilmiş bazı ülkelerdeki paylar ele alınarak Türkiye açısından durum değerlendirmesine gidilmiştir. Bu kapsamda merkeze bağımlılığın kuvvetli olduğu Hollanda örneği ile bağımlılığın zayıf olduğu İzlanda ve Norveç ülke örnekleri ele alınarak belediyelerin mali durumları hakkında açıklamalar yapılmıştır. Bu ülkelerin yerel yönetimlerinin mali durumlarıyla ilgili bilgiler ışığı altında Türkiye’deki belediyelerin mali durumları gelir yönüyle incelenerek bu idarelerin merkeze bağımlılıkları konusu analiz edilmiştir

    FUNDAMENTAL RIGHTS: THE PRODUCT OF CASE LAW? BEFORE THE TREATY OF LISBON

    No full text
    This study aims to examine fundamental rights, with their source, scope and applications, in the process of becoming a part of the European Community legal order. It also investigates the European Court of Justice’s (ECJ) contributions to this process. The ECJ, which had considered economic reasons and initially refused to recognise basic rights, has changed its position and has defined respect for fundamental rights as a requirement in the integration process. It has referred to the constitutional traditions of member states in determining the scope of fundamental rights. The ECJ has also applied "the lowest common denominator" method when conflict occurs among the constitutions of member states, and has expanded the scope of fundamental rights in light of cases encountered over time. The conflict between the European Court of Human Rights and the ECJ has prevented the European Union from reaching a consensus on fundamental rights. Thus, some criticism has been directed at the ECJ regarding its role in determining fundamental rights. This article presents such critical assessments in order to implement a more successful, consistent and transparent basic rights structure for the European Commission.Keywords: Fundamental rights, human rights, European Court of Justic

    ULUSLARARASI SERMAYE AKIMLARININ KONTROLÜ VE AVRUPA BİRLİĞİ’NİN KONUYA YAKLAŞIMI HAKKINDA BİR İNCELEME

    No full text
    In 1973, the United States of America, Germany, Canada, Switzerland and Holland and then, in 1979, Japan and England abolished the controls on their capital accounts. Thus, a financial liberalization movement emerged initially in the developed countries. Developing countries such as Turkey, Mexico, Argentina, Indonesia, Thailand, Malaysia joined the financial liberalization movement in 1980s hoping to raise external capital for the domestic investments. In the end, numerous countries discarded in the last forty years the regulations that could hinder the mobility of international capital. It is known that international organizations such as IMF and the World Bank had a consensus view on the need for increasing the mobility of international capital until recent past. However, from a theoretical standpoint, views for managing international capital flows always existed in the economics literature along with the views advocating perfect capital mobility. In the aftermath of the global financial collapse which hit the advanced economic centers such as the United States and the Euro Area in 2008, number of the advocates of perfect capital mobility - including the IMF and the World Bank decreased and the view that management of capital flows might result in better ends became the dominanting view. In this context, a similar intellectual tendency emerged in the European Union and some practices came into effect. This article summarizes the literature on capital movements along with various methods of capital controls and reviews the discussions and implementations within the European Union regarding the capital controls.1973’te Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Kanada, İsviçre ve Hollanda, 1979’da ise İngiltere ve Japonya sermaye hesapları üzerindeki kontrolleri kaldırmıştır. Böylece 1970’ler boyunca ilk olarak gelişmiş ekonomilerde bir finansal serbestleştirme hareketi ortaya çıkmıştır. Söz konusu finansal serbestleştirme hareketlerine, yurtiçi yatırımları için dış finansman sağlayabilmek ümidiyle 1980\u27li yıllarda Türkiye, Meksika, Arjantin, Endonezya, Tayland, Malezya gibi gelişmekte olan ülkeler de dahil olmuştur. Neticede son kırk yılda birçok ülke uluslararası sermayenin hareketliliğini engelleyebilecek düzenlemeleri ortadan kaldırmıştır. Bu süreçte IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası örgütlerin yakın geçmişe değin uluslararası sermaye hareketliliğinin artırılması gerektiği yönünde bir uzlaşıya sahip olduğu bilinmektedir. Teorik olarak ise iktisat literatüründe uluslararası sermayeye tam serbesti sağlanması gerektiğini savunan fikirler yanında kontrolü savunan yaklaşımlar da öteden beri mevcuttur. 2008 yılında yaşanan ve Amerika ile Euro Alanı gibi gelişmiş ekonomik merkezleri vuran küresel finansal çöküşün ardından, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası örgütler de dahil olmak üzere, artık tam serbestiyi destekleyenlerin sayısı giderek azalmış ve bazı hallerde uluslararası sermayenin kontrolünün daha iyi sonuçlar verebileceği düşüncesi hakim düşünce haline gelmiştir. Bu bağlamda benzer bir düşünsel yönelim Avrupa Birliği’nde de ortaya çıkmış ve çeşitli uygulamalar hayata geçirilmiştir. Bu makale sermaye hareketleri hakkındaki literatür ile sermaye kontrolüne ilişkin çeşitli yöntemleri özetlemekte ve Avrupa Birliği’ndeki sermaye kontrolü tartışmaları ile uygulamalarını incelemektedi

    FREE MOVEMENT OF GOODS: EXTERNAL TRADE

    No full text
    CHAPTER VII

    0

    full texts

    3,866

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇